
Maya dünyasının kalbi Palenque'de neler bulundu?
Mayalar bu şehre Lakamha, yani “Büyük Su” diyordu. Bizse bugün İspanyollar tarafından verilmiş olan ismiyle tanıyoruz: Palenque. 1987 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine giren Palenque günümüzde her yıl 600.000’den fazla ziyaretçiyi ağırlıyor. Meksika’nın Chiapas eyaletinde yer alan şehir, Ciudad del Carmen’in 120 kilometre güneyinde. Usumacinta Nehri’nin kıyısına kurulmuş olan Palenque bir zamanlar B’aakal krallığının başkentiydi. Chiapas dağlarının eteklerinde körfeze hâkim bir noktadaydı. Bu stratejik pozisyonu sayesinde bir ticaret merkezi olarak büyüdü. 7. yüzyılda, gücünün doruğundayken etkisi nehir havzası ve ötesine yayılıyordu.
Kalabalık bir şehir olan Palenque; yaşam alanları, yönetim binaları, muhteşem tapınaklar ve kraliyet sarayı ile planlı bir şekilde inşa edilmiş. Eğimli bir arazide yer aldığından, üst kısımlarındaki tapınaklar şehre tepeden bakıyor. Bölgede bol bulunan kireçtaşı kullanılarak yapılan ve ahşap lentolarla desteklenen binaların mavi, sarı ve kırmızı renklerle boyandığı anlaşılıyor. Palenque, ince mimarisi, ayrıntılı oymaları, sıvalı duvarları ve su tesisatı olan binalarıyla çok asil bir şehirdi. Ancak aynı zamanda da insanların kurban edildiği bir yerdi.

Bu bölgede milattan önce 100 yılında tarım yapıldığına dair kanıtlar var. Ancak şehrin inşası bu tarihten birkaç yüz yıl sonra başlamış. Kalıntılar arasında bulunan yazıtlar bize buranın ilk kralının Ku’uk’ Bah’am olduğunu ve 431-435 yılları arasında, sadece dört yıl hüküm sürdüğünü anlatıyor. Bu dönemden geriye pek bir şey kalmamış. 599 ve 611 yıllarında komşuları Calakmul tarafından saldırıya uğradılar ve yağmalandılar. Birkaç yıl süren iç karışıklıklardan sonra şehir tekrar ayağa kalktı ve en başarılı krallardan I. K’inich Janaab Pakal (615-83) yönetiminde tekrar gelişmeye başladı. 12 yaşında tahta çıkan bu kralın ilk başlarda annesi Sak K’uk’ tarafından yönlendirildiği düşünülüyor. Şehrin en parlak yükselişi ve günümüzde bilinen büyük sarayların ve tapınakların yapımı, onun döneminde gerçekleşti.
Şehir kralın oğulları K’inich Kan B’alam II (684-702) ve K’inich K’an Joy Chitam II (702-711/21) zamanında büyümeye ve gelişmeye devam etti. Yeni krallar var olan binaları büyüttü ve yeni işlevler ekledi. Palenque onların sayesinde en görkemli Maya şehirlerinden biri haline geldi. Yüksek ve içleri iyi ışıklandırılmış binalar,geniş kapılar, T şeklinde pencereler görülmeye başlandı. Geniş avlular yapıldı, binaların duvarları sıvanarak kabartmalarla süslendi.

Önemli binaların çoğunun kalıntıları günümüze kadar erişti ve harabe halinde bile çok etkileyici görünüyorlar. Bunların arasında inşaatı Pakal’ın zamanında başlayan ve birkaç nesil boyu devam eden kraliyet sarayı da bulunuyor. Yükseltilmiş bir platform üzerine inşa edilen bu karmaşık yapı, hükümdarın konutuydu ve şehrin merkezinde yer alıyordu. İç avlular, yüksek tavanlar ve dört katlı bir kuleye sahip olan bu binada ayrıca hizmetkarlar ve soylular da ikamet ediyordu. Binaya su getiren bir su kanalı vardı, içeride ise hamam ve tuvaletler bulunuyordu. Su kanalı aracılığıyla basınçlı su iletiliyordu ve bu sistem kıtada türünün ilk örneğiydi.
Muhteşem Yazıtlar Tapınağı’nın inşaatının 675 civarında başladığı tahmin ediliyor. Bu yapı, Pakal’ın mezarı olarak kullanılacak basamaklı bir piramit olarak tasarlanmıştı. Dokuz katlı bu piramidin her katının Maya ruhlar diyarının dokuz seviyesinden birini temsil ettiği düşünülüyor. Pakal, mezarının onu en iyi şekilde yansıtmasını istiyordu; nitekim inşaat, kendisi henüz hayattayken başlatılmıştı. Adı, duvarlardaki yazıtlarda geçiyor. Maya dilinde olan bu yazıtlarda Palenque’nin 180 yıllık tarihi ve Pakal’ın hayatındaki önemli olaylar yer alıyor.

Buraya kısa bir mesafede bir grup tapınak daha bulunuyor. Burası, Haçlar Grubu Kompleksi (Temple of the Cross Complex) olarak adlandırılıyor ve inşaatı Pakal’dan sonra tahta geçen oğlu Kan B’alam tarafından başlatılmış. Bu grupta Templo del Sol (Güneş Tapınağı), Templo de la Cruz (Haç Tapınağı – gruptaki en büyük tapınak) ve Templo de la Cruz Foliada (Yapraklı Haç Tapınağı) yer alıyor. Bu üç tapınak üç Maya tanrısına adanmış ve içleri resimlerle zengin bir şekilde süslenmiş. Bazı bölümlerde yer alan haç kabartmaları evreni ayakta tutan ağaç olduğuna inanılan Ceiba’yı simgeliyor. Resimlerde Kan B’alam da var, hem çocuk olarak hem de tahta çıkmış bir kral olarak...
Şehrin dört bir yanına dağılmış olan diğer tapınaklar, mezarlar ve konutlar ormanın içlerine kadar uzanıyor. İlginç bir şekilde kentte, günümüzde basketbol ile futbol arasında bir spora benzeyen Mezoamerikan top oyununun oynandığı bir saha da bulunuyor. Hem bir spor hem de insan kurban etmeye varan bir dinî ritüel olan bu oyunda oyuncular lastik bir topu kalçalarıyla vurarak bir potadan geçirmeye çalışıyorlardı.

Palenque 711 yılında bir kere daha istilaya uğradı. Bu sefer düşman komşu şehir Tonina idi ve kral esir alındı. Şehir bu felaketten de kurtulmayı başardı ama Tonina ile olan mücadele devam etti. Görkemli günleri geride kalan Palenque 8. yüzyılın sonlarına doğru yavaş yavaş terk edildi. Muhteşem binaları ve tapınakları orman tarafından yutuldu ve şehir 16. yüzyıla kadar sürecek derin bir uykuya daldı. İspanyolların bölgeye gelip kolonileştirmeleri ile tekrar tarih sahnesine çıktı. Burayı bulan ilk batılı kaşif Peder Pedro Lorenzo de la Nada idi, şehre “istihkâm” anlamına gelen Palenque adını o verdi. 1567’de şehir hakkındaki ilk bulguları yayımlandı. Kazılar ve araştırmalar tam olarak 1780’lerde başladı. 1787’de Albay Antonio del Río yönetimindeki bir ekip şehrin kalıntılarını araştırdı ancak bu araştırma sırasında bazı binalara da zarar verildi. Araştırma ekibinde yer alan mimar Antonio Bernasconi şehrin planını çıkartan ilk kişi oldu. Bernasconi aynı zamanda bazı heykellerin de çizimlerini yaptı. Yıllar boyunca diğer araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalarda daha fazla harita ve çizim yapıldı, ardındansa şehrin fotoğrafları yayımlandı. 1840’ta kâşif John Lloyd Stephens ve arkadaşı Frederick Catherwood Palenque’de bir ay boyunca çalışarak binaları ve önemli tapınakları belgeledi. Maya arkeolojisinin öncüleri olarak kabul edilen bu ikili daha sonra Palenque hakkında bir kitap da yayımladı.
Sitede tam teşekküllü arkeolojik kazılar ise 1949 yılında başladı. Meksikalı arkeolog Alberto Ruz Lhuillier, Yazıtlar Tapınağı’nın tabanındaki bir taşın üzerindeki yazılardan buranın bir kapak olduğunu anladı. Taş kaldırıldığında altından aşağı doğru inen merdivenler çıktı. Merdivenlerin üzerindeki moloz temizlendi ve 1952 yılında tabana erişildi. Burada muhteşem bir mezar odası, içinde de Kral Pakal’ın lahdi bulundu. Lahdin taş kapağındaki kabartmalarda kralın, yeraltı dünyasının bir canavar gibi açılmış çenelerinin arasından yükselerek göksel dünyaya geçişi tasvir edilmişti. Buradan, kralların öldükten sonra tanrıya dönüştüğü inancının hâkim olduğu anlaşılıyor.

Araştırmalar sonrasında kralın kalıntıları, özenle tasarlanmış yeşim ölüm maskesi ve yeşim taşından mücevherler bulundu. Arkeologlar mezar odasının kapısının dışında insan kemikleri de keşfettiler. Bunların, kralın son yolculuğunda onun yanında olmaları için kurban edilmiş kadın ve erkekler olduğu tahmin ediliyor. İlginç bir bulgu da mezar odasından yukarı çıkan bir kanaldı. Bu kanalın, kralın bedeninden ayrılan ruhunun çıkması için yapıldığı düşünülüyor. Palenque’de bulunan son şeyler bunlar değildi. 1994’te Arnoldo González Cruz’un ekibinden bir arkeolog Yazıtlar Tapınağı’nın yakınındaki küçük bir piramitte bir mezar odası daha buldu. Günümüzde Templo de la Reina Roja (Kızıl Kraliçe Tapınağı) olarak bilinen bu tapınakta da kurban edilmiş insanların kemiklerine ve yeşim taşı ile incilerden oluşan mücevherlerle gömülmüş bir kadının yer aldığı bir lahde rastlandı. Bunun önemli bir kadının mezarı olduğu açıktı, büyük ihtimalle Pakal’ın eşine aitti. İskeleti ve lahitteki diğer eşyalar kırmızı zincifre tozu (cıva cevheri) ile kaplanmıştı.
Palenque kazı alanı 1.780 hektar boyutunda ve kayıtlara geçirilmiş 1.400 bina bulunuyor. Şu zamana kadar bu binalardan sadece yüzde onu araştırılabildi. Diğerleri hâlâ ormanın bitki örtüsü altında öylece bekliyor. Bu muhteşem Maya şehri kuşkusuz halen gizemini koruyor ve bir kısmı zamana yenik düştüğünden, bazı sırlarını belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
Maya yazıtlarının anlamı
Yapraklı Haç Tapınağı’nda bulunan bir yazıt kozmik düzeni anlatıyor ve Mayalar tarafından kutsal kabul edilen mısır bitkisinin çizimini içeriyor (bir Maya yaradılış hikayesinde insanların mısırdan yaratıldığı tasvir ediliyor). Mısır tanrısı burada yapraklı formunda gösterilmiş; diğer bazı kabartmalarda ise sivri koçanlı haliyle görülüyor.
Palenque’deki bir başka tapınakta yer alan bir rölyefte, tahtta oturan kral bir jaguarla özdeşleştirilerek betimlenmiş. Maya kültüründe Jaguarlar kralın koruyucuları olarak görülüyor ve yaşayanlarla ölüler arasında bağlantı kurduklarına inanılıyordu. Mayaca Jaguar anlamına gelen “b’alam” bazı kralların adında da yer alıyordu.
Yazıtlar Tapınağı’nda bulunan bir başka kabartmada Pakal’ı, kendisinden sonra tahta geçen oğlu K’inich Kan B’alam II’yi atalarına tahtın varisi olarak tanıtırken görüyoruz. Kabartmada kral, insan–tanrı karışımı bir varlık olarak tasvir edilmiş. Bir ayağı yılan, diğeri ise her ne kadar altı parmaklı olsa da normal bir insan ayağı biçiminde. Diğer portrelerde de altı parmaklı göründüğünden, bu karakteristik bir özellik olabilir. Kendilerini tanrılarla bağdaştıran ve hanedan atalarına olan bağlarını vurgulayan Maya krallarının, güç ve mutlak hâkimiyet için tarih ve mitolojiyi kullandıkları anlaşılıyor.

Palenque’deki üç önemli keşif
- Pakal’ın mezarı
Arkeolog Alberto Ruz Lhuillier, Yazıtlar Tapınağı’ndaki bir taşı kaldırmasaydı, bugün bu mezarı hâlâ bulamamış olabilirdik. Mezar odası 1952’de tapınağın zemininin altında bulundu.
- Kızıl Kraliçe mezarı
Pakal’ın eşine ait olduğu düşünülen bu mezar 1994’te bulundu. Lahdin içi kırmızı zincifre tozuyla kaplanmış haldeydi. Kırmızı renk Mayalarda güç ve enerjiyi simgeliyordu.
- Maya hiyeroglifleri
Yazıtlar Tapınağı’nın duvarlarında bulunan metinler akademisyenlere bu kültür hakkında paha biçilmez değerde bilgiler verdi.
Maya Kabartmaları
Palenque’de dünyanın en etkileyici Maya yapıları, heykelleri ve kabartmaları yer alıyor. Burada görülen kabartma, şehri MS 615–683 yılları arasında yöneten I. K’inich Janaab Pakal dönemine ait. Farklı renklerle boyanmış ve çevresi Maya hiyeroglifleriyle süslenmiş kabartmalara şehirdeki tapınaklarda ve diğer binalarda da rastlanıyor.
© Anagoria, Arian_Zwegers , Getty Images, Jan Harenburg, Ed Crooks












