Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Mindfulness

Beton arasında kaybolan insan: Doğadan uzaklaştıkça ruhumuz ne kaybediyor?

İnsanoğlu, kendisine verdiği tüm nimetlere rağmen doğaya karşı adeta savaş ilan ediyor. Toprağı, ağacı koruyup kollamak yerine, yerini beton ve demirle dolduruyor. Oysa ihtiyacımız olan her şey doğada gizli...

ERDEM ÇALIŞKAN

Büyük şehir, kozmopolit yaşam, bol imkan kulağa güzel geliyor ama aslında böyle değil! Günümüz şehirleri demir ve beton doldu, alttaki toprağı bile görmek zorlaştı. Vedik astrolojiye göre demir, beton gibi maddeler en kötücül enerjileri simgeleyen iki gezegen olan Satürn ve Mars’ın yönetimi altındadır. Bir yer ne kadar betonlaşırsa, orada ne kadar demir kullanılırsa, Satürn ve Mars’ın etkinliği orada bir o kadar artacaktır. Vedik astrolojide Satürn neyin temsilcisidir? Üzüntü, sıkıntı, depresyon, umutsuzluk, karamsarlık. Peki, Mars neyi temsil eder? Kavga, tartışma, öfke, fevrilik, hoşgörüsüzlük, acelecilik, toleranssızlık...

Günümüz şehirlerinde beton (Mars-Satürn) ve demir (Satürn) arttıkça, içindeki insanlar da bir o kadar Satürn-Mars etkisi altına giriyor, üzüntü ve sıkıntı içinde debeleniyor. Depresyonun kırsal alanlardan çok şehirlerde görülmesinin ana etkenlerinden biri de budur. Oysa doğa öyle mi? Doğa, vedik astrolojide iki büyük iyicil güç olan Venüs ve Jüpiter’in yönetimi altındadır; dağlar, ormanlar, denizler, her türlü ağaç, bahçeler, ırmaklar, toprak... Venüs neyi temsil eder? Hayatın zevkini, kaliteli yaşamı, sevgiyi, haz alınan ve ruhu doyuran bütün ögeleri. Jüpiter ise bilgeliği, cömertliği, neşeyi, mutluluğu... Yani doğa hayatın zevkidir (Venüs), insanın iyi hissetmesini sağlar, mutlu eder (Jüpiter), ruh halini düzenler (Venüs), ona bilgelik sunar (Jüpiter). Ama biz bu doğanın üstünü örtüyoruz. İnsan doğayı betonlaştırıp, büyük şehirler kurdukça kendi hayatının içine vedik astrolojide en kötücül iki gezegen olan Satürn ve Mars’ı dolduruyor. Sonra da niye kötü hissettiğine, depresyona girdiğine anlam veremiyor.

Biz doğayla biriz, ondan uzaklaştıkça ruh halimiz, duygusal dengemiz bozuluyor. Kişinin doğadan kopuk yaşaması içindeki hassasiyeti ve neşeyi köreltiyor. Kişi yavaş yavaş bir Satürn tipi (sıkıcı, soğuk, umutsuz, karamsar) olmaya başlıyor, sürekli depresif bir ruh hali içine giriyor, hayattan tat alması zorlaşıyor. Büyük bir şehirde yaşamak zorunda olsanız bile doğayı ihmal etmeyin. Düzenli şekilde ağaçlık olan ve ayağınızın toprağa temas edebileceği yerlere gidin; ruh halinizi depresyondan ve sıkıntıdan arındırmanın en iyi yolu bu... Doğa cömerttir, ne isterseniz onu verir, sizi sarar sarmalar ve iyileştirir. Doğanın en önemli ögelerinden biri nedir? Ağaç! Ağaç çok önemli bir varlıktır. Kadim toplumlar her zaman ağaçlara büyük saygı göstermiştir. Çünkü ağaç, üç boyuta da hitap edebilen tek varlıktır. Ağacın kökleri yerin altındadır, dolayısıyla yer altı dünyasıyla bağlantıdadır. Gövdesi yerin üstündedir yani normal olan dünyamızla, materyal boyutla bağlantılıdır. Dalları ise göğe uzanır, ki bu da ağacın göklerle yani üst boyutla olan bağlantısını gösterir. Bu özelliğiyle ağaç alt dünyayı, materyal dünyayı (normal boyut-dünyamız) ve üst boyutu kendisinde toplayabilen tek varlıktır.

Kadim toplumlar, ağacı yaşayan bilge bir varlık olarak görmüşler, büyük saygı göstermişler ve ondan çekinmişlerdir. Zira üç boyutla da olan bağlantısı onun mükemmel enerjili bir varlık olmasına yol açar. Bu nedenle, eski toplumlarda ağaca dileklerini çaput olarak bağlama geleneği bulunur çünkü ağacın, “göklere” yükselen dalları ile dilekleri “Kök-Tengri”ye ulaştırılacağı düşünülmüştür. Bu gelenek, günümüzde de devam eder. Kadim toplumlarda ağaç, korkulan ve rahatsız edilmemesi gerekilen bir varlıktı. Örneğin; tarihte Rusya topraklarını, Türk akınlarından koruyan öge ağaçlardır. Eski Rusya bölgesinin halkları, Türk akınlarına karşı Sibirya ormanlarına çekilmişlerdir. Ağaca büyük saygıları olan kadim Asya Türkleri, ormanı rahatsız etmek ve ağaçlara saygısızlık yapmaktan çok korkarlardı. Bu nedenle savaş için hiçbir zaman ormanlara girmemişlerdir. Avrupa’daki kadim toplumlar Cermenler, Saksonlar, Franklar için de ağaç çok kutsal bir ögeydi. Tüm Cermen efsanelerinde kutsal ağaçlardan, kutsal ormanlardan söz edilir. Kadim bir toplum olan Keltler, karar alma meclislerini sadece kutsal olan “söğüt ağacı” altında yapabilirdi. Ağacın kutsal sayıldığı birçok kadim toplum vardır çünkü ağaç üç boyutu da kendinde birleştirebilmiş, canlı ve bilge bir varlıktır. Bir ağaç gibi bilge olabilmek demek, evrenin sırlarına vakıf olmak ile eş anlamlıdır. Ağaçları sevelim ve saygı duyalım, zira onlar bu “ilahi düzenin” en önemli parçalarındandır. En’am suresi 99. ayet der ki: “Size gökten su indiren O’dur! Biz o suyla her şeyin bitkisini çıkardık. Ondan da bir yeşillik çıkardık. O yeşillikten birbiri üzerine binmiş daneler çıkardık. Hurma ağacının da tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzümlerden bağlar, zeytin, nar çıkardık. Birbirine benzeyeni var, benzemeyeni var. Meyve verdiğinde ve meyveler olgunlaştığında bir bakın onun ürününe! Bu size gösterilenlerde, iman eden bir topluluk için birçok ibret vardır!”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo