Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
HELLO!

Doğanın davranışlarını kaydeden sanatçı Elvan Alpay: “Her resmim, bir nefes alma çabası aslında”

Doğanın davranışlarını bir sanat nesnesine dönüştüren Elvan Alpay, beş yıl aradan sonra ‘Pánta Rheî / İşler 2021–2025’ sergisiyle Sevil Dolmacı Gallery’de karşımızda. Fondation Cartier’den OMM’ye uzanan geniş bir koleksiyona sahip olan Alpay, bu kez motiflerden çok ‘oluş hallerini’ merkeze alıyor: Akma, çatlama, buharlaşma, sızma, birikme…

RÖPORTAJ: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL

Beş yıllık yoğun bir üretim sürecinin ardından Elvan Alpay, ‘Pánta Rheî / İşler 2021–2025’ sergisiyle Sevil Dolmacı Gallery’de sanatseverlerle tekrar buluşuyor. Başlığını Heraklitos’un “Her şey akar” kavrayışından alan sergi, akışı yalnızca bir metafor olarak değil, maddenin doğasına yerleşmiş bir davranış biçimi olarak ele alıyor. Pigment, akrilik, cam tozu, ışık ve bazen mikroskobik süreçlerin bile dahil olduğu bu dünya, resmin kendisini bir nesne olmaktan çıkarıp bir ‘cereyan’, bir oluş hali olarak konumluyor. Fondation Cartier, OMM ve Mitsubishi Foundation gibi kurumlardan özel koleksiyonlara uzanan geniş bir görünürlüğe sahip olan Alpay, bu sergide doğayı temsile indirgemek yerine onu resmin ortağı haline getiriyor. Çünkü onun pratiğinde doğa bir imge değil; bir davranış.

HELLO!: Sanat pratiğinizde yıllardır doğanın davranışlarını kaydettiğinizi söylüyorsunuz. Doğa sizin için bir imge kaynağı mı, yoksa bir öğretmen mi?

Elvan Alpay: Resmimde çoğunlukla hatta neredeyse hep, doğadan imgeler oldu. 1990’larda kurbağalar ile başlayıp kertenkele, karga, kirpi, çekirge, örümcek, sinek kuşu, lübelül gibi ana imgelerin arkasında, en belirgini çiçek formları olmak üzere, dallar, sarmaşıklar ve mantarlardan oluşan ortamlar yarattım.

HELLO!: Pigment, akrilik, cam tozu, ışık ve hatta mikroskobik süreçlerin işin içine girdiği deneysel bir pratiğiniz var. Malzeme sizde neyi belirler, neye itiraz eder, neyi fısıldar?

E. Alpay: Malzeme müthiş bir keşif, dolayısıyla oyun alanı. Malzemenin ne olduğu işimi belirlemedi; ancak malzemeyi kendi bilindik alanından çıkarıp kullanmak, önyargıları bir nebze de olsa kırabilmek çok belirleyici oldu diyebilirim. Tek bir malzemenin ustası olmayı seçmedim, her yeni dönem, içeriği ve duygusuyla yeni bir malzeme üzerine yoğunlaşıyorum.

HELLO!: Yusufçukların hareket hızından mantar ağlarının zekasına, köklerin ritminden suyun davranışına… Bilimsel gözlemlerle sezgisel üretim arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

E. Alpay: Farkındalık tuhaf bir deneyim, gayret gerektiriyor elbette. Önceliğiniz belirleyici oluyor. Ben ‘yeşil el’ denilen, ne ekse tutan, bitkilerin doğasını iyi kavramış biri olmadım hiç, bütün bitki isimlerini de bilmem. Hep sezdim ama... Bir peygamber devesi göreceğini sezmek nasıl anlaşılır bilemiyorum. Ancak sezdiğim anda beliriverdiklerini biliyorum. Anneannemin evinde yaşıyorum. Onun bahçesinde büyüdüm. Bu sabaha kadar niye hiç mantar görmediğimi sorgulamamıştım ki kafamı çevirdim ve sümbüllerin arasından iki koca çam mantarı çıktığını gördüm. Fark etmesem de orada olacakları gerçeği beni ilgilendirmiyor.

HELLO!: Eserleriniz Fondation Cartier, OMM, Mitsubishi Foundation gibi uluslararası koleksiyonlarda yer alıyor. Küresel görünürlük üretiminizi nasıl etkiliyor? Sorumluluk artırıyor mu, özgürleştiriyor mu?

E. Alpay: Küresel görünürlük bu denli yoğun ve hızlı bir üretim-tüketim çarkı içerisinde kısa süreliğine mümkündür elbette. Uzun vadede bugünden geriye ne kalacak ve nasıl bir değer sistemi inşasında kullanılacak öngörmek mümkün değil. Dürüstlük ve içtenlik, yetkinliğin taçlanması gibi geliyor bana.

HELLO!: Zaman kavramı pratiğinizde çok belirgin: Buharlaşma, sızma, kırılma, birikme, akış… Zaman sizin için bir malzeme mi, bir ortak mı? / ‘Pánta Rheî’ yalnızca bir felsefi kavram değil, sizin resminize tam oturan bir ifade. Bu başlığı seçmenizde belirleyici olan duygu neydi?

E. Alpay: Zamanın ruhu bizim istemimizden bağımsız, bütün delikleri kapasan da kolaylıkla sızıyor içeri. ‘Pánta Rheî’ sergisi benim en uzun üretim sürecimi kapsıyor. 2021 de başladığım bu seriye ve 2025 yılı sonunda sergiliyorum. Çok dramatik, yürek paralayıcı ama bir o denli de mutlu ve olumlu zamanlardı. ‘Her şey akar’ ile tek vurgulamak istediğim belirsizlik, öngörülemezlik. Bireysel tecrübeler bir kenara, insanlık büyük bir belirsizliğin tam göbeğinde; ekonomik, politik, sosyal pratikler birbiri ardına çöküyor. Varsayılan tüm doğrular buharlaşıyor, gerçekliğin ne olduğu konusunda kafalar çok karışık. Teknoloji devriminin bizi nasıl bir dünyada yaşamaya evirdiğini bilmesek de değişimin ne denli süratli olduğunun farkındayız. İklim krizi ile ilgili de aynı farkındalıktan bahsedebilmeyi çok isterdim.

HELLO!: Bu sergide motifler değil ‘davranışlar’ öne çıkıyor. Sizce izleyici bu davranışları (akma, çatlama, erime, birikme…) nasıl okumalı? Bir hafıza mı, bir süreç mi, bir ruh hali mi? ‘Doğaya alan açmak’ ile ‘doğayı kullanmak’ arasında ince bir fark var. Bu sergide sizce doğaya nasıl bir alan tanınmış oldu? / İşlerinizdeki döngüsellik, kimi eleştirmenlere göre kadim Anadolu düşüncesinin (özellikle doğa kültleri ve animist izlerin) çağdaş bir yansıması. Bu yorum sizin için anlamlı mı?

E. Alpay: Bu sergideki resimler de temelde motifsel tekrardan oluşsa da sanırım fark, keskin köşelerimin gitmiş olması; umudu, birlikteliği, yaşamı kutsadığı kadar yok oluşu, ayrılığı ve ölümü de kapsayan ve aynı derecede kutsayan işler olarak görüyorum. Nasıl tepkiler alacağımı merak etmiyor değilim. Doğaya alan açmak ancak daha az insani müdahale ile mümkünse “Biraz duralım” dedim, durdum...Doğayı imgesel olarak yüceltme gayreti değil benimki, ne haddime. Mütevazı bir teşekkür belki. Doğa üzerinde tam hakimiyet mümkün değil, bir iş birliği mümkün ama. Ben tohumları yeni attım, doğayla iş birliği anlamında. Önümüzdeki süreç beni daha önce hiç olmadığı kadar heyecanlandırıyor. Umarım paylaşacak zaman ve alan olur.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo