Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Mindfulness

Zihinde yaşamak mı, anda kalmak mı?

İçeriği Paylaş

Zihinde yaşayan insanlar, problem üstüne düşünmenin problemi çözeceğine inanıyor. Oysa sürekli düşünme hâli, problemin kendisi olmaya başlıyor. Bu da kişiyi otopilota sokuyor, yaşam kalitesini düşürüyor. Peki, zihinden nasıl çıkacağız? Mindfulness bir yol gösteriyor. Psikolog Barış Gürkaş’la konuştuk.

Yazı: Aydın Meral

Mindfulness’ın sade bir tanımıyla başlayalım. Özünde neleri barındırır?

Tüm dünyada üzerine çalışmalar yapılmış ve günümüzde artık sıklıkla duymaya başladığımız bir kavram. Mindfulness, temelini Budist felsefeden alıyor görünse de günümüzde artık Batı toplumlarının da kullandığı çok boyutlu bir yapıya evrildi. Üzerine bilim insanlarının derinlemesine çalıştığı bir alan. Öz olarak tanımlarsak kişinin şimdi ve burada kalabilmesi, dikkatini burada tutarak beş duyu organıyla algıladığı dış dünyayı yargısızca yorumlayabilmesi ve onu tekrar hatırlayabilmesi olarak söyleyebiliriz. Hatırlama diyorum çünkü bu bizde olan bir özellik iken yıllar içinde çevresel faktörler ve uyaranlar nedeniyle bu özelliğimizi unuttuk. Beynimiz farklı bir şekilde düşünme ve dönüşme yönünde evrilmeye başladı. Beyin inanılmaz bir makine gibi çalışır ve siz onu ne yönde şekillendirirseniz o yöne eğilim gösterir.

Buradaki kastınızın süreç boyunca öğrendiğimiz yanılgılarımızı ve yanlış eğilimlerimizi fark edip bir nevi fabrika ayarlarımıza geri dönmek olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, fabrika ayarlarına geri dönmek. Bazen yeniden hatırlamak olarak da ifade edilir bu ama aynı zamanda hâlihazırda yaptığımız şeyleri de bir yandan sürdürme becerisine sahip olmaktır.

Yani bir eşgüdümle mi sürdürülmelidir?

Kesinlikle, çünkü biz aynı zamanda günlük hayatını sürdüren, o uyaran bombardımanı içinde üretken olmayı başaran bir varlığız. Mindfulness bu anlamda bizim odaklanmamızı sağladığı gibi anda kalma becerimizi de arttıran, birincil amacı hayattan keyif almak olmasa da odaklandıkça, dikkatimizi ‘şimdi ve burada’ya getirdikçe dolaylı olarak hayattan keyif almamızı sağlayan bir çalışmalar kümesi. 1980’li yıllarda Jon Kabat-Zinn tarafından Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR) diye 8 haftalık bir program geliştiriliyor. Başlarda daha çok ağrılar üzerinde çalışan bir yapıyla kurgulanıyor fakat zamanla stres azaltma programına doğru evriliyor. Stresi etkin olarak azaltmada başarılı olduğu bilimsel çalışmalarla saptanıyor.

Günümüzde şirketlerde ve bazı okullarda mindfulness’ın kullanılmaya başladığını görüyoruz. Özellikle dünya devi olan şirketlerde kullanılıyor.

Mindfulness ile terapide süreç nasıl işliyor? Danışan-danışılan bağlamında soruyorum.

Normal bir terapide danışan gelir, ona çeşitli uygulamalar yaparız ya da çocukluğuna ineriz. Mindfulness ise 8 haftalık bir zaman diliminde grupla yapılan bir çalışma. Tabii ki terapilerde kullanılan teknikleri de var ama genel anlamda grupla yapılır. 8 haftaya ilaveten bir günlük de “sessizlik günü” dediğimiz bir süreç var. 8 hafta boyunca grup olarak bazı egzersizler, paylaşımlar yapıyoruz. Bunların içinde meditasyon çalışmaları, mindful hareket, mindful yoga gibi etkinlikler oluyor.

Peki bu süreç dünyanın her yerinde aynı şekilde mi işliyor?

Evet, aynı şekilde işliyor ve bizler bunun sertifikalı uygulayıcılarıyız. Tüm dünyada bu 8 hafta aynı şekilde uygulanır. Ayrıca danışanlara verilen, terapi dışı zamanlarda evde uygulamaları gereken egzersizler de vardır. Zihin plastisite özelliği sayesinde bu süre içerisinde nörolojik olarak dönüşür. Aslında “yeniden hatırlama” dediğimiz noktaya o egzersizler sayesinde tekrar döner. Aynı bir spor salonuna gider gibi… Nitekim bu süreç sonunda beyindeki değişim ve şekillenmeyi görebiliyoruz.

Birey dediğimiz varlık bir kültür bağlamında doğar, doğduğu bölgeye göre farklı şekilde evrilip değişir. Siz 8 haftada aynı süreçlerin gerçekleştiğini söylediniz. Peki bu süreç sonucunda varılan noktalar da aynı mı?

Çıktılar genel olarak aynı çünkü kültürlerden arındırılmış bir metodoloji var aslında. Burada bazı örnekleri kültürlere has verebiliyoruz. Belki bizde ilgi çekecek bir örnek Mevlânâ’ya aitken, Amerika’da başka bir düşünüre ait olabilir. Yani yapı ya da omurga aynıdır ama içine eklemlenen bileşenler o kültürün bağlamına uyarlanabilir. Mindfulness meditasyonları aynıdır. Örneğin 40 dakikalık beden taraması dediğimiz ve bedenin zihin tarafından ayaktan başa kadar taranması her yerde aynıdır. Bu egzersiz sırayla bedenin tüm bileşenlerinin üzerine ayrı ayrı düşünülerek, o bölgeye odaklanılarak yapılır. Yerel uyarlamalara açık bir sistemdir. Burada vurgulayacağım şey ve sorunuza yanıt olacak olan kısım, ortaya çıkan sonucun aynılığıdır. Bizde farklı Amerika’da farklı kültürel yapılar olsa da danışanın zihninde oluşacak varış noktası aynı olur çünkü sisteme sokulan farklı girdilerin amacı değişmez.

Yine de dünyanın farklı kültürlerinde bireylerin farklı problemleri olduğunu söyleyebiliriz. Burada problemleri aşmak için mindfulness ile beraber kullanılan başka metotlar var mı?

Benim bireysel çalışmalarımda, bu 8 haftalık süreçten farklı olarak terapi odamda kullandığım teknikler var. Örneğin son dönemde özellikle kurumsal hayattaki insanlarda gözlemlediğim şey, pandemi ile beraber yoğun ve uzun çalışma saatlerinin zihinleri ile kurdukları ilişkiyi arttırmış olması. Zihinde yaşayan insanlar, problem üstüne düşünmenin problemi çözeceğine inanmaya başlıyor. Oysa sürekli düşünme hâlinin problemin kendisi olmaya başladığını görüyorum. Bu da kişiyi otopilota sokuyor. Çalışırken ya da yemek yerken sürekli kafanın içinde olma –yani otopilotta olma- durumu, kişinin yaşam kalitesini düşürmeye başlıyor. Hep zihinde veya ekranda olma, sürekli bilgi bombardımanına maruz kalma hâli insanların bedenlerinden -ve tabii andan- kopmasına neden oluyor.

Kafamızın içinde problem çözme hâli problem hâline geldiğinde –ki biz ona zihinde geviş getirme deriz, beş duyumuzla tekrar ana gelerek, “şimdi ve burada”ya dönerek, sürekli çalışan zihne mola verdirmiş oluyoruz. Zihnin başka türlü düşünmesini sağlıyoruz. Problem çözme modunda değil, hayatı duyumsama modunda çalışmasını sağlıyoruz. Ana gelen birey daha kolay problem çözmeye başlıyor. Bu anın içindeyken tehlikede olmadığını anlamaya başlıyor. “Bulunduğum yerde bir tehlike yok ve güvendeyim” diye düşünüyor. Güvende olduğunu anlamaya başlayan beyin hayattan daha fazla zevk almaya başlıyor.

Günümüzde zihinde olma hâli birçok kültürde ortak bir durum. Biz zihin dışında bir yaşamın olduğunu tekrar hatırlatmaya çalışıyoruz. Çocuklukta hayattan zevk alma hâlini tekrar zihne öğretiyoruz.

Mindfulness’ta ana odaklanma var. Peki otopilot eylemler için de geçerli mi bu? Örneğin bahar mevsiminde dışarıdayım. Etrafımda yemyeşil kırlar ve güzel dağlar var. Burada otomatikleşen yürüme eylemine mi odaklanılmalı yoksa baharın sunduğu güzelliğe mi?

Zihniniz bu güzel ortama rağmen bazı düşüncelere dönüyor. Öncelikle zihnin düşünce üreten bir makine olduğunu bilmeniz gerekiyor. Bizi diğer canlılardan farklı kılan özelliğimiz düşünce üretme becerimiz. Bu özelliğimiz olur olmadık yerlerde aktive olur. O parkta yürürken zihnimizde beliren düşünceler bazen keyif almak için çıktığımız parktan keyif almamıza engel olur. Zihnimizi tekrar o geviş getirme hâline sokmaya başlar. Düşüncelerin tekrar geldiğini fark ettiğimizde dikkatimizi beş duyumuza vermeliyiz. Bu bizi ana getirir. Belki yürürken yüzümüze değen rüzgârı hissederiz. Ayaklarımızı, dizlerimizi, genel olarak bedenimizdeki duyumsamaları fark edebiliriz. Kuş seslerini duyabiliriz. Sadece o parkta mevcut oluruz. Bu, o an için elimizde olan tek şeydir. Bunları gün içinde ara ara yaptığımızda zihnimizdeki otopilottan çıkarız. Biz sürekli geçmişte ve gelecekte olduğumuz için zorlanıyoruz bugün hayatta. Evet, zihnimiz bazen geleceğe gider, bazen geçmişe döner. Ama bunun sürekli olması bizi strese, depresyona ve anksiyeteye sokar. Beş duyu organımızla ara sıra “şimdi”ye gelirsek hayat kalitemiz artmaya başlar.

Günümüzde çoğu kentte aşırı yoğunluk, gürültü, iklimsel sorunlar vb. durumların getirdiği bazı şeyler var. Örneğin gerginlik, kabuğuna çekilme, sabırsızlık ya da her şeyi hemen tüketme hâli... Sizin gözlemleriniz nasıl?

İnsanlar hayattan alacağı tatmini, kendini gerçekleştirmeyi, mutluluğu hep dışsal faktörlere yöneltmiş durumda. Ve bu dışsal faktörlerden hep bir beklenti içinde olmak, sürekli arayış içinde olmalarıyla sonuçlanıyor. Aradığımız şey bu şekilde bulunacak bir şey değil, bu ancak insanın kendine dönmesiyle mümkün olabilir. Kendi içsel süreçleriyle temas kurmasıyla, farkındalıklarıyla, kendi varoluşuna şefkatle yaklaşmasıyla sağlanabilir. Kendine temas, meditasyon ve yoga gibi çalışmalarla mümkün olabilir. Mindfulness çalışmalarının da en güçlü yanlarından biri insanların kendileriyle temaslarını arttırması. Oradan oraya savrulmalarını engelliyor olması.

Mindfulness süreci boyunca kişilerde nasıl bir değişim oluyor? Sürece kendilerini güvenle bırakıyorlar mı yoksa psikolojik bir ket vurma yaşanıyor mu?

Değişim her zaman acılı olur. Bedel ödemek, zaman harcamak gerekir. Bedensel değişim için nasıl spor salonuna gidilip çalışılıyorsa, nörolojik gelişim için de çalışma yapmak gerekiyor. Sürecin başında insanların meditasyon gibi yollara dair yargıları var. Bu, değişimin gerçekleşmeyeceğine dair bir inanç.

Bir nevi öğrenilmişlik çaresizlik mi?

Tam olarak öyle. Süreç ilerledikçe, gerek süreç içerisinde gerekse sonunda sunduğumuz uygulamaları yapanlarda ciddi değişimler gözlemliyoruz. Kişilerin bile şaşkınlıkla karşıladığı, çarpıcı bir şekilde gerçekleşiyor. “Artık hayatı farklı algılıyorum” gibi geri dönüşler alabiliyoruz.

Peki bu sağaltılmış durum bireylerde kalıcı bir davranışa dönüşüyor mu?

Tabii ki. Hayatlarının bir parçası oluyor. Biz tedavi süresince onlara bir nevi yoldaşlık yapıyoruz ve birliktelik bittiğinde sağlıklı olarak yollarına devam ediyorlar.

Mindfulness genel olarak yetişkin gruplarında uygulanıyor. Çocuklarda da eğitime dâhil edilmesi daha işlevsel olmaz mı?

Gelinmesi gereken aşama budur. Eğitim ayağında bir gerekliliktir. Ülkemizde de yavaş yavaş bu oluşmaya başlıyor. Bize ulaşıp projelerinde yer almamızı isteyenler oluyor. Tübitak fonlarıyla bunu eğitime yerleştirmeye çalışan arkadaşlar da var. Mindfulness’a küçük yaşlarda başlanması gerekiyor; hatta okulun ötesinde, aile kültürünün bir parçası olmalı.

Son olarak mindfulness’a getirilen eleştirileri sormak istiyorum. Mindfulness’in bireyi edilgenleştirdiğini ve şartlarını olduğu gibi kabullendirmeye çalıştığını dile getirenler var. Ne düşünüyorsunuz?

Mindfulness Doğu kökenli, Doğu’dan çıkmış bir kavram. Bunu kabul etmek lazım. Doğu ile Batı arasında her zaman bir fark var. Sevdiğim bir alıntı vardır: “Hep Batı’nın üretkenliğinden bahsediyorlar ama gün gelecek yaşamayı Doğu’dan öğrenecekler.” Bunu edilgenlik olarak tanımlamak bana Batı tarzı düşünmek gibi geliyor. Yaşamı duyumsamak bizi nasıl olur da edilgenliğe götürebilir? Kendim, yakın çevrem ya da önemli bir statüde olan bireylerden gözlemliyorum; kaldı ki Google ya da dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden SAP gibi dünya devlerinin mindfulness departmanlarının olduğunu görüyoruz. Birlikte meditasyon yaptığım kişilerle gözlemlediğim net şey şu: İnsan o bağımlılığının, o ilişkisinin veya o içinde bulunduğu ortamın kendisine rahatsızlık verdiğini, ona zarar verdiğini anladığında onun içinde duramaz çünkü beyni buna izin vermez. Meditasyon edilgenliğin aksine, sizin rahatsızlık duyduğunuz noktada sizi oradan çıkarmaya çalışır. Buna rağmen tüm eleştirileri okumaya çalışırım, acaba atladığım noktalar var mı diye… Ancak bunlar arasında beni ikna eden olmadı.

Psikolog Barış Gürkaş kimdir?

Okan Üniversitesi Psikoloji bölümünün yanı sıra İşletme bölümünde çift anadal programını tamamladı. Aynı üniversitede klinik psikoloji üzerine uzmanlık yaptı. Kendi özel kliniğinde tam zamanlı olarak danışan görüyor. Bilişsel Davranışçı Terapi ve Mindfulness yaklaşımlarını kullanıyor. Kurumsal şirketlere stres, motivasyon ve duygular üzerine danışmanlık veriyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo