Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Mindfulness

Depresyondan çıkışın yolu, sağlıklı kabullenmeden geçer...

Önemli bir zihinsel davranış olan kabullenmenin, çok farklı dinamiği vardır. Sağlıklı kabullenmenin tipik özelliği gerçeklerle yüzleşmektir. Objektif olarak analiz edilen gerçekler, bireyin zihnindeki verilerle paralellikler oluşturuyorsa kabullenme sağlıklıdır ve bilinçaltı bu olayı sağlıklı bir şekilde kabullenebilir.

ATOM DAMALI

Yıl 2006... Türkiye ve İsviçre milli futbol takımları İstanbul’da Dünya Kupası’na katılabilme hakkını elde etmek için karşı karşıyalar. Maç sonunda İsviçre takımı averajla kupaya katılma hakkını elde ediyor. Her iki takım da gergin... İnanılmaz bir şey oluyor ve elenen takımımız neticeyi olgunlukla kabullenemiyor ve maç bitiminde rakip takım futbolcularını kovalayarak yakaladıklarını tartaklıyor. Tipik, sağlıksız bir toplumsal kabullenememe vakası!

Her gün gazetelerde okuduğumuz kadınlara uygulanan şiddet ve cinayet olayları... Her biri terk edilmenin veya boşanma taleplerinin sağlıklı kabullenilememesi neticesinde ortaya çıkan çirkin vakalar. İster toplumsal ister bireysel olsun, olayların temelinde insan davranış dinamikleri yatmaktadır. Bu nedenle olayların analizlerinin de davranış boyutları üzerinden yapılması doğru olacaktır. 20 yılı aşkın süredir ülkemizde bu konuda önemli bir çalışma yapılmaktadır. Tamer Dövücü, sistem mühendisliği ve Ericksonian psikolojik terapi yöntemlerinden başlayarak, insan davranışlarını açıklayan bir model geliştirmiştir. “Optimum Denge Modeli” (ODM) adı verilen bu model ışığı altında, “kabullenme davranışı”nı incelemeye çalışalım.

Denge

Evrende görebileceğimiz her şey denge üzerine kurulmuştur. Atom altı parçacıklardan başlayan düzen, evrenin en üst boyutuna kadar denge ile devam eder. Evrenin en karmaşık yapılarından biri olan tüm canlı varlıkların yaşamı da “homeostasis” yani denge üzerine kurulmuştur. Bu, beden sistemlerinin belli eşikler arasında normal işleyişine izin veren üstün bir koruma yeteneğidir. Yüzlerce yıldır devam eden modern tıp araştırmalarıyla, bedenimizin fiziksel yapısıyla ilgili eşikler anlaşılmış ve beden ısısı, beden sıvılarının osmotik basınçları ile beden kimyasallarının konsantrasyonu düzenlenerek sağlıklı yaşam sürdürülebilmektedir. Tıpta hiper ve hipo kavramları, bu değerlerin denge eşiklerinden daha fazla yükselmesi veya azalması durumlarını belirtmektedir. Benzer denge düzenleri canlıların zihinsel, duygusal ve ruhsal yapılarında da bulunmaktadır.

Önemli bir zihinsel davranış olan kabullenmenin, çok farklı dinamiği vardır. Sağlıklı kabullenmenin tipik özelliği gerçeklerle yüzleşmektir. Objektif olarak analiz edilen gerçekler, bireyin zihnindeki verilerle paralellikler oluşturuyorsa kabullenme sağlıklıdır ve bilinçaltı bu olayı sağlıklı bir şekilde kabullenebilir. Sağlıklı bir kabullenme, konuyla ilgili birikmiş stresin yani beden enerjisinin giderilmesine de imkan sağlar. Bireyin bu olaydan ders çıkartmasına fırsat verir. Sağlıklı kabullenme; hazırlık yapılarak veya yeni yetenekler geliştirilerek, yeniden benzer bir olayla karşılaşıldığında daha güçlü ve hazır olmaya fırsat verir. Yazının giriş paragrafında örneği verilen Türkiye-İsviçre maçında sonuç sağlıklı bir şekilde kabul edilerek ders alınsaydı ve zamanla gerekli hazırlıklar yapılsaydı, bugün çok daha güçlü bir milli takıma sahip olabilirdik. Sağlıklı kabullenme dışında, her şeyi kabullenmeye yönelik olan “hiper kabullenme” veya kolay kolay hiçbir şeyi kabullenmeyen “hipo kabullenme” ruh halleri de vardır. Bunların her ikisinin de faydalı ve zararlı tarafları olabilir. Hiper yani pasif kabullenmenin bir ucu yapmamaya yani tembelliğe giderken; diğer ucu tasavvufa, kaderciliğe veya teslimiyetçiliğe varabilir. Hipo yani aktif kabullenmenin ise bir ucu gerçeklerle yetinmeyip daha iyisini yapmaya giderken, diğer ucu bireyleri kronik anksiyeteye götürebilir.

Maalesef modern tıp bir vücut ısısı, glikoz seviyesi ile benzeri fiziksel beden verilerinde olduğu gibi zihinsel, duygusal ve ruhsal değişkenleri kolay kolay ölçemiyor. Hele insan davranışlarının neredeyse tümünü belirleyen bilinçaltı, halen bilim insanları açısından ölçümlenemeyen kavramların başında geliyor. Bu nedenle davranışların çözümlenmesi için modelleme yaklaşımları son derece önemlidir. Belki yakın gelecekte yapay zeka (AI-Artificial Intelligence), bu konuda da bazı karanlık noktaları aydınlatmaya başlayabilir. İşte Tamer Dövücü’nün Optimum Denge Modeli’nin hedefi, bu ölçülemeyen zihinsel, duygusal ve ruhsal kavramlara ışık tutarak insanları, kendimizi ve hayatı anlamaya yöneliktir.

Optimum denge modeli (ODM) nedir?

Optimum Denge Modeli (ODM), temelde birbirine zıt iki düşünce sistemini ortak bir yapıda buluşturmaktır. Modelin zemininde sibernetiğin çözüm ortağı olan sistem mühendisliği yatmaktadır. Sistem düşüncesi; matematiksel, katı ve genel bir yapıdadır. Buna; psikoterapinin dahisi olarak bilinen, tamamen subjektif, esnek ve bireysel bir yaklaşım olan Ericksonian psikoterapi yöntemi entegre edilmiştir. ODM, birbirine zıt bu iki sistemi farklı şekillerde yorumlayarak, bunları birleştirmeyi ve aralarında bir köprü kurmayı hedeflemektedir.

Doğal sistem-düzenleyici sistem

ODM’ye göre, hayatı doğal sistemler ve düzenleyici sistemler şekillendirmektedir. Doğal sistemler, içerisinde bulunduğumuz çevreyi anlatmaktadır. Bunlar; aile, iş yaşamı, doğa, değişik arkadaş çevreleri, ülke gibi farklı boyutlar olabilir. Düzenleyici sistem ise biyolojik anlamda bedenimiz ve onu oluşturan alt sistemler, psikososyal alanda da kişiliğimiz ve onu oluşturan kimliklerimizdir. Doğal sistemin algılanması; sağlıklı bir iletişim mekanizması kurarak, geliştirilen farkındalık seviyesi ve algı filtrelerimizle oluşmaktadır.

Bireyin zihin zemini, ruh hali, duygu durumu ile gelişen düşünce kalıpları, inançlar, değerler ve kimliklerin yarattığı anlamlar düzenleyici sistemin yapısını belirler. Tabii ki bu arada bireyin yetenekleri de doğal sisteme karşı yapılacak eylemin yani davranışın sınırlarını çizer. Mevcut doğal sisteme karşı uyumsuzluk halinde gösterilecek davranışlar sınırlıdır. Bireyler;

  • Doğal sistemi kabullenebilir,
  • Doğal sistemden uzaklaşmaya karar verebilir,
  • Doğal sisteme karşı değişiklik yapmak için mücadele edebilir,
  • Kendilerini doğal sisteme karşı kapatabilir yani kapalı sisteme doğru geçiş yapabilir.

İsterseniz bir örnekle, kabullenmenin alt dinamiklerini bu kapsamda inceleyelim. İran’da başörtüsünü uygunsuz taktığı için ahlak polisi tarafından gözaltına alınmasından sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini isimli bir genç kadının ölümünün ardından, İran toplumundan önemli sayıda insan bu olayı kabullenememiş ve 2022 yılı sonlarında da devam eden protesto eylemlerinde yüzlerce insan ölmüştür. Yaşanan doğal sistemde yani İran toplumunda, sokakta saçların görünmeyeceği şekilde başörtüsü takma mecburiyeti bugün dahi var. Toplumda bu kanun çıkartıldığında ya farkındalık oluşmamasından ya da öncelik alanına alınmamasından gerekli anlam verilememiş ve o dönemde toplumun kontrol ile etki alanı eylem için ihtiyaç duyulan yetenekleri ortaya çıkartamamış olduğundan, doğal sistem zamanla daha da güçlenmiştir. Bir şekilde zaten zihin zeminine göre, bu sistemi kabul etmeyenler gerekli itirazı yapamayıp kabullendikleri için doğal sistem bu şekilde yerleşmiştir.

Bugün İran toplumunun;

  • Bir kısmı mevcut doğal sistemi inançları nedeniyle aktif olarak kabullenmiş, bir kısmı ise pasif kabullenme yapmış,
  • Bir kısmı sistemden uzaklaşarak bu süre boyunca İran’ı terk etmiş,
  • Bir kısmı açık sistem olması gerekirken, kendilerini kapalı sisteme dönüştürerek koruma altına almış,
  • Bir kısmı da son olayın tetiklemesiyle değiştirdikleri anlam, değer ve yetenekleriyle sistemi kabul etmeyerek, değişim yaratmak hedefiyle eylemlere başlamıştır.

Büyük artı

Sistemlerin temelinde iki zıt kavram bulunur: Düzen ve düzensizlik... Canlı veya cansız tüm sistemler, bu yapı üzerine kurulmuştur. İnsanlar da doğal sistemler içerisinde yaşadığına göre, aynı kavramlara göre yani düzen ve düzensizlikle iç içe yaşamak zorundadır. Düzenleyici sistemlerde, yaşama uyum ve uyumsuzluk kavramları öne çıkar. Her şey, yaşadığımız çevreye yani düzen ve düzensizliğe adapte olup olamamamızla bağlantılıdır.

Bu bilgiler ışığında yatay eksene düzen ve düzensizliği, dikey eksene de uyum ve uyumsuzluğu yerleştirerek ortaya çıkarttığımız grafik, yaşamın özetini vermektedir. Bireyler yaşamları sırasında birbirinden değişik, onlarca farklı duygu yaşar. Bunları dört temel duygu kavramı altında toparlayabiliriz: Başarı, anksiyete, depresyon ve huzur.

Fırsat arayışında olup, dışa dönük bir ruh halinin neticesinde ortaya çıkan başarının alt dinamikleri güven, sevinç, hırs gibi temel duygular, ileri aşamada denge halinde özgüven, yaratıcılık gibi değerler yaratırken; dengesizlik halinde haz bağımlılığı, anti sosyallik gibi özellikleri de tetikleyebilir. Dışa dönük ruh halinin tehdit unsurlarını öne çıkaran anksiyete ruh halinin başlangıç dinamikleri korku, şüphe, öfke gibi davranışlarken; ileri halleri birçok sorunlu psikolojik rahatsızlığa kadar uzanabilir. İçe dönük ve tehdit duygularının tetiklendiği depresyon ruh halinin başlangıç duyguları değersizlik, üzüntü, sıkılma, güvensizlik olup; ileri halinde de farklı psikolojik rahatsızlıklar vardır. Sevgi, sakinlik, hoşgörünün hakim olduğu huzur ruh hali ise başta kabullenme olmak üzere birçok içe dönük ancak olumlu duyguyu içermektedir.

Düzensizliğe uyum sağlayabilmek aslında başarı olarak kabul edilen duygudur. Düzensizliğe uyum sağlayamamak insanları farklı seviyelerde anksiyeteye taşımaktadır. Düzene uyum sağlayabilmek insana huzur vermekteyken, düzen içerisinde dahi uyumsuz olmak insanı depresyona sokmaktadır. İşte “Büyük artı” adı verilen bu grafik, insanların yaşam zemininin yerleştiği alanı temsil etmektedir. Gün içerisinde bile farklı ruh hallerine girdiğimizde bu artının farklı bölgelerini ziyaret etmekteyiz. Peki yaşamın temel gayesi olan mutluluğu nerede bulabiliriz? Büyük artıda mutluluk alanı başarı ve huzuru bir arada görebileceğimiz alandır yani denge alanı...

Kabullenmeye giden yol

Çaresizlik karşısında insan davranışları neredeyse standart bir yol katetmektedir. İnsanlar yaşamları boyunca iflas, iş kaybı, kaza, kronik hastalık, terk edilme, bir yakının kaybı gibi çaresizlik yaratan durumlarla karşılaştığında, ilk olarak bilincin genellikle devre dışı kaldığı “şok” ile karşı karşıya kalır. Bu bir tehdit algısı olduğu için seçenekler sınırlıdır: Kaçmak, savaşmak veya donup kalmak gibi... Neyse ki bu aşamada zihin çok hızlı çalışır ve bir müddet sonra başlayan “sorgulama” sürecinde “Niye?” sorusuna cevap aranır. “Niye benim başıma geldi? Niye şimdi?” Bu soruya cevap arama, insanı üçüncü aşamaya taşır: “Suçlama”. Burada da farklı suçlular bulunabilir. İnsanların kendilerini veya yakınlarını suçlamaları çok yaygındır.

Bazıları suçlama aşamasını hızla atlatabilir. Ancak neticede gelinen dördüncü aşama “bastırma”dır. Kişi bu aşamada olayı anlamlandırmayı reddederek, zihninde başka bir gerçeklik yaratmayı seçebilir. Bu durum daha derinde bazı iç çatışmalar ve psikolojik rahatsızlıklar yaratabilir. Yine de bastırma mekanizması, ilk üç aşamada takılı kalanlara göre daha olumlu sonuçlar verebilir. Ancak çözüm, neden-sonuç ilişkileri kurarak gerçeği olduğu gibi görmek, olanı olduğu gibi kabul etmek ve bu farkındalığı yaşarken de objektif olabilmektedir. Bu kabullenme, genellikle bilinç seviyesindedir. Önemli olan bilinçaltının da bunun böyle olduğunu anlaması ve kabullenmesidir. İşte bu kabullenme huzuru getirir. Kabullenme, aktif veya pasif olabilir. Pasif kabullenme kaderci bir anlayışı da içeren, durumu kolayca kabullenebilmektir. Aktif kabullenmede ise kişi gerçeği olduğu gibi kabullenir ve kararlılığını, sabrını koruyarak mevcut durumu geliştirmeyi hedef kabul eder. Uzun süreli kabullenememeler ise tekrar anksiyeteye döndürerek, kronik anksiyete sorunları yaratabilir. Şokun yarattığı durumlar ancak kabullenme sonucunda “mücadele etme”, “ustalaşma” ile “dönüşüm”e fırsat verir.

Evet... ODM’nin temel davranışlarla ilgili analiz dinamikleri yukarıda anlatıldığı gibi açıklanmaktadır. Ancak analizler sadece yapıyı anlamak için faydalı olabilmektedir. Davranışların çözümleri ise yalnızca bilinçaltı ile sağlıklı bir iletişim kurmakla sağlanabiliyor. ODM’nin bilinçaltı ile iletişim teknikleriyle ilgili önemli öğretileri vardır. Bunlar ne mi? Optimum Denge Modeli eğitimlerinin sihrini bozmamak için burada bu çözüm önerilerine değinmekten ziyade, bu çözümlerin de Tamer Dövücü’nün ileri seviyede verdiği eğitim bilgilerinde ve uygulamalarda olduğunu belirterek, yazımızı sonlandıralım...

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo