Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
İstanbul Life

Aşkın hafızası: Engin Hepileri’den 50 yıllık aşkın sahnedeki yolculuğu

İçeriği Paylaş

Engin Hepileri, Elma Labrador Çimen oyunu ile 50 yıla yayılan bir ilişkiyi; aşkın evrimini, sadakatin dirayetini ve hafızanın kırılganlığını sahneye taşıyor. Alzheimer gibi hassas bir temayı incelikle ele alan oyun, seyirciye tek bir soruyu fısıldıyor: İnsan, anıları silinse bile sevgi kalır mı?

Röportaj: Lara Mutlu Fotoğraflar: Pınar Gediközer

Bazı hikâyeler vardır; zamanı anlatmaz, zamanın içinden geçer. Engin Hepileri, Elma Labrador Çimen’de tam da böyle bir yolculuğun izini sürüyor. 50 yıla yayılan bir aşkın, dostluğun ve birlikte yaş almanın hikâyesini sahneye taşırken; seyirciyi yalnızca romantik bir anlatının içine değil, hayatın en kırılgan eşiklerinden birine davet ediyor. Alzheimer gibi hassas bir temayı büyük bir sorumlulukla ele alan oyun, sevmenin sadece hatırlamakla ilgili olup olmadığını sorguluyor. Hepileri ise bu uzun yolculukta karakterinin dönüşümünü samimiyet, cesaret ve derin bir empatiyle örüyor.

Elma Labrador Çimen sizi ilk okuduğunuz anda nasıl yakaladı?

Oyun derinlemesine insan ilişkileri üzerine kurulmuş. İki insanın hayatın tüm zorluklarına rağmen birlikte karşılarına çıkacak olan her şeyi yan yana, omuz omuza göğüslemesi üzerine. Beni en çok etkileyen tarafı ise, hayatta her ne yaşanırsa yaşansın yanında yörende etrafında seninle beraber bu yolculuğu devam etmeye inanmış insanlar varsa, her şeyi yenebilirsin... Duygusal olarak bu beni çok etkilemişti.

Canlandırdığınız karakteri anlatır mısınız biraz?

Elbette. Oyunda canlandırdığım rol hayat dolu, hayatı komik taraflarıyla ele alan, eğlenceli, etrafındaki insanlara pozitif bir duygu geçiren, gerçekten de yanımızda yöremizde olmasını istediğimiz tür karakterlerden biri. Başına bazı talihsiz olaylar geliyor ve bu olayların sonucunda hayat onu çok zorlu yollara sokuyor. Fakat tüm bu zorlukları, ruhsal ve fiziksel olarak yaşadığı engebeleri yine inancıyla ve çabasıyla gerçekten de onu gözümüzde bir kez daha yüceltiyor.

Karakterinizin zaman içindeki dönüşümünü seyirciye geçirmek için nasıl bir oyunculuk dili kurdunuz?

Seyircinin her zaman samimiyet istediğine inanıyorum eğer bir rolü en gerçek tarafıyla içine gerçek duygularını ve ruhunu katarsanız bunu hemen sahiplenecektir. Kendi duygularından kendi yaşadıklarından bir şey bulursa eğer hemen kendini yerine koymaya başlayacaktır, bu bizim en büyük avantajlarımızdan bir tanesi. Ben de her rolü çalışırken önce samimiyetten, sıcaklıktan ve gerçeklikten yola çıkıyorum.

50 yıla yayılan bir ilişkiyi sahnede anlatmak oyunculuk açısından nasıl bir yaklaşım gerektiriyor?

Gerçekten keyifli, özellikle arkadaşım Nergis Öztürk’le yakaladığımız uyum uzun yıllardır birlikte çalışıyor olmamız, benim için çok büyük bir konfor. Bir hayatı en başından sonuna kadar anlatma fikri ise beni her zaman heyecanlandırmıştır çünkü hayatın içerisinde herkes gibi oynadığım karakterlerde değişir, dönüşür ve bambaşka bir karaktere evrilir, sahne üzerinde seyirciyi etkileyen önemli bir olgudur bu. Ben de bu noktada bu değişimi rol için çok avantajlı buluyorum.

Bu oyunun seyircide bırakmasını en çok arzu ettiğiniz duygu neydi?

Yaşama sevinci, sevdiklerimizle birlikte zaman geçirme, onlarla dışarı çıkıp dans etme, hayatın tadını şu an burada ertelemeden yaşamak. Çünkü gerçekten hayat hiç de sandığımız kadar uzun değil. Eğer bugün bunun değerini bilmiyorsak yarın böyle bir vaktimiz olup olmayacağını kimse bize garanti etmiyor. Onun için de oyunun en önemli ve beni en etkileyen duruşlarından bir tanesi bu.

Oyunun merkezindeki aşk hikâyesini diğer sahne aşk hikâyelerinden ayıran şey sizce ne?

Aşk gerçekten geniş bir kavram. Bizim oyunumuzdaki karakterlerin aşkı çok ama gerçekten çok değerli ve derin. Hani derler ya aşk biter bitmez tartışılır. İşte bu oyunda aşk derinleşiyor, yerini yine aşk kadar değerli duygularla birlikte bambaşka bir mertebeye taşıyor. Bundan daha büyük bir duygu yaşayamam dediğiniz şeyin üstünde yaşadığınız duyguları düşünün, bu gerçekten de etkileyici.

Alzheimer gibi hassas bir temayı sahneye taşırken en çok dikkat ettiğiniz nokta ne oldu?

Alzheimer hastalığı ülkemizde gerçekten bilindiğinden de çok fazla insanı etkileyen bir hastalık. Pek çok aile bu hastalıkla ilgili bilgiye sahip. Bunların sorumluluğu içerisinde doktorlarımızdan da yardım alarak hastalığın evrelerini, süreçlerini, insana olan etkilerini detaylı bir şekilde araştırıp sahneye taşımaya çalıştık.

Yönetmen Onur Ünsal ile karakter üzerine en çok tartıştığınız konu neydi?

Karakterin yolculuğu üzerinde çok çalıştık, yukarıda da belirttiğim gibi 50 yıllık bir süreci ve hastalığın evrelerini ve geçişlerini doğru belirlemek, bunları sahne üzerinde estetik olarak seyirciye doğru aktarmak öncelikli görevlerimizden biri oldu. Elbette ki Onur Ünsal’ın tecrübesi ve tiyatro görüşüyle kendimi sahnede çok rahat hissetiğimi de söylemeliyim. Onur ile zaten 25 yıllık bir arkadaşlığımız var. Hem sahnede hem de özel hayatımızda birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bunun da lüksünü yaşadığımı söylemeliyim.

Nergis Öztürk ile sahne kimyanızı nasıl tanımlarsınız?

Nergis’le de 20 senenin üstünde bir sahne arkadaşlığımız var, onunla aynı sahnede olmak, göz göze oynamak, gerçekten büyük bir konfor. İşine olan saygısı, disiplini ve çalışma azmi ile her zaman iyi bir partner olmuştur. Elbette ki yeteneği tartışılmaz. Sahnede her an ne yapacağı belli olmayan, çok güçlü, kapsamlı ve derinlikli bir oyunculuğa sahip. Nergis benim şansım.

Oyunda sizi kişisel olarak en çok zorlayan sahne hangisi?

Sonlara doğru hastalığın evreleri ilerlediğinde karakterin içine girdiği durumlar gerçekten de zorlayıcı sahnelere sebep oluyor. Yazarın metnin içerisinde getirdiği üç durumdan üçüncüsü adamın hastalığını ve kafasının içinde yaşadıklarını sahneliyor. Bu sahneleri seyirciye aktarmak hem performans açısından hem de ölçüyü bulmak açısından gerçekten de zorlayıcıydı ama keyifli bir yolculuktu.

Bu rol için duygusal olarak özel bir hazırlık süreci geçirdiniz mi?

Duygusal olarak olmasa da iyi bir araştırma süreci içerisinden geçtiğimi söylemek zorundayım. Profesör Dr. Yüksel Erdal’la uzun sohbetlerimiz hastalığın her evresinde ve her yaştaki karşılığı üzerinde konuşmalarımız, benim role daha rahat hazırlanmanı sağladı. Son haftalarda özellikle oyunu baştan sona akıttığımız süre içerisinde duygusal tarafı da gittikçe yüksek empati nedeniyle çok da kolay olmadı ancak sorumluluk bilinci ve seyirciye aktarma yöntemi önceliğimiz oldu ve sahnelenmesi zor olan bu metnin altından kalkabildiğimizi düşünüyorum.

Oyunun metninde sizi en çok sarsan cümle hangisiydi?

İnsan anılarından oluşur ama bazen seçtiğimiz anılar da gerçekten biraz garip.

Karakterinizin hayatına dışarıdan bakabilseydiniz ona ne söylemek isterdiniz?

Hayatı bu kadar güçlü, bu kadar derinden, bu kadar duygusal yaşayan bir karakter oynuyorum. Gerçekten içinde bulunduğu durum onu ne kadar zorlarsa zorlasın hayata olan inancı, eşine ve sevdiklerine olan inancı ve birlikteliği ile onu bambaşka bir noktaya getiriyor. Gerçekten zor bir hayat ama her şeye rağmen sevgiyle birlikte görünen bir yolun verdiği hazla ve büyük bir dirayetle devam eden bir yolculuk bu. Ben karakterimi seviyorum. Yolculuğunu da seviyorum. Ve onu tebrik ediyorum.

Bu çekimi gerçekleştirdiğimiz stüdyonun hikâyesini de dinleyebilir misiz?

Fotoğrafları çektiğimiz stüdyomuz eşim Beyza’yla (Beyza Şekerci) birlikte 2021 yılında kurduğumuz bir hareket alanı. Burada provalar yapıyoruz, dans ve bale atölyeleri düzenliyoruz, miniklerimize kendi alanındaki uzman eğitmenlerle buluşturduğumuz özel atölyeler düzenliyoruz. Tüm ekibimizin toplandığı, beraber düşündüğümüz, ürettiğimiz, yarattığımız bir alan stüdyo iN. Bize katılmak isteyen olursa www.studio.com.tr’den ulaşabilirler.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo