
Bergüzar Korel: "Haklı olmayı değil mutlu olmayı önemsiyorum"
Röportaj: Gökçe Ateş Kantarcı
Fotoğraf: Cihan Alpgiray
Styling: Aslı Parlak
Saç: Mutlu Ahmet Sinan
Makyaj: Hidayet Korkmaz
Video: Zorlu Çetin
Fotoğraf Asistanı: Oytun Akbulut, Buse Karaman
Styling Asistanı: Gül Akman
Saç Asistanı: Demirhan Baysal
Makyaj Asistanı: Hacer Tekin
Video Asistanı: Volkan Akkaya
Hilton Istanbul Bosphorus’a teşekkür ederiz.
Kariyerinin ilk yıllarında yollarımız kesiştiğinde takvimler 2010’u gösteriyordu. Ardından 2018, 2024 ve şimdi... Her biri hayatında bir dönüm noktasını işaret eden tüm bu yıllarda onun yaşamından bizim sayfamıza taşan başlıklar da hikaye de şekil değiştirdi. Ama bizde bıraktığı o his, hep aynı. Aynı Bergüzar; tüm samimiyetiyle, tüm gerçekliğiyle karşımızda! Bugün hayatının sakin, kendinden emin ama en cesur döneminde. Oyunculuğun yanı sıra müzikle yeni bir sahne serüvenine çıkan, yıllarca ertelediği hayallerine cesaretle yaklaşan, anneliği ve üretmeyi hayatının merkezine yerleştiren, kendine daha çok alan açan bir kadın var. Zorlu PSM’de başlayan ‘Hatırladıkça’ konser serisiyle bizi geçmişten günümüze bir yolculuğa çıkaran Korel ile hayatının tüm bu farklı dönemlerini, değişen tanımlarını ve bugünkü Bergüzar’ı konuştuk.

HELLO!: HELLO!’nun 22 yıllık Türkiye yolculuğunda bu, dördüncü buluşmamız. Her birinde hayatının farklı dönemlerinde, bambaşka bir kadın var karşımızda. Bugün Bergüzar Korel yaşamının nasıl bir evresinde, her şey nasıl gidiyor?
Bergüzar Korel: Mutlu, çoğu şeyi kabule geçmiş, haklı olmayı değil mutlu olmayı önemseyen, yüklerinden arınmış, zorlayan, duygumu aşağı çeken her türlü ortamdan uzak duran, daha cesur ama dingin biriyim. Sadeleştiğim ve büyük bir dönüşüm yaşadığımı fark ettiğim bir dönemimdeyim.
HELLO!: Ve tüm bu buluşmalarda, 20’li yaşlardan bugüne birçok farklı anına eşlik ettik; genç bir oyuncu, mutlu bir eş, kariyerinin zirvesinde bir yıldız, üç çocuklu bir anne, Londra-İstanbul arasında kurulan yaşamla yeniliklere açık bir kadın… Roller, zaman, mekanlar değişiyor. Değişmeyen tek şey ne?
B. Korel: Bence samimiyet. İnsanlara ve hayata hep aynı samimiyetle yaklaşıyorum. Herkesi sevmeye hazırım her daim. Hayata karşı büyük bir samimiyet duyuyorum ve sadece samimi insanları hayatıma alıyorum.
HELLO!: Oyunculuğun ardından müzik de profesyonel anlamda hayatına dahil olmuş ve çıkardığın iki albümle bunun altını çizmiştin. Uzun yıllar sonra Zorlu PSM’de gerçekleşen ‘Hatırladıkça’ konser serisiyle müzik, şimdilerde daha da ön planda. Bu çıkışın arkasında nasıl bir süreç vardı?
B. Korel: İlk albümümü çıkaralı tam 10 yıl oldu. Bu 10 yıl içinde gerek çalışma tempom gerekse bu projeyi ve kendimi doğru konumlandıramadığım için hep durdum. Gelen teklifler benim prensiplerime ve hayat düzenime uygun değildi. İkinci albüm pandemiye denk geldi ve arka arkaya iki hamilelik derken, şimdiymiş zamanı. Sahneye çıkmak istediğimi albümde de birlikte olduğumuz vokal koçum, sevgili Yonca ile paylaştım; o, beni Mustafa Haybat ile tanıştırdı. Mustafa çok kısa zamanda inanılmaz bir disiplin ve hız ile mükemmel bir ekip kurdu. Bu süreçte en büyük şansım ekip arkadaşlarım. Yıllarca hayranlıkla dinlediğimiz solistlere çalan, işinin en iyisi müzisyenlerle çalışmak benim için büyük bir güven ve mutluluk. Hemen provalara girdik ve ‘Hatırladıkça’ yolculuğu başladı.
HELLO!: Kameralar, sahne ışıkları, stüdyo, mikrofon… Bunların hepsi aslında işinin bir parçası; hepsi bildiğin yerden gelen sorular gibi. Bilmediğin, ilk kez bu sahnede deneyimlediklerin neler oldu?
B. Korel: Yine samimiyetle cevaplayacağım; çok zor ve sancılı bir süreçti benim için. Oyunculukta kilometrem çok, reflekslerim, tekniğim, tecrübem 20 yıla bakarsak çok yüksek. Kendimi tanıdığım, sınırlarımın olmadığı bir alan ama şarkı söylemek öyle değil. Evet, yorum senin parmak izin ama teknik olarak doğru ve yanlış çok net şarkı söylerken. Ben de çok takıntılı ve mükemmeliyetçi biri olduğum için kendimi çok hırpaladığım bir süreç yaşadım. Seyirci, biletini alıp beni dinlemeye geliyor, iki albüm var dinledikleri, ünlü bir figür var bildikleri, ben bunları cebime koyup cepten yiyemem. Hep üstüne koymak ve kendimi geliştirmek zorundayım. 24 yaşında oyunculuk yapmaya başladığımda ne hissediyorsam, sahne üzerinde şarkı söylerken onları hissettim. Öğrenmeye aç; aşırı çalıştığım, her türlü bilgiyi sömürdüğüm bir süreç yaşadım ve hâlâ da yaşıyorum.

HELLO!: Bu konser serisinin ilk gecesine dönecek olursak; orkestranın çalmaya başladığı, seyircinin merakla beklediği, şarkının ilk notasına girdiğin o sihirli an… O an içindeki en baskın his neydi?
B. Korel: Korku, çok büyük bir korku. Sürekli sorgulama ama her şeye rağmen büyük bir mutluluk.
HELLO!: Oyuncu Bergüzar’ı ve sahnede şarkı söyleyen Bergüzar’ı hiç yarıştırmadan kendi içinde karşılaştıracak olursan; nerelerde uyuşur, nerelerde çatışırlar?
B. Korel: Oyuncu Bergüzar bir kere çok tecrübeli; her türlü krizi yönetebilir, teknik, duygusal, teorik, pratik, kuramsal her şeye çok hakim. Heyecanı aynı, çocuksu, korkuları da öyle… Risk alma becerisi yüksek. Şarkı söyleyen Bergüzar da aynı samimiyette ama tecrübe olarak oyuncu Bergüzar’a yetişmesi için zamana ihtiyacı var. Ben sahnede kendimi bizim sete gelen genç oyuncular gibi hissediyorum; onlar her şeyi dinlerler, gözleri boncuk boncuk bakar, çok eğlenirler; çünkü her şey çok yeni, rengarenk, lunapark gibi… Bence şarkı söyleyen Bergüzar tam olarak öyle.
HELLO!: Oyunculuk yaparken giyilen roller, içine girilen karakterler bazen bir zırh gibi. Duyguları sahneye taşımaksa bir tür meydan okuma; şarkı söylerken çok daha kırılgan, savunmasız ve kendi başına oluyor sanki insan. İşin bu tarafı nasıl besliyor ya da zorluyor seni?
B. Korel: Benim hayatım hatasız olmak üzerine kurulu. Ben bir iş yapıyorsam, o iş sıfır hata olmalı. Masa başı iş yapmıyoruz; milyonlarca insana dokunuyoruz, hata yaptığımda çok kızıyorum kendime. O yüzden sahnede kırılgan ya da savunmasız olmak gibi bir lüksüm yok, en azından şimdilik. Oyunculuktan farklı olarak hikayeleri Bergüzar olarak anlatıyorum, belli bir karakterle değil. Her ne kadar yıllardır şarkı söylüyor olsam da şu anda her hafta seyirci değer verip beni izlemeye geliyorsa, öncelikle müzikalite olarak onları tatmin etmeliyim. Bunun için arkamda mükemmel bir orkestra var, bana düşen de o şarkıları kendi janrımdan uzaklaşmadan, kimliğimi kaybetmeden tertemiz bir şekilde söylemek. “Canım şarkı söylemek istedi sahneye çıktım, hayalimi gerçekleştiriyorum” gibi romantik bir yerde hiç değilim. Asker gibi çalışmam gerekiyor ve çalışıyorum ve bu öğrenme hali 44 yaşında bir sürü şeyi sorgulamama vesile oluyor. 10 yıl önce daha kararlı olup “Hayır ben bunu böyle istiyorum” diyebilseydim, şu an 10 yıldır şarkı söylüyor olurdum. Bu his beni biraz üzüyor ama ondan da besleniyorum. Daha çok çalışıyorum, var olan sınırlarımı zorluyorum. Onun dışında sahnede hep gözlerim kapalı buluyorum kendimi, her performansta şarkıların bambaşka yerlerini keşfediyorum. O an, hayatımda yaşadıklarıma göre şekilleniyor kafamda ve kalbimde.
HELLO!: Derinliği olan bir müzik anlayışın, klasik konser formatının ötesine geçen bir sahne dilin var. Sanki notalarla anılar, duygular ve hikayeler anlatıyorsun. Senin için ‘Hatırladıkça’ bir konser serisi mi, yoksa seyirciyle kurduğun daha kişisel bir yolculuk mu?
B. Korel: Müzikalitesi yüksek, sağlam bir zemine oturttuğum, seyirciyle kurduğum samimi bir bağ diyeyim. Gecenin başında da söylüyorum. İki saat boyunca omzumuzdaki apoletlerden kurtulduğumuz, hepimizin ortak olarak özlediği duygulara dokunabileceğimiz ve konser bittiğinde “Oh be” diyecekleri bir gece yaşamalarını istiyorum seyircilerin. Kurduğum ilişki çok şeffaf, çok açık.
HELLO!: Repertuarın da ‘Hatırladıkça’ya gönderme yapıyor. Çocukluğumuzun, gençliğimizin kült şarkılarını söylüyorsun. 1990’lar sana ne hatırlatıyor?
B. Korel: 90’lar bana sanki bir gün tekrar döneceğim evim hissini yaratıyor. Doğru ifade edebildim mi bilmiyorum ama sanki Karaburun’daki mütevazı evimiz hâlâ orada, çam fıstığı topladığım ağaçlar orada, Dalyan’da sabah balıklarını geceliğiyle gidip balıkçı ağabeylerden alan Bergüzar hâlâ orada… Ev gibi geliyor 90’lar bana; o döneme ait gördüğüm her görüntü, duyduğum her melodi, çocukken kendimi güvende hissettiğim evimi, ailemi, sadeliği ve gerçekliği hatırlatıyor.
HELLO!: Sahnede seslendirdiğin şarkılardan tek bir tanesini seçmeni istesek hangisi olurdu? Hayatın boyunca dinlemekten de söylemekten de bıkmayacağın bir şarkı?
B. Korel: Seçmek çok zor… Keman solo girdiği an en çok seslerin yükseldiği ve seyircinin kendini bıraktığı şarkı ‘Senden Öğrendim’ benim için de özel bir şarkıdır. Tanju Okan’ın tüm şarkılarında çok mutlu oluyorum, hikaye anlatıcılığımın özgürleştiği parçalar her biri…

HELLO!: Sahnende zaman zaman sürpriz anlar yaşanıyor; başka yıldız isimleri konuk ediyorsun. Halit Ergenç, Nükhet Duru, Ümit Sayın, Burak Kut bu sezon sana eşlik edenlerdendi. Birlikte söylenen şarkılarla ortaya nasıl bir enerji, nasıl bir duygu çıkıyor?
B. Korel: Ben çok duygulanıyorum. Yıllarca hayranlıkla dinlediğim insanlar beni kırmayıp sahneme çıkıyorlar ve birlikte şarkı söyleme şansı elde ediyorum. Düşünsenize rüya gibi bir şey benim için.
HELLO!: Evdeki provalarında zaman zaman Halit Ergenç’in de eşlik ettiğini görmüştük. Ev ve setin dışında bu kez aynı sahneyi paylaşmak nasıldı?
B. Korel: Güzeldi ama daha keyfine varacak kadar birlikte şarkı söylemedik. İkimiz de işimizde kaygılı tipler olduğumuz için, sahnede rahatlayabilmemiz ve eğlenebilmemiz için daha zaman geçirmemiz gerek.
HELLO!: Birlikte ‘Palavra’, ‘Deniz ve Mehtap’, ‘Sarhoş’u söylediniz. Şarkıları seçerken müzikal uyum mu, ortak anılar mı etkili oldu?
B. Korel: Bir gecede ne yapabiliyorsak onu yaptık aslında, bir soundcheck ve sahnedeydik. Tabii müzikal uyum, ortak anlardan daha ön plandaydı.
HELLO!: Sezonun son konseri 12 Haziran’dı, sonbaharda tekrar başlayacak mı?
B. Korel: Evet öyle görünüyor, yeni sezonda devam edeceğiz. 27 Temmuz’da da Enka Sanat’ta sahne alacağım.
HELLO!: Oyunculuğa dönecek olursak ‘Düğüm’, ‘Annem Ankara’dan sonra ‘İlk ve Son’ ile seyirciyle buluştun. Hepsi farklı türden hikayeler ve bambaşka kadınlardı. “Şöyle bir karakter olsa da oymasam” dediğin ya da içinde olmak istediğin ters köşe bir hikaye var mı?
B. Korel: Benim için oynayacağım karakterin ‘gerçek’ yazılması tek önceliğim.
HELLO!: Son projelerde izleyicinin kalbine dokunan, güçlü ama kırılgan kadınları canlandırdın. Yaş aldıkça bir karakterde seni etkileyen şeyler de değişiyor mu?
B. Korel: Yaş aldıkça sana biçilen roller değişiyor. Benim içinse samimi bir hikaye, en önemlisi. Reyting kaygısıyla gerçek hayatta karşısında durduğum, prensiplerim dahilinde olmayan bir rolü oynamam. Dert anlatmak ve derman olmak isterim; dokunmak isterim, dönüşmek, dönüştürmek isterim. Kısaca, gerçek olsun isterim oynayacağım karakter.

HELLO!: Kariyerinin bu döneminde senaryolarda ilk baktığın şey ne oluyor; hikaye mi, karakter mi, yönetmen mi yoksa sana hissettirdiği duygu mu?
B. Korel: Özen, benim için çok önemli. Elime özensiz bir yazım, dil bilgisinde hatalar yapan bir yazarın yazdığı bir senaryo geldiğinde çıldırıyorum. Bu konularda biraz acımasızım ve siliyorum o işi kafamda. Çünkü o, bana uzun yol koşusunda ne olacağına dair net bir fikir veriyor. Onun dışında evrensel kural, tabii ki hikaye. Çatışması var mı, diyaloglar, samimiyet, karakterin dönüşümü nedir? Öyle bir karakter gelir ki dünyanın en sebepsiz kötüsü ama gerçek, hiç düşünmem kabul ederim. Tek meselem gerçeklik.
HELLO!: Bir süre Londra’da yaşadınız, şimdi İstanbul’dasınız. İki farklı şehirde olmak, zaman zaman konfor alanının dışına çıkmak nasıl bir deneyimdi?
B. Korel: Zordu, o anın içindeyken hiçbir şey yapmıyor gibi hissediyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda ne kadar zormuş. Köksüzlük bana iyi gelmiyor, anılarımın olmadığı bir şehirde yaşamak mutlu etmedi beni. Huzurlu bir mutsuzluk yurtdışında yaşamak benim için ama keyifli yanları da çok. Ailem nerede mutluysa ben orada iyiyim aslında. Şu an burada olmak hepimize iyi geliyor ama Londra evimiz duruyor. Bir Başak olarak zor olsa da iki ev, iki hayatı kabullendim.
HELLO!: Biri artık genç bir delikanlı olan üç çocuk anneliğinin sana öğrettiği en beklenmedik şey ne oldu?
B. Korel: Beklenmedik mi bilmiyorum, her gün beklenmedik bir şeyler oluyor çünkü. Kabullenmek sanırım. Onların karakterlerini, korkularını, fikirlerini, zevklerini izlemek… Tadını çıkarmak, oldukları gibi kabul etmek. 10 yıl boyunca tek çocuklu bir anne olarak başka bir evladımı da Ali kadar sevebileceğimi düşünemezken kalbim şu an üçünün sevgisiyle dolu. Sanırım en beklenmedik şey bu oldu. Üç tane daha olsa onları da o kadar seveceğimi bilmek çok acayip.
HELLO!: Büyük oğlunuz artık yavaş yavaş kendi yolunu çizmeye başlamıştır. Çocuklar büyüdükçe annelik de şekil değiştiriyor. Senin için anneliğin en zor vedası ne oldu?
B. Korel: Veda olarak hiç düşünmedim. Küçüklerle yaşadıklarımı Ali ile de yaşadım, o yüzden her anlarına doyuyorum. Ama Ali ile şu an yaşadığım iletişim benzersiz ve bunu ilk onunla yaşadığım için çok mutluyum. Kendi doğurduğum bebeğim ile şu an sosyalleşiyoruz, konserlerime geliyor, hayatı, ilişkileri konuşuyoruz, gülüyoruz ve çokça kavga ediyoruz. Çok benziyoruz birbirimize, o yüzden bana çok kül yutturamıyor. Gerçi bu röportajı okuduğunda arkadaşlarıyla birbirlerine yollayıp “Sen öyle san anne” diyeceğine eminim. O da ergenliğin şanından diyelim.

HELLO!: Anne olduktan sonra kurduğun sürdürülebilir çocuk giyim markası Petit Coral’dan sonra Borcié ile anneleri de rahat bir şıklıkla tanıştırdın. Girişimcilik anlamında seni yeni projeler üretmeye iten motivasyon ne?
B. Korel: Bana iyi gelen herkese iyi gelsin. Bir anne ve kadın olarak neye ihtiyaç duyuyorsam onu deniyorum ve karşılığını da alıyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor.
HELLO!: Şimdi de babalar bir marka isterse?
B. Korel: Yok almayayım, tekstil çok zormuş.
HELLO!: Hayatta üstlendiğin bu kadar farklı rol arasında, kendine ayırdığın zamanlarda seni en çok ne besliyor?
B. Korel: Çok samimi arkadaşlarımla günün sonunda iki kelam etmek, sabah kahvaltı ederken bir şey izlemek, her sabah kalkıp meditasyon yapmak, spora gitmek, ailemin, arkadaşlarımın heyecanlarına ortak olmak, evlatlarımın fotoğraflarını çekmek, şan dersi yapmak… Borcié için tasarım yapmak, sahnede söyleyeceğim şarkıları dinlemek ve sürekli kafamda proje üretmek, hayal kurmak beni besliyor. Çok küçük bir hayatımız var ve o hayatın içindeki herkesle birbirimize katkı sağlamak beni huzurlu hissettiriyor.
HELLO!: Ünlü bir çift olarak profesyonel ve özel hayatı dengede tutmak da ciddi bir yönetim işi. Bugün şöhretle kurduğun ilişki, kariyerinin ilk yıllarındaki ilişkinden ne kadar farklı?
B. Korel: Şöhretle sanırım bir ilişki kurmadım. O üzerime fırlatılan, modelini, rengini, bedenini benim seçmediğim bir giysi gibi. Bazen tam oldu üstüme, bazen bol geldi, bazen nefes aldırmayacak kadar küçük geldi. Beni benden uzaklaştıran, farklı biri gibi gösterme odaklı bir kavram içinde olmak her türlü kaygımı tetikledi, güven sorunu yarattı ve böylece kendi yolumu buldum. Doğru olduğunu düşündüğüm yerlerde o şöhreti sömürdüm. Dokunmam gereken, hayatına katkı sağlayabileceğim her türlü canlı için elimin çok uzaklara bile uzanmasına vesile oldu şöhret meselesi. Ama onun dışında neyse bu ‘şöhret’, alışılagelmiş normların içinde olduğunu düşünmüyorum. Yaşadığımız ev, hayatım, insanlarla olan ilişkim ve sosyal hayatım bize dayatılan şöhret kavramlarından çok uzak. Bunu da tasarlayarak yapmıyoruz aslında, nasıl mutluysak öyle yaşıyoruz.
HELLO!: Sosyal medyanın hayatımızdaki etkisi her geçen gün artıyor. Çocukların da dijital dünyaya bize göre daha erken girmiş olmasıyla ilgili seni en çok düşündüren ne?
B. Korel: Bu konuda katı kurallarım var. Dijital bir dünyaya doğmalarının gerçekliğini unutmadan, görece katı kurallarımız var. Tablet ya da telefon hâlâ hayatlarında yok; bu dünyayı reddetmeden, hayatlarında bunu merkeze koymadan ne kadar devam edebilirsem edeceğim. Çocuğun en az 15-16 yaşına kadar sosyal medyasının olmaması gerektiğini düşünüyorum ve biliyorum çok ütopik. Ama yurtdışında, özellikle İngiltere’de bu konuda aileler çok ciddi adımlar atıyorlar. Dijital dünya ile ilgili beni en çok korkutan şey, çocukların gerçeklik ve beden algılarının zarar görmesi. Kontrolsüz bir dünya. Tabii çocuğun gözünün önünde elimizde telefon Instagram kaydırıyoruz ve bu hiç adil değil. Dolayısıyla ben de inanılmaz bir paradoksun içinde yavrularımı korumaya çalışıyorum. Her yere giderken seyahate gider gibi oyuncak, boya, aktivite kitapları götürüyoruz. Yakalamaç oynamak istediklerinde, başka bir yavru “iPad’de oyun oynayalım” dediğinde buna engel olmak da çocuğu yalnızlaştırmak oluyor. 17 senelik anneyim; bu, beni en çok zorlayan konu. Şu ana kadar iyi idare ettik, bakalım.

HELLO!: Son iki yıldır kendine çok daha dikkat ediyor; sağlıklı beslenme ve spor rutininle çok iyi görünüyorsun. Bu görünümle ilgili çıkan haberlerin bir kısmı seni şaşırttı mı? İnsanların bir değişimin arkasında emek, disiplin ya da yaşam tarzı yerine mutlaka gizli bir formül araması ne düşündürüyor?
B. Korel: Benim Instagram hesabıma girip 10-13 yıl önce eklediğim fotoğraflara bakarsanız o zaman da deli spor yaptığımı ve her zaman beslenmeme dikkat ettiğimi görürsünüz ama şu anda istikrarlı ve disiplinliyim. Ben sağlıklı yaşamayı seven ama boğazına da çok düşkün biriyimdir. Pandemi ile birlikte iki gebelik olunca insanların kafasında lohusa bir Bergüzar kaldı. Ülke değiştirince duygusal yeme bozukluğu yaşadım ama 2023 yılında Nilay Keçeci ile yolum kesişti, 10-14 kg verdim. ‘Düğüm’de bu kilodan daha zayıftım, o zaman iğneler böyle popüler değildi ve kimse bunu konuşmadı. “Ne güzel oldun” deyip geçtiler. Sonra ben 7-8 kg aldım, 2025 Eylül ayından itibaren de bu kiloyu verdim. Neden bu kadar olay oldu anlamadım. Spor videoları paylaştım, o yüzden mi dikkat çekti bilmiyorum ki. Zayıflığım şekil değiştirdi kabul, daha fit bir görünüm elde ettim. İğne kullanmadım ama kullanabilirdim, bu da kimseyi ilgilendirmezdi. Kullansaydım da yine yaşadıklarımı paylaşırdım. İnsanları da anlıyorum, hepimizi uyuşturan sosyal medyada öyle bir mükemmel görünme baskısı var ki... En kısa yoldan bunu elde etmek istiyoruz hepimiz. Ama tabii yapamadığım şeyler üzerinden başkalarının emeğini yok saymak bana göre değil. Bir başkasının kilosunun da bu kadar konuşuluyor olması, bir kadının başka bir kadının kilosunu hayatının merkezine koyması da bana ayrıca anlamsız geliyor.
HELLO!: Kadınların bedeni hakkında herkesin bir fikri var. Sen yıllar içinde bu seslerden hangilerini susturmayı başardın?
B. Korel: Ben kendimi hep sevdim. Kiloluyken de paylaştım fotoğrafımı. Olan bu, bunu farklı gösterirsem ben rahat edemem ki… Biliyorum çünkü ben gerçek halimi. Ayrıca bence selülitler, yüzdeki küçük izler, vücudumuzdaki benler, ellerimin içindeki nasırlar, beyazlarım... Hepsi çok güzel; çünkü hepsi bana ait, her birinin neden orada olduğunu biliyorum. Bence bu, çok şükredilmesi gereken bir şey. Bir tek ayaklarım bir numara küçük olsa, hayat daha kolay olurdu.
HELLO!: Kızınız büyüdüğünde ona güzellik ve beden algısı konusunda ne söylemek istersin?
B. Korel: Ooo, en hassas olduğum yer geldi işte. Kızıma hep onun çok özel olduğunu hatırlatıyorum. Kendini nasıl güzel hissediyorsa öyle giyinmesini, vücudunun her bir köşesinin ona ait ve çok özel olduğunu hatırlatıyorum. Ön iki dişi ayrık, geçenlerde fotoğrafını çekerken dudaklarını kapayarak güldüğünü fark ettim. Konuşunca dişlerinden utandığını, neden farklı olduğunu sordu. Farklılıkların güzelliğini anlattım, ona ait her türlü fiziki özelliğin biricik ve özel olduğunu anlattım. Kimse için kocaman kahkahalarından asla vazgeçmemesini de… Kendini sevmesi için kimsenin sevgisine ihtiyacı olmadığını anlatıyorum sürekli. Kendini sevmenin bencillik olmadığı bir evde büyüyor Leyla. Bizim evimizdeki en önemli cümle şudur: Biz kimsenin ne giydiğiyle, parasıyla, eviyle ilgilenmeyiz. Biz insanların sadece kalbiyle ilgileniriz.
HELLO!: Bugünlerde seni heyecanlandıran; öğrenmeye ya da keşfetmeye çalıştığın yeni bir şey var mı?
B. Korel: Müzik!
HELLO!: Son yıllarda kendinle ilgili değiştirdiğin ya da dönüştürdüğün bir alışkanlık var mı?
B. Korel: Var evet, sınırlarımı kimsenin aşmasına izin vermiyorum artık.

HELLO!: Başarıyı bugün nasıl tanımlıyorsun? Gençlik yıllarındaki tanımınla arasında fark var mı?
B. Korel: Kendi yaptığım iş üzerinden konuşabilirim sanırım. Yaptığım her ne ise oyunculuk ya da şarkı söylemek fark etmez, seyirciyi o anın içine alabilmek. Bergüzar Korel’i unutturup o anın gerçekliğinde bir yolculuğa çıkarmak. Başarı tanımım çok değişmedi; gerçeklik, samimiyet, inandırıcılık ve ulaştığım insanların hayatına dokunabilmek, geriye düşmeden hep ilerlemek.
HELLO!: Şu anki Bergüzar’ın en çok şükrettiği şey ne?
B. Korel: Her gün sağlığım ve ailemin sağlığına şükrediyorum. Onun dışındakiler bana kalsın.
HELLO!: Son olarak; 2010’daki, 2018’deki, 2024’teki ve bugünkü Bergüzar aynı masada otursa birbirlerine ne söylerlerdi?
B. Korel: 2010… Yeni bir anne, büyük bir iş yapıp ardından hemen evlenip anne olmayı seçmiş. Hiçbir anının tadını çıkarmasını izin verilmeyen; insanlar ne derse onu yapan, panik ve hep kendini suçlu hisseden, gözünün ardında hep bir kaygı, korku, hüzün olan gencecik bir kadın… 2018 benim için dönüşümün başladığı yıl, 2024’te çok mutlu. Bugün ise dingin, sakin, kendine değer veren, ertelediği her şeyi yapmak için harekete geçmiş, kararlı, hadsizliğe, cüretkarlığa, sınır ihlaline karşı çok net tavır koyan, kabule geçmiş… Tüm yaşadıklarına rağmen herkesi ve her şeyi sevmeye çok hazır bir Bergüzar var. Şimdiki Bergüzar diğerine “Korkma” derdi bence, sıkıca bir sarılırdı ve “Kendine aferin demeyi unutma, kimsenin seni aşağı çekmesine izin verme, kendini sevmek için kimsenin sevgisine ihtiyacın yok” derdi. Bence her birinin kahkahası hep çok büyüktü, yine gülecek bir şeyler bulur, kendileriyle dalga geçerlerdi. Çünkü bence bu hayatta acılarla, hayal kırıklıkları ve travmalarla baş etmenin en güzel yolu bolca kahkaha!
Benzer Haberler

İlham veren zarif kutlamalar: Yaza kurulan sofralar

Altı sanatçı, altı dünya: Yaratımın yeni kodları genç sanatçılar

Sofralar Sergisi Londra'da tarihi bir ilke imza attı









