
Glastonbury Tor Nedir? Kutsal Kase ve Kral Arthur efsanelerinin merkezi
Yazan: Edoardo Albert
Glastonbury Tor’un etrafında, tıpkı tepeyi sarıp sarmalayan gizemli taraçalar gibi, iki kadim efsane birbirine dolanarak birlikte yükselir. Somerset Ovası’na 158 metre yüksekten bakan bu tepe, çevredeki düz arazi içinde kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Sık sık alçak sislerle örtülen ovada Tor, zaman zaman gökyüzünde asılıymış gibi görünüyor. Bu görsel illüzyon, Fata Morgana fenomeni olarak biliniyor. Tor efsanelerine eklenen bir diğer mistik katman olan Fata Morgana fenomeni, adını Kral Arthur efsanesinin kötü büyücü karakteri Morgan le Fay’den alıyor.
Tor’un ilk efsanesi, İngiltere’nin resmi olmayan milli marşı ve William Blake’in en önemli şiirlerinden biri olan “Jerusalem”in açılış dizelerinde ölümsüzleştirilmiş: “Ve o ayaklar, eski zamanlarda, gerçekten de İngiltere’nin yemyeşil dağlarında yürüdü mü?” İncil, İsa’nın çocukluğu ile yetişkinliği arasındaki dönem hakkında hiçbir bilgi vermez. İşte bu bilinmezlik, insanların hayal gücünü harekete geçirmiştir. Kimilerine göre İsa, gençlik yıllarında uzak akrabası Aramatyalı Yusuf’la birlikte kalay ticareti yapmak üzere İngiltere’ye gelmişti. Aynı Yusuf’un, çarmıha gerilişinden sonra İsa’nın defin işlemlerini organize ettiği ve Son Akşam Yemeği’nde kullanılan kutsal kâseyi alıp bununla çarmıhtaki İsa’nın kanını topladığı söylenir.
Glastonbury Manastırı’nın keşişlerine göre, Yusuf daha sonra tekrar İngiltere’ye dönerek ülkenin ilk Hristiyan kilisesini burada, Glastonbury’de inşa etmiş. Rivayet o ki, Tor’un zirvesine çıkıp çevreye bakarken asasını toprağa saplamış ve o asa kök salıp bir alıç ağacına dönüşmüş. Bu alıç ağacı, geleneksel döngünün aksine her yıl Noel’de ve Paskalya’da olmak üzere iki kez çiçek açıyor.
Tor efsaneleri bununla sınırlı değil. Kral Arthur’un hikâyesi de burada yeniden hayat buluyor. Eskiden, bataklıklarla çevrili olan bu tepe, bazı anlatımlarda Arthur’un son savaştan sonra yaralı halde götürüldüğü Avalon Adası’yla özdeşleştirilir. Arthur’un orada dinlenmeye bırakıldığı ve bir gün yeniden efendilerin efendisi olarak İngiltere’ye döneceği anlatılır. Tabii Glastonbury keşişlerinin, Arthur ile Guinevere’in mezarlarını manastırın hemen yakınında buldukları iddiası doğruysa, Arthur’un mesih olarak dönüşü biraz karmaşık hâle gelmiş olabilir.
Müzik festivaliyle her yıl başka bir boyut kazanan Glastonbury, efsanelerle modern hayatın iç içe geçtiği, büyüleyici bir yer olarak varlığını sürdürüyor.
Glastonbury Tor, sislerin arasından yükselerek, Fata Morgana seraplarıyla mavi gökyüzüne doğru uzanıyor. Böyle günlerde, gerçekten denizin ortasında bir ada gibi görünüyor.
Görsel: Alamy, Getty












