
Ayşe Kırca’dan dijital çağa sanatsal eleştiri
RÖPORTAJ: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL
FOTOĞRAFLAR: PINAR GEDİKÖZER
Ayşe Kırca, ‘For the Sake of Beauty’ serisiyle güzellik kavramını günümüzün dijital aynasında yeniden tanımlıyor. Sosyal medyanın kusursuzluk takıntısı, estetik endüstrisinin kopyalanmış idealleri ve tekdüzeleşen insanlık teması, sanatçının işlerinde ironik bir gerçeklik duygusuyla birleşiyor. Kırca’nın heykelleri ve figüratif resimleri, yüzeyde komik ama içten içe trajik bir tablo sunuyor: Güzellik uğruna ‘maymunlaşan’ modern insan. Levent Kırca’nın mizahi mirasını taşıyan sanatçı, teknolojinin dayattığı estetik kalıpları tiye alırken; aynı zamanda içsel bir farkındalık alanı yaratıyor. Seyirciyi hem güldürüp hem düşündürmeyi hedefleyen Kırca, çağdaş insanın dış görünüş saplantısını şu sözlerle özetliyor: “Hem güzellik uğruna maymun oluyoruz hem de kendimizden uzaklaşıp maymunsu atamıza dönüyoruz.”
HELLO!: ‘For the Sake of Beauty’ serisinin çıkış noktası nedir? Bu seriyi üretmeye seni iten ilk duygu veya düşünce neydi?
Ayşe Kırca: Modern dünyanın insanoğlunun üzerinde kurduğu güzellik baskısı hepimizi dış görünüş odaklı olmaya, kendimizle yetinmemeye, değişmeye, birbirimize benzemeye ‘itekliyor’. Başta sosyal medya, tüketim sektörü, estetik dünyası, güzellik yarışmaları, görüntüleriyle oynanmış marka reklamları olmak üzere içimizdeki ben duygusu yetersizleştiriliyor. Birçoğumuz yaşadığımız dış görünüşsel değişimlerle önce birbirimize ve zamanla maymunlara benzemeye başlıyoruz. Bu, bana ters evrim hissi veriyor. Hem güzellik uğruna maymun oluyoruz hem de kendimizden uzaklaşıp maymunsu atamıza dönüyoruz. Bu seri güzellik uğruna maymunlaşan, tekdüzeleşen, çeşitliliği ve ahengi kaybeden, modern insana dayatılmış estetik algısına karşı bir eleştiridir.
HELLO!: Eserlerinde ‘güzellik’ kavramını neredeyse ironik bir biçimde sorguluyorsun. Sence bugün ‘güzel’ kavramı tamamen mi yozlaştı yoksa dönüşüm mü geçiriyor?
A. Kırca: Tamamen yozlaşma yolunda. Sosyal medyanın bunda büyük payı var bence. Herkesin kendi güzellik algılarınca mükemmelleştirilmiş halleriyle karşı karşıya kaldığımız bir dünya. Güzellik algımız da haliyle her gün değişmekte. Doğalın, özgünlüğün, çeşitliliğin güzel olduğu algısından git gide çıkıyoruz.
HELLO!: Eserlerinde teknolojik araçları (örneğin Facetune, filtre uygulamaları, yapay imajlar) bilinçli olarak bir eleştiri aracına dönüştürüyorsun. Bu araçlarla çalışmak sana nasıl hissettiriyor?
A. Kırca: Ağlanacak halimize güldürtüyor. Hangimiz bir fotoğraf filtresini kullanmamışızdır ki? “Olduğumuzun en iyi halinde görünmek” isteğiyle... Bunları tiye almak, belki biraz olsun kendimize, özbenliğimize dönmek için bir farkındalık sağlar.

HELLO!: Sosyal medyanın estetik algısını bozduğu bir çağda, sanatın hâlâ dönüştürücü bir gücü olduğunu düşünüyor musun?
A. Kırca: İkisi yarışsalar hangisi galip gelir çelişkideyim; ama sanatın iyi bir performans çıkartacağına eminim. Teknolojinin ve insan üzerindeki etkisinin hızına yetişemediğimiz bir dönemdeyiz. Yine de sanat olmadan nefes alamayacağımızı düşünüyorum. Sanat, dönüşmek isteyeni ve dönüşmeye açık olanı dönüştürebilecek güçte bence.
HELLO!: ‘Tekdüzeleşen insanlık’ fikri, senin kişisel yaşamında da yankı buluyor mu? Günlük hayatında bu baskıya nasıl direniyorsun?
A. Kırca: Herkesin aynı olması, aynı şeyleri giymesi, aynı görünmesi, aynı yerden aynı şeyleri yemesi beni oldum olası ‘cringe’ eder. Bir şeyler trend olduğu için değil, gerçekten ben de sevdiğim için onu yapmalıyım. Bu konuda kendi çekirdek çevremde benimle hemfikir insanlarla çevriliyim çok şükür. Hayatımda bu baskıyı hissetmiyorum diyebilirim bu sebeple. Aksine baskılanan şeylerin tersini yapmak bana daha çekici geliyor.
HELLO!: Oyunculuk geçmişin var ve bu, beden diline hakim olmanı sağlıyor. Bu deneyim görsel sanat pratiğine nasıl yansıdı?
A. Kırca: Sanatın her dalı birbiriyle iç içe. Duygu bazlı olarak bir hayli faydasını hissediyorum: Resmettiğim ve heykellerini yaptığım maymunların duygularını filtrelemeden insanlara geçirebilmek. Tiye aldığım, farkındalık yaratmak istediğim konular karşısında eserlerime bakan insanların yüzünde bir gülümse, bir kahkaha görebildiğimde fark ediyorum bunu.
HELLO!: Levent Kırca gibi Türkiye’nin mizah ve sahne geleneğinde çok özel bir yere sahip bir babanın kızı olmak, sanat yolculuğunu nasıl etkiledi?
A. Kırca: Saçımdan tırnağıma etkiledi ya! Bugün neysem, neye dönüşüyorsam babam ve annem sayesinde. Hayata bakış açım, sanata olan hayranlığım, mizahi dilim, nefes alışıma kadar onların beni yontmasıyla oldu. Üzerine ben de katabildiğim kadar katıyorum işte. Düşünün ki çocukluktan itibaren evin içinde sağı solu boyayan, resim yapan, kendini şekilden şekile sokan, o sergi benim bu müze senin haldır haldır çocuklarını dolaştıran bir baba var… Ben şimdi resim yapmayayım da ne yapayım?
HELLO!: Mizah, ironi ve toplumsal eleştiri senin işlerinde de hissediliyor. Bu, babandan miras kalan bir bakış açısı mı, yoksa zamanla kendi sanat dilinde yeniden şekillendirdiğin bir unsur mu?
A. Kırca: Kesinlikle öyle olduğunu düşünüyorum. Eserlerim düşündürürken güldürsün istiyorum. Doğduğum günden itibaren damardan mizah almış gibiyim. Son üç senedir de bu açıdan Doğu (Demirkol), babamın eksikliğini hiç hissettirmiyor. Bu sergide de sağ olsun katkısı ve desteği çok büyük.
HELLO!: Bundan sonraki projende yine güzellik algısına mı odaklanacaksın, yoksa başka bir toplumsal mitin peşinde misin?
A. Kırca: Güzellik uğruna maymun olmak temasında devam, her gün yeni bir güzellik akımıyla uyanıyoruz! Bunlara ek olarak trend maymunu olmak ve teknolojinin maymunu olmak üzerine de yeni eserler hazırlıyorum.
Benzer Haberler

Sanatı süs değil, tasarımın özü olarak gören bir zihin: Fahrettin Aykut

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide









