
Cömertlik ve paylaşmanın gücü: Bilgelik yolunda zirve
Yazı: Prof. Dr. Nevzat Tarhan
İnsanlar arasında herhangi bir beklenti olmaksızın alışverişte bulunmak, ilişkileri güçlendiren ve sosyal duyguları geliştiren bir paylaşıma vesile olur. Bu duyguların değer haline gelmiş biçimi cömertlik ve empati; karşıtı ise cimrilik ve bencilliktir. Maddi değerlerin sağladığı zenginlik, insana cömertlik vasıtasıyla soyut erdemlerin sunacağı mutluluğun sadece bir kısmını yaşatır.

Cömertlik, insanı yüceltir
İnsanlara herhangi bir karşılık beklemeden fedakârlıkta bulunmak; düz mantıkla baktığımızda, kişinin malının eksildiğini düşündürür. Fakat bu durum orta ve uzun vadede ters şekilde gelişir.
İşletmecilikte geri dönüşü olan yatırımlar vardır. Kurum, kazancını işine yatırır ve giderek büyür. Yatırımlar, kuruma büyüme şeklinde geri döner. Cömert insanların yaptığı iyilikler de ruhlara atılan tohumlar gibi büyümektedir. Böylece vermek, büyümenin bir parçası haline gelir. Kazanan alan değil; veren, paylaşan olur. Cömertliğin bir toplumda değer olarak yüceltilmesi; hastalar, zayıflar, acizler, yaşlılar ve çocuklar gibi kendilerine yetemeyen kişilere ümit verip, onları hayata bağlar. Evreni bir arada tutan ruhsal enerjiye hizmet etmek, herhalde cennetin yolunu yarı yarıya gitmekle eş değerdir.
Beklentisiz yardım, kalıcı etki bırakır
Cömertlik her zaman fedakârlık sebebiyle yapılmayabilir. Bazı insanlar sadece çıkarları olan konularda ve kendilerini övecek kişilere karşı verici olmayı tercih eder. Sürekli alkış bekleyen, ilgi görmediklerinde insanların nankörlüğünden yakınan bu tipler, cömertliklerini bile kendi lehlerine çevirme gayretindedir. Eli açık insanların gizli biçimde yaptıkları yardım, sosyal sorumluluğu geliştiren bir davranış olduğu gibi semavi öğretilerdeki ilahi hedefe de daha uygundur. Gizli cömertlik, verme duygusu geliştiren kişinin duygu eğitimine hizmet eder. Kimseden bir şey beklemeden yapılan iyilik ve yardım, yardım edilen kişide kalıcı etkiler bırakır.

Paylaşmak savurganlık mı?
Cömertlik, paylaşımcılık insanın sahip olduğu şeyleri, geleceğini düşünmeden savurması demek değildir. Paylaşım eğer yerinde olur ve hak edene fedakârlıkta bulunulursa anlamlıdır. Ancak sahip olduklarımızı paylaşacağımız insanları seçerken, onlarda görmeyi arzu ettiğimiz bütün özellikleri bulmayı beklemek yanlıştır. Bu sebeple paylaşma isteğinin asıl olduğunu unutmamak ve fedakârlık yapılacak insanla ilgili seçici bir tavır sergilememek en doğrusudur.
Cimriler sadece önemsemediklerini paylaşır
Cömertlik, yüzeysel olarak bakıldığında müsriflerin özelliğiymiş gibi görünür ancak muktesit insanların da özelliğidir. Cömert insan, sahip olduğu bir güzelliği başkaları için rahatlıkla feda edebilir. Cimri kişiler sadece önemsemedikleri şeyleri paylaşır. Ancak bu, cömertlik kisvesi altında insanın kendisini kandırmasıdır.

Güven duygusunu geliştirir
Sosyal duyguların en önemlilerinden olan cömertlik, bir değer olarak insanlar arasında yaygınlaşırsa; sevgiyi, paylaşmayı ve iş birliğini artırır. İş birliği; sıcak ve yakın ilişkilerin gelişmesini, insanlar arasındaki güven duygusunu güçlendirir. Başkasını kendisinden daha çok düşünmek, bilgelik yolunda zirve noktasıdır.
Bilgi ve sevgi paylaşımı, ilmi de artırır
İnsan için üç türlü zenginlik vardır: Birincisi maddesel zenginlik, ikincisi entelektüel zenginlik, üçüncüsü ise spiritüel yani ruhi zenginliktir.
İnsan, ruhi zenginlik türünde bilgi ve sevgi dağıtır. Fakat her üç türde de aynı dinamik işler. Elinde ya da zihninde bulunanı paylaşan kişi, orta ve uzun vadede varlığını daha da artırır. Maddi yatırımların geri bildiriminin olmama ihtimali çoktur ancak entelektüel yatırımların, ilmi ve ruhi zenginliklerin paylaşıldıkça kaçınılmaz bir biçimde geri döndüğünü görürüz. Bu alanda geri dönüşüm kesin gibidir. Bilgi ve sevgi paylaşımı, kişinin ilmini de artıran bir etkiye sahiptir. Diğer yandan, insanın yeni şeyler öğrenmesine de vesile olur.
Bilgeliğin cömertliğe etkileri
Alıcılık ve vericilik, insanın psikososyal gelişiminde temel aşamalardandır. Anne-babalar, 10 yaşından itibaren çocuklarına para yönetimine dair bilgileri öğretirken, bir değer olarak cömertliği de aşılamalıdır. Cömertlik, insandaki bilgece özelliklerdendir. Bilgelik, kişinin hayat hakkında derin düşüncelere ve birikime sahip olması şeklinde özetlenebilir. Hikmet, varoluşla ilgili sorulara ve bu konudaki karmaşalara soğukkanlılıkla cevap vermeyi de içinde barındırır. Bilgeliğin bu türü doğuştan gelmez; bu, ancak yaşananlar sonucu öğrenilen bir beceridir. Kişinin küçük yaştan itibaren bunu istemesi ve eğitimler vasıtasıyla edinmesi, bilgece bir hayat yaşamasında çok önemlidir.

İnsanlar arasında sevgi doğmasını sağlar
Hayata şahsi menfaatlerini önceleyerek bakan biri, kendinde olanı başkalarıyla paylaşmanın çıkarına aykırı olduğunu düşünüp, anlık faydalar uğruna sahip olduğu şeyleri çevresindekilerden esirgeyecektir. Bu durumun oluşturduğu kısa vadeli mutluluğu, orta ve uzun vadeli bir mutluluğa dönüştürmeye çalışanlar ise verici olmanın onlara kazandıracağı ayrıcalıkların farkındadır. Kendisinde bulunanları diğer insanlara ikram edenler, bu davranışlarıyla başkalarına faydalı oldukları gibi kendilerine de iyilik yapmış olurlar. Çünkü cömertlik, paylaşımda bulunan insanlar arasında sevgi doğmasını sağlar. Dolayısıyla iki taraflı mutluluğa vesile olur.
“Vermek” yok, “başkalarından almak” var
Modern felsefenin “Eğlen, mutlu ol, canının istediği gibi yaşa” komutlarıyla şekillendirdiği mutluluk tarifi, zevk ve eğlence odaklı bir hayatı tavsiye etmektedir. Bu yaşam tarzında “vermek” yerine, sürekli “başkalarından almak” söz konusudur. Yaşadığımız yüzyılda ebeveynler, çocuklarını mutlu etmek adına onları olması gerekenin çok üstünde bir vericilikle büyütmektedir. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar ise ergenlik dönemine geldiklerinde; ebeveyne kafa tutan, bencil evlatlar olurlar. Çocuğunu modern öğretilerle yetiştiren, ona cömertliği aşılamayan anne-babalar, onları farkında olmadan benmerkezci yapar. Başkalarıyla paylaşma yeteneği gelişmeyen çocuklar, empati duygusunu da tadamayacaktır.
Cömertlik, topluma katkı sunar
İnsanın genetik yapısı, tek başına yaşamaya uygun değildir. Herkes, hayatında en az bir defa bir başkasından yardım almıştır. Başkalarından destek görmeden yaşayabilmek, hiçbirimiz için mümkün değildir. İnsanın sosyal bir varlık olması, onu soyut bağlarla başkalarına bağlar. Ancak bu bağların gelişmesi için topluluğun bütününün aynı değerler etrafında toplanması gerekir. Toplumun geneli tarafından kabul edilen erdemler, canlılığını koruyacaktır. İnsanların sosyalleşmesinde, öğrendiklerini beceriye dönüştürmeleri önemli bir basamaktır. Paylaşmak, iş birliği yapmak ve yardımlaşmak, geleneksel kültürümüzde “infak” kavramıyla yüceltilmiştir. Fakat diğer insanları mutlu etmek için yapılan fedakârlıkları, yalnızca gelir paylaşmak şeklinde düşünmek yanlış olacaktır. Örneğin, yürüdüğü yol üzerindeki taşı yerden almak hiç kimse için bir mecburiyet değildir. Ama iş birliği düşüncesi gelişen bir kişi, başkalarının zarar göreceğini düşünüp taşı yoldan kaldırarak, diğer insanların olası kazalara karşı korunmasını sağlar.
Paylaşmak, sosyalleşmeyi hızlandırır
Bir insanın paylaşımcı ve cömert olmasının ölçüsünü, kendisi için istediğini başkası için de istemesi ya da kendisinin istemediği bir şeyi başkası için de dilememesi şeklinde özetleyebiliriz. Bu, evrensel bir ahlaki değerdir. Tek başına bu kuralın yaşatılması bile paylaşmanın sınırlarını belirler. Buradaki denge, kişinin benliğini başkalarından ne aşağı ne de yukarı görmesidir. Ancak kişinin kendisini bir tarafa bırakıp, karşısındaki için bir şeyler yapması da yüksek bir erdemdir. Böylesi bir fedakârlık yapan kişiye saygı duyulur.
Esasında paylaşma düşüncesi, herkesin benimsediği hayati erdemlerden biri olmalıdır. Zira sosyalleşme olgusu, iş birliğini ve paylaşmayı öğrenmekle yakından alâkalıdır. Cömertlik ve paylaşma olgusu ne kadar yaygınlaşırsa, kişiye o kadar katkısı olur.
Üretkenliği yüksek seviyeye çıkarır
İş dünyasıyla ilgili kalite çalışmalarında; ideal yöneticilerin çalışanlarda aile birlikteliği duygusu oluşturmasının ve personelin birbirine yardım ederken bireysel değil, kolektif başarıyı göz önünde tutmasının önemi ortaya çıkmıştır. Rekabet anlayışını bir kenara bırakarak ve bütünü görerek insanları başarılı olmaya teşvik etmek, başarıyı herkesin paylaşması sonucunu doğurur. Paylaşım aynı zamanda çalışanların ortak amaçlar etrafında toplanmasını sağlayacağından, kurumsal motivasyona da katkıda bulunarak bireylerin egolarının kabarmasını engeller. İş hayatında paylaşımcılığın gelişmesi, rahat bir iş ortamı oluşmasını sağlayacağından üretkenlik yüksek seviyeye çıkar.
İnsan paylaşma becerisi öncesi, şefkatle tanışır
Başkalarını düşünmek, mazlum, aciz ve güçsüz olana acımak ile anlayışlı olmak, şefkatli olmanın belirtisidir. Şefkatin ifade ediliş şekillerinden belki de en önemlisi hediyeleşmektir. Hediye veren kişinin, kendisini hediyeyi alan kişiden daha iyi hissetmesi, tadılması gereken bir duygudur.
İnsan paylaşma becerisini kazanmadan önce şefkatle tanışır. Şefkat duygusu, içinde anlayışlı olmayı ve empatiyi barındırır. Şefkatin eksik olduğu bir cömertlikle veren kişi, bu eylemi zorla gerçekleştirir. Bu da o kişinin cömertliği içselleştirmediğini gösterir.
Mecburi vericilik, egoyu kabartır
Mecburi vericilik, kişinin egosunu kabartacağından tavsiye edilmez. “Hiç yoktan iyi” denilebilecek olan bu paylaşmaya karşın, cömertliğin en güzel uygulanma şekli gizlice yapılanıdır. İyilik, aleni olmadan yapıldığında daha kıymetli olacaktır. Zira cömertliğe gölge düşürecek en önemli etken, verdiğine karşılık çıkar elde etme arzusudur. Şefkatle biçimlenmiş cömertliğin tezahürü olan gizlice yardımda bulunmak, bu riski kendiliğinden ortadan kaldıracaktır.
Yalnızlıktan kurtarır
Cömert kişi kendisine ait bir şeyi paylaşırken, farkında olmadan muhatabının iç dünyasına güzel bir tohum eker. Bu tohum hemen başak vermese de yavaş yavaş yeşerir ve kişiye güzel özellikler kazandırır. O insanda, kendisine cömert davranan kişiye karşı minnet ve şükran duygusu uyanır. Bu da ilişkilerdeki bağı kuvvetlendirir ve insanları yalnızlıktan kurtarır. Bir beklenti olmaksızın paylaşmak, bilgelik yolunda insanı yücelten zirve noktasıdır. Güven duygusunu geliştirdiği gibi insanlar arasında sevginin de doğmasına vesile olur. Kültürümüzde “infak” mefhumuyla yüceltilen bu kavram, modern öğretide “vermek” yok, “başkalarından almak” var yaklaşımıyla kişiyi yalnızlığa hapseder. Genetik yapı itibarıyla, tek başına yaşamaya uygun olmayan bizlerin sosyal bir varlık olduğu, soyut bağlarla birbirimize bağlandığımızı ve bu bağları da ancak paylaşmak, yardımlaşmakla inşa edebileceğimizi unutmayalım!












