Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
İstanbul Life

İstanbul bir müzik türü olsa pop olurdu

İçeriği Paylaş

Antakya’dan Şam’a, Kuveyt’ten Ankara’ya uzanan çok kültürlü müzikal hafızasını Türk popuyla harmanlayan Ragıb Narin, yeni şarkısı “‘İstanbul” ile kentin romantik ama eksik kalan ruhuna dokunuyor. Futbol sahalarından sahneye uzanan disiplinli yolculuğunda hem fiziksel hem dijital dünyada var olan yeni nesil bir pop sanatçısı portresi çiziyor.

Röportaj: Selin Özavcı Tokçabalaban

Fotoğraflar: Gökhan Özdemir

Genç müzisyen Ragıb Narin için İstanbul; kalabalığın içinde yalnızlığı, melankolinin içinde umudu ve tarihin içinde aşkı aynı anda taşıyan bir şehir. Belki de tam bu yüzden, yarım kalmış bir aşk şarkısı gibi insanın içinde çalmaya devam ediyor. Yeni şarkısı ‘İstanbul’ ile bu duyguyu pop müziğin diliyle anlatan Narin’le; çok kültürlü müzikal hafızasını, futboldan müziğe uzanan yolculuğunu ve bu kentin ilham veren kaosunu konuştuk.

‘İstanbul’ isimli şarkınız, uzun bir aradan sonra söz ve müziği size ait olmayan ilk çalışma. Bu tercihin arkasında nasıl bir duygusal eşik vardı?

Genellikle kendi şarkılarını yazıp söyleyen bir müzisyenim; fakat aynı zamanda iyi bir dinleyici olduğumu da düşünüyorum. Uzun zamandır içimde, kendi kalemimden çıkmayan bir duyguyu sesimle yeniden yorumlama arzusu vardı. ‘İstanbul’ tam da bu noktada karşıma çıktı. Pasion Turca etiketi ile çıkardığımız şarkı, bana ait değil. Çok sevdiğim bir müzisyen arkadaşımın, Oğuzhan Atmaca’nın bestesi. Bir süredir elindeki şarkıları benimle paylaşmasını istiyordum. İstanbul–Ankara yolculuğu sırasında birkaç parça gönderdi. Hepsini dikkatle dinledim ama ‘İstanbul’u duyduğum anda durup yeniden başa sardım. Müziği, armonisi, ritmi bir yana; çok yüksek, çok sahici bir duygusu vardı. Aslında benim tarzıma birebir oturan bir şarkı değil. Yer yer arabesk kültürüne yaslanan bir ruhu var. Fakat o güçlü hissiyat beni içine çekti. Şarkıyı okumak istedim. İyi ki de öyle yapmışım; gelen geri dönüşler, duygunun dinleyiciye geçtiğini gösteriyor.

Antakya’da doğup, Şam ve Kuveyt etkisiyle büyüyen bir müzikal hafızaya sahipsiniz. Türk pop müziği üretirken Arap müzik kültürünün melodik ya da duygusal izleri sizce hangi noktalarda kendini gösteriyor? Müziğinizin türsel altyapısını nasıl tanımlarsınız?

Çok kültürlü bir ailede büyümek benim için büyük bir şanstı. Çünkü insan daha çocuk yaşta yalnızca farklı müzikleri değil, farklı bakış açılarını da tanıma fırsatı buluyor. Bu durum sadece sanatsal anlamda değil, hayat felsefesi açısından da belirleyici oluyor. Özellikle insani ilişkilerde, erken yaşta edinilen hoşgörü duygusu insanın karakterini derinden şekillendiriyor. Ön yargılardan, kalıplardan ve görünmez duvarlardan uzak bir zemin oluşuyor.

Bu çok katmanlı yapı elbette müziğime de yansıdı. Evimizin içinde Arapça ve İngilizce konuşulurdu. Arap müziğinin melodik zenginliği, Türk müziğinin derinliği ve Batı müziğinin dili bir araya gelince, doğal olarak çok katmanlı bir müzik algısı oluştu. Bu yüzden hiçbir zaman tek düze bir müzik anlayışım olmadı.

Hem sözlerimde hem bestelerimde bu kültürel geçişlerin izleri var. Şarkılarımda hissedilen o dokunun kaynağı belki de tam olarak bu. Çok kültürlü bir ailenin çocuğu olmak, bana yalnızca bir miras değil, aynı zamanda geniş bir ifade alanı kazandırdı.

Futbol kariyerinizden profesyonel müziğe uzanan hikâyeniz oldukça sıra dışı. Saha disiplininin ve rekabet ruhunun, bugün sahnedeki Ragıb Narin’e katkısı oldu mu?

Sanırım sporun bana en büyük katkısı kondisyon ve disiplin oldu. İlk büyük konserlerimi CSO Ada Ankara ve Zorlu PSM’de verdiğimde birçok kişi “Çok yorulacaksın, dikkat et” diye nasihat etmişti. Oysa konser bittiğinde hâlâ oldukça enerjiktim. Spor yapan biri hem fiziksel dayanıklılık hem de mental disiplin açısından farklı bir yerde duruyor. Profesyonellik de bunun önemli bir parçası. Sahne, en az saha kadar disiplin gerektiriyor. Futbolda kazandığınız odaklanma, tempo kontrolü ve takım bilinci sahnede başka bir biçimde karşılık buluyor. Bu anlamda futbol geçmişim bana ciddi bir avantaj sağladı. Enerjimi doğru kullanmayı, tempomu ayarlamayı ve performans boyunca konsantrasyonumu korumayı spor sayesinde öğrendim. Sahnedeki dayanıklılığımın temelinde biraz da o yıllar var.

“İstanbul” herkes için başka bir hikâye demek. Sizin İstanbul’unuz nasıl bir şehir? Bir sanatçı olarak bu kent size daha çok ilham mı veriyor, yoksa yalnızlık mı? Dünya şehirleriyle İstanbul’u karşılaştırdığınızda, bu kentin müzikal enerjisini nasıl tarif edersiniz?

İstanbul herkes için başka bir hikâye, başka bir fotoğraf karesi, bambaşka bir dünya. Benim için ise yalnızca bir şehir değil; başlı başına bir “dünya”. Çünkü burada, dünyanın pek çok kültürünü, rengini, tarihini ve duygusunu aynı anda deneyimleyebiliyorsunuz. Sadece İstanbul’u gezerek bile evrensel bir yolculuğa çıkmak mümkün. Hayata pozitif bakan biriyim. Bu yüzden İstanbul bana yalnızlıktan çok ilham veriyor. Yirmi milyon insanın içinde elbette zaman zaman yalnız hissediyorsunuz; ama bu duygu bende bir eksilme değil, bir üretim alanı yaratıyor. İstanbul’u izlerken içimde güçlü bir yaratım enerjisi doğuyor. Şehir, duygularımı besliyor. İstanbul’un her sokağında bir ritim, bir şarkı, bir melodi, hatta bir şiir var. Kendine özgü, hepimizin farklı biçimlerde duyduğu bir melodisi var bu şehrin. Tarihi dokusu, sıcaklığı, yoksulluğu ve zenginliği; sokakların kendine has dili… Tüm bunlar eşsiz bir müzikal doku oluşturuyor. Sanırım İstanbul’u dünyanın hiçbir şehrine değişmem. Çünkü burada yalnızlık da kalabalık da, hüzün de umut da aynı anda var ve hepsi insanın içine işleyen bir ezgiye dönüşüyor.

‘Mucize’ , ‘Yok Yok’, ‘Harbi’ gibi farklı dönemlerdeki teklilerinizde hem romantik hem daha ritmik bir çizgi görüyoruz. Ragıb Narin müziğinin duygusal haritasını nasıl çizersiniz? Melankoli mi, umut mu ağır basıyor?

Şarkılarımda umudun ağır bastığını düşünüyorum. Elbette hepimizin hayatında hüzünlü, melankolik dönemler var; ancak o karanlık alanlarda uzun süre kalmanın insanı yıprattığına inanıyorum. Bazen yüzümüzü bilinçli olarak ışığa çevirmemiz gerekir. Ben o berrak, aydınlık sularda yüzmeyi tercih edenlerdenim. Bardağın dolu tarafına bakmak insanı ileriye taşır; bu benim hayattaki temel mottom. Müziğimde de bunu ilke edindim. Aşkı, hayalleri, umudu; uzak şehirlere gitme arzusunu, eski günlerin hatırasını anlatmayı seviyorum. Dinleyenin kalbinde küçük de olsa bir ışık yakabilmek benim için çok kıymetli. Son şarkım “İstanbul” daha melankolik bir tona sahip. Ama genel olarak üretimimde umudu diri tutmayı, dinleyiciye iyi gelen bir duygu bırakmayı önemsiyorum. Çünkü inanıyorum ki müzik, insanın içindeki karanlığı büyütmek için değil; ona eşlik ederken yolu biraz daha aydınlatmak için var.

İstanbul gibi hem kaotik hem büyüleyici bir şehirde konser vermek nasıl bir his? Şarkılarınız dijital platformlarda 30 milyonun üzerinde dinlendi. Sizce yeni nesil bir pop sanatçısı için “şehir” artık fiziksel bir mekân mı, yoksa dijital bir sahne mi?

Konser vermek tarif edilmesi zor bir duygu. Her sahnede yeni hatıralar biriktiriyorsunuz. Şarkılarınızla hüzünlenen, dans eden, sizinle aynı duygunun içinde buluşan insanlarla o anı paylaşmak gerçekten paha biçilemez. Sahne zaten başlı başına büyülü bir alan; ama dinleyicilerinizle göz göze geldiğiniz, sözlerinize hep bir ağızdan eşlik ettiklerini duyduğunuz an, işte orada başka bir bağ kuruluyor. İstanbul’da konser vermek ise benim için ayrı bir yerde duruyor. Çünkü İstanbul yalnızca bir şehir değil; yaşadığım, ruhunu hissettiğim ve artık ikinci memleketim diyebileceğim bir yer. O şehirde sahneye çıkmak, kendi hikâyemin içinde şarkı söylemek gibi. Bugün “şehir” kavramı da değişti aslında. Artık yalnızca fiziksel bir mekândan söz etmiyoruz. Dijital dünya sanatçılar için yeni bir sahne açtı ve o sahne de en az sokaklar kadar gerçek. Eskiden bir sanatçının şehri; konser verdiği salonlar, yürüdüğü caddelerdi. Şimdi bir şarkı yayınladığınız anda dünyanın farklı noktalarındaki insanlarla aynı anda temas kurabiliyorsunuz. Yine de şuna inanıyorum: Dijital sahne görünürlük sağlar, ama ruhu besleyen hâlâ gerçek hayattır. Sokakta duyulan bir melodi, vapurdan inen kalabalığın uğultusu, bir apartman boşluğundan gelen piyano sesi… Müziğin tohumu hâlâ orada atılıyor. Yeni nesil bir pop sanatçısı için şehir artık iki katmanlı bir kavram: Hem algoritmaların içinde var olan bir sahne hem de ilham veren somut bir yaşam alanı. Önemli olan bu iki dünya arasında samimi bir denge kurabilmek.

Yeni şarkınızda “bazı eksikliklerin yeri hiçbir zaman dolmuyor” diyorsunuz. İstanbul sizce tamamlanmamış hikâyelerin şehri mi? Bu şehirde aşk daha mı yoğun yaşanıyor?

Bence İstanbul, aşkın en yoğun yaşandığı şehirlerden biri. Elbette tamamlanmış hikâyeler de var; ama bana kalırsa İstanbul biraz yarım kalmış bir aşk şarkısı gibi. İçinde hep bir özlem, hep bir eksik nota taşıyor. Bu şehir; yıkılan imparatorluklara, kurulan devletlere, savaşlara ve yarım kalan hikâyelere tanıklık etmiş. Böylesine büyük tarihsel kırılmaların yaşandığı bir yerde aşkın da daha derin, daha dramatik yaşanması kaçınılmaz. İstanbul’un sokaklarında dolaşırken insan sadece bugünü değil, geçmişin izlerini de hissediyor. Aşkın büyüsünün bu şehirde her zaman var olduğuna inanıyorum. İstanbul aşkla özdeş bir şehir; belki de aşkın en güzel, en tutkulu ve en hüzünlü hâlinin aynı anda yaşanabildiği tek yer.

İstanbul Life okurları için son olarak şunu sormak isteriz: Eğer İstanbul’u tek bir müzik türüyle anlatacak olsanız, bu hangi tür olurdu? Ve Ragıb Narin o türün neresinde dururdu?

Ben bir pop müzisyeniyim ve kalbim her zaman poptan yana oldu. İstanbul kalabalık, hareketli ve kozmopolit bir şehir; pop müzik de tam olarak bu çeşitliliği içinde barındırıyor. Farklı kültürlerin, farklı duyguların, farklı ritimlerin bir arada var olabildiği bir alan pop müzik. Bu yönüyle İstanbul’la çok örtüştüğünü düşünüyorum. Özellikle 90’lar ve 2000’lerin pop kültürüyle İstanbul arasında güçlü bir bağ var. O dönemin şarkılarında şehrin enerjisini, romantizmini, hüznünü ve coşkusunu ayrı ayrı duyabiliyorsunuz. Her parçada başka bir İstanbul sesi var sanki.

Pop müzik benim için sadece bir tür değil; bu şehrin ruhunu taşıyan bir ifade biçimi.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo