
Bilinçli farkındalık yeni bir bakış açısı getiriyor
Yazı: Sibel Süslü
Bunların Hepsi Hikâye adlı bir kitabın var. Hikâyelerimizin farkına vardığımızda özgürleşeceğimizi, gerçekte kim olduğumuzu fark edince de kendi hayatımızı yaşamaya başlayacağımızı söylüyorsun. Hikâyelerimizden özgürleşmek nedir, bunu konuşarak başlayalım mı?
Kendimi tanıtırken “ben Tüten” ya da “benim adım Tüten” dememin çok farklı şeyler olduğunu fark ettim. “Ben Tüten” dediğin anda isminle özdeşleşiyorsun, isminin hikâyesiyle… Oysa ismin bile sana ait değil. Sana ailenin verdiği bir isim. Hatta sistematik dizimle de buna baktığın zaman, mesela atalarından birinin ismi verilmiş sana. O adla beraber hikâyenin de enerjisini üstüne alıyorsun. Doğduğumuz andan itibaren bize ait, “ben” diyebileceğimiz hiçbir şey yok aslında. Geri dönüp baktığımızda o hikâyelerle öyle özdeşleşmiş oluyoruz ki onu yaşıyoruz hayatın kendisinden çok. “Benim adım Tüten” diye kendimi tanıtmamın bile büyük bir farkındalık, büyük bir hikâyeden özgürleşmek olduğuna inanıyorum. Bunun kendi hayatını yaşamak adına çok büyük bir adım olduğunu düşünüyorum. Bir de kişide beden farkındalığı varsa sezgileri açığa çıkıyor.
Beden farkındalığı ile sezgiler arasında nasıl bir bağlantı var?
Bugün spiritüel dünyada güçlü olan insanlara bakalım; onların spiritüel güçlerinden öte beden farkındalığı çok güçlü insanlar olduğunu görüyoruz. Sezgilerin açığa çıkması beden farkındalığı ile çok ilişkili. Bir şeyi bilirsin, seni rahatsız eder, sezersin ama adını koyamazsın ya… İşte adını koyabilmek, bilinçli farkındalık becerisiyle mümkün oluyor. Çünkü mutlaka bedene bir yansıması oluyor, o adeta bedenleniyor sende. Bu rahatsızlığı hissettiğimde bana ne oluyor, ne yapmak istiyorum sorularına bakmak lazım. Yeni bir bakış açısı getirdiğin zaman, ‘Aha! işte buymuş!’ noktasına geliyorsun. O “aha” anını sana yaşatan şeyin bilinçli farkındalık düzeyi olduğunu düşünüyorum.
Seni bilinçli farkındalık çalışmalarına ve daha sonra başkalarına destek vermeye yönlendiren ne oldu?
Başlarda, bana çok faydası oldu herkes öğrenmeli düşüncesi oluyor tabii. O itkiye engel olamıyorsun zaten, bütün dünya duysun istiyorsun. Reiki’ye başlamıştım mesela, ailemin hiç böyle şeylerle ilgisi yoktu, bir yerleri ağrıdığında onlara yardım etmek istiyordum. Sonra biraz şuna evrildim: Bir şey birine iyi geldiyse, biri bir şeyi başardıysa ortak insanlık havuzunda o potansiyel var demektir. Bunu sen de yapabilirsin. Ama bunu kendin gibi yapacaksın. Ben böyle yaptım, sen başka türlü başaracaksın. Ben paylaşayım, bana iyi geleni duyurayım, zaten buluşacağız bir yerde... Bazı çalışmalara kolundan tutup götürmek istediğim insanlar oldu, ama o insan hazır değilse doğru bir şey yapmıyorsun aslında. Onun tekâmülünün önünde engel olmaya başlıyorsun. Çünkü belki düşerek öğrenecek ve sen onu kaldırmak konusunda çok ısrar ediyorsun. Artık onu yapmıyorum. Çalışmalarıma da her zaman kimin ihtiyacı varsa, kiminle buluşacaksak, o çemberde yeri varsa geleceğine inanıyorum.

Yaptığın koçluk çalışmalarında bilinçli farkındalığı nasıl kullanıyorsun?
Önce mindfulness eğitimlerini almaya başladım, sonra koçluk eğitimi aldım. Mindfulness araçlarını kullanarak koçluk yapıyorum. Bunun en çok şu soruya hizmet ettiğini düşünüyorum: Peki nasıl? Mesela, “Anın içinde olduğunu fark et” dediğimde doğal olarak kişi nasıl yapacağını soruyor. Beş duyuyu kullanmasını söylüyorum. Mesela meditasyon yapamadığını söylüyor kişi. Meditasyon illa oturup gözlerini kapatıp nefesini dinlemen değil. Yapamıyorum diye bir şey yok. Mesela, ben kahvemi içtiğim an her şey o kahveden ibaret diyorsan, sen meditasyon yapıyorsun. Ve mindfulness araçları bunu çok güzel veriyor. Açık büfe gibi. Sana ne uygunsa onu alıyorsun. Ben bu araçlarla koçluğa başladığımda çok güzel geri bildirimler aldım, çok faydası olduğunu gördüm.
İnsanlar koçluk almaya en çok neden ihtiyaç duyuyorlar?
Genelde öyle ifade etmeseler de “maymun zihin”le geliyorlar. O düşünceden bu düşünceye çok fazla koşuyorum, işin içinden çıkamıyorum, ne yapacağımı bilmiyorum, gibi... Ya da öz yeterlilik (hiçbir şeye yetemiyorum) ve sabotaja bağlanıyor konu. Şununla da çok karşılaşıyorum; potansiyelimi biliyorum aslında, neler yapabileceğimi biliyorum ama yapamıyorum (‘kendimi sabote ediyorum’ demiyor ama ediyor), neden yapamadığımı da gerçekten anlayamıyorum. Bunlar temel konular oluyor.
“Potansiyelimi biliyorum ama yapamıyorum” cümlesinin altını biraz kazdığımızda neler çıkıyor?
İnançlar çıkıyor. Gerçekten kişi yıllar içinde yapamayacağına çok fazla inanmış oluyor. İçinde sadece eleştirel bir ses duyuyor.
Ne yapabilir o zaman peki?
Evet o sesi duy, onun da bir amacı var. Ama o ses sana nasıl eklendi, nereden duydun? Diğer sesler neler? Başka sesler de var içinde… Bunu arka plana alabilmek için biraz diğer seslere yönel. Neleri duyabiliyorsun? Ben insanı yapboz gibi görüyorum. Hepimizin parçaları var ve o parçaları bir araya getirdiğimizde bütün oluyoruz. Kişi bazı parçaları yerine koymuş mesela, yapbozunda sadece onların olduğunu düşünüyor. Ama bir yanı da diyor ki, hayır bu yapboz tamamlanmadı, bir şey daha var, o ne? İşte o parça arka cebinde duruyor. Elini atsan çıkartacaksın, o senin sağlıklı parçan. O zaman o eleştirel sesi duymanın da bir sakıncası kalmıyor. Evet senin farkındayım, sen şimdi burada dur, ben o yapıcı sesi seçeceğim… İşte bu, hikâyeden çıkarıyor kişiyi. Gerçekten çok özgür hissetmeye başlıyor. Derin bir nefes alıp, o nefesi “oh!” sesiyle vermek gibi oluyor. Ondan sonra da kişi artık eyleme geçebileceğini biliyor.
Kişiler destek almaya ihtiyaç duyduklarını nasıl anlayabilir ve bunun için nereye yönelmeleri gerektiğini nasıl bilebilirler? Örneğin terapi mi koçluk mu?
Hep aynı kısırdöngünün içindeysen, gerçekten deniyor ama yol alamıyorsan, bu desteğe ihtiyacın olduğunu gösterir. Bana sorarsan o noktaya gelmeden destek almak gerekiyor. İnsan kendi kendini regüle edebilir ama birlikte regüle olmak dediğimiz bir şey var; insanın insana ihtiyacı var. Kişinin bir profesyonele yönelmesi gerekiyorsa, iyi bir mindfulness koçu ilk tanışma seansında birkaç temel soruyu sorarak aldığı donelerden bunu söyler. Evet koçlukla paralel de ilerleyebilir ama o kişinin belki ilaç kullanmaya ya da uzun soluklu bir terapiye ihtiyacı vardır. Örneğin travmaya maruz kaldıysa bu koçluğun işi değildir. Terapinin işidir. Burada yönlendirmek çok önemli. Günümüzde herkese hitap edebilecek, her bütçeye uygun çok çalışma var. Gönüllülük esasına göre koçluk yapan çok insan var. O yüzden herkese denemelerini öneriyorum. Bunlara katılın ve görün, orada olmak nasıl? İlla bir şeyin bozulmasını beklemek gerekmiyor. Birlikte regüle olmaktan bahsettin, onu biraz açar mısın? Hepimizin kör noktaları var. O yolculukta biri sana eşlik ederken, senin göremediğini yine senin görmeni sağlıyor. Göstermiyor, ‘bak burada’ demiyor. O güvenli alanı oluşturduğunda, birlikte regüle olmanın etkisiyle sen zaten görmeye başlıyorsun. Bir diğerinin şahitliğine ihtiyacımız var. Ben hâlâ kendim için destek alıyorum. Koçluk alıyorum, mindfulness çalışmalarına katılıyorum. Birinin şahitliğinde, hiçbir kimliğim olmadan orada olmak benim için de çok büyük özgürlük. O güvenli alanda benim görmem gereken bir şey açığa çıkmaya başlıyor.
Direnç konusunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Gerek bu tür çalışmalara gelmeden önce, gerek çalışma esnasında epeyce direnç çıkabiliyor. Direncin sebepleri neler?
İnsanlar hep hevesle başlıyor. Çalışmanın ikinci haftasında heves düşüyor. Üçüncü haftasında kişi ortadan kaybolabiliyor. Burada niyeti görmek önemli. Neden bu çalışmada olduğunu gerçekten biliyor mu? İnsanlar çoğu zaman niyetlerini dilekleriyle karıştırıyorlar. Biri bana bir şey yapsın ve ben iyi hissedeyim… Niyet, eyleme geçme gücünü gösteren bir şey. Ve neye gönüllü olduğunun farkında olmak. İyiliğe güzelliğe herkes gönüllü zaten. Sen bu yolda yürürken acıya da, düşmeye de gönüllü müsün? Bu süreçte başarısız olmaya da gönlün var mı gerçekten? Hayatın içinde kalmayı düşerek ve kalkarak öğrendik. Düşmek başarısız olduğunu göstermiyor. Aslında doğru yolda olduğunu gösteriyor. O kadar hayatta kalmaya odaklıyız ki... Bu parçamız o yapbozdaki en büyük parça. Kendime biraz yaklaştığım zaman öyle bir şeyle karşılaşacağım ki tekrar acı çekeceğim. Tekrar zorlanacağım. Ve çok doğal olarak bunu istemiyorum. Bütün yolculuğumun kolay olmasını istiyorum. Ben bildiğime geri döneyim. Bugüne kadar nasıl hayatta kaldıysam öyle devam edeyim.
Bununla ilgili neler öneriyorsun?
Direnç ortaya çıkmaya başladığı zaman, “Neye gönüllü olduğunu hatırla” diyorum. Niyetin neydi? Sana koçluk etmeme, yanında olmama izin ver. Çalışmayı boşverelim, yapacağımız her şeyi unut. Birbirimize bakalım sadece. O acının alanında birlikte duralım. Bakalım hafifliyor mu, direnç çözülmeye başlıyor mu? Orada bir arada durmamıza da rızan var mı? Ben hiçbir şey söylemeden seninle durabilirim. Bu şahitlik o kadar kıymetli ki… Senin için buradayım ve sadece duruyorum. Bu tür seanslar direnci tamamen kırıyor. Kişi tekrar “evet, yapabilirim” noktasına geliyor. İnsan zamanla kendi acısına da şahitlik edebilmeyi, kendiyle durabilmeyi öğreniyor. Ve bunları deneyim yoluyla öğreniyor, bilgi yoluyla öğrenmiyor ki... Mesela benim en sinir olduğum soru şu: “Tüten Hanım ne okuyayım?” Kendi hayatını oku. Bunu kitaptan öğrenmeyeceksin ki…
Bilinçli farkındalık senin hayatında neleri değiştirdi?
Tamamen ilişkilere, hayata bakış açım değişti. Tepkisel biriydim. Öfke varsa acı vardır ama acının arkasında da sevgi vardır. Acıyı da sevgi olduğu için çekiyorumdur zaten. O acıdan sevgiye mi döneceksin, ondan öfke topları mı yapacaksın? Bu çok fark yaratan bir şey. Ben öfke topları yapıyor ve etrafa atıyordum. Çok insana değiyordu ve canını yakıyordu. Kendi canımı yaktığı gibi.. İşte ben bu becerilerimin gelişmesiyle beraber o acının arkasındaki sevgiye ulaşabilir hâle geldim. Yüreğimi diğerlerine daha rahat açabilmeme, kırılgan olabilmeme vesile oldu her şeyden önce. Çünkü kırılmayayım diye çok fazla şey yapardım. Eskiden çok daha serttim, daha yumuşak hareket edebilmeme vesile oldu. Bu ilişkilerime yansıdı. Eşimle, ebeveynlerimle, hayatla ilişkime…
İlave etmek istediğin bir şey var mı?
Mindfulness için “dikkatini şu ana getirmek” derler ya, aslında dikkat yeni bir şey denediğin zaman gelişebilen bir şey. Yeni bir şey öğrendiğimizde dikkat kesiliyoruz. Bugün araba kullanmayı yeni öğreniyor olsam, bütün dikkatimi oraya veririm. O zaman zihinsel olarak ne olur? Yeni nöronlar oluşmaya başlar. Mindfulness’ın yapmaya çalıştığı şey, hep yaptığımız şeylere yeni bir bakış açısı getirmek. Kahveyi gün içinde hep içiyorsun. Ama 5 duyuyla içtiğin zaman dikkatin yenilenmeye başlıyor. Zihin diyor ki, bu hiç yapmadığım bir şey. Yeni nöron ağları oluşturmaya başlıyor. O yüzden 5 duyuyu kullanıyor mindfulness. Var olana yeni bir bakış açısı getiriyor. Aile diziminde de bunu yapıyoruz. İkinci kez katıldığında hiç dikkat etmediğin bir şeye daha dikkat ediyorsun. Yeni bir şey daha açığa çıkıyor.

Aile diziminde mindfulness
Aile dizimi çalışmaları da yapıyorsun, bu alanda da mindfulness kullanıyor musun?
Evet, kullanıyorum. Bundan çok fayda görüyorum. Arka planımda bu kadar mindfulness ve koçluk çalışmış olmasaydım alana giremezdim, çok zorlanırdım. “Aile dizimi prensipleriyle koçluk seansı” diyorum buna ben. Çünkü o benim daha hâkim olduğum bir alan. Aile diziminde kişinin mindfulness becerisine sahip olması çok büyük fark yaratıyor.
Ne gibi farklar mesela?
Aile diziminde temsiliyet kavramı vardır. Alanda sana kolaylaştırıcı “Ne hissediyorsun?” dediğinde, beden farkındalığın varsa bunu daha rahat ifade edebilirsin. Ve şu ayrım çok önemlidir: Bu ses benim zihnimden mi geliyor, hissettiğim bir şey mi? Düşünceler zihindedir, duyguların bedende olduğunu biliyoruz. Benim duygumu dile getirebilmem, bedenimle temasım var demek. O yüzden aile diziminde temsiliyetteyken çok yoğun bir acı hissettiğimi ifade edebiliyorum. Beden farkındalığım varsa, o an bana ne olduğunun farkında oluyorum.
Bu nasıl oluyor? Yani temsiliyetteyken o acıyı kendi bedeninde hissedebilmek?
Sistem dizimi, insana dair bütün bilgi alandadır diyor. Ben o alana girdiğim anda o alanı hissetmeye başlıyorum. İnsanların birbirine olan bağlantısı nedeniyle, senin anneni temsil ederken senin annen gibi hissetmeye başlıyorum. Ve burada bambaşka şeyler olmaya başlıyor. Mesela böbreğini tutar, kişiye sorarız, der ki annem böbrek hastası… İşte alandaki bilgidir bu. O bilgiyi hissetmesidir kişinin. O hisleri uygun bir şekilde dile getirmenin arkasında çok ciddi bir beden farkındalığı ve mindfulness var. Ben hep bunu görürüm alanda. Kişiler mindfulness becerilerini geliştirdilerse alana çok güzel adapte olur, temsiliyette çok rahat olur, çok ikileme düşmezler. Kolaylaştırıcının da kendinde ne olduğunu fark edebilmesi (ben nasıl tetikleniyorum) önemlidir. Karşımdaki ağladığında benim bedenimde ne oluyor? Ben burada mıyım, yoksa bir yerlere mi gittim? Gerçekten tanık gibi durabiliyor muyum? Bu tamamen mindfulness ile bağlantılı. Tetiklendiysem bunun da farkında olabilirim. O durumda da bundan ne kadar ayrışabileceğime bakarım.
Kendi enerji alanını da korumuş oluyorsun böylece değil mi?
Bu aslında şefkatli sınır koyabilme meselesi. Koyamıyorsan, ya duvar örüyorsun ya da onunla çok özdeşleşiyorsun. Ama şefkatli sınırı koyarsan tanık olma hâlini geliştirmiş oluyorsun. Eskiden bu alanda çalışanlar kendi duygu durumlarını saklarlardı; özellikle son dönemde ‘ben de insanım, benim de duygularım var’ diye paylaşıyorlar. Mesela bir saat önce zorlandığım bir şeyi sosyal medyada paylaşıyorum, sonra seansa gelen kişi “Sizin için zor bir gün olmuş, isterseniz seansı iptal edelim” diyebiliyor. O zaman diyorum ki, “Hâlâ senin koçun olarak burada mevcut olabilirim.” İşte bu, şefkatli sınır koyabilme becerisi.












