Haber kapak görseli
Genel
12 dk okunma süresi
Mindfulness

Kök salarak hisset...

İçeriği Paylaş

Geliştirdiği bütünsel ve mindfulness odaklı yoga uzmanlık programını pandemi sürecinde bağış sistemi ile sundu. Böylece binlerce insana yoga konusunda bilgilenme ve kariyer edinme olanağı sağlayan bir sosyal sorumluluk projesi başlattı. Sevgili Zeynep Aksoy ile yaptığımız bu röportajda yoga ve mindfulness’a dair birçok sorunun cevabını bulacaksınız.

Yazı: Pınar Onaran Altın

Benim yoga ile tanışmam nefesin hayatıma girmesi ile paralel oldu. Nefes sonrası açılan kapılardan biri oldu benim için. İlk hocam ile yogayı, asanaları ve genel olarak felsefesini tanıdım. Ara verdiğim dönemler olmasına rağmen yoga hep hayatımda oldu, çünkü iyi geliyordu ve seviyordum. Eğitmenlik eğitimi hep aklımın bir köşesinde olan bir konuydu ancak hiç adım atmadım bu konuda. Şu an dönüp baktığımda, doğru kişi ve eğitimi beklediğimi anlıyorum. Bu sonbaharda kafamda binbir soru ile kayıt oldum.

Zeynep Hoca tüm doğallıyla yılların tecrübesini ve bilgisini aktarıyor. Yogaya dair bilinen tüm kavramları yeniden tanımlıyor ve zihinlerimizi açıyor. Yaptığımız röportajda yoga ve mindfulness’a dair birçok cevap bulacaksınız.

Yoga ile ilk tanışmanız nasıl gerçekleşti?

Yoga ile tanışmam New York’ta yaşadığım dönemde oldu. Ancak çocukluğumdan beri spiritüel dürtülerim ve arayışım vardı. Ailem hiç dindar değildi. İlkokulu Japonya’da okuduğum için orada Budizm ve Şinto olmak üzere farklı bir spiritüel yaklaşımım olduğunu hissetmiştim. Bilinir olmaya başladığı ilk dönemlerde tanıştım yoga ile. Çok fazla hareket etmeyen biri olduğum için fiziksel aktivite bana çok iyi gelmişti. Jiva Mukti adlı bir merkezde o dönemde Madonna, Christian Slater gibi ünlüler ile birlikte ders aldım. Çok eğlenceli bir ortamdı. Bir yandan da yoga hocaları çok spiritüel konuşmalar yapıyordu. O an vuruldum yogaya ve “işte bu” dedim.

O dönem yapılan yoga için mindfulness’tan bahsedemem, çünkü genel tavırları “mağdur et kendini” gibi bir yaklaşımdı. “Acıyorsa da yap” gibi bir beden yaklaşımları vardı yani... Ancak çok ilginç bir şey ki, ne zaman dikkati nefese getirirsen mindfulness otomatik başlıyor, interosepsiyon başlıyor. İnterosepsiyon bir duyu. Bizlere genelde beş duyu öğretilir. İşitme, oküler (görme), tatma, taktil (dokunma), koklama. Ancak bunlar dışında beden pozisyonumuz ve hareket algısı olan “propriosepsiyon”, uzaysal beden algısı “vestibuler” ve iç organlarımızdan gelen bilgiyi yorumlayan “interosepsiyon” duyumuz var. Otonom sinir sisteminden gelen her sinyal interoseptiftir. Yani ben tehdit altında mıyım, güvende miyim, bunun bilgisi interosepsiyondan gelir.

O sebeple aslında her yoga hocası mindfulness öğretir. Diyelim ki hoca vasat bir eğitim almış, yogayı çok da iyi bilmiyor ve anatomik olarak insanları incitiyor; ancak hareket ile birlikte nefese yönelik farkındalık olduğu an herkes dönüşmeye başlar. Dolayısıyla ben yogaya ilk adımlarımı artık takip etmediğim bir yoga tarzıyla attım. Yolculukta daha sonra Godfrey Devereux karşıma çıktı. Eşimle de o eğitimde tanıştım.

Godfrey Devereux’dan aldığınız eğitimde neler farklıydı?

Godfrey, Zen geleneğinden geldiği için yani Budist geleneğinde meditasyon yaptığı için yoga ile birlikte özgün bir kombinasyon yapmıştı. Hâlâ Türkiye’ye eğitim vermek için gelir. Mindful bir dili ve beden yaklaşımı vardır. Felsefesi şudur: Araştır, hisset, bir şey peşinde koşma. Diğer klasik yoga hocalarında ise “şu spirali uygula, buraya uzan, hizana dikkat et” gibi bir yaklaşım mevcuttu. Godfrey mindful dile ve uygulamaya sahip bir yoga hocasıydı. Peter Levine yaklaşımı ile travma bilgisi ortaya çıktı, bedene yaklaşımın ne kadar hassas olması gerektiğini ve önemini fark ettik.

Tüm bu ekoller ve deneyimler ışığında sizde ve yogada nasıl bir anlayış/felsefe gelişti?

O döneme kadar yoga spor salonu faaliyeti gibiydi aslında. Travma bilgisi yayıldıkça ve mindfulness dünya çapında popülerleştikçe yogada da “hisset, sınırlarını aşma, hislerini fark et” gibi bir yaklaşım gelişti. Dışarıdan estetik bir gözle bakmak yerine “içerde hisset” anlayışı zaten girmişti artık. 2000’li yıllarda bunu yaptığımda henüz bu kadar popüler değildi. O zamanlar travma bilgileri de bu kadar bilinmiyordu. Aslında o dönemlerde ben yogada mindfulness uygulamaya başlamıştım. Eşim de Budist geleneğinden yetişmiş bir kişidir, yoga temelli değildir. 18 yaşında meditasyona başlamış ve 20’li yaşlarda yoga ile Godfrey sayesinde buluşmuş. Birlikteliğimiz sürecinde ondan da çok şey öğrendim. Türkiye’de mindful bir dille, binlerce senelik geleneksel seküler bir şekilde, din gibi olmayan bir noktadan Budist meditasyonu anlatmaya ve tanıtmaya başladık. Türkiye’de özgün bir ekip olduk.

Sonrasında eşim Oxford’da mindfulness masterına başladı. Ben de o dönemde anatomik fasya ve fasya bilgisi ile karşılaştım. Fasya çalışmalarında da mindful bir yaklaşım öneriliyordu. Yani bedeninde rahatsızlık olan bir nokta varsa, onu mekanik olarak hareket ettirmek yerine hissederek, daha araştırmacı bir yaklaşımla hareket ettirdiğinde daha şifalı olduğunu görüyor ve anlatıyorlar. Bu da harekette mindfulness’a yer açıyor. Sağdan soldan gelen tüm bilgiler aynı kapıya çıkıyordu, mindfulness’a.

Yoganın birçok türü var, kimi meditasyona kimi de harekete yoğunlaşıyor. Siz yogayı nasıl tanımlıyorsunuz?

En eski metinler olan Bhagavad Gita Unisipadlar, Patanjali Yoga Sutralar gibi yogayı tanımlayan metinlerde hareket yok, hareketten bahsetmiyorlar. Hareket ekolü daha yeni, 1000 senelik bir ekol, “hatha yoga” deniyor. Yoga bilinçte bir dönüşüm; algın dönüşüyor. Orada duranı yılan zannediyorsun, sonra bir bakıyorsun aslında ipmiş. Algın değiştiği için korkun gidiyor ve bu ölüm korkusu için bile geçerli olabiliyor. Çoğu kişi uyanık olmasa da, çoğumuz o denli bir bilinç dönüşümü yaşamasak da dereceleri var. Ben yüzde 5-10 uyansam bu hayatımda, o benim için değerli. Çünkü o yüzde, annemin beni yetiştirmesi ile benim çocuklarımı yetiştirmem arasındaki dağlar kadar farkı gösteren nokta oluyor.

Küçük değişiklikler hedefleyelim derim, yoksa çok hayal kırıklığı oluyor. Çünkü meditasyon yapıyorsun, kitaplar okuyorsun, sonra mesela birdenbire bir olay oluyor ve “nefret ediyorum o adamdan” diyebiliyorsun. Ardından da kendi kendine, “ben 20 yıldır yoga yapıyorum ama…” O sebeple çok büyük bir şey beklemeyelim, bunun altını çizmek isterim çünkü çok önemli.

Yoga hayatınıza girdikten sonra sizi en çok şaşırtan ne oldu?

Bedenimle barışık bir insan değildim, blumia denilen yeme bozukluğum vardı, yiyip kusardım. Kendimi beğenmezdim, şişman görürdüm. Kimse o yüzden beni beğenmeyecek diye düşündüğüm bir dünyada yaşıyordum. Bunun çok kadında olduğunu düşünüyorum aslında. Kültürün alt metninde ördüğü, insanların bakışından, tepkilerinden kodlanan bir mesaj var ve büyük enerji tüketen bir şey hepimizde. Kadınların aklının yüzde 50’si görüntü ve dışarıdan beğenilme üzerine kodlu. Bu boşa harcanan bir vakit. O alanda dönüşüm olması muazzam bir şey ve yine de yüzde 100 olduğunu düşünmüyorum. Çünkü öyle bir kodlanmış ki, aynada kendimi gördüğümde baktığım yerler hep aynı ve o bakış otopilottan geliyor, yani aynı noktaları kontrol ediyor. Otopilotu tanıyabilmek ve ona evet bu otopilot diyebilmek, benim utançla baş etmemi, insanların beğenisi olmadan yolumda ilerleyip risk almamı ve tutkularımı takip etmemi sağladı. Daha ne isteyebilirim diye düşünüyorum.

Sizce meditasyon ve yoga bir yaşam biçimi mi?

Gittikçe ikna oluyorum buna. Eskiden yaşam biçiminiz ne olursa olsun hareketleri yapın derdim ancak günümüzde sosyal medya sayesinde insanların ne kadar büyük ızdırap yaşadığı ortaya çıktı. 50 sene önce dünyanın neresinde çatışma var, orada fakirlik nasıl gibi konuları bilmezdik. Şimdi hepsinden haberdar oluyoruz. Eski değer sistemi değişiyor. Önce ailemi kurayım, sonra zengin olayım, benim neslim ve bir sonraki nesil rahat etsin, korunsun şeklindeki kafa yapısının değişmesi gerekiyor artık. Değişmezse iklim elden gidiyor. Bu bir hayat tarzı. Sen bir işveren olarak iş yerinde insanları fakirliğe düşürüyorsan, “full time almayalım ki SGK’sını ödemeyelim” düşüncesindeysen, bir insanın ve ailesinin hayatını etkilediğini bile bile bu kararı alabiliyorsan ve sonra gidip lüks bir yoga merkezinde “kafa dönüşü” yapıyorsan, benim için bir yogi değilsin. Bunlar ciddi düşünülmesi ve bütünsel olarak yaklaşılması gereken konular artık.

Yoga ve mindfulness arasında nasıl bir bağ var? Yoga meditasyon için mi alan açıyor, mindfulness için mi?

Yoganın orijinali zaten sadece meditasyon. Hatha yoga -hareket içeren yoga tarzı- meditasyonu desteklemek için ortaya çıktı. Günümüzde yoga hareket, meditasyon başka bir şey gibi görülüyor. Yoga dediğimiz şey meditasyon ve hareketlerdir. Meditasyonda ulaşılan yüksek bilinç seviyeleri için bedeni pişiriyor derler. Yoga hareketleri bedeni pişiriyor ki kâse daha sağlam olsun. Çünkü bazı aydınlanmalar yaşadığında insanın sarsıldığı söyleniyor. Peter Levine yaklaşımıyla bakarsak, güç kazanmadan travmana bakamıyorsun. Eğer donanımlı değilsen, içinde yeterince haz ve pozitiflik yoksa, o zor travmana bakamıyorsun bile. Bence ikisi de aynı şeyi anlatıyor. Önce “resilience” yani güç yaratıyorsun ve sonra o bilinç oluşunca, değişim gerçekleşince hazırsın. Hareketler ve nefes çalışmaları kişiyi meditatif oturma için donanımlı kılıyor.

Kişinin sinir sistemi fasyadan geçtiği için hareket ve nefesle sinir sistemini regüle edebiliyoruz. Beynin yapısında dönüşüm başlıyor. O yüzden daha derine inmek istiyorsan yalnız kalıp, sessiz oturup, hareket etmeden durmalısın. Bu illa meditasyon değil. İslam ve diğer dinlerde de “yalnız kal, içine dön, dua et” gibi şeyler vardır. Bu insan için şart aslında; ancak otopilotta, hissetmeden yaparsan çok işe yaramıyor. Dönüşüm olması için tavır önemli; mindfulness ve meditasyonu bugün tavır olarak öğreniyoruz. Yapılan, kendi bilincin ve tavrınla ilgili bir çalışma. Bir kez bunu öğrendikten sonra namaz kılarken de, bir kilisede dua ederken de kullanman mümkün. Burada bakılan, kılıfın içinde ne olduğu, kılıftaki şekil değil. Yoga birçok insan için kılıf olabiliyor.

Sizin yaptığınız ve ders verdiğiniz yoga yıllar içerisinde nasıl evrildi? Neredeydiniz, şimdi nerede görüyorsunuz kendinizi?

New York’ta başladığımda çok gençtim, 20’li yaşlardaydım. 25 yıl önce tabii daha hareketliydim, bedenim daha gençti ve en zor pozları yapan yoga tarzlarıyla başlayıp bir süre öyle devam ettim. Fakat sonra bedenimin buna elverişli olmadığını anladım. Omuzda incinme, bedende ağrılar baş göstermeye başladı. İnsan kendi beden yapısına göre bir yoga tarzı buluyor pratikle. Mesela kalçası esnek olanlar, kalça esnekliği gerektiren bir tarzı seçebiliyor doğal olarak. Erkekler üst bedenleri daha büyük olduğu için eller üzerinde ve denge ağırlıklı bir tarzı seçebiliyor. Yapılan testlerle orta esneklikte bir beden yapım olduğunu öğrendim. İncinmeye meyilli bir bedenim olduğu için seçimim daha çok terapötik yoga oldu.

Eğitmenlik eğitimlerinizde büyük bir açıklık ile bilgi ve deneyimlerinizi paylaştığınızı biliyorum. Bu size nasıl bir katkı sağlıyor? Öğrencilere böyle bir alan açmak onlara neler sağlıyor?

Covid bu anlamda çok büyük bir farkındalık yarattı aslında. Advayta yoga eğitmenlik eğitimini bağış usulü olarak açmadan önce çok düşündüm. Ölmeden önce ne yapmak istiyorum diye ciddi ciddi düşündüm. Eğer hayatım bitti ve öleceksem, vakit kalmadıysa, Zeynep olarak ne yapmak istiyorum? Sonrasında büyük bir korku da yaşadım. Ücretsiz sunmayalım, küçük de olsa bir ücret koyalım, ucuz olsun diye düşündüm. Sonra aynı şey olmadığını fark ettim. Bir şeyi bağış usulü sunmak ile ucuz bir fiyata sunmak aynı his değilmiş.

Bağış usulü eğitimi açtıktan sonra insanlar ağlayarak, şükrederek eğitimlere kayıt olmaya başladı. İnsanların tepkilerini görünce doğru bir karar verdiğimi anladım. Bu bilgilere ulaşamayanlara bunu verebilmek benim yaşam amacım zaten. Herkes belirli bir şey yapabiliyor, benim yapabildiğim de yoga. O yüzden yoga ve farklı konuları da bonkör ve insanlara faydalı şekilde sunma yollarını hâlâ araştırıyorum. Nisan ayı itibarıyla eşim David’in mindfulness eğitimini bağış usulü olarak sunduk. Bizim de dünya ve Türk toplumuna bir katkımız olsun diye düşünüyoruz. Çok büyük bir tatmin oldu bu süreç. Eğitimde 2 bin kişi var ve kimse şikâyet etmiyor. Normalde ücretli verdiğim eğitimlerde şikâyet olurdu, beklentiler yüksek olurdu. Bunların hiçbirini yaşamadık. Herkes memnun süreçten.

Sizinle yoga yapmak çok farklı bir deneyim. Hareket etmenin ötesinde, meditatif bir alan açılıyor ve kişiye çok şey katıyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Godfrey ile yaptığım eğitim ve çalışmalar ile onun kullandığı mindful dil yoğun bir şekilde beynime girdi ve deneyimledim. Bir şeyi duyduğumda, örneğin “kök sal, hisset”, bunu nasıl daha iyi ifade edebilirim diye dil üzerine sürekli düşünen biriyim. “Kök salarak hisset” olarak ortaya çıkabiliyor. Yin yoga eğitimi için Paul Grilley’e gidiyorum, mindfulness buna nasıl daha iyi eklenebilir üzerine sürekli düşünüyorum. Fasya eğitimine gidiyorum, tavırları mindful ancak dilleri değil. Dillerini nasıl daha mindful bir alana getirebilirim diye düşünüyorum. Peter Levine eğitimlerine gittim, orada da fazla koruyucu bir dil var, buna nasıl motivasyon katabilirim diye düşündüm. Hoca hiçbir şekilde öğrenciye bakmıyor, bu da çok abartı mesela.

Farklı eğitim ve eğitmenlerden öğrendiklerimi harmanlama yeteneğine sahibim. Belki hiçbir şeyin ustası değilim ancak içine daldığım konuları özgün şekilde bir araya getirip hiç yapılmamış bir şey oluşturabiliyorum. Bu da insanlarda büyük bir güven yaratıyor. Öğrenciler sizin bu anlattıklarınızı hangi platformdan öğrenebiliriz, nasıl edinebiliriz diye çok soruyorlar, bazen komik geliyor çünkü yok öyle bir yer.

Bir online seminerinizde ilk üç çakrada korkular (1) dürtüler (2) ve görevler (3) olduğunu, spiritüel yaşamın 4. çakrada başladığını söylemiştiniz. Bilinçli farkındalık da ilk üç çakranın üzerine çıkabildiğimizde mi başlıyor? Kişi kendinde bunu nasıl fark edebilir? Çünkü bu noktada kişinin kendi ile derin bir bağlantısı olması gerekiyor...

Karanlıklar bir kuyu gibi, deştikçe çıkıyor. Kendi travmalarının ötesinde, aile sisteminden gelen travmalar bilimsel olarak bile kabul ediliyor günümüzde. Yurt dışında yapılan bir deneyde, bir nesil kıtlık çektiyse iki nesil sonra bunun obezite olarak ortaya çıkabildiği kanıtlanmış. Geçmiş nesillerin travmaları genlerimize aktarılıyor. Dr. Gabor Mate bundan bahsediyor, epigenetik deniyor buna.

İlk üç çakra bölgesindeki karanlıklara baktıkça, sen yaşamamış olsan bile tecavüz, göç, birini öldürme gibi deneyimler ortaya çıkacaktır. Bütün insanlığın yaşadığı bu olaylar, bağlantıda olduğuna inanıyorsa eğer, bireyin içeriye dalmasıyla da kendini gösteriyor. Sırf kendine değil, insanlığın tarihçesine dalıyorsun aslında. Bu noktada mindful olmak, fazla dehşete düşmemek için önemli.

Hepimizin hayatında rahatsız edici anılar var. Belirli bir noktada bunları kabul etmek ve kapılıp gitmemek değerli bir bilgi, bunu mindfulness öğretiyor. Duyumların gelip geçtiğini izliyorsun; anılar, resimler akıp gidiyor. Onlara kapılıp gitmeden var olabilme hâliyle kalabilmek önemli. Yoksa sonsuz bir ızdırap ve kuyunun içine düşmek mümkün. Amacımız sırf deşip ortaya çıkarmak değil, öğrenmek. Niye sorusunun cevabı önemli değil, ortaya çıkan duyumla kalabilmek ve onunla yaşayabilmek önemli. Birçok kişi spiritüelliğe travmatize girdiği için, o travmalarını şifalandırmak için başlıyor. Bunun büyük bir parçası da “Niye bana böyle oldu?”, “Bu kişi ile ilişkimi nasıl şifalandırabilirim?” soruları... Zamanla, niye, nasıl, neden, olay neydi, neye bakmam gerekiyor şeklindeki o deşme sona ermeye başlıyor alt çakralarda.

“Advayta bana niye burada olduğumu hatırlatıyor”

Advayta yoga nedir?

Advayta Hindistan’dan gelen felsefenin ismi. Aslında “iki değil” demek. A “değil” (negatif), “dvayta” da düalist demek. Çok süptil bir kavram. Egonu gördüğün ve deneyimlediğin şeyden ayrı zannettiğin an, yani ‘ben Zeynep olarak şu an bunu yaşıyorum’ zannettiğin an, düalist bir yapı oluyor. Doğadan ve şu an olup bitenden ayrı bir Zeynep yok. Zeynep’in içinde ona yaşam veren ile Pınar’ın içinde ona yaşam veren aynı.

Derin bir boyutta bunu kavradığımızda Pınar’ı ve Zeynep’i ayrı algılıyoruz. Ben senin saçını ya da karakterini beğenmesem de sevgi oluyor arada ve o sevgi bizi bütünleştiriyor. Bu felsefe beni çok uçuruyor. Ben yogadan önce bunu bilmiyordum. İlahiyat dışımızda bir şey sanıyordum. Bu yüzden David ile bu ismi verdik. Hem çok hoşumuza gittiği için, hem de ne teknik öğretirsek öğretelim bu temel ve felsefeyle öğretmeyi hatırlıyoruz. Hedefimiz dış değil içsel dönüşüm, bu niyetle çalışıyoruz. İsimde de niyet belirlenirse, enerjetik olarak da etkili oluyor. Her seferinde bana niye burada olduğumu hatırlatıyor.

“Bir tekniği her gün uygulayarak uzmanı olun”

Okuyucularımıza günlük hayatta uygulayabilecekleri neler önerirsiniz?

Bir formül önermekten ziyade şöyle bir önerim olacak. Ben bunu niye yaptığımı bilmek istiyorum. Ne oluyor yani? Ben niye 20 dakika oturayım? Bunun için Zeynep Aksoy Reset YouTube kanalımı öneriyorum. Çünkü ben bugün bunu yapın, yarın şunu deneyin demek yerine, bir teknikle kalıp, o tekniği her gün uygulayarak onun uzmanı olunmasını öneriyorum. O teknik içinde kendinin uzmanı olmayı öğreniyorsun ve bu çok güzel kapılar açıyor insanın hayatında. Videolarda her gün farklı konular anlatıyorum; bazen yoga, bazen travma gibi. Ve hep bir meditasyon uygulamasıyla bitiriyorum. Böylece kişi benimle birlikte yavaş yavaş, damla damla mindfulness’ı deneyimliyor. Başlangıç için bunu öneririm.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo