Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
All About History

İki bin yıllık arayış: Kutsal Kâse

İçeriği Paylaş

Tarihteki en ünlü kutsal emanetin izini süren bu arayış, Avrupa ruhaniyetinin iki temel damarını bir araya getiriyor: Hristiyanlık ve Kral Arthur ile şövalyelerine dair efsaneler.

Yazan: Edoardo Albert

Aziz Matta'nın İncil'de aktardığı şekliyle Hz. İsa, yakalanıp Pontius Pilatus'un huzuruna çıkarılmadan hemen önce, havarileriyle yediği son akşam yemeğinde şunları yaptı: Kâseyi eline aldı, şükretti ve onu uzatırken şöyle dedi: 'Hepiniz bundan için.'

Aynı anlatı Aziz Markos, Aziz Luka ve Aziz Pavlus tarafından da farklı biçimlerde tekrar edildiği için yerleşik bir bilgi bu. O yemek sırasında söylenen sözler, ilk yüzyıldan itibaren Hristiyanlıkta Eucharist (Komünyon) ritüelinin temelini oluşturdu. "Son Akşam Yemeği" sıradan bir sofra ve yemek olmaktan çıkıp, inancın merkezindeki anlatılardan biri olarak kabul gördü. Hz. İsa'nın herkese uzattığı içi şarap dolu kâse ise, Mesih'in insanlığın kurtuluşu için kendisini feda edişi ve bu sebeple dökülen kanının sembolü hâline geldi.

İlk binyılın ilerleyen dönemlerinde ise Kral Arthur efsaneleri doğdu ve bunlar kısa sürede kendi çekim alanını yaratan birer anlatıya dönüştü. Bu hikâyeler dilden dile anlatıldıkça başka söylenceleri de içine çekip büyüdü. 12. yüzyıl sonlarında Fransız şair Chrétien de Troyes, Perceval, Kutsal Kâse'nin Hikâyesi adlı eserinde kâseyi ilk kez Arthur efsanelerinin merkezine yerleştirdi.

Bir başka Fransız şair Robert de Boron'nun manzum eserinde anlattığı üzere; Arimatealı Yusuf, Hz. İsa çarmıhta asılıyken akan kanını Son Akşam Yemeği'ndeki kâseye doldurdu. Ardından Kutsal Kâse'yi Batı'ya, "Avaron Vadileri" adını verdiği yere götürdü. Zamanla bu yerin adı "Avalon"a dönüştü ve İngiltere'deki Glastonbury ile özdeşleştirildi. Daha sonraki efsaneler, Yusuf'un gençliğinde İsa ile birlikte İngiltere'ye seyahat ettiğini ileri süren bir anlatıyla öne çıktı. Romantik şair William Blake bu hikâyeyi aldı ve Jerusalem (Kudüs) adlı eserinde İngiltere'ye mistik bir kutsallık atfetti: "Ve o ayaklar kadim zamanlarda/ İngiltere'nin yeşil tepelerinde yürüdü mü?/ Ve Tanrı'nın kutsal kuzusu/ Bu hoş çayırlarda görüldü mü?"

Son Akşam Yemeği'ndeki Kutsal Kâse ile Arthur efsanelerinin Kutsal Kâse'si artık aynı topraklarda karşılaşmış ve birbirine karışmıştı. Bu birleşme, Arthur anlatılarının en görkemli hikâyesini doğurdu: Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin Kutsal Kâse'yi arayışını anlatan büyük anlatı dizisi. Hikâyelere göre arayışa tüm şövalyeler katıldı, ancak sadece üçü başarıya ulaştı: Sir Bors, Sir Perceval ve içlerindeki en saf ruha sahip olan, Sir Galahad.

Kutsal Kâse, Avrupa'nın hayal dünyasına derinlemesine işlemiş bir simge ve modern şair ve sanatçılara ilham vermeyi sürdürüyor. Bugün bile, o kader gecesinde Kudüs'te Hz. İsa'nın elinde tuttuğu ve kutsadığı gerçek kadeh olduğuna inanılan kapların izini süren hacılara rastlamak mümkün.

  • San Juan de la Peña Manastırı

Konum: Santa Cruz de la Serós, Huesca, İspanya

Kutsal Kâse'nin bugün Valensiya Katedrali'nde bulunduğu kabul ediliyor, ancak buraya nasıl ulaştığı hâlâ bir soru işareti. Sonuçta İspanya'daki bu şehir, antik Filistin'e oldukça uzak.

Geleneksel anlatıya göre kâse, bizzat Aziz Petrus tarafından Roma'ya getirildi ve halefleri tarafından muhafaza edildi. Ancak Hristiyanlara yönelik baskıların artmasıyla birlikte, kâsenin şehirden çıkarılıp saklanması gerekti. Papa II. Sixtus, kâseyi Roma'daki Hristiyan cemaatinin diyakonu Aziz Laurentius'a emanet etti. Laurentius Roma'dan kaçtı ve sonunda ailesinin yaşadığı İspanya'daki Huesca kentine ulaştı.

Bu noktadan sonrası biraz belirsizleşiyor, ancak bir şekilde kâsenin Huesca'nın yaklaşık 50 kilometre kuzeydoğusundaki San Juan de la Peña manastırındaki keşişler tarafından koruma altına alındığı söyleniyor. Kâseye dair ilk somut kayıt 1399'a ait. Bu tarihte Aragón Kralı I. Martin'e verildiği belgelenmiş. Daha sonra V. Alfonso'ya geçen kâse, 1424'te onun Valensiya'daki sarayına yerleştirilmiş. 1437'de Alfonso, kâseyi kiliseye bağışlamış ve o tarihten bu yana büyük ölçüde Valensiya Katedrali'de muhafaza edilmiş.

  • Montségur Şatosu

Konum: Montségur, Ariège, Fransa

Devasa bir kaya çıkıntısının tepesine kurulu Montségur Şatosu, bedenin ve dünyevi hazların doğası gereği günahkâr olduğuna inanan, sapkın ilan edilmiş Orta Çağ mezhebi Katharların son kalesiydi. 1244 yılında son Kathar inananları bu kalede 10 ay boyunca kuşatma altında kaldı. Kale nihayet düştüğünde, 200'den fazla Kathar, inançları sebebiyle yakılarak idam edildi.

Ancak bazı anlatılara göre, kalenin düşmesinden hemen önce birkaç Kathar kuşatma hattını aşarak çeşitli hazineler ve gizli bilgilerle kaçmayı başardı. 1906'da Fransız okültist yazar Joséphin Péladan, bu hazineler arasında Kutsal Kâse'nin de bulunduğunu öne sürdü. Péladan, bu fikri Montségur Şatosu'nu, Wolfram von Eschenbach'ın Orta Çağ şövalyelik destanı Parzival'de geçen ve Kutsal Kâse'nin saklandığı Munsalväsche Şatosu ile özdeşleştirerek geliştirmişti. Daha sonraki yazarlar da bu fikri benimseyip geliştirdi.

Kathar Kalesi kuşatma sonunda yıkıldı. Bugün görülen kalıntılar daha sonraki bir kraliyet yapısına ait. Buna rağmen yapı, yaz gündönümü sabahında dikkat çekici bir hizalanmaya sahne oluyor; doğan güneşin ışığı, kalenin dar pencere açıklıklarından içeri süzülerek etkileyici bir görüntü oluşturuyor.

  • Cenova'nın "Sacro Catino"su

Konum: Cenova Katedral Müzesi, Cenova, İtalya

Parlak yeşil renkte, altıgen formdaki bu kap gerçekten de başka bir dünyaya aitmiş gibi görünür, sanki içinden gizemli bir ışık yayılıyormuş izlenimi verir. 12. yüzyıldan itibaren Cenova'da muhafaza edildi ve Kutsal Kâse olarak saygı gördü. Birinci Haçlı Seferi'ne katılan şövalyeler tarafından ele geçirildiği ve zümrütten oyulduğu söyleniyordu.

19. yüzyılın başlarında Napolyon Bonapart Cenova'yı ele geçirdiğinde, askerlerine "Sacro Catino"yu Paris'e getirmelerini emretti. Ancak yolculuk sırasında talihsiz bir kaza yaşandı, kap yere düşürüldü ve parçalandı. Kırıldığında büyük yanılgı ortaya çıktı; kâse zümrütten değil, camdan yapılmıştı.

Paris'te, Bilim Akademisi'nden bilim insanları parçaları inceleyerek bunun büyük ihtimalle Bizans dönemine ait bir kâse olduğunu belirledi. Bir parçası eksik olmasına rağmen yeniden birleştirilen eser, 1816'da Cenova'ya geri gönderildi. Daha yakın tarihli araştırmalar ise kabın 9. ya da 10. yüzyılda yapıldığını gösteriyor, yani bunun Kutsal Kâse olması imkânsız.

  • Doña Urraca'nın Kâsesi

Konum: San Isidoro Bazilikası, León, İspanya

Doña Urraca'nın Kâsesi, 11. yüzyıldan bu yana İspanya'daki San Isidoro Bazilikası'nda muhafaza ediliyor. Kâse, León Kralı I. Ferdinand'ın kızı Zamoralı Urraca tarafından kiliseye bağışlanmış. Ancak bu eserin Kutsal Kâse olabileceği iddiası çok yeni. 2014 yılında katedral kütüphanesindeki Müslüman metinlerini inceleyen iki İspanyol araştırmacı (İspanya'nın büyük bölümü yüzyıllar boyunca Müslüman yönetimi altında kalmıştı) tarafından ortaya atıldı. Bu iddialar o kadar büyük ilgi gördü ki, katedral yetkilileri kâseyi sergilemek için ayrı bir odaya taşımak zorunda kaldılar.

Metinler, Kudüs'teki Hristiyan cemaatten alınan kutsal bir kâsenin, Kutsal Topraklar üzerinde hâkimiyet kurmuş Müslümanlar tarafından ele geçirilip Mısır'ın Kahire kentine götürüldüğünü anlatıyor. Kâse, daha sonra bir kıtlık sırasında yaptığı yardımlara teşekkür olarak León Kralı Ferdinand'a diplomatik bir hediye olarak gönderilmiş. Araştırmacılar, kâseyi MÖ 2. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasına tarihlendiriyorlar.

  • Valensiya Katedrali'nin Kutsal Kâsesi

Konum: Valensiya Katedrali, Valensiya, İspanya

İspanya'nın Valensiya kentindeki görkemli Gotik katedralin bir şapelinde, kırmızı akik taşından oyulmuş sade bir kâse sergileniyor. Altında ise oldukça süslü bir kaide mevcut.

Pek çok hacının inancına ve yüzyıllardır aktarılan anlatılara göre bu kâse, Hz. İsa'nın Son Akşam Yemeği'nde kullandığı kadehin ta kendisi. Böylesine eski bir nesnenin günümüze ulaşmış olması pek olası görünmese de özgünlüğünü destekleyen bazı veriler bulunuyor. Bunların en önemlisi, süslü kaidesi değil, kâsenin kendisi. Kırmızı-kahverengi bir akik türünden yapılmış ve bu taş yalnızca Filistin ve Mısır'da bulunuyor. Dahası, arkeologlar kâsenin MÖ 2. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasında oyulduğunu belirlemiş. Yani, kronolojik olarak Hz. İsa dönemine ait olabilecek kadar eski bir nesne bu.

Üstelik bu akik kâse, Şabat arifesinde yapılan kutsama ritüellerinde kullanılan geleneksel Yahudi kupası olan "kiduș" kadehiyle hem boyut hem hacim açısından örtüşüyor. Kadeh şarapla doldurulur, üzerine kiduş duası okunur, ardından duayı okuyan kişi kadehten bir yudum içer ve kadehi sofradaki diğer kişilere uzatır.

Bu nedenle Valensiya'daki kâse hem yaşı hem de kullanım biçimi açısından özgünlük iddiasını destekler niteliklere sahip. Yıl boyunca Valensiya Katedrali'nde özel bir şapelde sergilenen kâse, yılda iki kez (Hz. İsa'nın Son Akşam Yemeği'ni gerçekleştirdiği günün arifesi olduğuna inanılan Kutsal Perşembe günü ve ekim ayının son perşembesi) onuruna düzenlenen ayinlerde bu şapelden alınarak sunağa getirilip aktif olarak kullanılıyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo