
Prof. Dr. Zeynep Karahan Uslu: "Sosyal etki ve dönüşüm üretmek hayatıma anlam katıyor"
Röportaj: Gökçe Ateş Kantarcı
Kimi insanlar kariyerlerini unvanlarla, kimi ise bıraktıkları etkiyle tanımlar. Prof. Dr. Zeynep Karahan Uslu ikinci grupta yer alıyor. Akademisyen, siyasetçi, sivil toplum gönüllüsü ve proje lideri olarak farklı alanlarda üstlendiği rollerin ortak noktası ise toplumsal dönüşüme katkı sunma arzusu. Kadınların ekonomik bağımsızlığını destekleyen, kültürel mirası çağın imkanlarıyla yeniden görünür kılmayı hedefleyen çalışmalarıyla dikkat çeken Uslu ile geçmişten bugüne uzanan yolculuğunu, Nallıhan İğne Oyası Projesi’ni ve hayatı anlamlı kılan değerleri konuştuk.
HELLO!: İletişim akademisyenliğinden siyasete, ardından yeniden akademiye uzanan çok katmanlı bir kariyeriniz var. Geriye dönüp baktığınızda sizi en çok dönüştüren dönem hangisiydi?
Zeynep Karahan Uslu: İçsel değişimlerimle, dünyanın ve ülkenin yaşadığı büyük dönüşümler bende çok iç içe geçmiştir. Erken yaşlarımdaki 12 Eylül darbesinin etkilerinden 90’larda yaşanan çöküş sonrası çözüm arayışlarının parçası oluşuma, 2010’lar sonrasında yükselen ‘üçüncü dalga otokrasiler’in sonuçlarına dek bu dönemler hayata bakışımı derinden etkiledi. Diğer taraftan dönüşmek, bitmeyen bir süreç; takip ettiğim sergideki bir eserden aldığım izlenimden bir makaleden öğrendiklerime, tanıştığım şahsiyetlerin hikayelerinden akan duygu paylaşımına kadar, her yeni deneyim içimdeki ‘ben’e bir çentik daha atıp biçim veriyor. Mevlana’nın “Her gün bir yere konmak ne güzel, bulanmadan, donmadan akmak ne hoş” ifadesindeki gibi, temel değerlerim sabit kalsa da benliğime hep yeni tonlar ekleniyor.
HELLO!: Türkiye’nin en genç kadın milletvekillerinden biri olarak Meclis’e girdiniz. O dönemde sizi en çok şaşırtan şey ne olmuştu?
Z. K. Uslu: Politikaya girdiğimde uzun yıllardır siyasal iletişim danışmanlığı yapıyordum ve akademik kariyerim de bu konuya odaklıydı. Dolayısıyla aktör olarak dahil olduğumda, o zemini tanıyordum. Bu nedenle politik kariyerimin başlangıcından itibaren, TBMM’de komisyon başkanı, mensup olduğum siyasi partinin de yönetiminde yer alırken, kişisel olarak çok şaşırtıcı bir husus yoktu. Ancak siyasi süreçlerin işleyişine yabancı olarak politikaya girenlere, siyasetin kendine has, keskin rekabet esaslı, çoklu dengelerine entegre olmanın oldukça irkiltici geldiğine çok kez şahit oldum diyebilirim.
HELLO!: Siyaset, akademi ve sivil toplumun kesiştiği bir kariyer inşa ettiniz. Bu üç alanın birbirinden öğrendiği en önemli şeysizce nedir?
Z. K. Uslu: Karar alma gücü, bilginin sunduğu hakikat ve toplumun tüm renklerine yer açmak, üçlü saç ayağı ve birbirleri olmadan aksarlar. Siyaset akademiden, sorunların göründüğünden daha derinlikli sebepleri olduğunu, gerekli sabır ve anlayış sergilenirse çözülebileceğini öğrenir. Akademi siyasetten, bilginin tek başına çözüm üretmek için yeterli olmadığını; toplumsal değerlerin, güç ilişkilerinin etkisini, insanların teorilerden farklı refleksler vereceğini öğrenir. Sivil toplum, insan beklentilerini bu iki alanla buluşturur, diğer alanlardan da talep ya da niyetlerin toplumsal değişim yaratmaya yetmediğini; sorunu görünür kılma ya da katkı sunmak önemli olsa da değişimin karar alıcılara bağlı olduğunu, bilginin verdiği gücü öğrenir. Ancak her üç alan da birbirinden kendi sınırlarını ve birbirlerini tamamladıklarında en kıymetli sonuçları alabileceklerini öğrenir.

HELLO!: Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği uzun yıllardır çalışmalarınızın merkezinde yer alıyor. Sizce Türkiye’de kadınların güçlenmesi konusunda son 20 yılda en önemli kazanım ne oldu?
Z. K. Uslu: Kadınların eğitim düzeyi radikal biçimde yükseldi ve bu, kökten bir değişim getirecek. Özellikle Z kuşağının karar alıcı hale gelişiyle, bunun etkisini daha net gözlemleyeceğiz. Daha fazla hak talep eden, bağımsız, globalle daha entegre bir kadın tipolojisi, başkaca faktörlerin yanı sıra artan eğitim düzeyinin büyük katkısıyla, ülkenin her köşesinde yaygınlaşacak, toplumsal sıçrama kadınlar eliyle yaşanacak. Yine kadın sağlığında anne-bebek ölümlerindeki azalma da son derece kıymetlidir. Ancak kadın istihdamında OECD’nin en düşük oranlarına sahip olma, siyasi temsilde cinsiyet dengesinin sağlanmasında dünya ortalamasının gerisinde kalma, kadına şiddetin hız kesmemesi gibi derinlikli sorun alanlarının çözümü adına yürünecek yol halen uzun, sonu ise aydınlık.
HELLO!: Yıllardır farklı alanlarda görünür pozisyonlarda yer alıyorsunuz. Güçlü bir kadın olmak sizin için ne ifade ediyor?
Z. K. Uslu: Bağımsızlık ve kendini gerçekleştirmek. İnsan ihtiyaçlarını derecelendiren Maslow’un insan ihtiyaçlarına yönelik teorisindeki tespitiyle de en üst düzeyi bu hal temsil ediyor. Kendi adıma belli çalışmaları yapabilme imkanı, ruhen tatmin üretiyor. Ancak aynı zamanda sorumluluk hissimi artırıyor. Yeterli imkanlara sahip olmayanlara karşı, hiç tanışmasak da elimden geleni yaparak katkı sunmayı, bir zaruret haline getiriyor. Ancak güçten sadece kariyer ya da imkan anlaşılmamalı; asıl güç, kişinin kendinin en iyi versiyonu olmaya odaklanmasında, zorluklar karşısında eskilerin deyişiyle “Bu da geçer yahu” diyebilmesinde, yıkıldığında yanında aile hariç kimsenin çok kez olmayacağını bilip, parçalarını kendi elleriyle yerden toplamaya hazır oluşunda, yılmazlığında, cesaretini kaybetmemesinde.
HELLO!: Son yıllarda çalışmalarınızda kültürel mirasın korunması ile kadın istihdamını bir araya getiren projelere ağırlık veriyorsunuz. Bu iki başlığın kesişim noktası neden önemli?
Z. K. Uslu: Kültür mirasımızın korunması, aile mirası diyebileceğim, çocukluğumdan itibaren babacığımın çalışmalarının da etkisiyle hayat alanıma dahil olan bir konu ve ülkemiz Anadolu medeniyetleri ve imparatorluk mirasıyla hayranlıktan nefesimi kesen bir coğrafya. Ve maalesef ne kendi toplumumuzda ne de dünyada hak ettiği değeri, kültür turizmi gelirleri başta olmak üzere elde etmiyor. Diğer taraftan ömürlük çalışma alanım kadın konusunda, istihdam ve girişimcilik oranlarımızın düşüklüğü, toplumsal dönüşüm süreçlerimizi olumsuz etkiliyor, ülkenin geleceği açısından rekabette geri düşme nedenleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla her iki konuyu bütünleştirebilecek çalışmalar ortak geleceğimiz için kritik önemde. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını elde edebilmelerine katkı sunup ev içi üretimlerini ekonomik değere dönüştürürken, bunu milli kültürümüzün kilit taşı niteliğindeki eşsiz el sanatlarımızın üretimine odaklamak, her iki konuya da katkı sunabilmeyi sağlıyor.
HELLO!: Kültürel mirasın korunmasını sadece nostaljik bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik kalkınma aracı olarak da değerlendiriyorsunuz. Bu bakış açısı nasıl oluştu?
Z. K. Uslu: Ömrüm Anadolu’da yaşanan gerçeklikle hemhal olarak geçti, geçiyor ve meselelerle karşılaştığımda çözüm odaklı ve reel politikçi bir bakışla yaklaşırım. Dolayısıyla keşkelere, amalara, fakatlara inanmam, rağmenler üzerinden ne yapacaksam yaparım. Ülkemizde de kadınlarımızın istihdam oranları ve ekonomik bağımsızlığı artmadıkça, tüm yasal ve sosyal önlemler alınsa da kadın sorunları çözülemez. Ve kadınlar hayatlarını önemli ölçüde istihdamda değil; taşrada, ilaveten tarımda ücretsiz çalışan olmayla birlikte, ev içinde geçiriyor. Dolayısıyla hem kadınlarımızın yaşam şartlarına uyumlu biçimde istihdam olanaklarını artırmanın hem de el sanatlarımızı çağın ihtiyaçlarına karşılık veren, yüksek pazar değerli, modern tasarımlı, yenilikçi ürünlerle ortaya çıkararak sahiplenmenin doğru model olduğunu düşünüyorum. El sanatlarımızı müze objesine dönüştürmeye değil, ekonomik değer üreten bir alan olmaya ne kadar evriltir, ‘know&how’ bilgisinin nesiller boyu aktarılmasına, gençlerin de üretici olmaya ilgi duymasına vesile olursak, kültür miraslarımızın hakkını da yaşayan değerler olarak o kadar verebiliriz.
HELLO!: Bugün Anadolu’da kadın emeğinin görünürlüğü konusunda sizi en çok umutlandıran gelişmeler neler?
Z. K. Uslu: Kadın kooperatiflerinin sayısal artışı ve umuyorum ki orta vadede üretim kapasitesi olarak göstereceği artış. Çünkü Anadolu’nun kendine has dinamikleri içinde, iş imkanlarından, satış olanaklarına kadar, kişisel emekle başarı hikayesi yazma yerine, birlikten güç doğar prensibini harekete geçirmek, daha güçlü sonuçlar üretebiliyor. Bu bağlamda kamu kurumları eliyle 2018’den beri yürütülüp 2023’te revize edilen Kadın Kooperatiflerinin Güçlendirilmesi İş Birliği Protokolü kapsamındaki hareketlilik mutluluk verici. KOP DES hibelerinin katkısı, mikro kredi kullanarak hayata tutunan kadınların varlığı anlamlı; ama çok gelişmesi gereken bir alan. Gerçekten bütün dezavantajları aşarak, imkan sağlandığında bambaşka ufuklara koşabilecek kadınlarla dopdolu bir ülkeyiz. Yeter ki bunun ülkemiz için nasıl bir insan kaynağı ve üretim kapasitesi potansiyeli barındırdığı idrak edilsin, gereği yapılabilsin.
HELLO!: Nallıhan İğne Oyası Projesi fikri ilk nasıl ortaya çıktı? Sizi bu projeye yönelten neydi?
Z. K. Uslu: Biraz önce bahsettiğim gibi kadın kooperatifleri çok kıymetli potansiyel barındırıyor. Bu bağlamda Şanlıurfa milletvekilliğim esnasında, tamamen kişisel fikri girişimimle; Tülmen Köyü kadınlarına ulaşıp, ikna edip, her aşamasının gerçekleşmesini sağladığım bir kadın kooperatifi deneyimim üzerinden altyapım oluşmuştu. Ve bu altyapıyı, seneler önce Nallıhan’a yaptığım ziyarette tanıdığım üretken kadınların, kendi yağlarıyla kavrulma hallerine denk geldiğimde kendime verdiğim, “Bu müthiş kadın emeği için bir gün mutlaka bir şey yapacağım” sözümle birleştirdim. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Anadolu’dakiler’ proje çağrısının da tetiklemesiyle kadın kooperatifimiz üzerinden projeyi yapılandırıp süreci başlattım.
HELLO!: Projede kadın üreticilere dijital pazarlama, e-ticaret, yapay zeka ve markalaşma eğitimleri de veriliyor. Geleneksel bir el sanatını geleceğin teknolojileriyle buluşturmak nasıl bir dönüşüm yaratıyor?
Z. K. Uslu: Niş ve sanatsal nitelikli ürünlerin en büyük ihtiyacı, yerel pazarlara takılı kalmamak, ulusal ve uluslararası pazarlara erişebilmek, markalaşabilmek, çağın ticaret mantığına uyum sağlamak. Bu da hem bilgi ve deneyim istiyor hem de kendileri için kurduğumuz gibi dijital satış altyapısı gerektiriyor. Dolayısıyla kültür miraslarımızı yaşatarak korumak için, ürünler içinde saklı kadın hikayeleri, sembolik anlamlar ve tasarım boyutlarıyla premium ürünlere dönüştürülürken, e-ticareti de proje değil iş modeli haline getiriyoruz. Direktörlüğünü üstlendiğim Çankaya Üniversitesi KADUM olarak ekibimle birlikte, kadın kooperatifimizin üyelerini bu doğrultuda yeni ufuklara taşıyoruz. Spesifik hedefimizse, kooperatif üyesi üretici kadınlarımızın en azından bir kısmının girişimlerini kurması, kendi kanatlarıyla uçarlarken, pazarlama iletişimlerini proje kapsamında edindikleri bilgilerle doğru biçimde oluşturmaları.
HELLO!: İğne oyası yüzyıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan bir zanaat. Siz bu projenin sonunda nasıl bir miras bırakmayı hedefliyorsunuz?
Z. K. Uslu: İğne oyaları Türk kadınının gezegene armağanı; sadece kadınlar eliyle üretilen bir halk sanatı ve Anadolu hazinesi. Öyle ki akademik kaynaklarda 12. yüzyılda Anadolu’dan Avrupa’ya geçtiği iddia ediliyor ve dünya üzerinde başka bir bölgede örneklerine rastlanmayıp, tekstil literatüründe ‘Türk danteli’ adıyla geçiyor. Biz de böyle bir güzelliği, dar alana sıkışmışlığından çıkarmaya katkı sunacağız. Örneklersek Belçika’da küçücük, çok daha kolay biçimde üretilen dantel ürünler binlerce liraya alıcısına ulaşıyor. Bizim topraklarımızın üretimi, ipeğin en özel hali, on binlerce ilmek, yaralanan narin parmaklar, saatler, günler, haftalar süren göz nuruyla ortaya çıkan iğne oyalarımız neden böyle konumlanmasın diyoruz ve ön plana çıkmasına destek olabileceğimizi öngörüyoruz. Toplumsal farkındalık ve talep oluşturmak adına çok boyutlu çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
HELLO!: Boyner, Beymen, Arzu Kaprol ve Arzu Sabancı Studio gibi önemli markalar projeye destek veriyor. Bu iş birliklerinin kadın üreticiler üzerindeki somut etkisine olacak?
Z. K. Uslu: Bu değerli paydaşlarımız, aynı zamanda da dostlarım olan firma sahip ve yöneticileri, iş ve tasarım kapasiteleriyle kadın üreticilerimize ekonomik katkı sağlamanın yanı sıra marka değerleriyle, diğer firmaların ilham alması için öncü rolü üstleniyorlar. Her bir paydaş firmamız farklı alanlarda, etkileyici koleksiyonlar hazırlıyor.Diğer taraftan kadın kooperatifimiz dev firmalarla çalışma deneyimi elde ediyor. Keza OYAK gibi kimi firmalar proje yansımalarını fark edip Dünya Kadınlar Günü, Anneler Günü gibi özel günlerinde kadın çalışanlarına hediye olarak bu ürünlerden sipariş vermeye başladılar. Koleksiyonların bazıları yurtdışı alıcılara numune olarak ulaştırılacak ve umuyorum ki iğne oyalarımız farklı ülkelerde de satılabilecek. Her şeyin aynılaştığı, yapaylaştığı, dijitalleştiği zamanlarda, çağa karşı bir ‘insani duruş’ ortaya koyuyor. İnsan elinin eşsiz hatalarında, harcanan ömürlerde ve köklü geleneklerde bireye kendini bulduran el sanatlarının özellikle yüksek moda tarafından sahiplenildiği zamanlarda, kadın emeğine altın çağını yaşatmak adına etkin katkılar sunulacak. Projeyi tamamladıktan sonra da bu süreçte elde ettikleri deneyimler ve bilinirlikle yollarına daha güçlü devam edebilecekler.
HELLO!: Bugün sizi hâlâ heyecanlandıran ve yeni projelere başlamanızı sağlayan motivasyon kaynağı nedir?
Z. K. Uslu: Sosyal etki ve dönüşüm üretmek hayatıma anlam katıyor, yaşam enerjisi veriyor. Yaşamın kum saati akıp giderken ve imkanım varken, ihtiyaçlara seyirci kalmamaya dair içimde beni uyaran bir düğme var adeta. Moğollar’ın o meşhur şarkısı ‘Bir Şey Yapmalı’daki gibi, “Evet yapmalısın” şeklinde harekete geçmeye sevk ediyor ve yorucu süreçler olsa da sonuç almaktan büyük bir içsel mutluluk hissediyorum. Ayrıca bu tür yaklaşıma sahip bir aile ortamında yetişmenin de etkisiyle, aksi garip geliyor. Yani insan nasıl sadece kendine odaklanarak yaşayabilir ki?
HELLO!: Yoğun bir kariyerin içinde kendinize ait alanları nasıl koruyorsunuz? Size iyi gelen ritüelleriniz var mı?
Z. K. Uslu: Ailemle geçirdiğim her an bir yaşam mücevheri. Birbirimize mutlaka zaman ayırırız, bundan daha iyi bir ritüel düşünemiyorum. Seyahat etmekten, tarih ve sanat odaklı keşiflerden ve derinlikli sohbetlerden çok besleniyorum. Okumak, yeni bilgiler edinmekse, nefes alıp vermek kadar vazgeçilmezim ve her İstanbul’da olduğumda Bebek sahilinde kısacık bir yürüyüşten asla vazgeçmiyorum.
HELLO!: Sizce bir insanın gerçek başarısı kariyerinde ulaştığı noktayla mı, hayatına dokunduğu insanlarla mı ölçülür?
Z. K. Uslu: Aslında bu iki hal bütünleştikçe anlam kazanır. Kendi başına ‘X’ imkanlar, rütbeler elde etmek kuru, içi boş bir kabuk. Ama sahip oldukların üzerinden elinden geldiğince birilerine, ortak iyiye ulaşmak adına katkı sunmak daha değerli. Keza “Başarı neden değerlidir?” sorusunun cevabı mutluluksa, Aristo’nun yaklaşımıyla hazcı değil, anlamlı mutluluk tarafındayım.
HELLO!: Bir gün kariyeriniz tek bir cümleyle özetlenecek olsa, o cümlenin ne olmasını isterdiniz?
Z. K. Uslu: Kariyerimi değerlendirmek başkalarına ait bir konu ama yaşama ve olaylara dair kavrayışımı ifade edecek cümlem şudur: “Diren, cesaret et, akıllı riskler al. Şartlar ne olursa olsun, daha güzel bir dünyaya dair umut hakkını ve gereğini yapmayı asla terk etme.”
HELLO!: Bugüne kadar pek çok unvanınız oldu. Ancak tüm unvanları bir kenara bırakırsak, bugün Zeynep Karahan Uslu’nun hayatındaki en büyük amacı nedir?
Z. K. Uslu: Sevdiğim ve sevildiklerimle sarmalanarak; sağlıklı, huzurlu, ışıldayarak geçen, üretken bir yaşam.












