
Dünyanın en ışıltılı balerinlerinden Nina Ananiashvili: “Fındıkkıran, kariyerimin en masalsı ritüeli”
Röportaj: Büşra Nazlan Üregül
Bolşoy’dan New York City Ballet’ye uzanan kariyeri, onu hem Doğu’nun duygusallığı hem Batı’nın disipliniyle yoğrulmuş eşsiz bir sanatçıya dönüştürdü. 175 yıllık köklü geçmişiyle dünyanın en prestijli bale topluluklarından Gürcistan Devlet Balesi, Çaykovski’nin ölümsüz eseri ‘The Nutcracker’ı (Fındıkkıran) yeniden sahneye koyarken, yalnızca bir klasik yorumu değil, Gürcistan’a ait aile değerlerini, sıcaklığı ve iyimserliği de esere dahil ediyor.
Ocak ayında Türkiye’deki izleyicilerle buluşacak bu özel yapım öncesinde, Nina Ananiashvili ile bale tarihinden zamansız değerlere uzanan bir sohbet gerçekleştirdik. Bale tarihinin en parlak dönemlerinden birini sahnede yaşamış, Bolşoy’un efsanevi ‘prima’ balerini… New York City Ballet’den American Ballet Theatre’a kadar dünyanın en prestijli sahnelerinde aldığı başrollerle adı bir döneme damga vuran Nina Ananiashvili, bugün Gürcistan Devlet Balesi’nin sanat yönetmeni olarak aynı birikimi yeni kuşak dansçılara aktarıyor. Kariyeri boyunca dört büyük uluslararası bale ödülünü birden kazanarak tarihe geçen sanatçı, yalnızca sahnedeki zarafetiyle değil; disiplini, vizyonu ve kültürel köprüler kurma yeteneğiyle de biliniyor.
Çaykovski’nin ‘Fındıkkıran’ı, onun yorumunda Gürcistan’ın aile değerleri, sıcaklığı ve iyimserliğiyle birleşerek yeniden hayat buluyor. Ananiashvili, hem klasik geleneğe bağlı hem de kendi ülkesinin ruhunu taşıyan bu yorumuyla izleyiciyi zamansız bir dünyanın içine davet ediyor. Ocak ayında Zorlu PSM ve ATO Congresium’da sahnelenecek bu büyülü yapım öncesinde, sanatçının bale tarihine, disipline, kültürel mirasa ve sahnenin dönüştürücü gücüne dair düşüncelerini dinledik.

HELLO!: Bolşoy Balesi ve Amerikan Bale Tiyatrosu’nda geçirdiğiniz yıllar boyunca bale tarihinin en parlak dönemlerinden birine tanık oldunuz. Bu deneyimi bugün sanat yönetmeni olarak sahneye nasıl taşıyorsunuz?
Nina Ananiashvili: Kesinlikle haklısınız: 80’ler ve 90’lar dünya bale tarihinin en parlak dönemlerinden biriydi. Ve bence, şu ana kadar sonuncusu. Neden tam olarak bu altın çağı yaşadığımızı sorarsak, üç önemli bileşeni ayırt etmeliyiz: Mesleği hakkında sınırsız bilgiye sahip öğretmenler; şöhret veya para için değil, baleye olan sevgileri için klasik baleye gelen son derece yetenekli sanatçılar ve klasik sanatlar olmadan mağaralara geri dönebileceğimizi anlayan hükümet yetkilileri. Bu nedenle, öncelikle büyük öğretmenlerimden öğrendiğim her şeyi -Natalia Zolotova, Raissa Struchkova, Irina Kolpakova, Ben Stevenson bunlardan sadece birkaçı dansçılarıma aktarmaya çalışıyorum. İkincisi onlara, bazen hak etmediğiniz halde yeteneğin anne ve babanın size verdiği bir şey olduğunu anlatıyorum. Ancak disiplin, mesleğe ve sanata olan sevgi olmadan hiçbir şeyin başarılamayacağını açıklamak istiyorum. Üçüncüsü de Gürcistan Kültür Bakanlığı’na derin teşekkürlerimi sunuyorum; onların desteği olmadan hiçbir şey başarılamazdı.
HELLO!: Bir zamanlar dünyanın en büyük balerinlerinden biri olarak adlandırıldınız. Bu zirve deneyimi, bugün genç dansçılara ne öğretti?
N. Ananiashvili: Bale çok zor bir iş; zeka ve azim en önemli şeylerdir. Meslekte geçirilen her dakika çok değerlidir ve daha sonra pişman olmamak için iyi değerlendirilmelidir.
HELLO!: Sizce, büyük bir dansçı olmakla büyük bir sanat yönetmeni olmak arasındaki temel fark nedir?
N. Ananiashvili: Her ikisi de mesleği derinlemesine bilmelidir; sanatımızın farklı okullarına maruz kalmalıdır. Fark şu ki, dansçı sadece kendisinden sorumludur, sanat yönetmeni ise çok karmaşık bir kurumun ve birçok kişinin kaderinin sorumluluğunu taşır.
HELLO!: ‘Fındıkkıran’ zamansız bir eser. Sizin yorumunuz bu klasiğe nasıl bir ruh katıyor?
N. Ananiashvili: Çaykovski, bestesini Tiflis’te yazarken ‘şehrin sokak müziğini’ dinlediğini söylüyordu. Opera binası için finansman sağlamak adına kelimenin tam anlamıyla mücadele etti. Benim içten arzum, bu eseri Gürcistan’da sahnelemek ve ulusumun karakteristik aile değerlerini, sevgiyi, umudu ve iyimserliği ifade etmekti.
HELLO!: Yıllardır sahnelenen bir eseri yeniden hayal etmek cesaret ister. Bu yapımda kişisel izinizi hangi detaylarda görebiliriz?
N. Ananiashvili: ‘İzim’ demek küstahça olur. Şöyle söyleyeyim: Sevgili dostum Alexey Fadeechev ile birlikte, ebeveynlerin sevdikleri çocukluklarına geri dönmelerini ve çocuklara keşfedilecek güzel, sınırsız bir dünya olduğunu anlatmaya çalıştık.
HELLO!: Gürcistan’ın kültürel mirası ile Batı balesinin klasik estetiği arasında kurduğunuz köprüyü nasıl tanımlarsınız?
N. Ananiashvili: Bu köprüyü kuran kişi ben değilim; Vakhtang Chabukiani ve Data Javrishvili çok önce yapmışlardı.
HELLO!: Kadınlar bale dünyasında hâlâ aşmaları gereken sınırlara sahip mi?
N. Ananiashvili: Tanrı’ya şükür ki sanatımızda kadınlar hiçbir zaman cam tavana çarpmadı. Balerinler, solistler, bale ustaları, öğretmenler, sanat yönetmenleri… Tüm yollar bize açıktı. Balanchine’in dediği gibi: “Bale kadındır.”
HELLO!: Türkiye gibi hem Doğu hem Batı etkilerini taşıyan bir ülkede sahne almak size nasıl yansıyor?
N. Ananiashvili: Bu anlamda birbirimize çok benziyoruz. Hem Türkiye hem Gürcistan, Avrupa ve Asya’yı anlama ve özümseme; ancak kendi kültürel kimliğini koruma konusunda eşsizdir. Boyun sola ve sağa dönmeli ama doğal bir pozisyon da vardır, değil mi?
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









