Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Mindfulness

Bedenin dili: Şifalı seslerle farkındalık yolculuğu

İçeriği Paylaş

Hem bir derin dinlenme hem de bir farkındalık çalışması olan sesle meditasyon yöntemini anlatan Uzman Psikolog Hande Okçuoğlu, “Sesle şifalanma, doğa var olduğu sürece var olmaya devam edecek” diyor.

Yazı: Adnan Yakut

Şehir hayatının koşturması ve gürültüsü içerisinde meditasyona vakit ayırmak çok da kolay olmuyor. Ancak gong, Himalaya çanakları, su sesi, kristal çanaklar yardımıyla yapılan sesle meditasyon yöntemi bedeni ve beyin dalgalarını etkileyerek sizi duyduklarınızın ötesine götürüyor. Bu kadim şifalanma yöntemini Uzman Psikolog Hande Okçuoğlu anlatıyor.

Öncelikle biraz çalışmalarınızdan ve bakış açınızdan bahseder misiniz?

Yetişkinlerle psikoterapi süreçleri ile eş zamanlı olarak sesle meditasyon grupları ve Gestalt temelli yaşantı grupları yürütüyorum. 2008’de Gestalt ile tanıştım ve sonrasında Gestalt hem psikoterapide uyguladığım bir terapi ekolü, hem de kişisel hayatımda, hayata bakış açımı belirleyen bir felsefe oldu. Uzun yıllar süpervizyonum devam etti, ediyor ve hâlen seminerleri takip etmekteyim. Gestalt’ta derinleşmek isteyince, bu yolculuk bana varoluşçu psikoterapinin kapılarını araladı ve hâlen New School of Psychotherapy and Counselling, London’da doktora öğrencisiyim.

Eğitimlerin yanı sıra, psikoterapist olma yolunun kişinin kendisini tanımasından, kendiyle, diğerleriyle ve hayatla kurduğu ilişkiyi anlamasından geçtiğini düşünüyorum. Gelişmek ve büyümek dediğimiz şey biraz da farklılıkları bünyesinde bulundurabilmeyi barındırıyor. Bu sebeple hayatta yaşanmış/yaşanacak olan bütün karşılaşmaların kişiyi o kişi yapan etkenler olduğuna inanıyorum. Psikoterapinin işleyişine, kişinin hayatındaki etkisine çoğu zaman hayran kalan bir terapist olarak diyebilirim ki müziğin, sanatın, gezmenin, akıl hocalarıyla yapılan güzel sohbetlerin etkisi de insan gelişiminden ayrı tutulamaz. Dolayısıyla kendi hayatımda da katılmış olduğum, katılacağım eğitimler/seminerler kadar diğer renklere de yer vermeye çalışıyorum; öğrenmek, öğretmek kadar eğlenceye, meditasyona ve sanata…

Seslerle şifalanma yolculuğunuz nasıl başladı?

Seslerle şifalanmayla tanışıklığım terapist kimliğimden çok kişisel sebeplere dayanıyor. İçinde bulunduğum dönemde kendimi şunu söylerken buluyordum: Ben kendimle çalışmak istiyorum ama konuşmak istemiyorum, sözsüz, mümkünse bedenim üzerinden bir çalışma olsun. Niyetimi bu şekilde ortaya koymuştum ki çok kısa bir süre sonra sevdiğim bir arkadaşımın sosyal medyasında bir paylaşımına denk geldim. Gonglardan ve verdiği huzurdan bahsediyordu. Hemen iletişime geçtim ve kendi meditasyon hocamla tanıştım. Tesadüf o ki tanıştıktan iki hafta sonra bir sesle meditasyon inzivası olacaktı. Ona katılmamla bu yolculuğum başlamış oldu.

Bu deneyim sizde ne gibi kazanımlar yarattı?

Hayatımla ilgili çok ciddi kararlar almanın arifesindeydim fakat zihnim oldukça karışıktı. Zihninden birçok düşünce geçtiğinde insan çoğu zaman iç sesini duyamıyor. Şifalı sesler bana en çok “yavaşlama”nın gücünü, etkisini ve değerini hatırlattı. Ancak yavaşladıkça o düşüncelerin sesini kısıp bedenimdeki hisleri ve iç sesimi duyabildim. Kendimi duyabildikçe korkunun üzerimdeki etkisi azaldı ve cesaretimi hatırlayabildim. Düşünceler yavaşladı ve ben bir seçim yapabildim, sorumluluğunu alarak... Kişisel hayatıma olduğu kadar terapist kimliğime de oldukça katkısı oldu.

Terapist kimliğinizde nasıl değişimler oldu?

Biliyoruz ki terapi odasında birçok duygu açığa çıkar. Danışan birçok duygu getirir seansa ve bunlar çoğu zaman terapist tarafından da hissedilen duygular olur. Daha spesifik örneklendirecek olursam, mesela kendi öfkesini hissedemeyen bir kişi geldiğinde, danışan hissedemiyorsa dahi terapist o öfkenin kokusunu algılar. Fakat burada çok ince bir çizgi vardır. Bu gerçekten danışanın üzerine konuşamadığı öfkesi midir, yoksa terapistin kendine ait öfkesi midir? Meditasyonun tam da bu noktada bana çok katkısı oldu; çünkü ben ne kadar merkezimdeysem, kendi duygularımın farkındaysam, seans odasındaki duyguları da o kadar ayrıştırabilirim.

Bu yöntemin tarihi oldukça eskilere dayanıyor olsa gerek...

Evet, hem de çok eskilere. Seslerle şifalanma bilinen en eski ve kadim yöntemlerden biridir. Sesler iyi hissetmek adına Şamanlar tarafından da kullanılan etkin araçlardır. Modern hayatla birlikte bu yöntemler günlük hayat içerisinde daha az yer bulsa da aslında doğadaki bu dingin titreşimler her an bizimle; yağmurun sesinden hafif bir rüzgârın uğultusuna kadar… Sesle şifalanma doğa var olduğu sürece var olmaya devam edecek.

Sesle meditasyonu nasıl uyguluyorsunuz, bir seansın işleyişiyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Sesle meditasyon grup çalışmalarında da uygulanabilir, bireysel seanslar şeklinde de. Bir araya geldikten sonra ilk önce bedeni hazırlamak çok önemli. Bu bir derin dinlenme çalışması, o yüzden önce bedene o bilgiyi vermek gerekiyor. Öncesinde ne kadar köklenme ve merkezde kalma çalışması yapılırsa sesle meditasyon seansı o kadar derin geçiyor. Ve tabii ki niyet belirlemek… Psikoterapi seanslarında da danışana sorarız: “Buradan ne almak istiyorsun? Psikoterapi süreci bittiğinde cebinde nelerle ayrılmak istiyorsun?” Niyetsiz başlayan bir çalışma kaybolmuşluk hissiyle, rotasız bir şekilde sürekli yolda olmaya benzer.

Çeşitli meditasyonlar ve köklenme egzersizlerinden sonra sesle meditasyona geçmeden önce niyet belirlenir ve o şekilde uzanılır. Konuşulan niyetlerin benim çalma şeklimde oldukça belirleyiciliği oluyor. Enstrümanları çalarken yapılan paylaşımlar ve niyetlere göre sesler ve titreşimler iletiyorum. Her grupta o grubun ihtiyacına göre enstrümanları oldukça spontane bir şekilde çalıyorum. Ortalama 35-45 dakika arası çalışıyorum; bu süre yine grubun ihtiyacına göre belirleniyor. Bazen elim daha uzun çalmaya gitmiyor ve çalmayı bırakıyorum, bazen 45 dakika boyunca çalıyorum. O esnada katılımcı sırt üstü, mümkün olan en hareketsiz şekilde uzanma pozisyonunda oluyor. Sesler direkt beden üzerinden bilinçdışı ile çalıştığı için minimum harekette kalmak çok önemli.

Nasıl bir değişim yaratıyor?

Sesle meditasyon için hem bir derin dinlenme hem de bir farkındalık çalışması diyebiliriz. Şifalanma veya değişim dediğimiz şey, farkında olmakla başlıyor. Psikoterapi seanslarının temelinde de bu vardır. Sakin, dingin ve yavaş bir şekilde kendine bir gözlemci gibi bakmak, farkındalığı derinleştiren bir unsur oluyor. Tabii ki her yöntemde olduğu gibi değişim, kişinin kendi sorumluluğunda. Sesle meditasyonda keşfettiği şeylere nasıl bakacak? Ne kadarını hayatına taşımaya hazır? Fark ettiklerini zihninde taşıyacak mı yoksa orada kapatıp bırakacak mı?

Benim sıklıkla duyduğum sorulardan birisi de şu: “Bu tip çalışmalara inanmayanlar için de etkili oluyor mu?” Evet oluyor, çünkü sesle meditasyon inancın ötesinde, beyin dalgalarıyla çalışıyor. Şifalı sesler çıkaran enstrümanların ses dalgalarına insan beyni yedinci-sekizinci dakikada uyumlanmaya başlıyor ve bedeni o titreşimlere maruz kaldıkça ister istemez derin dinlenmeye doğru geçiyor. Titreşimler sayesinde beyin dalgaları beta seviyesinden alpha’ya, delta’ya kadar uyumlanıyor.

Nedir bu dalgaların özelliği?

Bizler günlük hayatta bir şeylerle meşgulken, duygulanımımız stabil değilken beta seviyesinde beyin dalgalarımız olur. Sesle meditasyonun en büyük etkisi düşüncelerimizi yavaşlatıp bizi daha meditatif bir hâle geçirmesi; zihinsel, duygusal ve fiziksel yapımızı daha yumuşatması. Beyin dalgaları alpha’ya, teta’ya indiği zaman yaşadıklarımıza daha farklı bir gözden bakıp kendimizi gözlemci pozisyonundan dinleyebiliyoruz.

Mindfulness ile kesişim noktaları nelerdir?

Uygulama teknikleri farklılık gösterse de mindfulness da, sesle meditasyon da kişide parasempatik sinir sistemini aktive ediyor. Yani kişide olası bir tehlike algısı, savaş-kaç-don tepkisi baskın ise parasempatik sisteme geçerek kendini daha güvende, merkezde ve yavaşlamış hissediyor. Sempatik sinir sistemi hayatta kalabilmemiz için oldukça gerekli; fakat sıkıntılar gerçek bir tehlike olmadan bedenin kendini tehdit altında hissetmesinden kaynaklanıyor. Kaygı bu konuda oldukça başarılıdır. Kaygıda kaldıkça kişi hep tetiktedir. İki yöntem için de kilit sözcük “yavaşlamak”. Yavaşlamak lazım; değişim için, dönüşüm için. Büyük değişimler sanıldığının aksine büyük adımlarla değil, çok küçük farkındalıklarla başlıyor. Mindful bir şekilde yürürken, etrafındakilere onları ilk kez görüyormuş gibi bakarak yavaşlıyor zihnimiz. Yavaşlayabildiğimiz zaman şimdi ve burada kalabiliyoruz. Sesle meditasyon seansı boyunca zihnimiz yavaşlıyor (amacımız düşünceleri yok etmek değil, çünkü düşünceler hep vardır) ve yavaşlamış bir şekildeyken kendimizi ve dünyayı çok daha farklı bir yerden algılıyoruz; güvende, şimdi ve burada.

Bu etkiler kişiden kişiye değişiklik gösterir mi?

Tabii, insanı özüyle buluşturmaya niyet etmiş her çalışmada olduğu gibi sesle meditasyonun etkisi de kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu biraz o kişinin duygusal, fiziksel ve düşünce yapısıyla ve bugüne kadar kendiyle ne kadar çalışmış olduğuyla ilgilidir. Kendini tanıma yolculuğu “bir kere bu yola çıktım, bir şeyler keşfettim, bana yetti, oldu bitti” gibi bir yolculuk değildir. Değişim ve dönüşüm istikrardan gelir. Gruplarda birçok farklı kişiyle temas etme şansım oluyor. Kimisi farkındalık yolculuğunun en başında gruba gelmiş oluyor, kimisi birçok çalışmada bulunmuş oluyor ve sesle meditasyonla tanışmaya geliyor, kimisi ise düzenli olarak hep geliyor. Herkes o seanstan bir şeyler alarak çıkıyor fakat yorumlama ve anlamlandırmalarda farklılıklar olabiliyor.

Bazı sesler bazılarını çok rahatsız ederken, bazılarının hoşuna gidebilir. Bu durumda seansta neler oluyor?

O rahatsızlık veren seslere direnç diyoruz. Değişimin başlangıcı tam da o direnci tanımaktan geçiyor. O sesler neler çağrıştırdı? Rahatsız olduğu sırada bedeninde neler oldu? Kişi bunlara bakmaya niyetli mi? Değilse de kişinin ritmini anlamak çok değerli, amacımız dirençlere çomak sokmak değil. Sadece ne yaşandığına bakmak. Bazı sesler bazı kişilerde dirence sebep olurken bazı kişilerde geniş rahatlamaları sağlayabiliyor. Bu da her insanın zemininde, getirdiği bavullarda çok farklı hikâyeler olmasından kaynaklanıyor elbette.

Kişinin kendi başına çalışması da mümkün mü?

Tabii. Bu anlamda çok güzel bir çağdayız aslında. Dijital platformlarda yerli-yabancı birçok sesle meditasyon kayıtları bulunmakta. Mesela uyumakta zorlanan bir kişi yatağına geçip bu kayıtlardan birini açarak bedenini rahatlatabilir. Sabah pratikleri yapan bir kişi bu kayıtları kullanarak pratiklerinin derinleşmesini sağlayabilir. Yogada savasana pozisyonuna geçerken şifalı sesler çıkaran kayıtları açarak savasana’yı derinleştirebilir. Kişi kendi kendine de sesle meditasyonun etkisinden faydalanabilir. Grupla veya teke tek çalışmanın farkı, meditasyondan önce paylaşımlarda bulunmak, birlikte niyet belirlemek, benim o sırada o grubun/kişinin ihtiyacına göre çalıyor olmam, diğer insanların deneyimlerini duymak -ki grubun şifalandırıcı etkisi oldukça büyüktür- ve meditasyon sonrasında yaşanan deneyimlerin paylaşılması, birlikte anlamaya çalışılması oluyor.

Uzman Psikolog Hande Okçuoğlu kimdir?

2009’da İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi. 2011’de Queen Mary University of London’da yüksek lisansını bitirerek uzmanlığını aldı. İngiltere’de göçmen kişilerle psikoterapist olarak ve farklı psiko-eğitim gruplarında coterapist olarak çalıştı. ExIstanbul - Varoluşçu Psikoterapiler Derneği kurucu üyelerinden.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo