Haber kapak görseli
Genel
12 dk okunma süresi
İstanbul Life

Boğaz'ın en güzel bahar rotası: Baltalimanı, Emirgan ve Boyacıköy

İçeriği Paylaş

Erguvanlara karışan Boğaz esintisi eşliğinde Baltalimanı’dan Emirgana’a ve oradan Boyacıköy’e uzanıyor; tarihi yalıların gölgesinde kahve molaları ve saklı sokaklarla baharın en zarif halini; Türkiye’nin en iyi rehber ve seyahat yazarlarından Saffet Emre Tonguç ile birlikte keşfe çıkıyoruz.

Yazı: Saffet Emre Tonguç

Boğaz’ın hafızasında bir yürüyüş

Mesleğim gereği İstanbul’da geçirebildiğim vakit kısıtlı. Ama ne zaman fırsat bulsam kendimi hemen bu güzel şehrin en güzel manzaralarını sunan Boğaz’a atıyorum. Boğaz hattında yürürken, ister sabah olsun ister akşam, yenilendiğimi ve nefes aldığımı hissediyorum. Gelin sizi keyifli bir geziye çıkarayım. Unutun o hafta sonu kalabalıklarını ve takılın peşime. Denizin ipeksi sakinliğine ağır ağır süzülerek eşlik eden martıları da alalım yanımıza ve Baltalimanı’ndan başlayalım keşfetmeye. Her adımda yüzyıllar arası bir yolculuk hazır olun.

Diplomasi, saray ve bir antlaşmanın gölgesi

Baltalimanı adını, İstanbul’un fethi sırasında gemilerin yapımında görev alan Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey’den alır. Ağaçların bol olduğu bu kıyıda, kesilen her gövde bir gemiye, her gemi tarihe dönüşmüştür. Sahilde yükselen pembe cepheli görkemli yapı bugün Metin Sabancı Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi olarak hizmet veriyor ama bir zamanlar bir saraydı: Mustafa Reşid Paşa için 19. yüzyıl ortalarında Sarkis Balyan tarafından tasarlanan Mediha Sultan Sarayı. Tanzimat’ın öncüsü Mustafa Reşid Paşa’nın devlet ricaliyle yaptığı görüşmeleri, Boğaz’a karşı uzun sofraları, diplomasi dolu geceleri hayal etmek zor değil. 1838’de Osmanlı ile İngiltere arasında imzalanan Baltalimanı Ticaret Antlaşması da burada tarihe geçti. O gün atılan imzalar, imparatorluğun ekonomik yönünü değiştirecek kadar güçlüydü.

Sakuraları seyredin

Baltalimanı’ndan ayrılmadan önce hemen solunuzda göreceğiniz Japon tarzı ahşap kapının ardında sizi harika bir bahçe bekliyor. Hele ki mart aylarındaysa ziyaretiniz görsel bir şölene hazır olun. Japon felsefesinde hayatın hem güzelliğini hem hızını hem de geçiciliğini temsil eden sakuraları izlemeye doyamayacaksınız. Peki nedir hikâyesi derseniz... 2003’te Japonya’da “Türk Yılı” ilan edilince birçok adım atıldı. Onlardan biri de Shimonoseki kenti ile İstanbul’un kardeş şehir ilan edilmesiydi. Shimonoseki’ye bir İstanbul bahçesi, İstanbul’a da bir Japon bahçesi yapıldı. İşte bu kardeşliğin simgesi oldu bahçe. 6137 metrekare alana sahip bahçede Japon bahçe düzenlemesine dair detayların izini sürmek mümkün. Göletler, köprüler ve birbirinden güzel ağaçlarla, yaz ayları için de ferah bir durak.

Çınarların altında zamanı unutmak

Boğaz’ın sakin kıvrımlarına ayak uydurup devam edince, bir süre sonra Emirgan Meydanı çıkar karşınıza. Burası Boğaz hattının en davetkâr duraklarından biri. Çınarların gölgesinde durup bir ince belli bardakta çayın tadını çıkarmanızı öneririm. Mütevazı ama zarif yapısı olan Hamid-i Evvel Camii meydanın bir köşesinde meraklı gözlerden kaçmayacaktır. Cami 1782’de I. Abdülhamid tarafından yaptırılmış. Eşi de 1783’te meydandaki çeşmeyi inşa ettirmiş. İlk bakışta küçük bir sahil evi gibi görünen yapı, aslında denizle kurduğu ilişki sayesinde çok daha etkileyici. 1838’de 2. Mahmud döneminde onarılmış, iki yangın ve talihsiz dönemler atlatmış ama ayakta kalmış. Yanındaki Hünkâr Kasrı ve muvakkithane, meydanın tarihî çerçevesini tamamlıyor. Hemen yanında 18. yüzyıldan kalma zarif bir yapı yükseliyor: Şerifler Yalısı. Bir zamanlar Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali’ye ait olan bu yalı, Arap İsyanı’nın gölgesini Boğaz kıyısına taşımış. Şerif Arapları Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklandırması karşılığında İngilizlerden kendi krallığını tanımasını istemiş. Arabistanlı Lawrence ile işbirliği yaparak Haziran 1916’da Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmış. Bir yandan İngilizlerle çarpışan Osmanlı, Hüseyin’in oğullarının yönettiği Arap birlikleri ile de savaşmış ve ağır kayıplar vermiş. Oğullarından Abdullah 1921’de Ürdün Emiri, diğer oğlu Faysal da Irak Kralı olmuş. Bugün vakıf binası olarak kullanılan yapı, bezemeleri ve sakinliğiyle geçmişin fırtınalarını zarifçe saklıyor.

Boğaz’a karşı sanat

Meydanı geçer geçmez gördüğüm yemyeşil bir bahçeye açılan kapıdan yukarı doğru hafif bir tırmanışla, Boğaz’a hâkim konumdaki Sakıp Sabancı Müzesi’ne ulaşırsınız. “Atlı Köşk” olarak da bilinen yapı, adını girişindeki heykelden alıyor. Heykel, 4. Haçlı Seferi sırasında Hipodrom’dan götürülen Quadriga’nın bir kopyası. 19. yüzyılda Sultan Abdülmecid tarafından Hıdiv Mehmed Ali Paşa’ya verilen arazideki köşk, 1951’de Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınmış. Bir süre Sabancı Ailesi’ne ev olan yapı, 2002’den bu yana müze olarak hizmet veriyor. İçeride zaman bambaşka akıyor. Osmanlı hat sanatının 500 yıllık serüveni, tuğralar, fermanlar, nadide Kur’an-ı Kerim nüshaları… 1635 tarihli, yalnızca birkaç santimetrelik minyatür Kur’an’a bakarken insanın nefesi kesiliyor. Resim koleksiyonunda Osman Hamdi Bey’den Bedri Rahmi Eyüboğlu’na uzanan geniş bir yelpaze var. Uluslararası sergilerde ise Pablo Picasso ve Salvador Dali gibi isimler Boğaz’a konuk olmuş. Bahçe terasına çıkıp karşı kıyıya baktığınızda, İstanbul’un neden bir sanat şehri olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Emirgan Korusu

Yol sizi biraz daha yukarı, Emirgan Korusu’nun huzuruna doğru davet edecek. Bu daveti kabul edip, her mevsim doğanın tadını çıkarabileceğiniz koruya adım atın. 4. Murad’ın 1635’teki Revan Seferi sırasında kaleyi savaşmadan teslim eden İranlı asilzade Emir Güne Han, Boğaz’ın en güzel semtlerinden birine adını vereceğini ve yüzyıllar boyunca da bu adın değişmeyeceğini bilemezdi. Sultan 4. Murad, Revan’da yapılan jesti karşılıksız bırakmamış. Emir Güne Han’ı İstanbul’a davet etmiş ve o güne dek Feridun Bey Bahçeleri olarak anılan 500 bin metrekarelik alanı vermiş. O alan bugün Emirgan Korusu; Emir Güne Han da ismini değiştirip Yusuf Paşa yapmış ama halk arasında ilk adıyla anılmaya devam ettiği için zamanla korunun da bulunduğu semtin adı da Emirgan olmuş. Bu davet güçlü bir dostluğun başlangıcı ve trajik bir sonun sebebi olmuş. 4. Murad ve Yusuf Paşa çok iyi arkadaş olmuşlar, koru da keyifli sohbetlerine ev sahipliği yapmış. Ama 4. Murad’ın ölümünden sonra tahta geçen Sultan İbrahim, Yusuf Paşa’yı idam ettirmiş.

19. yüzyıla gelindiğinde tarih tekerrür etmiş diyebiliriz. Çünkü koru yine bir padişah tarafından bu kez başka bir paşaya hediye edilmiş. Sultan Abdülaziz’in hediyesi olarak koruyu alan Mısır Hıdivi İsmail Paşa, günümüze kadar ulaşan birbirinden güzel köşkleri yaptıran isim olmuş. Sarı, Pembe ve Beyaz köşkleri yaptıran paşa, yaşamının son günlerini burada geçirmiş. Mısır’ı yönetirken büyük borçlar yapan İsmail Paşa, 1879’da Fransız ve İngilizlerin baskısıyla alaşağı edilmiş. İlkbaharda düzenlenen Lale Festivali sırasında park adeta renk patlamasına dönüşüyor. Göletlerin etrafında yürürken kuş sesleri, çiçek kokuları ve Boğaz esintisi birbirine karışıyor.

Sakin sokakların hafızası

Korudan aşağıya doğru indiğinizde, Boğaz’ın en zarif köylerinden biri karşılıyor sizi: Boyacıköy. Adını pek duymazsınız ama dinlemek isteyenlere anlatacak hikâyeleri olan bir semttir burası. 18. yüzyılda 3. Selim’in boyama sanatını geliştirmek için Kırklareli’nden getirttiği aileler buraya yerleştirilmiş; semtin adı da buradan kalmış. Arka sokaklarda saklanan Surp Yerits Mangants Kilisesi (1836) ve Fırın Sokağı’ndaki Panayia Evangelistra Rum Kilisesi (1834), çok kültürlü bir geçmişin sessiz tanıkları. 1905 tarihli Rum ilkokulunun önünden geçerken, parke taşlı sokaklar ve ahşap evler insanı eski bir İstanbul kartpostalının içine çekiyor.

Yürüyüşün sonunda bir banka oturup Boğaz’a bakın. İstanbul’un bazı semtleri gezilmez, yaşanır. Emirgan ve çevresi işte tam da böyle bir yerdir. Burada zaman biraz yavaşlar; siz de fark etmeden onun ritmine uyum sağlarsınız.

Baltalimanı’nda nereye gitmeli?

Baltalimanında özellikle deniz kenarında bir yemek ya da brunch için Portaxe, Oba Restoran Cafe, Angel Blue ya da İstanbul Üniversitesi Sosyal Tesisleri’ne gidebilirsiniz. Manzarayı tepeden izlemek isterseniz Tepe Restaurant Lounge,Vakıftepe Sosyal Tesisleri ve Cello Lounge (kahvaltı için) listenize ekleyebilirsiniz.

Semt notları:

  • Emirgan Korusu’nda yer alan şelaleye yakın banklara oturup, su sesleri eşliğinde kitabınızı okuyun. Korunun tadı en iyi sabahın erken saatlerinde çıkar.
  • Gün batımına doğru İstanbul Lale Müzesi’nin üst tarafındaki yoldan Boğaz’daki vapur manzaralarını seyredin.
  • Lale Festivali’ne mümkünse hafta içi yolunuzu düşürün!
  • SSM’de yer alan the Seed, modern mimarisi, panoramik Boğaz manzarası ve çok yönlü etkinlik altyapısıyla kentin seçkin etkinlik merkezlerinden biri, aklınızda bulunsun.
  • Sakıp Sabancı Müzesi, Pazartesi günleri kapalı, Salı günleri ise 10:00 – 18:00 arası ücretsiz. Müzedeki sergileri gezdikten sonra, bahçesinde vakit geçirmeyi, terasından İstanbul’u fotoğraflamayı ve MSA’nın Restoranı’nda bir kokteyl keyfi yapmayı unutmayın.
  • Emirgan Mektebi Sokak’tan Boyacıköy’e yürürken, mor salkım ve yasemin dolu bahçelerden gelen mis kokuları içinize çekmeyi unutmayın.
  • Boyacıköy’den çıktıktan sonra Yusuf Ziya Paşa Köşkü’ndeki Borusan Contemporary’e uğrayın. Özellikle hafta sonları ziyaret ederek çeşitli sergileri gezebilir, etkinliklere katılabilir, sanat eserlerini inceleyebilirsiniz.

Emirgan ve Boyacıköy’de kısa bir mola için:

  • Bir klasik olarak Emirgan Sütiş herkesin ilk aklına gelen mekân…
  • Emirgan’ın en keyifli konumlarından birinde açılan ve kısa sürede ilgi gören Par Ocakbaşı.
  • Semtin en yeni mekânlarından Ferros Emirgan, ev sıcaklığında bir mekân/etkinlik alanı.
  • Yerli/yabancı pek çok markaya ait ürünün bulunduğu House of 96, aynı zamanda çok keyifli bir kafe.
  • Emirgan’ın en huzurlu sokaklarından birinde bulunan Zeyta, mahallenin zeytinyağı ve şarap evi. Jazz dinletileri, şarapları ve yavaş yavaş edilen kahvaltılar içinse Zeyta’ya yolunuzu düşürebilirsiniz.
  • Güzel bir yürüyüşün ardından, Doğru Muvakkithane Caddesi’ndeki Emirgan’ın klasikleşmiş mekânlarından biri olan Kardeşim Mantı’ya gidebilirsiniz. Mekânı benzerlerinden ayıran İstanbul’da çok fazla yerde bulunmayan özel Bolu mantısı yapıyor olması.
  • Alışılanın dışında bir kahvaltı deneyimi için Mümtaz Emirgan’ı mutlaka listenize ekleyin.
  • Açıldığı günden beri lezzet düşkünlerini ağırlayan ve pek çok müdavimi olan MSA’nın Restoranı özellikle hafta sonu müzeyi gezmek için gelen ailelerin de uğrak mekânı.
  • Artisan Fırın ve Deneyim Atölyesi Cafe Boyacıköy semtin kalbinde yer alan bir adres.
  • Glutensiz ve şeker ilavesiz sağlıklı tatlı ve tuzlu lezzetleriyle öne çıkan Beam Bakes de Boyacıköy’ün favori adreslerinden.
  • Fırın Sokak’tan geriye yürüyüp, Hekim Ata Caddesi’nden sahil yoluna geri inerken uğranılması gereken duraklardan biri ise semtin en eskilerinden Çınar Büfe... En popüler lezzetinin menemen olduğu söyleniyor.
  • Filia Köftecisi’nde yemek yedikten sonra Emirgan Spor Kulübü lokalinde bir çay keyfi yapabilirsiniz.

Pınar Taşdemir

Şef, Araka

“Mahalle havası başkadır. Bakkal İhsan abiyi hâlâ özlerim.”

Bu hatta yaşamanın en güzel yanı martı sesleriyle uyanman. Şehre yakın olup bir o kadar sakin yaşayabilmen, hop diye denize inebilmen. Denize girebilmen. Tarihi dokusu ayrı değerli. Eğer öyle bir evde de yaşıyorsan çok şanslısın. Bir de ben sabah erken saatte topuklu ayakkabılarıyla bakkala giden Rum hanımların topuk seslerine bayılırım. Artık evim Sarıyer’de ama uzun yıllar Emirgan’da yaşadım. Mahalle havası başkadır. Bakkal İhsan abiyi hâlâ özlerim.

Kerem Kaplangı

Fotoğrafçı

“İstanbul’un daha sakin daha düşünceli bir yüzü”

Senin için bu bölgeyi özel kılan ne?

Geçmişin hâlâ burada yaşıyor olması. Bir zamanlar bu sokaklarda mutlu yürüyen insanların, sonra memleketlerini bırakıp gitmek zorunda kalan ailelerin bıraktığı izler… Bir de huzur var. Boğaz’ın hiç acele etmeyen akışı, sabah ışığının suyun üzerinde yumuşayışı, kalabalığın biraz geride kalmış olması… İstanbul’un daha sakin, daha düşünceli bir yüzü. Bu hat bana hep şunu hatırlatıyor: Şehir sadece bugünden ibaret değil. Geçmişle birlikte yaşıyor. Ve o geçmiş, kadraja girmese bile hissediliyor.

Mutlaka gidin dediğin ilk üç mekân hangileri?

Sakıp Sabancı Müzesi: Manzara, eser, mimari ve peyzaj bir araya geldiğinde ortaya sadece bir müze ziyareti değil, İstanbul’un en zarif ve düşünceli yüzü çıkıyor.

Emirgan sahili: Emirgan sahilinde yürürken, özellikle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü güzel bir açıdan izlemek ayrı bir keyif. Gün doğumunda gökyüzü pembe ve altın tonlara bürünürken, köprünün silüeti suyun üzerinde güçlü ama sakin bir şekilde belirir. O anlarda İstanbul’un hem ihtişamına hem huzuruna aynı anda şahit olursun.

Emirgan Korusu: Emirgan Korusu mevsime göre başka bir hikâye anlatır. İlkbaharda lalelerle renklenir, yazın gölgeli yollarında serinlik sunar, sonbaharda yaprakların sesi eşlik eder yürüyüşüne. Ağaçların arasında yürürken insanın içi sakinleşiyor; sanki İstanbul’un içinde küçük bir kaçış alanı gibi.

Bir fotoğrafçı gözüyle Emirgan-Baltalimanı-Boyacıköy hattının en güzel kareleri sence nerelerden alınır?

Emirgan sahili gün doğumu… Yumuşak, pastel tonlu Boğaz ışığı burada çok rafine. Sakıp Sabancı Müzesi çevresi… Mimari, peyzaj ve yaşlı ağaçlar mekâna güzel bir atmosfer katıyor. Buna bir de Boğaz manzarası eklenince sahne tamamlanıyor. Boyacıköy’un eski ahşap evlerin olduğu yokuşlu sokakları…

Dr. Kumru Eren

Borusan Contemporary Müze Direktörü

“Yaşamıma güzellik katan pek çok köşeyi barındırıyorlar.”

İstinye’de yaşayan ve Rumeli Hisarı’nda tarihi Yusuf Ziya Köşkü’nde konumlanan Borusan Holding binası içerisindeki Borusan Contemporary’de çalışan biri olarak, Baltalimanı, Emirgan ve Boyacıköy yaşamıma güzellik katan pek çok köşeyi barındırıyor.

Uzun çalışma saatleri arasında kaçamak yapmak istediğimde, Rakım Paşa Çeşmesi ve tarihi Ali Pertek Camii’ini geçince yukarı doğru uzanan Arpacı Çeşme Sokak’ta yer alan Köfteci Halil, ekmek arası köfte ve piyaz ile harika bir sokak lezzeti. Çocukluğumda sosisli sandviçine bayıldığım İskele Büfe ise soslu karışık tostuyla, Boğaz kenarında piknik yapmak için en güzel bahane.

Borusan Contemporary’nin pek bilinmeyen bir özelliği de, ikinci katta yer alan Müze Café. İstanbul Boğazı’na hâkim eşsiz manzarasıyla, hafta sonları için keyifli ve henüz çok keşfedilmemiş bir kahvaltı noktası. Müze ziyaretçileri için sergi deneyimine keyifli bir mola ekleyen mekân, Boğaz manzarası eşliğinde dinlenmek ve vakit geçirmek için ideal bir durak. Borusan Contemporary’nin keşfedilmeyi bekleyen başka bir özel köşesi ise, Art Store’da sanat ve kitapseverlerle buluşan Frankeştayn Kitabevi. Sanat yayınları dışında Boğaz’ın ve İstanbul’un tarihine odaklanan araştırmalardan, ekosistem ve iklim krizi konulu çalışmalara, çocuk kitaplarından toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanan metinlere uzanan geniş bir yelpazede seçki yer alıyor.

Baltalimanı’na uzanan sahil yolunda yalnızca yalılar değil; yolun kara tarafında yer alan ve adeta bir İngiliz Romantik resmini izliyormuşsunuz gibi ağaçların arasında gizemle yükselen metruk köşk ve Baltalimanı Su Sarnıcı kalıntıları da bu rotanın keşfedilmesi gereken güzellikleri.

Emirgan’da arkadaşlarımızla buluştuğumuzda güzel pizzaları ve güleryüzlü servisiyle bir klasik olan Emirgan Pizza’yı uzun bir yürüyüşün ardından tavsiye ederim. Elbette Boğaz kenarında yürüyüş çok keyifli, ancak Emirgan Korusu’nda da yüzyıllık ağaçları, baharı renklendiren laleleri ve göletlerindeki sevimli kaplumbağaları da mutlaka görün.

Emirgan’ın uzantısı Reşitpaşa, neredeyse Michelin tavsiyeli mekânlarıyla tam bir gastronomi durağı. Benim favorim ise, sohbetiyle de misafirlerini evindeymiş gibi ağırlayan ve oldukça güzel bir şarap kavı sunan Oğuz by Steak. Şarap meraklıları için ise, aynı rotanın Baltalimanı ile birleşen sokaklarından birinde tadım da yapabileceğiniz keyifli şarap mağazası Helvetia. Kutlamalar ve partiler için, sürpriz malzeleri satan küçük ve sevimli Elit Parti ise, birbirinden renkli malzemeler bulabileceğiniz sempatik başka bir durak.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo