Haber kapak görseli
Genel
15 dk okunma süresi
HELLO!

İlham veren zarif kutlamalar: Yaza kurulan sofralar

İçeriği Paylaş

Yaz, hayatın ritmini yavaşlatırken en güzel buluşmaların da bahanesini yaratıyor. Gün ışığının uzadığı, sofraların bahçelere ve teraslara taşındığı bu mevsimde, bir sofra etrafında buluşmak, paylaşmanın en zarif ritüellerinden birine dönüşüyor. Hello! Türkiye olarak 22. yıl özel sayımızda, yazın neşesini ve ilham veren ruhunu, birbirinden stil sahibi isimlerin hazırladığı özel sofralarda kutluyoruz.

Hazırlayan: Rana Korgül Fotoğraflar: Pınar Gediközer

Yazın en güzel anları, özenle kurulan sofraların etrafında paylaşılan sohbetlerde ve biriktirilen anılarda hayat buluyor. HELLO! Türkiye için özel hazırlanan bu ilham veren sofralar, ev sahiplerinin yaşam tarzını, estetik anlayışını ve misafirperverlik kültürünü yazın zarif ruhuyla buluşturuyor. Her bir sofra; doğadan ilham alan detaylarıyla, mevsimin renklerini ve unutulmaz anılar biriktirmeye davet eden atmosferleriyle öne çıkıyor. Kimi bahçede, kimi terasta, kimi ise deniz esintisinin eşlik ettiği bir manzarada kurulan bu sofralar, yazın en güzel hikayelerine ev sahipliği yapıyor. Çünkü özenle hazırlanan bir sofra, güzel sunumların ötesinde sohbeti, paylaşmayı ve birlikte geçirilen zamanı

Zarif ve zamansız

Banu Savcı / Yargıcı Yönetim Kurulu Başkanı

Yazın hafifliğini, doğallığını ve paylaşma duygusunu aynı sofrada buluşturan Banu Savcı, HELLO!’nun bu seneki dönüm noktasını evinin bahçesinde hazırladığı zamansız bir davet sofrası ile kutluyor. Mevsimin renklerinden ilham alan bu sofra, gösterişten uzak tavrı ve samimi atmosferi ile uzun yaz buluşmalarının ruhunu yansıtıyor.

“HELLO!’nun doğum günü vesilesiyle bu sofrayı evimin bahçesinde hazırladım. Yaz aylarında en çok vakit geçirmeyi sevdiğim yer burası; sevdiklerimle uzun sohbetlerin, mevsimin tadını çıkardığımız buluşmaların doğal adresi. Açık havada kurulan sofralar benim için yazın gelişini müjdelerken, bu sofrayı da tam olarak o taze ve huzurlu hissin etrafında şekillendirdim. Benim için önemli olan, yaşayan ve ruhu olan sofralar kurmaktır. İnsanların rahatça oturduğu, sohbetin uzadığı, tabakların paylaşıldığı ve zamanın fark edilmeden aktığı buluşmalar her zaman bana daha anlamlı geliyor. Son bir yıldır Yargıcı Homeworks ürünleriyle sofralar hazırlamak ise bana ayrı bir mutluluk veriyor. Bir fikrin tasarımdan ürüne, oradan da insanların yaşamına karışmasına tanıklık etmek çok özel bir duygu. Sofra kurarken taze çiçeklerden, cam objelerden ve misafirlerimin damak tadına uygun hazırlanan bir menüden hiç vazgeçmem.

Mevsime ait bir çiçek, küçük bir dal ya da sofraya eşlik eden doğal bir ürün de benim imza detaylarım arasında hep yer alır. Çocukluğumdan beri en güzel anılarım kalabalık sofraların etrafında biriktiği için bugün üç çocuk annesi olarak kendi evimde de aynı sıcaklığı yaşatmaya özen gösteriyorum. Günlük hayatımın temposu içinde evimde her zaman sade, sakin ve samimi detaylara yöneliyorum. Yargıcı ise bugün hayatımın çok değerli bir parçası. Tasarımlarla iç içe oldukça doğal malzemelere, el işçiliğine ve zamansız detaylara duyduğum ilgi daha da güçlendi. Bu sofra da aslında bu yolculuğu anlatıyor. Yıllar sonra bile aynı duyguyu yaşatacak parçaları bir araya getirmeyi seviyorum. Yaz benim için yavaşlamak, hafiflemek ve açık havada daha fazla vakit geçirmek demek. Soframa da kendi içimde ‘Uzayan Bir Yaz Öğlesi’ adını verdim. Ne klasik bir öğle yemeği ne de geleneksel bir akşam daveti…

Sofrayı tasarlarken belirli bir konseptten yola çıkmadım. Mevsimin renkleri ve doğal dokuları bana ilham verdi. Bu yüzden sofrada yeşil, beyaz, ahşap ve doğal dokulara yer verdim. Bana göre en kalıcı güzellik sadelikten doğar. Ortancalar soframda başrolde. Tüm seçimlerimi onların etrafında şekillendirdim. Ortancalar, zeytin yaprakları, okaliptus dalları, beyaz şakayıklar, doğal ahşaplar ve cam detaylar, menüyle uyum içinde bir araya geldi. Böylece sofranın en güçlü yanı, bu doğallık oldu. Bazen en etkileyici sonuçlar kendiliğinden ortaya çıkar. El yapımı camlar, seramik çatlatma tekniğiyle üretilen tabaklar ve ahşapla sedefin buluştuğu servis parçaları da soframa sıcaklık kattı. Zaten iyi bir sofra dikkat çekmek için çabalamaz; insanın kendini huzurlu hissetmesini sağlar. Ben misafir ağırlamak için özel bir günü beklemem. Pazar buluşmalarımız çoğu zaman öğle saatlerinde başlar, gece yarısına kadar uzanır. En çok 8-10 kişilik, sohbetin herkes arasında rahatça dolaştığı davetleri seviyorum. Arka planda hafif bir müzik, sofradaki sıcak enerjiyi tamamlıyor. Misafirlerimin ayrılırken, güzel tatları ve o gün hissettikleri duyguyu yanlarında götürmeleri benim için her şeyden daha değerli. Gündemimde Yargıcı var. Yargıcı’da doğallığı, el işçiliğini ve zamansız tasarımı odağımıza almaya devam ediyoruz. İster giyim koleksiyonlarımızda ister Homeworks dünyasında olsun, insanların yaşamlarına sade ama anlamlı seçimlerle dokunmayı önemsiyoruz. Doğadan, doğal dokulardan ve yaşamın içinden aldığımız ilhamla; karakter sahibi, uzun yıllar eşlik edecek ve zamana meydan okuyacak koleksiyonlar geliştirmeye devam ediyoruz. Çünkü Yargıcı için stil yalnızca giyinmekten değil, yaşamın tamamına yayılan bir bakış açısından besleniyor.”

Limon bahçesi

Selin Kutucular / Gastronomi içerik üreticisi, sofra stilisti ve hikaye anlatıcısı

İstanbul’un kalbinde, yemyeşil bir bahçede kurulan bu yaz sofrası; Akdeniz’in ferahlığını, limonun enerjisini ve yazın neşesini aynı kompozisyonda buluşturuyor. Selin Kutucular’ın hikaye anlatıcılığıyla şekillenen sofra, doğallıkla tasarım arasında zarif bir denge kuruyor.

“HELLO!’nun Türkiye’deki yayın hayatını kutlamak için soframı evimin yemyeşil bahçesinde kurdum. Şehrin ortasında olmasına rağmen doğanın içinde hissettiren bu atmosfer, yazın enerjisini en güçlü şekilde taşıyor. Çocukluğumdan beri yazı limon kokusuyla hatırladığım için, bu sofra benim hafızamla da bağlantılı. Çıkış noktam limondu. Çünkü limon benim için yalnızca bir meyve değil; yazı, güneşi, ferahlığı ve Akdeniz yaşam kültürünü temsil eden güçlü bir sembol. Dolayısıyla soframın temasını ‘Limon Bahçesinde Yaz Daveti’ olarak tanımlıyorum. Limonların sofranın yanı sıra tavandan sarkarak da yer aldığı bu kurgu, misafirleri adeta bir limon bahçesinin içine davet ediyor. Bu düzenlemede Natura Karma Çiçek Tasarım harikalar yarattı. Cam vazolar, doğal çiçekler ve farklı yüksekliklerde kurulan kompozisyon ise sofraya nefes alan bir yapı kazandırıyor. Tüm bunlar, doğal ışıkla birlikte sürekli değişen bir atmosfer yaratıyor. Soframı sıra dışı kılan şey de tam olarak bu; doğanın dekorun bir parçası haline gelmesi… Sofraları benim için özel kılan şey yalnızca yemek değil, anlatılan hikayedir. Doğal malzemeleri, mevsimselliği ve küçük sürprizleri bir araya getirmeyi seviyorum. Bu sofra da benim bakış açımı birebir yansıtıyor. Yaz benim için üretkenlik demek; taze pazarlar, açık havada uzayan sofralar ve dostlarla paylaşılan uzun saatler…

Hayat yazın biraz yavaşlıyor ama insanlar daha çok bir araya geliyor. Yaz sofralarının samimiyet, paylaşım ve hafiflik duygusunu taşıması gerektiğine inanıyorum. Misafir sofradan sadece doymuş değil; ilham almış ve mutlu ayrılmalı. Bu yüzden dekoru hiçbir zaman doğayla yarışacak bir güce taşımıyorum. Aksine, onu tamamlayan bir dil kuruyorum. Beyaz ketenler, yeşilin tonları, limon sarısı ve şeffaf cam bu sofranın ana karakterleri… Sofra kurarken mevsimsellikten, doğal çiçeklerden ve yumuşak ışıktan vazgeçmem. Sofranın son dokunuşunu misafirler gelmeden hemen önce yaparım; taze yeşillikler ekler, mumları yakar ve atmosfere doğal bir koku dahil ederim. Bizim aile kültürümüzde sofra, her zaman sohbet için kurulurdu. Bugün hâlâ o geleneği sürdürüyorum; benim için sofranın en önemli süsü insan sesidir. 8–12 kişilik davetler bana en yakın format. Herkesin birbirini duyabildiği, sohbetin tek bir akışta ilerlediği sofraları her zaman tercih ediyorum. Misafirlerimin sofradan, ‘Bu akşamı uzun süre unutmayacağım!’ hissi ile ayrılması benim için en değerli sonuç. Çünkü güzel bir sofra, aslında iyi bir anı üretme biçimidir. Bu yaz gastronomi, seyahat ve kültürü bir araya getiren yeni içerik serileri hazırlıyorum. Markalarla özel sofra tasarımları, mevsimsel reçeteler ve gastronomi odaklı etkinlikler üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda uzun zamandır üzerinde çalıştığım kitabım ve TV programım da şekillenmeye devam ediyor.”

Adanın rengi

Mina Akdağ Fikri / Princes’ Palace Resort Yönetim Kurulu Üyesi

İstanbul’un hemen yanı başında, Büyükada’nın zamansız atmosferinde kurulan bu yaz sofrası; neşeyi, zarafeti ve doğallığı aynı potada buluşturuyor. Mina Akdağ Fikri’nin renkli dokunuşlarıyla hayat bulan davet, uzun sohbetlerin ve unutulmaz yaz akşamlarının ruhunu yansıtıyor.

“HELLO!’nun yayın hayatına başlangıcını kutlamak için bu sofrayı Büyükada’daki Princes’ Palace Resort bünyesinde yer alan Akdağ Grand Mansion Köşkü’nün terasında hazırladım. İstanbul’a bu kadar yakın olup bambaşka bir dünyada hissettiren bu atmosfer bana her zaman ilham veriyor. Yaz benim için paylaşmak ve zamanın akışını gün batımıyla hissetmek demek. Büyükada’nın ritmi insanı yavaşlamaya, anın tadını çıkarmaya davet ediyor. Daha uzun sofralar, spontane buluşmalar ve saatler süren sohbetler yazın en sevdiğim tarafı... Davet vermeyi çok seviyorum; özellikle yaz aylarında Büyükada’da ailem ve dostlarımla bir araya gelmek hayatımızın doğal bir parçası. En çok 8-12 kişilik, herkesin aynı sohbete ortak olabildiği sofraları tercih ediyorum. Misafirlerimin bol kahkahalar atmış, güzel anılar biriktirmiş ve yeniden bir araya gelmeyi isteyecek duygularla ayrılması benim için en büyük mutluluk. Günlük hayatımda gösterişten çok, incelikli detayları tercih ederim. Küçük bir sürpriz ya da ışıltı ise her zaman hoşuma gider. Kendimi tarif etmem gerekse, ‘Quiet Luxury with a Sparkle’ derdim; bu sofra da tam olarak bunu yansıtıyor…

Çıkış noktam, yazın renkli hafifliği ve adanın zamansız ruhu oldu. Misafirlerimin saatlerce oturmak isteyeceği sıcak, samimi ve keyifli bir sofra hayal ettim. Soframın temasını doğa ile neşenin buluşması olarak tanımlayabilirim. Tropik kuş motifleriyle süslenen, canlı yeşil ve mavi tonlarındaki Hermès tabaklar sofraya enerjik bir karakter kazandırdı. Bu renkli parçaları daha sakin ve zamansız seçimlerle buluşturmayı tercih ettim. Onlara eşlik eden kristal kadehler ve doğal çiçek aranjmanları, desenlerin güzelliğini öne çıkardı. Bence sofrayı özel kılan da bu denge; zarafet ile canlılığın aynı hikayede buluşması...

Sofralarımda hep doğal tonlara, açık renklere ve keten dokulara yer veririm. Sofra kurarken taze çiçeklerden, kaliteli sofra tekstillerinden ve güzel bir ışıktan asla vazgeçmem. Bir sofrayı unutulmaz yapanın estetik kadar taşıdığı hatıralar olduğuna inandığım için ailemden kalan birkaç parça her zaman soframda yer bulur. Bana göre zamansız parçalar yıllar geçse de aynı zarafeti hep koruyor ve ben farklı dönemlere ait parçaları bir araya getirmeyi çok seviyorum. Böylece klasik ve çağdaş bir atmosfer oluşuyor. Ayrıca misafirlerimin kendilerini özel hissetmelerini sağlayacak küçük detaylar da eklerim. El yazısıyla yazılmış kısa bir not ya da isimlerine ayrılmış bir yer bile sofraya bambaşka bir sıcaklık katıyor. Çocukluğumdan beri yemek kadar sohbetin, müziğin ve birlikte geçirilen zamanın değer gördüğü bir aile kültürü içinde büyüdüm. Hafif bir müziğin bu sofraya eşlik ettiğini hayal etmeyi siz okuyuculara bırakıyorum. Telefonların da sofradan uzak kaldığı akşamlar ise bana göre en güzel anıları biriktiriyor. Bu yaz odağım Princes’ Palace Resort’u uluslararası alanda daha görünür kılmak. Sanat ve deneyim odaklı yeni projelerle Büyükada’nın eşsiz ruhunu dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerle buluşturmayı hedefliyoruz.”

Doğanın zarafeti

Şeyda Tomruk ve Ceylan Tomruk Çiprut / Art Cafe Sahibi & Atri Design Kurucusu

Anne-kız olan Şeyda Tomruk ve Ceylan Tomruk Çiprut, birlikte hazırladıkları bu yaz sofrasında doğanın yalın güzelliğini merkezine alan zamansız bir davet kurguluyor. Akatlar’daki evlerinin bahçesinde kurdukları kutlama sofrası, tasarıma duydukları ortak tutkuyu samimiyetle buluşturuyor.

“HELLO!’nun yayın hayatına başlangıcını kutlamak için yaz soframızı evimizin bahçesinde kurduk. Toprağın her zerresinden rengin ve hayatın fışkırdığı bu güzel mevsimde doğanın sunduğu güzelliği merkezine alan yalın, zarif ve samimi bir sofra hazırlamak istedik. Aslında çıkış noktamız çok basitti; bahçenin doğası zaten yeterince güçlüydü. Biz de onunla uyum içinde yaşayan, aşırı süslemelerden uzak, sade ve minimalist bir sofra tasarladık. Yaz bize aydınlığı, coşkuyu ve mutluluğu hatırlatıyor. Yaz sofralarının bulunduğu mekana, günün saatine ve davetin ruhuna göre şekillenmesini seviyoruz. Bahçemiz bu sofranın en güçlü unsuru olduğu için diğer tüm aksesuarlar doğaya eşlik eden bir dil kuruyor. Beyaz tonlar, şeffaf yüzeyler ve kromun yansımaları bu anlayışla seçildi. Pastel renkler ise sofraya yazın enerjisini taşıyor. Altı kişilik bu gündüz davetinde hoş sohbetin eşlik ettiği seçkilerin büyük bölümü Art Cafe imzası taşıyor. Sofralarımızda her zaman sıcak ve rahat bir atmosfer kurmaya özen gösteriyoruz. Tabaklar, bardaklar ya da renk paleti değişebilir; bizim için değişmeyen değer ise samimiyet. Çünkü güzel bir sofra, etrafında biriken anılarla anlam kazanıyor. Bu sofrada kullandığımız her detay da aslında hayata bakışımızı yansıtıyor. İkimiz de mimar olduğumuz için sofralarımızda tasarım dili güçlü objelere yer vermeyi seviyoruz. Aslında kullandığımız her parça kendi başına bir tasarım ürünü. Servis sofrasındaki seramik heykelcikler ise ailemiz için ayrı bir anlam taşıyor; onları Ceylan’ın ablası Pemra Pilevneli’nin seramik atölyesinde ürettiği çalışmalar arasından seçtik.

Sofra kurarken mumlar, dekoratif objeler ve çiçekler ise vazgeçilmezlerimiz arasında yer alıyor. Şeyda için misafirler sofraya oturmadan hemen önce ilk ikramın herkes için özenle yerleştirilmesi, sofrayı tamamlayan en önemli ritüellerden biri. Ceylan ise doğadan gelen bir ayrıntıya mutlaka yer veriyor; mevsim çiçekleri, bahçeden toplanan dallar ya da meyveler her sofraya farklı bir karakter kazandırıyor. Aileden kalan antik parçalar da zaman zaman sofrada kendine yer buluyor ve geçmişle bugün arasında zarif bir bağ kuruyor. Davet vermek, ailemizden gelen güçlü bir alışkanlık. Çocukluğumuz, kalabalık sofralar ve uzun partilerle geçti. Bugün de altı kişilik şık bir akşam yemeğinden kalabalık kutlamalara kadar her buluşmayı aynı heyecanla hazırlıyoruz. Bizim için sofra, insanın kendisini yansıttığı en özel alanlardan biri. Önce konsepti, ardından menüyü belirlemek ve tüm detaylar arasında uyum yakalamak önemli. İlham alınabilir ama en değerli sofralar, kişiliği yansıtan özgün seçimlerle kuruluyor. Şık ve zamansız davetlerin sırrı ise paylaşılan anlarda saklı. Misafirin kendini rahat, değerli ve özenle ağırlanmış hissetmesi her şeyden daha kıymetli. Her zaman misafirlerimizin sofradan doymuş, keyif almış, günlük hayatın temposundan uzaklaşmış ve yenilenmiş duygularla ayrılmasını önemsiyoruz. Şeyda, bu yaz Bodrum Art Cafe’de yeni sezon hazırlıklarını sürdürürken yeni ürünler üzerinde çalışıyor; Ceylan ise farklı konut projelerini hayata geçirirken yeni tasarımlar ve iş birlikleri için hazırlıklarını sürdürüyor.”

Duyuların sofrası

Tilbe Çakır / Teta Experience Kurucusu ve Kreatif Direktörü

Beyoğlu’nun tarihi siluetine bakan bir terasta kurulan bu yaz sofrası, şehrin kaotik ritmiyle yaz akşamının dinginliğini aynı anda hissettiren çok katmanlı bir atmosfer yaratıyor. Tilbe Çakır’ın duyulara odaklanan yaklaşımıyla şekillenen sofra, hikaye anlatımını yaşayan bir deneyime dönüştürüyor.

“HELLO!’nun Türkiye’deki yayın hayatını kutlamak için soframı evimin terasında, Beyoğlu’nun tam kalbinde kurdum. İstanbul’un tarihi siluetine ve enerjisine bakan bu manzarada şehrin kaosu ile yaz akşamının dinginliğini aynı anda hissettiren bir atmosfer yaratmak istedim. Yaz benim için özgürlük, hafiflik ve paylaşım demek. Günlerin uzamasıyla birlikte hayatın ritmi değişiyor, sofralar uzuyor ve insanlar daha çok bir araya geliyor. Bu dönem bana daha spontan ve yaratıcı hissettiriyor. Yaz sofralarının da bu nedenle rahatlığı, neşeyi ve samimiyeti yansıtması gerektiğini düşünüyorum. Çocukluğumda sofraların günün hikayelerinin anlatıldığı bir buluşma alanı olduğunu öğrendim. Bu yüzden kurduğum her sofrada en önemli şeyler, insanların gerçekten bağ kurabilmesi ve hikayelerin paylaşıldığı yaşayan birer sahne olmasıdır. Hatta sofralar, misafirleriyle birlikte değişen ve sohbet ettikçe güzelleşen deneyimlerdir. En özgün sofralar da hazırlayan kişinin karakterini taşıyan ama zahmetsiz görünen dengeli sofralardır. Ben doğallığa, duyulara ve insanların gerçekten bir şey hissettiği deneyimlere inanıyorum.

Sofralarımı tasarlarken çok önceden plan yapmıyorum. O günkü ruh halim, o anda hissettiklerim ve sezgilerim beni yönlendiriyor. Bu yüzden bu sofra da beni birebir yansıtıyor. Bugünkü soframın merkezinde yazın doğal neşesi ve İstanbul’un karakteri var. Onu tasarlarken çıkış noktam, HELLO!’nun enerjisiyle İstanbul’un büyüleyici ve kaotik ruhunu bir araya getirmek oldu. Samimi ama sofistike, detaylarıyla hafızada kalan ve zamanla dönüşen bir yaz sofrası hayal ettim. Akdeniz’den ilham alan renkler, mevsimsel çiçekler, heykelsi meyveler, doğal dokular ve el işçiliğini hissettiren objelerle yaşayan bir dünya kurdum. Yazın renklerini doğadan aldım. Güneşten solmuş tonlar, canlı meyveler, doğal ketenler, seramikler ve el yapımı yüzeyler soframın temelini oluşturuyor. Kusurlarıyla güzel olan, iz taşıyan objelerin sofraya daha fazla ruh kattığına inanıyorum. Bu sofrada da her obje bir bütünün parçası olarak seçildi. El yapımı seramikler, farklı dokulara sahip tekstiller, doğal çiçekler ve meyvelerle, fazla kurgulanmamış ama karakter sahibi bir dünya kuruldu. Hikayesi olan objeleri çok seviyorum. Bir parçanın geçmişi, el işçiliği ya da yolculuğu ona farklı bir ruh kazandırıyor. Bir objenin güzel görünmesinden ziyade, bir duygu uyandırması benim için önemli.

Bir sofrayı unutulmaz yapan şey; mükemmellik değil, taşıdığı karakterdir. Bu soframı sıra dışı kılan şey ise kusursuzluk arayışının aksine, insanların varlığıyla sürekli dönüşen bir atmosfer yaratmasıdır. Sofrayı tamamladıktan sonra ise mutlaka birkaç dakika karşısına oturup ışığı, objelerin birbirleriyle ilişkisini ve oluşan enerjiyi izlerim. Bu an, benim için hazırlığın en sevdiğim kısmıdır. Ben en çok 8-12 kişilik, herkesin aynı sohbetin parçası olabildiği uzun yemek sofralarını tercih ediyorum. Bazen de müzikle geceye uzayan daha spontane buluşmaları… Misafirlerimin sofradan ilham almış, iyi hissetmiş ve o anın biraz daha sürmesini istemiş şekilde ayrılmaları benim için çok değerli. 2026 yazında Teta Experience çatısı altında gastronomi, sanat, tasarım ve misafirperverliği bir araya getiren yeni deneyimler üzerinde çalışıyorum. Bunun yanında El’le isimli nörogastronomi projemle dokunma duyusunu ve yemeğin tüm duyularla kurduğu ilişkiyi yeniden keşfettiğimiz özel sofralar tasarlamaya devam ediyorum.”

Bellekten sofraya

Nihan Yardımcı Çetinkaya / Multidisipliner Sanatçı

Nihan Yardımcı Çetinkaya’nın yaz sofrası, geçmiş, gelecek ve şimdinin aynı anda hissedildiği katmanlı bir hikaye olarak kurgulanmış. Ortaköy sırtlarındaki aile evinin bahçesinde kurulan bu sofra; tarih, doğa ve kişisel hafızanın iç içe geçtiği zarif bir atmosfer sunuyor.

“Ben kışları, yazı bekleyerek yaşayan bir insanım. Doğum günüm yazın olduğu için bu mevsim benim için ayrı bir anlam taşıyor. Yaz aylarında daha çok misafir ağırlıyor, bahçede ve Bodrum’daki evimizde sofralar kuruyorum. Yaz sebzelerini, baharatları ve bitkileri pazarlardan seçerek sofraya taşımayı seviyorum. Her soframda mum ve çiçek mutlaka yer alıyor; bazen sade, bazen daha renkli bir ifade ile... Benim hazırladığım bu HELLO! kutlama sofrası tam anlamıyla beni anlatıyor. 15. yüzyıldan günümüze uzanan parçalarla Bodrum’dan gelen yaprak ve eski lokal bezlerden ürettiğim örtüler aynı sofrada buluşuyor. Bu bahçe ise yıllardır içinde yaşadığım, pek çok kutlamaya ev sahipliği yapan bir alan. HELLO! için kurduğum bu sofra da bu geleneğin devamı niteliğinde.

Benim için en önemli kriter, her zaman samimiyet; ardından doğal ama zarif dokunuşlarla gelen bir şıklık geliyor. Bu sofrayı kurarken rahmetli annem Serap Yardımcı’dan kalan Christofle, Moser ve Lalique sürahiler, çay setleri, çatal-bıçak takımları ve porselenleri kullandım. Aynı zamanda arkeolog babam Nureddin Yardımcı ile birlikte Cascais Portekiz antika pazarından aldığımız gümüş favori vazoya da sofrada yer verdim. Clei Seramik ile birlikte tasarladığım tabaklar ise bu sofranın çağdaş katmanını oluşturdu. Yaratım ve tasarım benim için bir iletişim biçimi olduğu için Amerikan servis ve peçeteleri de kendi üretimim olan ekolojik işlerden seçtim. Soframı dışarıdan farklı kılan şey, kullanılan malzemelerin üretim sürecine doğrudan dahil olmuş olmam. Sofra benim için sadece yemek değil, bir karşılaşma ritüelidir. Bu yüzden misafirlerimi nasıl karşıladığım, hangi kıyafetle ve hangi enerjiyle ev sahipliği yaptığım da en az sofra kadar önemli. Bu sofra için yakın dostlarımın markası Aegea Code’dan saf keten bir elbise tercih ettim; hem ruhuma hem de kurduğum sofranın diline uyumlu bir seçim oldu. Scorpios Brand Ambassador olarak global sanatçı ve longevity uzmanlarıyla 2026-2028 arası yeni projeler üretmeye başladık. Aynı zamanda Ahama Living ve global Soho House komiteleriyle gerek sanat, gerekse kolektif dünya anlayışı üzerine pek çok proje ve buluşma düzenleyeceğiz. Ayrıca Avrupa’da eylül ayından başlayarak üç kişisel sergim olacak ve başta Paris, İtalya ve Meksika olmak üzere sanat fuarlarına katılacağım.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo