Haber kapak görseli
Genel
24 dk okunma süresi
HELLO!

Dr. Esra Çavuşoğlu’ndan Sağlıkta Temel Vurgusu

İçeriği Paylaş

Alanında uzman doktorları, bilim insanlarını ve akademisyenleri konuşmacı olarak bir araya getirdiği ‘Longevilab Women’s Summit’ ile kadın sağlığını biohacking ve longevity perspektifinden ele alan Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD, bu anlamlı girişimin hikâyesini Hello!’ya anlatıyor.

Röportaj: Mine Kalpakçıoğlu

Fotoğraflar: Pınar Gediközer

The Grand Tarabya Managed by Accor’a teşekkür ederiz.

Dr. Esra Çavuşoğlu, PhD, klinik psikoloji uzmanlığından bağımlılık terapisine, biohacking’den longevity bilimine kadar uzanan disiplinlerarası bir perspektifle çalışıyor. O, sadece ‘iyileşmeyi’ değil, en iyi hali açığa çıkarmayı amaçlayan bir zihinsel ve biyolojik dönüşüm mimarı. Geleneksel psikoterapinin sınırlarını aşan bir yaklaşımla bireyin hem ruhsal hem de fizyolojik potansiyelini ortaya çıkarmayı hedefliyor.

New York’ta doktoralı bir bağımlılık terapisti olarak uzun yıllar çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen Çavuşoğlu, yaşamı, ‘sadece sürdürülebilir kılma’ değil; en kaliteli, en dirençli, en verimli haline taşıma üzerine kurulu bir misyonla şekillendiriyor. Bu vizyon, onu yalnızca bir klinisyen olarak değil, aynı zamanda biohacker, girişimci, podcaster ve longevity tutkunu olarak tanımlıyor. Her bir kimlik, modern bireyin karmaşık ihtiyaçlarını anlamaya ve buna bilimsel çözümler üretmeye odaklanmış durumda.

Kurucusu olduğu Longevilab çatısı altında yer alan Ayık Kafa YouTube kanalı, bu yaklaşımı bireysel hikayeler, güncel bilimsel veri ve pratik uygulamalarla buluşturan bir platform olarak dikkat çekiyor. YouTube kanalında 100’ün üzerinde gerçekleştirdiği podcast’lerinde ağırladığı konuklarıyla Çavuşoğlu, sağlıklı yaşamı yalnızca uzun yaşamakla sınırlandırmıyor; zihinsel dayanıklılık, biyolojik denge gibi daha ‘derin’ boyutlara taşıyor. Çavuşoğlu’nun çalışmaları, özellikle ‘iyi olma halini’ bilimsel verilerle ilişkilendirerek, zihinsel ve bedensel performansı aynı çerçevede düşünmenin yollarını arıyor. Her biri alanında uzman ve bilim dünyasında birer otorite kabul edilen bilim insanı, doktor, akademisyen gibi dünyanın önde gelen konuklarıyla podcast’lerinde bilim ile sadık Ayık Kafa izleyicisi arasında bir köprü görevi görüyor. Sosyal medya hesapları ve YouTube kanalındaki podcast’leriyle yüz binlerce kişiye ulaşan Esra Çavuşoğlu, sağlıklı yaşam alanındaki bu etkileyici gücünü, bir kadın sağlığı zirvesinde taçlandırıyor. 11 Nisan’da The Grand Tarabya Hotel’de ‘Longevilab Women’s Summit’ başlığıyla bir kadın sağlığı zirvesi gerçekleştirecek olan Dr. Esra Çavuşoğlu, Türkiye’de bir ilke imza atıyor. Bugün onunla konuşurken, sağlıklı yaşamanın sadece bir hedef değil, bilinçli bir yaşam sanatı olduğunu ve bu sanatın en önemli bileşeninin bilimsel merak, bilinç ve sürekli öğrenme olduğunu göreceksiniz.

HELLO!: Dilersen önce işin ABC’sinden başlayalım: Son zamanlarda sıkça duyduğumuz longevity ve biohacking nedir?

Esra Çavuşoğlu: Biohacking kavramı, longevity hareketinden daha önce doğmuş bir kavram. Özellikle Dave Asprey gibi isimlerin yarattığı bir yaklaşım. Kelime anlamıyla biyolojimizi hack’lemek demek. “Peki bu ne anlama geliyor?” derseniz; biohacking, beyninizin performansını ölçmekten kan değerlerinize, MR görüntülemelerinizden genetik analizlerinize kadar pek çok veriyi takip ederek, bu veriler doğrultusunda kendinizi maksimum performans seviyesine taşımayı hedefleyen bir sistem. Amaç yalnızca hastalığı önlemek değil; fiziksel, zihinsel ve duygusal performansı optimize etmek. Longevity ise biraz daha geniş ve farklı açılardan ele alınan bir kavram. Fonksiyonel tıp perspektifinden bakıldığında longevity, ‘ömrünüzü sağlıklı şekilde uzatma sanatı’dır. Yani 80 ya da 90 yaşına kadar uzun yaşamak; aynı zamanda o yaşlara kadar sağlıklı, üretken ve zihinsel olarak güçlü kalabilmek demektir. Ancak bilim dünyasında longevity kavramı daha ileri bir hedefi ifade ediyor: Yaşlanmayı yavaşlatmak hatta bir noktada geri çevirmek. Bugün teknoloji henüz bunu tam anlamıyla mümkün kılmıyor; fakat bilim insanlarının üzerinde çalıştığı konu tam olarak bu. ‘Longevity escape velocity’ olarak adlandırılan kavram da buradan geliyor: Her geçen yıl, biyoteknolojinin yaşlanmayı bir önceki yıla göre daha fazla yavaşlatması ve bir noktada biyolojik yaşın geriye gitmesi. Ayık Kafa YouTube podcast’ime de konuk aldığım Prof. Dr. Derya Unutmaz, Aubrey de Grey’in de hedefleri bu yönde. Aslında özetleyecek olursam: Halk arasında longevity; sağlıklı ve uzun yaşamak. Bilim insanları için longevity ise yaşlanmayı tersine çevirmek.

HELLO!: Çok yönlü birisin. Hem klinik psikolog ve bağımlılık terapisti hem biohacker hem girişimci hem de podcaster’sın. Bu farklı alanlar nasıl birbiriyle etkileşiyor ve seni bugün olduğun noktaya nasıl taşıyor?

E. Çavuşoğlu: Hepsi aslında birbirini besleyen ve kanatlandıran alanlar. Ayık Kafa podcast’lerimde de sıkça konuştuğumuz gibi, farklı disiplinler birbiriyle etkileşerek insanı bulunduğu noktaya taşıyor. Bunu birçok röportajda anlattım: Benim yolculuğum önce kendi ayıklığımla başladı. Sağlığımı yeniden kazanma süreci beni bugün yaptığım işlere doğru yönlendirdi. Hayat sayısız olasılıklarla dolu, sonsuz bir hikaye. Ben bu nedenle yaşamın her anını yeni bir keşif olarak görüyorum. Ben bir klinik psikoloğum. Bağımlılığı yenmemin 19. yılını kutlayan, sertifikalı bir bağımlılık terapisti ve bir girişimciyim. Dolayısıyla sürekli olarak bilimin ışığında longevity, biohacking ve bağımlılık konularında araştıran, merak eden biriyim. Kendini yeniden yaratma gücünden beslenen bir hayat tutkunu olarak ilerliyorum. Fonksiyonel tıpla tanıştığımda da şunu fark ettim: Fonksiyonel tıp sadece organlarımızla ilgili değil, hayatın her alanında işe yarayan bir yaklaşım. Özellikle bağımlılık alanında son derece önemli. Çünkü temeli, kök nedeni araştırmaya dayanıyor. Ben de psikologluk ve bağımlılık terapistliği yaparken bu bakış açısıyla ilerliyorum. Bağımlılık tedavisinde yalnızca semptomlara değil, altta yatan nedenlere odaklanıyorum. Bugün olduğum noktaya gelmemde şu çok etkili: Ben aynı zamanda bir girişimciyim ve bu nedenle kendime çok iyi bakmak zorundayım. Beynimin enerjik olması gerekiyor. Performansımın yüksek olması için erken yatmam gerekiyor. Vücut sağlığım da aynı derecede önemli. İşte tam da bu noktada biohacking’i bir araç olarak kullanıyorum. İyi bir girişimci olmak için biohacking’den faydalanıyorum. Çünkü sağlığımı o şekilde optimize ediyorum. Ayrıca çok iyi doktorlarla çalışıyorum. Kendi Ayık Kafa podcast’lerimden sürekli yeni bilgiler öğreniyorum; neler yapmam gerektiğini hep araştırarak bu yolda ilerliyorum. Bağımlılık terapistliği ise daha güncel ve günlük bir motivasyon alanı. Danışanlarımı motive ederken onlara şunu anlatıyorum: Sağlıkları ne kadar iyi olursa, iyileşme süreçleri de o kadar hızlanır, kendilerini o kadar iyi hissederler.

Örneğin bir danışanımda şunu gördük: Bağırsak problemlerini ve bazı beyinle ilgili sorunları sadece terapiyle değil, diğer fizyolojik alanları da iyileştirerek ele aldık. Bağırsakları doğru çalışmaya başladığında ruh halinin de belirgin şekilde iyileştiğini gözlemledik. Bu da bize şunu gösteriyor: Her şey birbiriyle entegre. Psikoloji, fizyoloji, bağımlılık, beslenme ve yaşam tarzı birbirinden ayrı düşünülemez. Dolayısıyla bugün yaptığım her şey psikoloji, bağımlılık terapistliği, fonksiyonel tıp yaklaşımı ve biohacking aslında birbirini tamamlıyor ve besliyor.

HELLO!: Longevity konuşurken sence en çok hangi psikolojik yanılgıya düşüyoruz?

E. Çavuşoğlu: Longevity konuşurken bence en çok iki temel psikolojik yanılgıya düşüyoruz. Birincisi, longevity’yi aşırı basitleştirmek. Bazıları bunu sadece vitamin almak zannediyor. Hatta bazıları için yalnızca meditasyon ya da yoga yapmak demek. Oysa longevity tek bir alışkanlık değil; bütüncül bir yaşam yaklaşımı. Beslenme, uyku, stres yönetimi, hormon dengesi, bağırsak sağlığı, zihinsel dayanıklılık... Hepsi birbiriyle bağlantılı. Sadece takviye alarak ya da sadece meditasyon yaparak uzun ve sağlıklı bir yaşam inşa edemeyiz. Bu, konuyu tam olarak düşünsel düzeyde kavrayamamaktan kaynaklanan bir basite indirgeme hatası. İkinci ve daha büyük yanılgıysa “Yaşlanmak doğaldır, doğalına bırakalım” düşüncesi. İnsanlar yaşlanmayı tamamen pasif bir kabullenişle karşılıyor. Oysa bugün bilim bize şunu söylüyor: Hücresel yaşlanma, enflamasyon, mitokondri fonksiyon kaybı gibi süreçler biyolojik mekanizmalardır. Yani bu bir kader değil; anlaşılabilir ve yönetilebilir bir süreçtir. Psikolojik olarak yaptığımız hata şu: Yaşlanmayı kaçınılmaz bir düşüş olarak görmek. Oysa longevity’nin bakış açısı farklıdır. Amaç zamanı inkar etmek değil; kendimizi hangi yaşta iyi hissediyorsak o biyolojik kapasiteyi mümkün olduğunca koruyabilmek. Eğer sürekli “Yaşlanıyoruz, bu hayatın gereği” diyerek zihinsel olarak geri çekilirsek, zaten ilerleyemeyiz. Yani aslında önce zihin inanıyor, sonra da beden buna teslim oluyor. Longevity aslında bir zihniyet meselesi. Bir köşede oturup kabulleniş yerine aktif sorumluluk almak demek. En büyük psikolojik yanılgı belki de şu: Yaş almayı otomatik olarak güç kaybı, üretkenlik kaybı ve enerji kaybıyla eşitlemek. Oysa doğru yaklaşımla hedef, kronolojik yaş ilerlerken biyolojik kapasiteyi koruyabilmek, hatta mümkün olan alanlarda geri kazanabilmek. Dolayısıyla mesele, zamanı durdurmak değil; iyi hissettiğimiz yaşta kalabilme kapasitesini bilinçli şekilde inşa etmek.

HELLO!: Biohacking’e ilgin nasıl başladı ve seni bu alanda en çok ne motive ediyor?

E. Çavuşoğlu: Biohacking’e 2019 yılında, özellikle aletli biohacking alanında çok daha ciddi şekilde başladım. Bu da Dave Asprey’nin bir konferansına katılmamla oldu. Orada birçok cihazın biyolojimiz üzerinde ne kadar hızlı iyileşme sağlayabildiğini gördüm ve bu beni gerçekten çok etkiledi. Örneğin PNF uygulamaları, Pulse Electromagnetic Stimulation mat’ları, NanoVi teknolojisi ve beynimiz için kullandığımız, kafaya takılan bazı nörostimülasyon cihazları… Bu tür teknolojilerin vücut üzerindeki etkilerini görmek beni çok heyecanlandırdı. Tabii bugün geldiğimiz noktada birçok doktor da bu alana oldukça hakim. Belki de artık insanların kendi kendilerine biohack yapmalarına gerek kalmayacak. Ama ben teknoloji ve cihaz tarafını sevdiğim için bu alan beni özellikle heyecanlandırıp cezbetti. Bir de bağımlılıkla ilgili yaptığımız çalışmalarda şunu çok net görüyoruz: Bağımlılık, insanın sistemini ciddi anlamda yaşlandırıyor. Hem beyin hem beden düzeyinde yıpranma oluyor. Dolayısıyla o sistemi yeniden toparlamak, mümkünse geri çevirmek için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Biohacking de burada benim için çok güçlü bir araç haline geldi.

HELLO!: 11 Nisan’da The Grand Tarabya Hotel’de ‘Longevilab Women’s Summit’ başlığıyla kadınlara özel bir sağlık zirvesi gerçekleştiriyorsunuz. Bu fikir nasıl doğdu?

E. Çavuşoğlu: Bu fikir aslında podcast’e başladığım ilk günden beri içimde olan bir arzudan doğdu. Podcast öncesinde çok sayıda konferansa katıldım ve Türkiye’de önemli bir eksiklik fark ettim. Bizde genellikle doktorların doktorlara, sağlık profesyonellerinin birbirine yaptığı B2B (Business to Business) konferanslar var. Ama kendi sağlığını iyileştirmek isteyen, bilinçlenmek isteyen bireylerin; yalnızca kendi doktorundan değil, dünya çapındaki uzmanlardan da öğrenebileceği, bilgiyi anlayıp hayatına uygulayabileceği bir platform yoktu. Kadınlara özel olmasının sebebi ise çok net. Podcast dinleyicilerimin yaklaşık yüzde 70’i kadın ve bana gelen mesajlarda ortak bir çığlık var: “Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Siz bizi uyandırdınız ama doğru bilgiye nasıl ulaşacağız?” Dünyada şu anda çok güçlü bir farkındalık hareketi var. Yıllarca yapılan araştırmaların büyük kısmı erkek bedeni üzerinden yürütüldü. Kadınlara ise bu veriler uyarlanarak tedavi, ilaç ve yaşam önerileri sunuldu. Oysa kadın biyolojisi, hormon dengesi ve yaşam evreleri tamamen farklı. Ben bu zirveyi tasarlarken aslında çıkış noktam teknolojiden çok daha temel bir soruydu: “İnsanlık nereye gidiyor ve bu yolculukta kadın nerede duruyor?” ‘Responsible futurism’ bakış açımız bize şunu gösterdi: Teknoloji geleceği belirlemez; insanın teknolojiyle kurduğu ‘etik ilişki’ belirler. Bu çizginin ortak noktası şu: Gelecek hızdan değil, sorumluluk almaktan doğuyor aslında. Bizim programın hikayesi tam bu eşikte başladı. Kadının biyolojisi, psikolojik kapasitesi, hormonal mimarisi, longevity potansiyeli ve toplumsal konumlanışı bir araya geldiğinde yalnızca bir sağlık meselesi olmaktan çıkarıyoruz; insanlığın devamlılığının tam kalbine yerleştiriyoruz. Menopoz sonrası artan osteoporoz, kolesterol, Alzheimer riski gibi gerçeklerle yüzleştiğimizdeyse kadın sağlığının ikinci planda kalamayacağını daha net görüyoruz. Ben de kendi menopoz sürecimde yaşadıklarımla bunu birebir deneyimledim. Tabii dünya nüfusunun yarısı kadın ve bu yarının sağlıklı yaş alması için özel bir bakış açısına ihtiyacı var. Dolayısıyla ‘Longevilab Women’s Summit’ tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu. Kadınların kadınlara özel, bilim temelli ve uygulanabilir sağlık bilgisine erişebilmesi için.

HELLO!: Seminerde hangi konular ele alınacak ve konuşmacılar kimler olacak?

E. Çavuşoğlu: Dr. Dayan Goodenowe bir nörobilimci, sentetik organik kimyager, mucit ve sağlık inovasyonu uzmanı. Hücrenin biyokimyasal yapılarını ve erken hastalık belirtilerini araştırıyor; özellikle beyin sağlığı ve nörodejenerasyon konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor. Dr. Elisabeth Yurth, MD; Boulder Longevity Institute’un kurucu ortağı ve SSRP Akademi üyesi. Yaşlanma biyolojisi ve uzun sağlıklı yaşam üzerine klinik uzman. Dr. Vonda Wright, MD, MS; ortopedik spor cerrahı ve Precision Longevity CEO’su. Kas, kemik ve hareket sistemini kadınlarda yaşlanma ve performans bağlamında ele alıyor. Dr. Robin Rose, MD; Gastroenterolog ve Terrain Health CEO’su. Bağırsak sağlığı ve sindirim sistemi ilişkili biyolojik süreçler üzerine uzmanlık sahibi. Dr. Amy B. Killen, MD; insan optimizasyonu ve sağlık performansı odaklı projeler yürüten Humanaut Health’in kurucusu. Bireysel biyolojik optimizasyon yaklaşımlarına odaklanıyor. Alisa Vitti; FLO Living’in kurucusu ve Döngü Senkronizasyon Yöntemi®’nin yaratıcısı. Hormonal döngüler ve kadın biyolojisi odaklı beslenme/yaşam tarzı metodolojileri geliştiriyor. Dr. Suzanne Ferree, MD; Vine Medical’in medikal direktörü ve ‘Counterclockwise’ kitabının yazarı. Sağlıklı yaşlanma ve yaşlanma karşıtı klinik yaklaşımlar konusunda uygulamalı uzman. Dr. Desirée Cox, MD, MPhil, PhD; tıp doktoru, polimat ve Bahamalar’ın ilk kadın Rhodes bursiyeri olarak biliniyor; multidisipliner yaklaşımlar ve klinik liderlik yetkinlikleriyle dikkat çekiyor. Louisa Nichola; klinik nörofizyolog ve Alzheimer hastalığı araştırmacısı. Beyin fonksiyonu, nörobilim ve hafıza sağlığı üzerine çalışmalarıyla biliniyor. Dr. Sandra Kaufmann; Joe DiMaggio Çocuk Hastanesi Pediatrik Anestezi Bölümü Başkanı. Pediatri ve sağlıklı gelişim üzerine yoğun klinik deneyime sahip. Dr. Piraye Yurttas Beim, Celmatix’in kurucusu ve CEO’su; kadın sağlığında genomik alanında öncü çalışmalara imza atıyor. Tüm bu uzmanlar, summit’te kadınların biyolojisi, hormonal döngüleri, nörolojik sağlık, bağırsak-doku sağlığı ve yaşlanma biyolojisi gibi konularda bilimsel ve pratik bilgi sunacaklar.

HELLO!: Katılımcıları neler bekliyor, kimler gelsin bu zirveye?

E. Çavuşoğlu: Katılımcıları çok somut ve günlük hayatta uygulayabilecekleri pratik sağlık stratejileri bekliyor. Yani sadece teorik bilgi değil; eve döndüklerinde hemen hayatlarına entegre edebilecekleri yöntemler öğrenecekler. Sadece kendi doktorlarının yönlendirmelerini değil, uluslararası çapta uzmanların ve hekimlerin paylaştığı güncel yöntemleri ve yaklaşımları doğrudan öğrenme fırsatı bulacaklar. Konferans İngilizce olacak ama simültane tercüme sayesinde herkes çok rahat şekilde bilgiyi takip edebilecek. Bir diğer önemli konu ise ‘community’ ruhu. Katılımcılar kendileri gibi düşünen, benzer sorular soran kadınlarla bir araya gelecekler. Yeni bir topluluk yaratmış olacağız. Çünkü kadınların birbirini tanıması, deneyimlerini paylaşması çok önemli. Artık bilgi yukarıdan aşağıya aktarılan bir şey olmamalı; paralel ve eşit şekilde paylaşmalı Bu mesele sadece doktorların bildiği bir alan olmaktan çıkmalı. Bu zirvede herkes şunu sorabilecek: “Ben kendimi nasıl geliştirebilirim?” Konferanstan çıkan kadınların aynı heyecanı paylaşacaklarına inanıyorum. Bunun bir yaş sınırı yok. 25 yaşında gelip ileride karşılaşabileceğiniz sorunları önlemek için bilgi alabilirsiniz. Ya da 55 yaşında gelip “Benim bu problemlerim vardı ama nedenini bilmiyordum, şimdi öğrendim ve harekete geçme zamanı” diyebilirsiniz. Doktorlar da gelebilir. Çünkü öğrenmenin sonu yok. Doğru bilgiyi öğrenmek her zaman çok kıymetli. Kısacası kadınlar, doktorlar, eşini desteklemek isteyen erkekler… Herkes gelebilir. Bu, herkese açık bir konferans.

HELLO!: Peki sence, biohacking’in temel dinamiği olan testlerden yola çıkarsak; her şeyi ölçmek, her zaman daha iyi hissetmek anlamına mı geliyor?

E. Çavuşoğlu: Her şeyi ölçmek, her zaman daha iyi hissetmek anlamına gelmez. Ancak bir problemi erken yakalamak uzun vadede çok daha iyi hissetmenizi sağlar. Maalesef bazı insanlar bir sorunu önceden öğrenmekten korkuyor. “Bilmesem daha iyi” yaklaşımı var. Oysa tam tersi geçerli. Bildiğiniz takdirde sağlığınızı daha erken toparlayabilir, daha büyük masraflara, daha ciddi rahatsızlıklara ve daha zor süreçlere girmeden önlem alabilirsiniz. Yani bedeninizi ölçmek şunu sağlar: Neden iyi hissetmediğinizi görürsünüz. Örneğin tiroit üzerinden düşünelim. T3’ünüzü ölçmediğiniz takdirde yorgunluğunuzun ya da depresif halinizin duygusal olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa altta biyolojik bir sebep olabilir. Test yapmadığınızda ne olduğunu bilmezsiniz. Bilmediğiniz şeyi de düzeltemezsiniz. Ölçmek her zaman anında iyi hissettirmez; ama doğru müdahaleyi mümkün kılar.

HELLO!: Biohacking dünyasında seni en çok rahatsız eden mit hangisi?

E. Çavuşoğlu: Biohacking aslında başlı başına bir sanat. Tek bir uygulamadan ya da tek bir cihazdan ibaret değil. Sürekli sorgulama, ölçme ve kendini gözlemleme süreci. Türkiye’de biohacking dünyası henüz çok oturmuş değil. Hatta bazı insanlar bir tane makine kullanıp buna biohacking diyor. Oysa bu, bir cihaz kullanma meselesi değil; bilinçli ve araştırmaya dayalı bir optimizasyon yaklaşımı. Dünyada da bu alan, uzun süre erkeklerin domine ettiği bir alan oldu. Kadın biyolojisi çoğu zaman göz ardı edildi. Şimdi biz kadınlar bu dengeyi değiştirmeye çalışıyoruz. Çünkü kadın biyolojisinde düşünülmeden yapılan öneriler herkese uygun olmuyor. Beni en çok rahatsız eden mit şu: “Bir şey herkese iyi geliyorsa bana da iyi gelmeli.” Örneğin ‘cold plunge’ (soğuk suya girme). Herkese iyi gelmiyor. Kadın hormon döngüsünde, özellikle belirli dönemlerde, aynı etkiyi göstermeyebiliyor. Yani her trend, herkes için doğru değil. Biohacking kişiye özeldir. Araştırarak, ölçerek ve kendi biyolojinizi anlamaya rak yapılmalıdır. Aksi halde moda akımlarının peşinden gitmekten öteye geçmez.

HELLO!: Kendinde denediğin ama işe yaramadığını fark ettiğin bir ‘hack’ oldu mu?

E. Çavuşoğlu: Bazı hack’ler hissedilmez. İşe yarayıp yaramadığını anında anlamazsınız. Ancak araştırmalara bakarak ve uzun vadeli ölçümlerle fikir sahibi olabilirsiniz. Bu da ciddi bir sabır gerektiriyor. Bende birçok cihaz var: Interval hipoksi cihazı, kırmızı ışık terapisi, titreşim makinesi, kafama taktığım nörostimülasyon aletleri… Ama çok azında “Evet, ben değiştim” dediğiniz büyük bir fark oluyor. Bu alanın en ilginç tarafı da bu. Bazen bir şeyin işe yarayıp yaramadığını bile tam olarak bilmiyorsunuz. Umut ediyorsunuz ki uzun vadede fayda sağlasın. Açıkçası her şeyi her zaman yapmak da mümkün değil. Bazen sıkılıyorum. Çünkü biohacking disiplin, süreklilik ve sabır istiyor. Ve belki de en dürüst cevap şu: Bu alan heyecan verici ama aynı zamanda karmaşık ve belirsizlik barındırıyor.

HELLO!: Eğer tek bir alışkanlık uzun yaşamamızı sağlıyorsa, sence hangisi?

E. Çavuşoğlu: Tabii ki uyku. Şu an elimizdeki en güçlü, en etkili araç uyku. Ondan sonra egzersiz geliyor ama bir numara kesinlikle uyku. Çünkü uyku sırasında gerçekleşen toparlanmayı, yani iyileşme sürecini başka hiçbir şey sağlayamıyor. Uyurken beden gerçek anlamda onarılıyor. Beynimizde biriken toksik maddeler, çöp dediğimiz atıklar, inflamasyon… Hepsi uyku sırasında temizleniyor. Sinir sistemi dengeleniyor, hormonlar düzenleniyor, hücresel tamir başlıyor. Bu kadar kapsamlı bir iyileşme başka hiçbir müdahaleyle mümkün değil. Teknoloji çok ilerledi, evet. Ama JJ Virgin bana konuk olduğunda çok net bir şey söylemişti: “Önce büyük taşları yerine koymalısın.” Bu büyük taşlar ne? Uyku, hareket ve beslenme. Bunları doğru yapmadığınız sürece, yaptığınız o daha fantezi biohacking uygulamalarının çoğunun anlamı kalmıyor. Temel sağlam değilse, üstüne koyduğunuz hiçbir şey sürdürülebilir olmuyor. Bu yüzden ben sosyal ortamlardan erken ayrılabiliyorum. İnsanlar bana bazen garip bakıyor ama saat 23:00 gibi yatmaya çalışıyorum. Çünkü uyuduğum zaman kendimi çok daha iyi hissediyorum. Enerjim, zihinsel berraklığım, performansım değişiyor. Dolayısıyla tek bir alışkanlık seçecek olsam, net bir şekilde uyku derim.

HELLO!: Longevity sözcüğünün Türkçe karşılığı tek bir kelime değil; ‘uzun ve sağlıklı yaşam’ olarak geçiyor. Peki sence bu kavramın asıl püf noktası ne?

E. Çavuşoğlu: Şöyle ki aslında üç tür var diyebiliriz. Birincisi, önüne gelen her şeye longevity denilen durum. Artık manikürden cilt bakımına kadar birçok şeye longevity adı verilir hale gelmiş durumda. İkinci bir bölüm var, o da gerçekten yaşama şeklinize dikkat ederek yapılan longevity. Uykunuza dikkat etmek, yemenize dikkat etmek, bazı biohacking aletlerini kullanmak, kök hücre uygulamaları, gen terapileri gibi şu an kullanılan yöntemlerden bahsediyorum. Yani bulunduğunuz hayatı bilinçli yaşayarak sağlığınızı korumak. Bir de şöyle düşünelim: Her insanın, çok büyük bir hastalık geçirmediği takdirde belli bir yaşayacağı yaş var. Mesela 85 diyelim. Ama birçok insan 85 yaşına kadar gelip harika bir hayat yaşarken bir anda ölmüyor. Genelde son 5 sene, hatta bazen son 10 sene çok yorulmuş oluyor. Çok ciddi hastalıklar, düşüşler, zor dönemler yaşanıyor. Dolayısıyla ikinci tür longevity yani bugün en çok kullanılan anlamıyla biyolojik yaşınızı ve sağlık yaşınızı iyileştirerek, yaşayacağınız son güne kadar mümkün olduğunca sağlıklı kalabilmek demek. Amaç, o son 5-10 yılı hastalıkla ve düşüşle geçirmek yerine güçlü ve sağlıklı geçirmek. Fakat bilim insanlarının çalıştığı başka bir boyut daha var. Buna da az önce dediğim gibi ‘longevity escape velocity’ deniliyor. Yaşlanma ile gençleşme arasındaki denge. Yani siz iki gün yaşlanırken üç gün gençleşeceksiniz. Böylece biyolojik olarak sürekli geriye doğru gideceksiniz. Esas bilim dünyası bunu araştırıyor. Çünkü ömürle ilgili insanın yapabileceği temel şeyler zaten elinde ama yaşlanma hızını gençleşmenin gerisine düşürmek bambaşka bir seviye.

HELLO!: Bize ülkemizin ve dünyanın önde gelen biohacker’larından biri olarak bir gününün nasıl geçtiğini anlatır mısın?

E. Çavuşoğlu: Günüm genelde sabah 07:30 civarında başlıyor. Uyanır uyanmaz ilk yaptığım şey meditasyon. Yataktayken BrainTap aletimi takıyorum ve yaklaşık yarım saat kullanıyorum. Bu, yeni başladığım bir şey ve gerçekten çok hoşuma gidiyor. Çok daha zinde kalkıyorum. Ardından kahvemi alıyorum ve dışarı çıkıyorum. Eğer çok yağmurluysa ve sığınacak bir yer yoksa zor oluyor ama mümkün olduğunca dışarıda yarım saat duruyorum. Artık hava erken aydınlanmaya başladı, o nedenle daha kolay. Bu sırada tiroit ilacımı aldığım için yaklaşık yarım saat hiçbir şey yemiyorum ve başka vitamin almıyorum. Sonrasında amino asitlerimi, protein tozumu ve vitaminlerimi alıyorum. Aynı zamanda yoğurt yiyorum. Dolayısıyla az da olsa bir şey yemiş oluyorum. Yaklaşık 15 gram protein almış oluyorum. Arkasından işlerime bakmaya başlıyorum. Günüm genelde çok yoğun geçiyor. Çalışmalarımı mümkün olduğunca yürüyüş bandı üzerinde yürürken yapmaya çalışıyorum. Günde 10 bin adıma ulaşmaya çalışıyorum. Eğer o gün ekstra bir ağırlık antrenmanım yoksa -haftada üç gün ağırlık çalışıyorum mutlaka yürüyüşümü tamamlıyorum. Tabii birçok aletim var. Beyin aletlerim var, nanovi uygulamalarım var. O günkü ihtiyacıma göre bir alet seçiyorum. Yani her gün hepsini yapmıyorum, duruma göre karar veriyorum. Gün içinde toplantılarımı yapıyorum. Mümkünse toplantılarımı da yine yürüyüş bandında yürürken yapıyorum. Dolayısıyla oturarak çalışmamaya çalışıyorum. “Boş oturmuyorum” derken zaten hiçbir zaman boş oturmuyorum ama özellikle oturarak çalışmamaya dikkat ediyorum. Aralara aletleri de sokuşturuyorum diyeyim. Günde yaklaşık 100 grama yakın protein yemeye çalışıyorum. Akşamları köpeklerimle oynuyorum; bu, bana çok iyi geliyor. Arada tekrar çalışmaya devam ediyorum. Akşam saat 22:00 gibi yatağa giriyorum ve 23:00 gibi uyumuş oluyorum.

HELLO!: Ruh sağlığı ile longevity arasında sence nasıl bir ilişki var?

E. Çavuşoğlu: Ruh sağlığı longevity’nin en temel parçalarından biri. Çünkü ruh sağlığı insanın iyilik halinin en büyük belirleyicisi. Ama ruh sağlığını sadece psikolojik bir mesele olarak düşünmemek gerekiyor. Ruh sağlığı; yediğinizden, içtiğinizden, soluduğunuz havadan, uyku düzeninizden, hormonlarınızdan, beyninizdeki inflamasyondan etkileniyor. Yani bu sadece ‘duygusal bir durum’ değil. Bazen kişi ruhsal olarak kötü hissediyor ama mesele psikolojik olmayabiliyor. Beyinde enflamasyon varsa, mitokondri çalışması düşmüşse, metabolik bir problem varsa ruh sağlığınız kötü görünebilir. Aslında bu, tamamen biyolojik bir zemin olabilir. Dr. Jeff Gladden da bunu çok net anlatıyor. Longevity’nin sadece kalp, damar ya da kas sağlığı olmadığını; beynin metabolik sağlığının ve hücresel enerjisinin ruh halini doğrudan etkilediğini söylüyor. Yani longevity dediğimiz şeyin içinde psikolojik sağlamlık, zihinsel berraklık ve duygusal denge de var. Bir de zihinsel tutum tarafı var. Kafanızda ilk yerleştirdiğiniz şey, yaşla ilgili bir probleminizin olmaması. Bu bir takıntı değil. Ama kendinizi iyi hissettiğiniz sürece hayata daha pozitif bakıyorsunuz. Hayata pozitif baktığınızda stres yönetiminiz değişiyor, enflamasyonunuz değişiyor, biyolojiniz değişiyor. Dolayısıyla ruh sağlığı ile longevity arasında tek yönlü değil, çift yönlü bir ilişki var. Biyoloji ruh halini etkiliyor, ruh hali de biyolojiyi etkiliyor. Ve bu nedenle longevity konuşurken ruh sağlığını dışarıda bırakmak mümkün değil.

HELLO!: ‘Sağlıklı uzun yaşam’ denince psikolojinin genellikle göz ardı edilen hangi yönü devreye giriyor?

E. Çavuşoğlu: Hayata pozitif bakmak, anlayışlı olmak, affedici olmak… Olaylara problem olarak değil, çözebileceğiniz durumlar olarak yaklaşmak… Sürekli şikayet eden bir zihin yapısı yerine çözüm odaklı bir bakış açısı geliştirmek… Bütün bunlar insanı daha huzurlu ve daha mutlu bir noktaya taşıyor. Ve bu zihinsel tutum yalnızca psikolojik bir tercih değil; biyolojinizi de etkileyen bir şey. Daha huzurlu ve dengeli olduğunuzda stres seviyeniz düşüyor, enflamasyon azalıyor ve bedeniniz de bu pozitif bakıştan payını alıyor.

HELLO!: Klinik bilgilerle popüler wellness söylemleri arasındaki çizgiyi nasıl çekiyorsun?

E. Çavuşoğlu: Klinik bilgiler çok önemli. Daha doğrusu klinik bulgular çok önemli. Klinik bulgular olmadan konuşmak, “Şu vitamini al”, “Bu hareketi yap”, “Şu aleti kullan” demek yersiz ve yetersiz. Beyninizi, biyolojinizi, kan değerlerinizi, organlarınızın durumunu bilmeden doğru bir iyileştirme yapamazsınız. Ölçmeden, değerlendirmeden yapılan öneriler sadece güzel sözlerden ibaret kalır. Longevity böyle çalışmıyor. Bu iş “İyi hisset”, “Pozitif ol” demekle olmuyor. Matematik gibi ilerlemesi gerekiyor. Veri olacak, ölçüm olacak, analiz olacak. Ona göre müdahale edilecek. Aksi takdirde bu, bilimsel bir yaklaşım değil; sadece temenni olur.

HELLO!: Aynı zamanda alanında çok yetkin bir bağımlılık terapisti ve bir psikoloji doktorusun. Bağımlılığı sence hâlâ yeterince yanlış anladığımız temel nokta ne?

E. Çavuşoğlu: Bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu hâlâ tam olarak kabul edemiyoruz. En büyük sorun bu. Hem aileler hem de kişi, bağımlılığa bir ‘ahlaki mesele’ gibi bakıyor. Sanki karakter zayıflığıymış, irade eksikliğiymiş gibi… Bu bakış açısı utancı, saklamayı ve inkarı beraberinde getiriyor. Oysa bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Bir diğer büyük yanlış da tedavi süresiyle ilgili. Bağımlılığın tedavisi uzun soluklu bir iştir. 15 günlük, bir aylık tedaviler yeterli değildir. Kişi yıllarca bozduğu davranış kalıplarını yeniden inşa etmek zorundadır. Bu da zaman alır. Sadece ayık kalmak yetmez; davranışların da değişmesi gerekir. Hayat tarzının, düşünce biçiminin, çevrenin yeniden düzenlenmesi gerekir. Maalesef hem hasta hem aileler, bir ay bir merkeze gidildiğinde her şeyin düzeleceğini düşünüyor. Oysa bu süreç aylar, hatta yıllar alabilir. Bağımlılık bir günde oluşmaz. Dolayısıyla bir günde de tamir edilemez.

HELLO!: Tüm bu kimliklerin ötesinde, Esra Çavuşoğlu şu sıralar kendi hayatında neyi optimize etmeye çalışıyor?

E. Çavuşoğlu: Benim için en önemli şeylerden biri beyin. Beyin iyi çalıştığı zaman, sağlıklı olduğu zaman her şeyin yolunda olacağını düşünenlerdenim. Dolayısıyla elimden geldiğince beynimi sağlıklı tutmaya çalışıyorum. Ama şu sıralar en çok odaklandığım konu, fiziksel olarak bağırsak sağlığı. Geçirgen bağırsak durumum vardı ve son üç aydır bu konuyla çok haşır neşirim. Doktorlarımın yönlendirmeleriyle elimden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorum. Çünkü artık bağırsağın ikinci beyin olduğunu biliyoruz. Ayık Kafa YouTube kanalımda yaptığım sayısız podcast’ten sonra bu konu iyice zihnime yerleşti. Bağırsak sağlığının hem beyinle hem ruh haliyle ne kadar bağlantılı olduğunu çok net görüyorum. Bu yüzden şu anda en çok üstünde durduğum şey, bağırsak sağlığım.

HELLO!: Peki, terapist gözüyle bakınca, kimileri için longevity takıntısı yeni bir bağımlılık formu olabilir mi?

E. Çavuşoğlu: Eğer longevity bir takıntıysa, iyi bir şeye takıntı diyebilirim. Çünkü bağımlılık dediğimiz şey; yani uyuşturucu, zararlı davranışlar, kontrolsüz seks gibi durumlar beynin dopamin yolaklarını bozuyor, yanlış kararlar almaya ve ciddi kayıplara yol açıyor. Yani bağımlılık yıkıcı bir şey. Longevity’ye ‘takıntı’ deniyorsa da en azından sağlıklı olmak için bir şeyler yapma yönünde bir takıntı. Bu açıdan bakınca olumlu bir yönü var. Ama tabii burada bir sınır var. Eğer bu durum hayatı kendinize zindan etmeye başlıyorsa, yapmak istediğiniz huzurlu ve mutlu şeyleri yapamıyorsanız, sosyal hayatınız kalmıyorsa, insan gibi yaşayamaz hale geliyorsanız; o zaman orada problem başlar. Ben hep şunu söylüyorum: Yüzde 80’e yüzde 20 bu iş! Hayatın yüzde 80’inde disiplinli olabilirsiniz ama yüzde 20’sinde kaçamak yapabilmelisiniz. Arada geç yatabilmelisiniz, plan dışına çıkabilmelisiniz. Çünkü hiç esneklik olmazsa, o yüzde 80’i de içten gelerek yapamazsınız, devamlılığı olmaz. Dolayısıyla mesele takıntı değil; denge!

HELLO!: Longevity ve biohacking dünyasındaki en son gelişmeler neler?

E. Çavuşoğlu: Biohacking dünyasında gelişmeler şöyle: Artık gen terapileri gitgide çok çok ilerliyor. Henüz bu tedavilerin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğunu bilmiyoruz. Normalde 10 ila 20 sene kalacağı düşünülüyor. Bunun üzerine şu anda ‘selfprogramming’, yani hücreyi tekrar programlamak üzerine çalışmalar var. Bu ne demek? Sizden alacakları bir kök hücreyi, örneğin üç ya da beş yaşınıza geri getirmek. Böyle değişimler söz konusu. Biohacking dünyasında aletler de artık çok ileri bir noktada. Longevity ile biohacking birleşmiş durumda. Mesela Alzheimer tedavisinde damardan verdikleri kök hücrelerin beyne gitmesini sağlamak için belirli yöntemler kullanılıyor. Örneğin TMS, yani Transkraniyal Manyetik Stimülasyon gibi bir aletle o hücreleri oraya çekmeye çalışıyorlar. Bunun dışında, en yeni gelişmelerden biri de Prof. Dr. Derya Unutmaz ile çektiğimiz bölümde de konuştuğumuz gibi AI ve dijital ikiz konusu. Dünya artık oraya doğru gidiyor. Yapay zeka ile sizin tüm görünüşünüzün ve sisteminizin kopyalanacağı ve bunun üzerinde denemeler yapılacağı bir dünyaya doğru ilerliyoruz.

HELLO!: Peki, konuya çok hakim olmayan ve ilk defa başlayacaklar nereden başlamalı, nelere dikkat etmeli?

E. Çavuşoğlu: Bu konuya hiç hakim olmayan bir insan için en önemli nokta şu: Biohacking ya da longevity dediğimiz şey aslında bizi taş devrindeki yaşam şekline geri döndürmeye çalışıyor. Şöyle deniyor; biyolojimiz, DNA’mız değişmiyor. Bundan bin sene evvel neysek hâlâ oyuz. Fakat artık vücudumuz ve sistemimiz modern dünyanın yükünü kaldıramaz hale geldi. Hastalıklar, yorgunluklar, kanser ve benzeri birçok problem buradan kaynaklanıyor. Bu ne demek? Yapay ışık kirliliği (junk light), elektromanyetik radyasyonlar (EMF), hava kirliliği, yediğimiz içtiğimiz ürünlerin toksik olması, pestisitler, antibiyotikler, hormonlar… Ayrıca topraklanamamak. Eskiden vücut sistemimizin frekansı yeryüzüyle uyumluydu. Şimdi etrafımız elektrikli aletlerle, telefon kuleleriyle, arabalarla dolu. Frekansımız toprakla bütünleşemiyor. Taş devri derken neyi kastediyoruz? Akşamları ekranlara bakmamak, ışıkları kısmak, mum ışığına benzer loş ortamlarda olmak. Eskiden insanlar bu kadar rahat değildi. Araba yoktu, ofiste oturmak yoktu. İnsanlar bedenleriyle çalışmak zorundaydı. Bir yerden bir yere yürüyerek gitmek zorundaydı. Dolayısıyla ilk yapılması gereken şey temel taşları oturtmak. Dört şey diyelim aslında üç ama dört: Birincisi uyku. Vücut ne yaparsa yapsın, her gün farklı saatlerde yatıp kalkarak sistem düzgün çalışmıyor. Bir gün 23:00’te, bir gün 01:00’de yatıp her iki gün de 8 saat uyusanız bile sistem o uykudan aldığı faydayı tam uygulayamıyor. İkincisi beslenme. Hava kararmadan önce yemeği bitirmek, sirkadiyen ritme uymak. Gündüzleri mümkün olduğunca güneş ışığı almak, mümkünse güneş gözlüğü takmamak. İmkan varsa organik, pestisitsiz, doğal ürünler bulmaya çalışmak. Paketli gıda yememek. ‘Whole food’ denilen, işlenmemiş tam gıdaları tercih etmek. Grass-fed, grass-finished yani otlakta yetişmiş hayvan tüketmek. Çiftlik hayvanı yerine mümkünse doğal ortamda yetişmiş hayvanlar. Ülkemizde küçükbaş, kuzu gibi seçenekler biraz daha kolay olabilir. Üçüncüsü hareket. Bol bol hareket etmek. Oturarak çalışmamaya çalışmak. Gün içinde bedeni aktif tutmak. Dördüncüsü ise sosyal ve zihinsel taraf. Telefonlardan, televizyonlardan uzaklaşıp insan ilişkilerine yatırım yapmak. Bir amaç sahibi olmak. Boş yaşamak değil; bir hedefle yaşamak. Başkalarına yardım etmek. Longevity’nin ilk 101’i bu. Bunları hiç bilmiyorsanız önce bunları oturtmanız gerekiyor. Bunlar olmadan üstüne başka şey ekleyemezsiniz. Temel oturduktan sonra artık bazı aletler eklenebilir. Örneğin mavi ışık filtreli gözlükler, hidrojenli su cihazları gibi daha ulaşılabilir araçlar. Bazı merkezlerde yapılan kontrast terapileri; sauna gibi uygulamalar. Takviyeler de olabilir ama takviye alırken ölçüm yapmak önemli. Sadece senede bir check-up yetmez. Daha sık biyolojik ölçüm yapmak gerekir. İmkan varsa MR gibi görüntülemelerle beynin bugünkü durumunu bilmek, 10 yıl sonra farkı görebilmek önemli. Kan tahlillerini yaptırmak, eksikleri tamamlamak. Hasta olmayı beklemeden tetkikleri yaptırmak. İnsan bu sürece girdikçe zaten daha çok şeye dikkat etmeye başlıyor. Fonksiyonel tıp yaklaşımıyla kendinizi eğitmek önemli. Her şeyi doktora bırakmak yerine, siz de kendinizi geliştirerek bilinçli bir hayat yaşamalısınız. Longevity’nin temeli bu.

HELLO!: Bu kadın mevzusuyla ilgili başka projelerin var mı?

E. Çavuşoğlu: Evet, sadece konferans yapmıyoruz. Konferansın ötesine geçiyoruz. Konferansla birlikte bir platform üzerine çalışıyorum. Çünkü bize geri gelen bildirimlerde şunu görüyorum: İnsanlar doğru doktoru bulmakta zorlanıyorlar ya da doktorların çok pahalı olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden aylık üyelik sistemiyle çalışacak bir sağlık platformu kuruyoruz. Yakında duyurusunu yapacağız. Aynı zamanda bir marketplace, yani bir alışveriş alanı da olacak. “Esra’nın kullandığı”, “Esra’nın önerdiği aletler, takviyeler” ve benzeri ürünlerle ilgili bir alan. İnsanlar “Nereden başlayacağım?” diye çok soruyor. En azından güvenilir, denenmiş ürünlere ulaşabilecekleri bir sistem kurmak istiyoruz. Yani tek planımız bir konferans değil. Konferans bunun başlangıcı. Bunun ötesine geçiyoruz. Bir anlamda bunu halk sağlığı gibi de düşünebiliriz. Bilgiyi erişilebilir hale getirmek istiyoruz. Bir de işin kadın tarafı var. Dünya nüfusunun yüzde 50’si kadın ama bugüne kadar yapılan testlerin ve araştırmaların büyük bir kısmı erkekler üzerinde yapılmış. Kadın biyolojisi çoğu zaman ikinci planda kalmış. Hormon döngüsü, menopoz, kadınlara özgü metabolik farklılıklar yeterince dikkate alınmamış. Bu konferansla birlikte biraz da bunu değiştirmek istiyoruz. Kadının geride kalmış olduğu bu alanı öne çıkarmak istiyoruz. Kadın biyolojisini merkeze alan bir longevity anlayışı kurmak istiyoruz. Dolayısıyla mesele sadece bir etkinlik değil; bir farkındalık, bir platform ve uzun vadeli bir dönüşüm hareketi.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo