
İyilikte ustalaşma sanatı: Mettā
Seden Karakurt, İyilikle Yaşamak: Buda’nın Mettā Öğretisi adlı kitabın da çevirmenlerinden biri... Uzman psikolog olarak mindfulness ve “mettā”yı (Sevgi Dolu İyilik) temel alan bütünsel psikoterapi alanında bireysel ve grup çalışmaları yapmayı sürdürüyor. İnsanların kendilerini, hayatı daha iyi anlamalarına yardımcı olan Karakurt ile mettā öğretisi ve meditasyon kavramları üzerine içten bir söyleşi yaptık.
Psikoloji eğitiminizin ardından beş yıllık bir meditasyon eğitmenliği programı tamamladınız. Ayrıca uzun inzivalara katıldınız. Bir psikolog olarak sizi bu alana yönlendiren ve derinleşmenize neden olan neydi? Yolculuğunuz nasıl başladı?
Bir öyküyle başladı benim yolculuğum. 17-18 yaşlarındaydım, okuduğum bir öyküde Budist bir karakter dikkatimi çekti. Aslında o karakter, içten içe var olduğuna inandığım ve yalnızca benim bildiğim güzel bir hayatın mümkün olduğuna inandırdı beni. Öyküyü okurken yaşamda bambaşka bir bilinç hâlinin mümkün olduğunu anlamıştım. Sonra Budist bir insan tanımak istedim ve bir arayışa girdim. Sorum şuydu: Hayatı başka bir yaşam deneyimi, başka bir bilinç hâliyle yaşamak mümkün mü? Bu sebeple, gerçekten meditasyonu hayatının merkezine koyarak yaşayan bir hocadan meditasyon pratiğini öğrenmek istedim. Ancak kimseyi bulamadım. O zamanlar İstanbul’da yaşıyordum. Sonra o kişiyi yani hocamı buldum, 2010 yılında.
Psikoloji okuduğum ve psikoloji alanında çalışıyor olduğum için bu tanışma zamanından önce kendi içsel iyileşme süreçlerimi terapiyle çalışmıştım zaten. Ama bu bana yetmemişti ve daha ötesinde bir şey arıyordum. Hocamı ve onun arkadaşlarını tanıdığımda her birinin farklı ve aynı zamanda kendileri gibi olduklarını fark ettim. O dönemde müdahale ve önleme programları uzmanı olarak sivil toplum örgütleriyle çalışıyordum. Meditasyona başladım ve bu pratik kim olduğuma, hayatıma, diğerleriyle olan ilişkime netlik getirdi. Böylece kendimle, tüm parçalarımla bütünleşme yolculuğum başladı. Hocam ve meditasyon topluluğum bana bu yolculukta hep destek oldular.
Nasıl bir destek aldınız?
Çok insani bir destek gördüm onlardan. Bu insanların her biri bu yolculuktan geçtiği için bana “Evet, zaman alacak” diyorlardı. Teoriden söz etmiyorlardı, bunu deneyimlerinden yola çıkarak söylüyorlardı. Bana iyi niyeti, sabrı ve yüreklendirmeyi gösterdiler. Dilimize kolay geliyor; farkındalık, birine sevgi beslemek, affetmek, sabır göstermek… Oysa bunları gerçekleştirmek o kadar kolay değil. İyi bir psikoloji eğitimi almıştım ama meditasyon yaparken insani bir deneyim yaşamam gerekiyordu. Öncelikle daha iyi bir insan olmak, sonra da aydınlanma idealini araştırmak için bir yola çıkmıştım. Bunu yapan insanlar olduğunu görmek bana güven verdi.

Meditasyon pratiği ile psikoloji bilimini karşılaştırdığınızda neler söyleyebilirsiniz?
Meditasyonda hem kendimizi hem de gerçekliğin doğasını deneyimleyerek araştırıyoruz. Böylece farklı bilinç ve olma/mevcudiyet hâllerini derinleştirme yolunda ilerleyebiliyoruz. Psikolojide yani Batılı eğitimde ise örneğin “sevginin terapötik etkisi”ne bakıyoruz, tanımlanmış kavramı öğrenmeye çalışıyoruz, teoriyi uygulamaya çalışıyoruz. Teoriyle örtüşüp örtüşmediğini değerlendiriyoruz. Bilimsel bilginin karşılaştırılabilmesi ve birikebilmesi için gereken tanımlar, teşhisler, sınırlarla ilerliyoruz. Oysa meditasyonda her şeyi birinci elden deneyimliyoruz, bu deneyimden yola çıkarak konuşuyoruz. Meditasyonla doğru ve yanlışın ötesinde bir bilgelik edinebiliyoruz. Bu kendini sürekli besleyen, büyüten bir yöntem olduğu için bizi bir spiral gibi daha yüksek ve arınmış hâllere taşıyabiliyor.
Budizm’deki mettā öğretisiyle ilgili kapsamlı ve uzun süreli bir eğitim aldınız, bunu deneyimlediniz. İyilik ile Yaşamak: Buda’nın Mettā Öğretisi adlı kitabın çevirmenlerinden birisiniz. Mettā öğretisi nedir?
Mettā, Budizm’in temel öğretilerinden biri. Dalai Lama’ya “Dinin nedir?” diye sorduklarında “Benim dinim iyiliktir” diyor. İşte burada sözü edilen iyilik aslında “mettā”dır. Diğer bir deyişle “sevgi dolu iyilik”. Evrensel özelliğe sahiptir. Bu yüzden mettā için evrensel sevgi dolu iyilik öğretisi diyebiliriz. Mettā, “Mettā bhāvanā” meditasyonuyla geliştirilen bir beceri. Sıradan insani iyilikten farkı; uygulamayla geliştirilebilen, ustalık kazanılan, sınırı olmayan bir nitelik olması. O yüzden bu niteliği geliştirirken var olan duygunun mevcut tohumlarıyla çalışmaya başlıyoruz ve uygulamayla bunu geliştiriyoruz.
Mettā öğretisi sayesinde iyi niyetimizi gözlemliyor ve yönlendiriyoruz yani, değil mi?
Evet, mettāda olumlu duygunun en saf ve güçlü hâline ulaşmayı araştırırsınız. Bir his değil, aktif bir iyi niyettir. Bütün kâinatı dönüştürebilecek güçte, sınırsız büyüyebilen bir tohum düşünün. Buna sevgi diyemeyiz, sevgi cansız nesnelere de yönlendirilebilir. Mettā canlılarla ilgilidir, bütün canlıların güvende ve mutlu olmasını, iyi olmasını en derinden isteyen bir içgörü ve coşkulu bir enerjidir. Meditasyon yardımıyla mettāda ustalaşabilir, günlük hayatta da bu etik ilkeyi her alanda uygulayabiliriz. Bilim insanlarının “dünyanın en mutlu insanı” olarak tanımladığı Matthieu Ricard’ın sırrı aslında budur. Bilimsel olarak ölçülemeyecek kadar mutlu bulunan Ricard’ın beyin aktivasyonlarında “anormal” büyük bir mutluluk kapasitesi ve olumsuzluğa karşı azalmış bir eğilim sağlayan değişimler tespit edildi. Ricard isteyen herkesin derin bir huzur ve memnuniyet hissine ulaşmasının mümkün olduğunu söylerken deneyiminden yola çıkarak konuşuyor. “Özgün mutluluk sadece bilgelik, özgecilik ve merhametin uzun süreli geliştirilmesinden ve nefret, doyumsuzluk ve cehalet gibi zihinsel zehirlerin tamamen yok edilmesinden doğabilir” diyor. İşte bu formül, mettā pratiklerinin özünü ve etkisini gösteriyor aslında.
Peki, mettā öğretisi insanı ve hayatı anlamak konusunda bize yardımcı olabilir mi?
Evet, öncelikle mettā bize sorumluluk almayı öğretir. Sevgi dolu iyilik kapasitenizi geliştirebilir, böylece hayatla barışabilirsiniz. Eğer bu kapasitenizi geliştirmediyseniz mutluluğunuz asla garanti değildir. Çünkü sürekli fırtınalar geliyor, sürekli bir etki altındasınız. Her fırtınada insanları suçlarsanız mutlu olmanız mümkün değil. Bu arada her insanı sevmeniz gerekmiyor, yanlış anlaşılmasın. Onun insan olduğunu, sevilmek istediğini görebiliyor musun? Onun potansiyelini görebiliyor musun, bu önemli. Şimdi henüz açılmamış bir çiçeği düşünün. İçtenlikle onun açılmasını dileyebiliriz değil mi? İşte insanlar için de bunu dileyebiliriz. Ancak ilk aşamaya kendimizden başlamamız da çok önemli. Çünkü kendimiz için bunu dileyemezsek başkası için de dileyemeyiz. Bu sahte bir şey olur. Örneğin beğenilmediğimi daha önce hissettim, beğenilmemenin acı olduğunu gördüm, beğenilmek için yalan söyledim. Sonra bunun üzerine çalıştım, kendime içtenlikle “sevileyim, sevildiğimi hissedeyim ve mutlu olayım” diyebildim. Bu aşamada bende insan olmaya dair bir kabul gelişiyor. Fark ediyorum ki çevremdeki başka biri aynı şeyi yaşıyor olabilir, o da sevilmediğini hissetmiş olabilir. O zaman diyorum ki, bu acı bir şey. İnsan olmak kolay değil. Ben kendime iyi niyet beslediğimde nasıl rahatladıysam, sevildiğimi görünce yalan söylemeyi nasıl bıraktıysam o da büyüsün, gelişsin ve mutluluğa erişsin...
Mettā size danışanlarınızla görüşmelerinizde nasıl faydalar sağlıyor?
İnsanlara sevgi dolu iyilik beslemem için kendimle aramın iyi olması şart. Bu yüzden bir psikolog olarak ben, mettā sayesinde mevcudiyetimi derinleştiriyorum. Bütünsel iyilik çalışmaları yalnızca tekniklerden ibaret değil, biz aynı zamanda ilişkisel bir kap yaratıyoruz ve iyileşme o ilişkisel kabın içinde oluyor. O kap, evrensel sevgi dolu iyilikle ne kadar beslenirse süreç birlikte çalıştığım kişi için o kadar dönüştürücü oluyor. Bu yüzden benim mevcudiyetim ve içsel uyumum ne kadar sağlam olursa o kişiye de o kadar iyi destek olabiliyorum. Anda olabiliyorum, yargısız olabiliyorum, onda olana açık olabiliyorum.
Oradaki iyi niyetin sınırsızlığını ve onun potansiyelini görebilmek, ilişkisel kabı çok destekliyor. Ayrıca insan olmanın zorluğunu, dönüşümün zaman aldığını birinci elden biliyorum. O yüzden teorik bir yerden bakmıyorum karşımdakine, gerekirse o zor duyguda kalabiliyorum ve bu şekilde birlikte yol alıyoruz. Yani ona o her neredeyse eşlik edebiliyorum. Bir de benim gözümden kendisini görmesi dönüştürücü oluyor. Deneyimine sevgi dolu iyilik ile yaklaşmanın etkisini bedensel olarak hissedebiliyor. Değersiz olduğuna dair kesin inancını sorgulamaya başlayabiliyor.
Uzun zamandır meditasyon kursu veriyorsunuz ve meditasyonun zihindeki eleştirel sesi sakinleştirdiğini söylüyorsunuz. Tahminime göre çağımızda birçok insan bu sese aşina. Biraz bundan konuşalım mı?
En büyük sıkıntı bu. Eleştiri yoğunluğunun iki sebebi var. İlki gelişime bağlı olan bir sebep. Küçüklükten itibaren çevremizin bizi sevmesi için bizden beklenen her şeyi yapıyoruz. Yapmadığımızda o sevgiyi, ilgiyi kaybetme tehlikesiyle karşılaşıyor hatta belki kaybediyoruz. Yalnız kalmamıza sebep olan, canımızı yakan bir eleştiri duymuşsak o eleştiriyi içimize döndürüyoruz. Ve sürekli onu hatırlıyoruz. O eleştirel sesi içimizde taşımaya başlıyoruz artık.
Bunu neden yapıyoruz? Çünkü kendimize bilinçli olmadan şu komutu veriyoruz: Ben çok dikkatli olursam bu acı deneyimden, tehlikeden -sevilmeme, eleştirilme vb.- kendimi koruyabilirim. İçimdeki eleştirel (yanlış yapıyorsun diyen) sesi dinlersem güvende olabilirim. Bir anlamda o ses artık bizim antrenörümüz oluyor. O antrenör bir daha o acı deneyimi yaşamamamız için bizi uyanık tutuyor. Başlangıçta iyi bir strateji gibi görünüyor ama aslında düşmanımı sürekli yanımda taşıyorum. İlerleyen zamanlarda bunun sınırının kaybolduğunu görüyoruz, kendimizden her şeyin en en en iyisini, daha iyisini bekliyoruz. Antrenör bize acı çektirmeye başlıyor.
Hem de nasıl! Daha acısı, bu güdüyü farkında olmaksızın sürdürüyoruz...
Evet, çok sinsi bir ses bu, bizi içerden kemiriyor. Kendin için iyi bir şey istediğinde sana bunu hak etmediğini çünkü yeterince iyi olmadığını söylemeye başlıyor. Risk almamızı kesinlikle istemiyor. Oysa onun içimizdeki tek ses olmadığını fark etmemiz gerek. İşte meditasyon bunu sağlıyor.
Eleştiri yoğunluğunun ikinci sebebi nedir peki?
Kendimizi sevmememizden beslenen, böylece para kazanan büyük endüstri! Bir akademisyen şöyle demişti: “Yarın sabah hep beraber kalksak. Hepimiz de kendimizle barışığız, düşünün. Kendimizden memnun olarak uyandık hepimiz… Kaç sektör batar?” Her gün daha güzel, daha başarılı olmamız için bizi yönlendiren reklamlarla karşılaşıyoruz. Bunları durdurmak da aktif bir çaba gerektiriyor ve bu çok zor bir şey. Ne okuyoruz, ne görüyoruz, kiminle konuşuyoruz, bunları gözlemlememiz ve oraya bir bekçi koymamız gerekiyor. Örneğin bugün iyi uyumadınız, yorgunsunuz. Yapmanız gereken işler var. On tanesini yapamayacağınızı fark ettiniz. Bunu kabul edin. Ama yarın daha iyisini yapma niyetinizi bırakmayın. Eleştirel sesi yani antrenörü susturmanın yolu bu. Kendinizi böyle kabul ettiniz diye her gün uykusuz kalmayacaksınız. Yarın nasıl daha iyi olabilirsiniz, bunu düşünün. Sorun kendinize: Yarın biraz daha sevgi dolu olabilmem için bugün ne yapmam lazım? Böylece her geçen gün benliğinizin sınırlarının ötesine geçip, tüm canlılarla bütünsel uyum içinde yaşamaya bir adım daha yaklaşmış olursunuz. İşte kendi iyiliğinde ustalaşmak budur.

Seden Karakurt kimdir?
Uzman Psikolog, Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) & Organic Intelligence® uygulayıcısı, Meditasyon Eğitmeni, Sosyal Program Geliştirme ve Araştırma Uzmanı. Boğaziçi ve Koç Üniversitelerinde Psikoloji alanında eğitim aldı. 2016 yılından bu yana Mindfulness ve Metta’yı temel alan, bedeni ve spiritüelliği kapsayan bütünsel psikoterapi alanında çalışıyor.












