Haber kapak görseli
Genel
10 dk okunma süresi
HELLO!

Bir koleksiyon iki dünya: Mehmet Ali Bakanay & İlker Kayalı

Abidin Dino’nun küçük bir mürekkep çalışmasıyla başlayan bir koleksiyon… Afrika tribal işleriyle çağdaş resmi aynı hikayede buluşturan bir bakış… Ve o koleksiyonda yerini bulan genç bir sanatçı: Döngüleri, etnik tınıları ve kendi iç evrenini tuvale taşıyan İlker Kayalı.

Büşra Nazlan Üregül

Sanat dünyasında çoğu zaman sanatçıyı görürüz, koleksiyoner ise perde arkasında kalır. Oysa bir eserin kaderi, çoğu zaman onu seçen gözle birlikte yazılır. Mehmet Ali Bakanay’ın hikayesi tam da burada başlıyor: Anneannesinin Fransa’daki bir müzayededen aldığı küçük bir Abidin Dino çizimiyle… O çocukluk temasından bugün, Afrika tribal işlerini ve çağdaş sanatı aynı çatı altında buluşturan, ritüel, beden, hafıza ve zaman ekseninde ilerleyen bir koleksiyona uzanan yol var. Bakanay için koleksiyon, yalnızca nesne biriktirmek değil; insanın dünyayı nasıl anlamlandırdığına dair uzun soluklu bir soru sorma biçimi. Bu sorunun güncel karşılıklarından biri ise genç sanatçı İlker Kayalı. Ordu’da başlayan, pastel ve akriliğin, müziğin ve şiirin iç içe geçtiği bir üretim pratiği var onun. Çocukluktan beri resim yapan, hayatın döngülerini evrendeki matematikle birlikte okuyan Kayalı, tuvalini bir tür görsel günlük olarak kullanıyor. Kimi zaman kaybettiği anları yeniden kuruyor, kimi zaman gelecekten sezdiği sahneleri resmediyor. Renkleri, etnik tınıları ve metaforik anlatımıyla, ‘bu dünyadanmış gibi görünen ama sanki değilmiş hissi yaratan’ bir ses peşinde. Bir yanda “Psikoloji ve fikir, finansal değerden önce gelir” diyen bir koleksiyoner; diğer yanda “Ne olursa olsun resimle devam edeceğim” diyen bir sanatçı. Ortak noktaları ise şu cümlede gizli: Sanat, hem bakanı hem yapana kendini yeniden düşünme alanı açıyor. Bu söyleşide hem Mehmet Ali Bakanay’ın koleksiyonerlik pusulasını hem de İlker Kayalı’nın resimlerinin iç dünyasını yan yana okuma imkanı buluyoruz.

Mehmet Ali Bakanay

Çağdaş ve Afrika Tribal Sanat Koleksiyoneri

HELLO!: Sanatla ilk tanışmanız nasıl oldu? İlk temasınız olan Abidin Dino eseri bugün sizin için ne ifade ediyor?

Mehmet Ali Bakanay: Sanatla ilk temasım, çocukluk dönemime, anneannemin Fransa’daki bir müzayededen aldığı küçük bir Abidin Dino mürekkep çalışmasına dayanıyor. O yaşta tam olarak anlamlandıramadığım bir sadelik ve yoğunluk vardı onda. Bugün baktığımda his aynı değil elbette; ama o eser, bende ‘görmeye çalışmanın’ ilk adımıdır hâlâ. Çocuksu bir merakın yetişkin bir bakışa dönüştüğü yer.

HELLO!: Sizi koleksiyonerliğe iten duygu neydi? Ne zaman sanat toplayıcılığına başladınız, hangi eser ya da eserlerle?

M. A. Bakanay: Koleksiyonerliğe beni iten şey, bir eserin ardındaki düşünceyle kurduğum bağdı. Çağdaş sanat ile Afrika tribal işleri görünürde uzak alanlar gibi durur ama benim için aynı soruya cevap verirler: İnsan dünyayı nasıl anlamlandırıyor? İlk alımlarım bu merakın izlerini taşıyan işlerdi. Zamanla koleksiyon daha bilinçli bir çizgiye oturdu; çağdaş tarafta düşünsel yoğunluğu olan, tribal tarafta ise kültürel hafızayı taşıyan parçalar üzerinden ilerledi.

HELLO!: Sanat alımı yaparken psikolojik yönler mi daha ağır basar, yoksa eserin finansal yükselişi ve değeri mi?

M. A. Bakanay: Benim için psikoloji ve fikir baskın. Bir eser, zihinsel bir alan açmıyorsa ya da bir duygu taşımıyorsa finansal değerinin bir anlamı olmuyor. Piyasa dinamiklerini iyi bilirim ama karar anında belirleyici olan hep zihinsel ve duygusal rezonanstır.

HELLO!: Hikaye ve eserin sizde bıraktığı duygu dışında, alım yaptığınız sanatçıları yakından tanır mısınız? Sanatçı- koleksiyoner ilişkisini nasıl yürütüyorsunuz?

M. A. Bakanay: Evet, sanatçı arkadaşlarım sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde var. Onlarla kurduğum ilişki, gösterişli bir yakınlık değil; daha çok aynı frekansta yürüyen, doğal bir temas. Üretim süreçlerine uzaktan ama dikkatle eşlik etmeyi severim. Konuşmalarımız sosyalliğin etrafında değil, fikirlerin etrafında döner. Benim için doğru mesafe, dostluğa da düşünceye de alan bırakan mesafedir.

HELLO!: Sanat alımı yaparken karar mercii siz misiniz yoksa danıştığınız kişiler ya da bu alımı sizin adınıza yapan profesyoneller var mı?

M. A. Bakanay: Son karar her zaman bende. Görüşüne güvendiğim insanlar ve sanatçı arkadaşlarım elbette var. Ama koleksiyonun çizgisini korumak için kararın merkezinde kendim olmalıyım. Bir koleksiyon, başkasının zevkiyle genişleyemez. Bilgi elbette edinilir; ama o bilgi, kendi sezginizde damıtılıp kişisel bir bakışa dönüşmediği sürece hiçbir anlam taşımaz. Koleksiyonu asıl inşa eden, duyduğunuz değil, süzüp içselleştirdiğiniz şeydir.

HELLO!: Bundan yaklaşık iki sene önce verdiğiniz bir röportajda beğendiğiniz bir eser olsa dahi temaya bağlı kaldığınızı söylüyorsunuz. Bugün hâlâ böyle mi? Ve hangi tema, eserler arasındaki hangi bağ koleksiyonunuza yeni eser katmanızı sağlıyor? Koleksiyonun çizgisi nasıl tanımlanır?

M. A. Bakanay: Evet, koleksiyon teması benim için çok belirleyici. Çağdaş tarafta kavramsal düşünceye, beden, hafıza ve zaman eksenine bakarım. Afrika tribal işlerinde ise ritüel, kök ve kültürel hafıza güçlü bir karşılık bulur. Bu iki alan birbirine uzaktan değil; koleksiyonumda aynı hikayenin iki farklı dili gibi duruyorlar.

HELLO!: Koleksiyonerlik aynı zamanda iyi gözlem, derin bilgi ve bolca araştırmayı temeline alıyor. Siz kendinizi nasıl beslersiniz? Nasıl okumalar yapar, neler araştırırsınız?

M. A. Bakanay: Sanat tarihi, antropoloji, mimarlık ve ritüel üzerine okumalar beni besliyor. Takip ettiğim birçok yayın var. Ama sadece kitap değil; mekanlar, nesneler, yolculuklar… Küçük bir detay bile bazen teorik bir kitabın verdiği bilgiden daha çok şey anlatabiliyor.

HELLO!: Ciddi anlamda tribal Afrika işlerini topluyorsunuz. Bu primitif dünyanın içinde, dijital sanata nasıl baktığınızı merak ediyorum. Özellikle yapay zeka çağında...

M. A. Bakanay: Tribal işler beni insanın en ham haline yaklaştırıyor; dijital sanat ise insanın bugün kullandığı yeni dili. Biri geçmiş, biri şimdi. Ama ikisi de aynı soruyu soruyor: “İfade nedir?” Yapay zekayı tamamen dışlamıyorum; fakat bir algoritmanın ürettiği şeyin ‘sanat eseri’ olabilmesi için yalnızca teknik değil, niyet ve bağlam da gerekiyor. Bu alan daha yolun başında. İleride nasıl evrilecek merak ediyorum açıkçası.

HELLO!: Koleksiyonunuzdaki bir eser, duygu durumunuzu değiştiriyor mu?

M. A. Bakanay: Kesinlikle. Bir eserin mekanda yarattığı enerji zamanla bile değişiyor. İlk günden farklı bir yüzünü gösterebiliyor. Bu da koleksiyonun aslında yaşayan bir şey olduğunu hatırlatıyor.

HELLO!: İlker Kayalı’nın işlerini koleksiyonunuza katmak nasıl bir his? Genç sanatçılar sizin koleksiyonunuzda nasıl bir yer buluyor?

M. A. Bakanay: Koleksiyonuma dahil ettiğim sanatçılarda yaşa göre değil, üretimin niteliğine göre bir bağ kurarım. Genç ya da usta olması fark etmiyor; önemli olan düşünsel berraklık ve eserin taşıdığı yoğunluk. Genç sanatçılarda dikkat ettiğim en önemli kıstas, sanatçının kendi sanatına olan saygısı ve sanatçı kişiliği olur. İlker’in işlerinde ise bu yoğunluk çok belirgin. Çok erken yaşta kendi sesini bu kadar net kurmuş olması etkileyici. Bir sanatçının işinin koleksiyonda yer bulması, benim için bir kuşağa değil, bir dile karşılık gelmesiyle ilgili; İlker’in dili de oldukça güçlü.

HELLO!: Sınırsız limitiniz olsa hangi eseri koleksiyonunuza katardınız?

M. A. Bakanay: René Magritte’in ‘The Lovers’ eseri.

HELLO!: Koleksiyonun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kamuya açacak mısınız?

M. A. Bakanay: Koleksiyonun bir gün kamusal bir kurumda devam etmesini isterim. Nesnelerin benden sonra da kendi hikayelerini anlatması fikri güzel. Çünkü kişisel bir yolculuk olsa da sonuçta ortak bir hafızanın parçası haline geliyor.

İlker Kayalı

Sanatçı

HELLO!: Yanlış okumadıysam ortaokul yıllarında ilk sergini açmışsın. Nasıl bir çocuktun? Resim yapmaya ne zaman başladın?

İlker Kayalı: İnsan konuşmaya başladığı ilk anı tam anlamıyla hatırlayamaz. Bu yüzden “Resim yapmaya ne zaman başladın” sorusuna net bir cevap veremesem de ilkokul yıllarına dayanıyor diyebilirim. O dönemler çevremde olup bitenleri gözlemlemek ve kitaplarda yer alan görselleri incelemekten keyif alıyordum. Hareketli ve bir o kadar sakin bir çocukluk dönemim oldu. Bu süreç içerisinde gördüğüm ve sevdiğim şeyleri resmetmeye vakit ayırarak kendimi hep geliştirmeye çalıştım.

HELLO!: Küçük yaştan beri resim çiziyorsun. Neredeyse resim çizmek için dünyaya gelmişsin desem herhalde yanlış olmaz. Eğer işler ters gitseydi, hayatını başka bir temele oturtmak zorunda kalsaydın, resim tutkusu ne olurdu? Küser miydin, yoksa inatla karalamaya, çizmeye devam mı ederdin?

İ. Kayalı: Hâlâ inatla karalamaya ve resmetmeye devam ettiğimi söyleyebilirim. İşlerin her zaman iyi gittiği söylenemez. Böyle anlarda odak noktamı değiştirmeye çalışıyorum ki sanatımla olan kaos dinginleşsin. Bu yaşanılabilir dünyada her şeyin içinde resim yapmayı ve sanatı seçtiysem eğer, her ne olursa olsun onunla sonsuza kadar devam edeceğim kesin.

HELLO!: Resim dışında yazarlığa ve müziğe de meraklısın. Bu iki dal, resim yaparken sana nasıl bir alan, zenginlik sunuyor?

İ. Kayalı: Birçok sanat dalı içerisinde yer aldım ve o anki koşullarla hep bir şeyler üretmeye çalıştım. Kelimelerle anlatamadığım şeyleri renklerle anlatmaya çalışıyorum ya da tam tersi. Müzik ise bu ikisinin ortasında bir sakinlik sağlıyor bana. Etrafımda beni besleyecek şeyler bulamadığımda, bunu edebiyat ve müzikle kendim dolduruyorum.

HELLO!: Müzikten ilhamla, resimlerinin ses evreni nasıl olurdu?

İ. Kayalı: Çok fazla etnik tınıyı ve kültürü bir arada toplardı diye düşünüyorum. Kulağa bu dünyadanmış gibi gelen ama aynı zamanda tam tersini hissettiren bir bütünlük sağlayacağına eminim.

HELLO!: Eserlerinin ‘döngüler’ üzerine kurulu olduğunu söylüyorsun. Seni bu döngüleri fark etmeye iten ilk şey neydi? Bu tema hayatında nasıl ortaya çıktı?

İ. Kayalı: Evrendeki matematik ve benzerlik. İnsan hayatında, doğada ve uzayda her şeyin belirli ve benzer ritimler içerisinde olan hareketlerini gözlemlediğim zaman hep bir başlangıç, süreç ve bir son görüyorum. Bu fark ettiğim ‘sonsuz’ minik ve büyük döngüleri birer birer yakalayıp resimlerimin içerisine hapsetmek beni bir kaşif gibi hissettiriyor.

HELLO!: Ruh halin eser üretirken ne kadar baskın? Kullandığın renk paletine ya da kompozisyona yansıyor mu? Yoksa tamamen matematikle mi ilerliyorsun?

İ. Kayalı: Eserlerin ruh hali içerisinde muhakkak onu yapan kişinin de esintisi vardır. Keyifli bir zamanda başladığım resme ertesi gün pek de iyi olmayan bir ruh haliyle devam ediyorsam eğer, o resim kendiliğinden başka bir yola girmiş oluyor. Ben de böyle zamanların önüne geçebilmek için kompozisyona önceden biraz matematik ve kurgusal değişiklikler ayarlıyorum ki ulaşmak istediğim son beni şaşırtmasın.

HELLO!: Aslında eserlerinde kendi hayatından, geçmişten ve gelecekten sahneler görmek mümkün. Bu bir çeşit senin günlük tutma şeklin mi?

İ. Kayalı: Evet, öyle diyebilirim. Düzenli bir günlük tutmak çocukluğumdan bu yana hep istediğim bir şeydi fakat bir türlü gerçekleştiremedim. Ben de anımsadığım, yaşadığım ve belki de gelecekten beklediğim şeyleri resimlerimde hikaye benzeri bir anı gibi yansıtıyorum.

HELLO!: Eserlerinde metaforik anlatım da hakim. Merak ediyorum, hangi kitapları okur, hangi oyunları seyretmekten zevk alırsın? Hayata karşı en çok neyi sorgularsın?

İ. Kayalı: Şu sıralar tüm bunları belirli bir düzen içinde yaptığım pek söylenemez. Ancak tüm okuma ve araştırmalarımın o anki ruh halime göre değiştiğini ve karışık bir düzende olduğunu söyleyebilirim. Hayata karşı en çok sorguladığım şey ise kendim ve sanatım. Bu, benim içinden çıkamadığım bir döngü.

HELLO!: Instagram’da pastel boya ile yaptığın bir seri var. Ve benim şahsi fikrim akriliklerden daha güçlü olduğu yönünde. Pastele devam ediyor musun? En son 2021’de paylaşmışsın, merak ettim.

İ. Kayalı: Aslında yaptığım her şeyi sosyal medyada pek paylaşmıyorum. Kağıt üzerinde pastel ile çalışırken fazla detaya girmeden ve daha çok o anki ruhsal düşüncelerimi aktardığım için tuval çalışmalarıma göre bazen daha etkili olabiliyor. 2023 yılında da yoğun olarak çalıştığım bir pastel seri daha var. Dönem dönem pastel yapmaya çalışıyorum.

HELLO!: Belki saçma bir soru olacak ama eserlerinde “O anın en iyisi” duygusunu vermek istediğin için soruyorum. ‘O an’ın geldiğinden nasıl emin olabiliyorsun? Bir tabloyu bitirdiğini hissettiren şey ne?

İ. Kayalı: Bazen kaybettiğiniz ya da farkında olmadığınız bir şeyin aslında sizin için değerli olduğunu anlıyorsunuz. Ben de bu tür anları geçmişten yakalayarak ya da gelecekte var ederek “İşte bu benim için en iyisi” dedikten sonra o anları resimlerime hapsediyorum. Zihnimdeki anı tuvalimde gördüğüm zaman ise yaptığım tablonun bittiğine emin oluyorum.

HELLO!: Resim yaparken en çok hangi duygu ile mücadele ediyorsun?

İ. Kayalı: Genellikte zaman kavramının ve detayların hem sanatımda hem de hayatımdaki etkilerinin bende yarattığı ve çoğunlukla adlandıramadığım bir duygu bütünlüğü diyebilirim.

HELLO!: Bir tablon konuşabilseydi sana ne söylerdi?

İ. Kayalı: Hepsinden farklı şeyler duyacağım kesin fakat bir tanesi ile diyaloğa girseydim eğer; bana özgür olmak istediğini söylerdi diye düşünüyorum. Çünkü özgür olmak dünyanın en güzel hislerinden biri.

HELLO!: Mehmet Ali Bakanay’ın koleksiyonundasın. Aranız nasıldır? Onun koleksiyonunda olmak nasıl bir his?

İ. Kayalı: Mehmet Ali ile ilişkimiz son derece güçlü; kendisiyle sık sık temas halindeyiz ve her konuşmamız bana koleksiyonerliğin gerçek anlamını hatırlatıyor. Bir sanatçının kaderini, çoğu zaman onu seçen göz belirler. Mehmet Ali’nin bakışında ise hem estetik bir zeka hem de sezgisel bir derinlik var. Koleksiyonunda yer almak, sadece bir eserin duvarda asılı olması değil; doğru bir zihin tarafından görülmenin, doğru bir gelecek tarafından sahiplenilmenin hissi. Onun koleksiyonunda olmak, bir sanatçının isteyebileceği en rafine korunaklı alanlardan biri.

HELLO!: Dünyada bir sanatçıyla bir gün geçirebilsen kim olurdu ve ona ne sorardın?

İ. Kayalı: Böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim. Eserlerini sevdiğim birçok kişi var. Fakat bunlardan biri ile bir gün geçirecek olsaydım, o da Anselm Kiefer olurdu. Onunla uzun sarı otlarla kaplı bir arazide balkabaklı cheesecake yiyip latte içerken sohbet etmek isterdim ve “Hiç vazgeçmeyi düşündün mü?” diye sorardım.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo