Haber kapak görseli
Genel
16 dk okunma süresi
All About History

Hitler'e suikast girişimleri: Tarihin akışını değiştirebilecek planlar

İçeriği Paylaş

Adolf Hitler'e yönelik 40'tan fazla suikast girişimi neden başarısız oldu? Zehirli mektuplardan bombalı saldırılara, 20 Temmuz komplosundan bireysel suikast planlarına kadar tarihin akışını değiştirebilecek en kritik girişimlerin perde arkasını ve Hitler'i hayatta tutan tesadüfleri keşfedin.

Yazan: Mike Haskew

Üçüncü Reich öncesinde ve rejimin hüküm sürdüğü 12 yıl boyunca sayısız suikast planının hedefi olan Adolf Hitler, halkı etkileme gücünü ustalıkla kullanmış, politik kurnazlık ve güçlü liderlik imajıyla, hatta kendini bir kurtarıcı gibi sunarak iktidara yükselmişti. Ülkenin yeniden ayağa kalktığına inanılan o yıllarda Hitler, bu dirilişin sembolüne dönüştü ama aynı anda bu görünürlük onu hedef tahtasına da oturttu. Tarihçiler ve araştırmacılar, Führer’in hayatına yönelik 40’tan fazla suikast girişimi tespit etmiş durumda. Bunlar, Reich’ın en üst düzey askerî komuta kademesine sızan komplolardan tek başına harekete geçen suikastçılara; zehir ve tabancadan bombalı saldırılara kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılıyor. Ancak tüm bu girişimlerin bazısı beceriksizlik, bazısı talihsizlik, bir bölümü de Hitler’in neredeyse akıl almaz şansı sayesinde başarısızlıkla sonuçlandı.

Kutuplaştırıcı duruşunun farkında olan Hitler, suikast girişimlerini bertaraf etmek için Reich’ın içinden ve dışından gelebilecek tehditlere karşı sert önlemler aldı. Mutlak iktidara yükselmeden önce bile onun varlığında mutlaka yok edilmesi gereken olağanüstü bir kötülüğün alametini görenler vardı. Buna karşılık Nazi lideri, kendisini sıkı bir güvenlik çemberiyle sardı.

Programını sürekli değiştiriyor, kamuya açık etkinliklerin saatlerini aniden iptal ediyor ya da yeniden düzenliyor, planlanmış araç konvoyu güzergâhlarını değiştiriyor veya otomobil yerine uçakla seyahat ediyordu. Muhalifleri gözetim altında tutmak ve fişlemek için Gestapo (Nazi polisi) ve Abwehr (askerî istihbarat) görevlilerini kullanıyordu. Yiyeceklerini tadan görevliler vardı. Kimi zaman da sadece şanslıydı.

Tüm bu tedbirlere rağmen Hitler, birkaç kez şans eseri ölümden döndü. Bunların en çarpıcısı ise 20 Temmuz 1944’te Doğu Prusya’daki ana karargâhı Wolfsschanze’de (Kurt İni) bir evrak çantası içine gizlenen bombanın bir toplantı sırasında patlamasıydı. Birkaç kişinin öldüğü ya da ağır yaralandığı o karmaşadan, yıkıntılar arasından kurtarılıp güvenli bir yere götürülen Hitler hayatta kalışını, cephenin her yanında hızla kötüye giden askerî tabloya rağmen Nazi zaferinin kaçınılmaz olduğuna dair bir işaret olarak yorumladı.

Sonunda Hitler, kendisini öldürmek isteyenlerin isteğini kendi eliyle yerine getirdi. İkinci Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Berlin’in enkazının altında, kendisi ve kurmaylarının sığındığı yer altı karargâhı Führerbunker’ın Kızıl Ordu tarafından kuşatılmasının ardından intihar etti.

Şakağına sıktığı kurşun ve aynı anda dişlerinin arasında ezdiği siyanür kapsülü, Alman ulusunu mutlak yıkımdan, aşağılanmadan ve hayal edilemez acılardan kurtaramadı.

Hitler’e yönelik suikast girişimlerinden herhangi birinin başarılı olması, gerçekten de tarihin akışını değiştirebilirdi. Onun hayatına kasteden planlardan yalnızca birkaçını düşünmek bile, “başarılı olsa ne olabilirdi” sorusuna birbirinden farklı yanıtlar getiriyor.

Kaos, gizemli yemek, mektup ve kötülük

Hitler’i öldürmeye yönelik belgelenmiş ilk girişim, Nazilerin sokak kavgalarıyla ve radikal söylemlerle sahneye çıktığı dönemde gerçekleşti. Yeni filizlenen Nazi Partisi’nin lideri, Münih’teki ünlü bira salonu Hofbräuhaus’ta kürsüye çıkıyor, sözleri zaten sarhoş olan kalabalığı iyice kırbaçlıyordu.

1921 Kasımında, Nazilerin karşısında komünistler ve orta çizgideki siyasi gruplardan oluşan oldukça aktif ve güçlü bir muhalefet vardı. Fikir çatışmaları sırasında yumruklar havada uçuşuyor, birbirlerine bıçak çekiyor, tabanca doğrultuyorlardı. Arbede sırasında silahlar patlıyor ama Hitler aldırmıyor, polis mekâna ulaşıp ortamı yatıştırana kadar 20 dakika boyunca bağırıp çağırmayı sürdürüyordu.

Nazi lideri, 1923’teki kötü planlanmış Münih Birahane Darbesi’nden de, yaralansa da sağ çıkmayı bildi. O gün, yandaşlarından birkaçı öldürüldü, bazıları yaralandı.

1932 yılına gelindiğinde Hitler ulusal artık bir figür hâline gelmişti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmuş, Weimar hükümetine duyulan hoşnutsuzlukla körüklenen bir coşkuyla karşılanmıştı. Hitler bu seçimde kaybetti ama yüzde 36 oy aldı ve ulusal bir figüre dönüşerek siyasi ağırlığını olağanüstü artırdı. Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesi ve ardından yaşanan ekonomik felakette komünistlerin parmağı olduğunu öne sürüyordu. İşte böyle bir ortamda bir akşam Berlin’deki Hotel Kaiserhof’ta yakınlarıyla birlikte yemek yerken masadakiler birer birer fenalaşmaya başladı. Hitler’in belirtileri diğerlerinden daha hafifti. Bunun sebebi vejetaryen olması olabilir. Zehirlenme şüphesi dile getirilse de hiçbir fail tespit edilemedi.

Aynı dönemdeki başka bir olay; gençken Nazi Partisi’ne üye olan, zamanla komünistlere katılıp Nazi rejimi için tehlikeli bir figüre dönüşen Bavyera Eyalet Parlamentosu üyesi Ludwig Assner’ın bir mektubu zehirli bir solüsyonla fırçalayıp Fransa’dan postaya verdi. Ancak bir muhbir suikast planını haber verince mektup hedefine varamadan ele geçirildi.

Bir yıl sonra Assner, Führer’e yönelik ikinci bir girişimde bulunmaya hazırlanırken üzerinde dolu bir tabancayla yakalandı, Gestapo tarafından tutuklandı ve infaz edildi. 30 Haziran–2 Temmuz 1934 tarihleri arasında gerçekleşen Nazi paramiliter birlikleri Sturmabteilung’un (SA) kanlı tasfiyesi, Hummingbird Operasyonu olarak anılıyor. Bir zamanlar Hitler’in yakın dostuyken sonradan ona rakip olan Ernst Röhm’ün liderliğindeki örgütte onlarca kişinin ölümüyle sonuçlanan operasyon, Hitler ile Alman Ordusu’nun üst komuta kademesi arasındaki işbirliğini kesinleştirdi. Ancak bu tasfiye, Nazi davasına bağlı olan bazı isimleri de öfkelendirdi. Bu öfkeyi en yoğun hissedenlerden biri, aslen sağcı Freikorps saflarından gelip sonradan komünistlere yaklaşan Beppo Römer’di. Halk arasında “Uzun Bıçaklar Gecesi” olarak bilinen bu tasfiyeyi ulusal bir hakaret olarak gören Römer, Hitler’i öldürmeye yemin etti. Fakat intikam arzusu daha harekete geçemeden engellendi, Dachau toplama kampına kapatıldı ve 1944’te infaz edildi.

Rastgele silah sesleri ve alternatif diplomasi

Hitler iktidar üzerindeki hâkimiyetini sağlamlaştırırken, karşıtları da Führer’i hedef almak için farklı gerekçeler buluyordu. Onun hayatına son vermenin Almanya’nın rotasını doğrultacağına ve ülkeyi ileride yaşanacak sıkıntılardan kurtaracağına inanıyorlardı.

15 Mart 1932’de Hitler, yakın çalışma arkadaşları olan geleceğin Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ve İçişleri Bakanı Wilhelm Frick’le birlikte Münih’ten Weimar’a giden bir trenle seyahat ederken, kimliği belirsiz bir saldırgan üçlünün bulunduğu vagona art arda ateş açtı. Kimse yaralanmadı ve saldırgan hiçbir zaman tespit edilemedi. Bir yıl sonra, Nazi Partisi’ni Almanya’da iktidara taşıyacak Reichstag seçimlerinin arifesinde kürsüye çıkan Hitler, siyasi düşmanlarını hedef alan ateşli bir suçlama konuşması yaparken; anti-Nazi komplocularından oluşan bir gruba liderlik eden komünist sempatizanı marangoz Karl Lutter, onu vurmayı planlıyordu. Ancak bir muhbir planı ele verdi ve komplocuların tamamı tutuklandı.

Seçimlerden bir süre sonra Berlin yakınlarındaki Potsdam şehrinde bir kilisede Hitler’in zafer konuşması yapması planlandı. Törenler başlamadan hemen önce, kilisenin altında yeni kazılmış bir tünel keşfedildi. Esrarengiz tünelin büyük miktarda patlayıcı yerleştirmek amacıyla açıldığı anlaşıldı ancak kimse tutuklanmadı.

Avrupa göklerinde savaş bulutları toplanırken, Britanyalı Yarbay Noel Mason-MacFarlane, askerî ataşe olarak görev yaptığı Almanya’daki gelişmeleri yakından izliyor ve Hitler’in Avrupa’yı ikinci bir yıkıcı çatışmanın içine sürüklemeye hazırlandığına inanıyordu. 1934 yılından başlayarak Londra’ya gönderdiği raporlar aciliyet duygusuyla doluydu, ancak uyarıları büyük ölçüde göz ardı edildi. Yine de Mason-MacFarlane, 20 Nisan 1939’da, 50’nci doğum günü vesilesiyle Berlin’deki Charlottenburger Chaussee’de yapacağı konuşma sırasında Hitler’i öldürmeyi planladı. Kendi konutunun içinden keskin nişancı tüfeğiyle konuşma platformunu hedef aldı, ancak bunun yerine geri çekilmesi emredildi. Dışişleri Bakanı Lord Halifax, subayı azarlayarak şöyle dedi: “Henüz diplomasinin yerine suikastı koymak zorunda olduğumuz aşamaya gelmiş değiliz.”

İkinci Dünya Savaşı uzayıp giderken, Britanya Özel Operasyonlar İdaresi, Führer’in hayatına son verebilecek kendi suikast planı olan Foxley Operasyonu’nu geliştirdi. Ancak Foxley hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Ayrıca Kraliyet Hava Kuvvetleri, 1945’te Nazi liderinin intiharından sadece birkaç hafta önce düzenlenen bir hava saldırısıyla Hitler’i öldürmeyi bile denedi.

Röhm'ün intikamı ve Nürnberg

Uzun Bıçaklar Gecesi’nin ardından, 1935 yılında Hitler’in kendi korumalarından biri olan Heinrich Grunow, Ernst Röhm’ün ölümünün intikamını almak istedi. Grunow, Hitler’in arabasının geçeceği yol kenarında bir saklanma noktası buldu. Araç yaklaştığında arka koltuğa doğru beş el ateş etti ve içerideki kişiyi öldürdü. Ancak talihsiz kurban Führer değildi. Hitler öne geçmiş ve muhtemelen aracı kendisi kullanıyordu. Ölen kişinin şoför olduğu düşünülüyor. Grunow ise Hitler’i öldürdüğüne inanarak kısa süre sonra intihar etti. Yine 1935 yılında, Dr. Helmut Mylius isimli bir muhalif, Hitler’in SS teşkilatının saflarına sızmak için bir girişim planladı. Führer’in faaliyetleri hakkında bilgi toplamak üzere 160 kişiyi başarıyla örgütledi ve uygun an geldiğinde harekete geçmeyi umuyordu. Ancak Gestapo ajanları komployu öğrendi ve grubun tamamını tutukladı, Mylius ise kıl payı kaçmayı başardı.

Otto ve Gregor Strasser kardeşler, 1930’ların başında Nazilerden koparak ideoloji bakımından çok daha uç bir çizgiye kaydılar. “Kara Cephe” olarak bilinen bu Nazi karşıtı hareketin bir üyesi olan Helmut Hirsch, eyleme geçmek için görevlendirildi. Bir Alman Yahudisi olan Hirsch’e, Nürnberg’deki Nazi Parti Merkezi’nde patlatılmak üzere iki bavulu patlayıcıyla doldurması talimatı verildi. Ancak girişim daha en başından baltalanmıştı. Gestapo için çalışan çift taraflı bir ajan, suikast hazırlığı boyunca iç bağlantı kılığında Hirsch’i takip ediyordu. Hirsch tutuklandı ve Haziran 1937’de giyotinle idam edildi.

İsviçreli ilahiyat öğrencisi Maurice Bavaud, dindar bir Katolik’ti ve Adolf Hitler’in kötülüğün vücut bulmuş hâli, “Şeytan’ın bir enkarnasyonu” olduğundan emindi. Bu yüzden Bavaud, adeta bir intikam meleği gibi Nazi liderinin peşine düştü. Führer bir etkinlikten diğerine geçerken Bavaud da onu bir süre izledi. 9 Kasım 1938’de Hitler, 1923 Birahane Darbesi’nin yıldönümü için Münih’e geldi. Fırsat kollayan Bavaud, şehrin içinden geçen geçit töreni güzergâhında Hitler yanından geçerken elindeki dolu tabancayı kaldırıp nişan aldı. Tetiği tam sıkacakken, coşkulu kalabalık birden “Heil Hitler!” diye bağırmaya başladı, kollar selam için havaya kalkınca suikastçının görüşü tamamen kapandı. Bavaud, daha sonra Almanya’dan trenle kaçmaya çalışırken yakalandı. Üzerinde tabancası ve Münih sokaklarının bir haritası vardı. Gestapo’nun sert sorgusu altında Bavaud, başarısız girişimini itiraf etti. 1941 baharında Berlin’de bir cezaevinde idam edildi.

Kıl payı kurtulmak ve Şah Mat

Hitler karşıtlarından birinin, Nazi liderinin köpeklere olan sevgisinden (Führer’in Alsas cinsi köpeği Blondi tarihte iyi bilinir) yararlanmak istediği de anlatılanlar arasında. Bu kişi, talihsiz bir yavru köpeği kuduz virüsüyle enfekte edip Hitler’e hediye olarak sunmayı, köpeğin onu ısırarak hastalığı bulaştırmasını ve böylece acılı bir ölüm yaşatmasını umuyordu. Ancak anlatıya göre yavru köpek aslında Hitler’in hizmetkârlarından birini ısırdı. Ne hizmetkârın ne de zavallı köpeğin akıbeti biliniyor.

Aynı dönemde beceriksiz bir Alman askerinin, Führer’i Berlin’deki Sportpalast’ta bir mitingde konuşma yaptığı sırada öldürmeye çalıştığı söyleniyor. Kimliği belirsiz bu suikastçının planı, kompleksin içindeki bir tuvalette yanlışlıkla kilitli kalması yüzünden boşa çıktı, çünkü konuşma kürsüsünün altına yerleştirdiği patlayıcıyı ateşleyemedi.

Alman Ordusu, Nazi dönemi boyunca Hitler’in Almanya’nın yeniden dünya gücü olmasına yönelik planlarına kuşkuyla yaklaşmıştı. Bir başka yıkıcı savaş ihtimalini düşününce dehşete düşüyorlardı ve çoğu Führer’e sadakat yemini etmiş olsa bile, Hitler’in ülkeyi felakete sürüklediğine inanıyordu.

Bu subaylardan biri, Alman askerî istihbaratı Abwehr’in başkan yardımcılığına kadar yükselen Tümgeneral Hans Oster’di. Oster, Hitler’in Çekoslovakya’yı işgal etmeye kararlı olduğuna inanan üst düzey subaylardan oluşan bir grubu yönetiyordu. Bu grup, Almanya Çeklere karşı savaşa girerse, birliklere Reich Şansölyeliği’ni basıp hükümeti ele geçirme ve 1918’de II. Wilhelm’in tahttan çekilmesiyle sona eren monarşiyi yeniden tesis etme emri vermeye hazırlanıyordu. Bu süreçte Adolf Hitler ya tutuklanarak etkisiz hâle getirilecek ya da öldürülecekti. Ne var ki kurnaz Nazi lideri, yatıştırma politikasını safça izleyen Britanya Başbakanı Neville Chamberlain ile Fransa Başbakanı Edouard Daladier’yi ustaca yönlendirerek Eylül 1938’de Münih Paktı’nı imzalamaya mecbur bıraktı. Südet Bölgesi’ni Almanlara bırakan bu anlaşma, Çek ulusu için adeta ölüm fermanı niteliğindeydi. Çekoslovakya’nın geri kalanının işgali ise aylar sonra geldi. Münih Anlaşması’nın ardından Hitler’in popülaritesi artınca, geniş çaplı bir darbe girişimine halkın destek vermeyeceğine dair korkular arttı. Oster, Nazi rejimine muhalif kalmaya kararlıydı ve 1945 yılında idam edildi. 1938 komplocularının birçoğu daha sonra ünlü 1944 suikast girişimine de katıldı.

Saat gibi isleyen bir patlama ve çöküş

Nazilerden nefret eden komünist bir marangoz olan Georg Elser, Hitler’in ölmesi gerektiğine karar vermişti. Titiz planlaması ve kusursuz hesapları ümit vadediyordu. Elser, Hitler’in 1923 Birahane Darbesi’nin yıldönümünde Münih’e gelip Bürgerbräukeller’de konuşma yapacağını biliyordu, bu yüzden Führer’in ölüm tarihi olarak 8 Kasım 1939’u seçti.

Marangozluk becerilerini ustalıkla kullanan Elser, Münih’e taşındı ve birahane mesai sonrası kapandıktan sonra içeri girerek, konuşmacı kürsüsünün konulacağı noktadaki bir sütunun içini oymaya başladı. Bu boşluğa, geniş bir alanda öldürücü etki yaratacak kadar güçlü patlayıcıyla donatılmış bir bomba yerleştirmeyi planlıyordu. Bomba, 144 saatlik bir zamanlayıcıyla donatılmıştı ve Elser patlamayı saat 21.20’ye, yani Hitler’in konuşmasının yaklaşık yarısına denk gelecek zamana ayarladı.

Elser başarıyı garantilemek için büyük özen göstermişti, ancak Hitler’in keyfi davranışları onun kontrol edebileceği bir şey değildi. Üçüncü Reich zaten savaş hâlindeydi ve acil askerî meseleler, Hitler’in mümkün olan en kısa sürede Berlin’e dönmesini gerektiriyordu. Bu yüzden konuşma bir saat öne çekildi ve 20.00’de başladı. Führer 21.12’de salondan ayrıldı.

Bomba, o ayrıldıktan sekiz dakika sonra patladı. Bina yerle bir oldu, sekiz kişi hayatını kaybetti, 60’tan fazla kişi yaralandı. Patlama gecesi Elser, İsviçre sınırını geçip güvenli bölgeye ulaşmak için aceleyle yola çıktı. Sınırdan yalnızca 80 adım uzaktayken Alman sınır muhafızları tarafından durduruldu. Bir sorgu odasına götürüldü, sorgulandı ve üzeri arandı. Üzerinde bulunan bir tel kesici ve patlayıcı düzeneğin çizimleri onu ele verdi. Defalarca sorguya çekildi, ağır işkencelere ve kötü muameleye maruz bırakıldı. Bir keresinde sorgu memurlarına şöyle dedi: “Almanya’daki durumun ancak mevcut liderliğin ortadan kaldırılmasıyla değişeceğini düşündüm… Yani Hitler’in.” Elser, sonraki beş yıl boyunca tutuklu kaldı. Nazi Reich’ının son günlerinde, Dachau toplama kampındaki hücresinden çıkarılıp SS tarafından infaz edildi.

Canavar için bir evrak çantası

Tümgeneral Henning von Tresckow, başlangıçta Nazi davasının ateşli bir destekçisiyken, kısa süre içinde Hitler’in totaliter hükümetini tanımlayan şiddet ve antisemitizm sebebiyle hayal kırıklığı yaşadı. Tresckow 1941 yılında eski Genelkurmay Başkanı General Ludwig Beck, siyasetçi Carl Friedrich Goerdeler ve Ordu Genel Ofisi’nin başındaki General Friedrich Olbricht gibi üst düzey Alman subayları ve politik figürlerle birlikte hareket etmeye başladı. Kuzey Afrika harekâtının ulusal kahramanı, ünlü “Çöl Tilkisi” Mareşal Erwin Rommel de komplo planını öğrendi ve harekete üstü kapalı biçimde onay verdi. Rommel, suikast girişimine adı karıştığında ise intihar etmeyi seçecekti.

Tresckow, Doğu Cephesi’ndeki İkinci Ordu’nun Kurmay Başkanı konumuna yükselmişti ve uygun an doğduğunda Hitler’i öldürmeyi hedefleyen Spark Operasyonu kapsamında hareket eden komploculara (sonradan “Kara Orkestra” olarak anılacak gruba) liderlik ediyordu. 1943 yılına gelindiğinde, Stalingrad’daki felaket ve Kuzey Afrika’daki bozgun da dahil olmak üzere son iki yılın askerî başarısızlıkları, Kara Orkestra’yı artık Almanya’nın ulusal kâbusunu sona erdirecek o adımın zamanının geldiğine ikna etmişti. Führer’in hayatına yönelik art arda birkaç girişim yapıldı. 14 Mart 1943’te Tresckow, bir subayı Smolensk’teki bir saha karargâhına yaptığı ziyaretten Berlin’e dönecek olan Hitler’in uçağına bir paket sokması için ikna etmeyi başardı. Subaya paketin bir arkadaşına hediye olarak götürülecek iki şişe konyak içerdiğini söylemişti. Oysa paketin içinde bir bomba vardı ve infilak etmedi.

Uçağın Berlin’e güvenli şekilde indiğini duyduğunda Tresckow şaşkına döndü. Planın açığa çıkmasını kıl payı önleyerek paketi geri almak üzere bir diğer suç ortağını alana yolladı. Komplocular yılmamıştı ve yeniden harekete geçmeye kararlıydı. Sonraki girişim, 20 Temmuz 1944’te, Doğu Prusya’daki Rastenburg yakınlarında bulunan Kurt İni karargâhında gerçekleştirilen ünlü suikast planına dönüşecekti.

Planının merkezindeki isim, Kuzey Afrika’daki bir patlamada sol gözünü, sağ elini ve sol elinin iki parmağını kaybetmiş, madalyalarla onurlandırılmış bir muharip asker olan Yarbay Claus von Stauffenberg’ti. Yaralarını atlattıktan sonra Stauffenberg, Berlin’deki İç Ordu’nun komutanı General Friedrich Fromm’un kurmay başkanlığına getirildi. Stauffenberg, Hitler’in günlük askerî brifinglerine düzenli olarak katılıyordu ve o gün, kişisel evrak çantasına gizlenmiş bir bombayı Kurt İni’ndeki toplantıya götürmeyi kabul etti.

Bomba o kadar güçlüydü ki, patladığında toplantı odasındaki herkesin öleceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Hitler öldüğünde, “Valkyrie Operasyonu” adı verilen mevcut plan Berlin’de devreye sokulacaktı. Komplonun liderleri hükümetin kontrolünü ele geçirecek, İç Ordu sokaklarda hâkimiyeti sağlayacak ve ölü Führer’e sadık olduğu düşünülen SS liderlerini ya da diğer örgütlerin yöneticilerini tutuklayarak direnişi daha en başından yok edecekti.

Almanya genelinde ve Nazi işgali altındaki Avrupa’da, büyük şehirlerde ve siyasî bölgelerde buna benzer senaryolar sahnelenecekti. Stauffenberg, 20 Temmuz sabahı brifing odasına girdi, evrak çantasını ağır meşe masanın altına yerleştirdi ve bir telefon görüşmesi bahanesiyle odadan ayrıldı. O çıktıktan sonra başka bir subay, bomba olduğunu bilmeden, çantayı masanın kalın bir ayağının diğer tarafına, yani hedeflenen noktadan daha uzağa doğru kaydırdı. Stauffenberg binadan hızlı adımlarla uzaklaşırken ölümcül bir patlamayla sarsıldı. Toplantı odası paramparça olmuştu. Muhafızları blöf yaparak aşan Stauffenberg, Berlin’e döndüğünde Valkyrie Operasyonu’nun çoktan devreye girmiş olmasını bekliyordu. Ancak büyük bir şaşkınlıkla, Olbricht ve diğerlerinin Hitler’in öldüğüne dair kesin teyit gelmediği için neredeyse hiçbir şey yapmamış olduklarını gördü.

Hayati zaman heba edilmişti ve plan hızla çökmeye başladı. Binbaşı Otto Remer, komplocuların emriyle Propaganda Bakanı Goebbels’i tutuklamak üzere bakanlığa vardığında, Hitler’in öldüğüne inanıyordu. Ancak Goebbels subaya Hitler’in hayatta olduğunu söyledi ve Remer’in Führer’le telefonda konuşmasına izin verdi. Remer, o anda yarbaylığa terfi ettirildi ve isyanı bastırmaya koyuldu. Stauffenberg ve komplonun diğer bazı liderleri kısa süre içinde kıstırıldı, tutuklandı ve birkaç saat içinde infaz edildi. Tresckow ise çenesinin altına bastırdığı bir el bombasıyla intihar etmeyi seçti.

20 Temmuz planının başarısızlığa uğramasının ardından Hitler, Üçüncü Reich’ı dokuz ay daha felakete sürüklemeye devam etti ve sonunda başlarına gelen bu kıyametten kendisini değil, Alman halkını sorumlu tutarak kendi elleriyle hayatına son verdi.

Kendini feda etmeye hazır

Tümgeneral Rudolf von Gersdorff, Hitler’i öldürmek için kendi hayatını vermeye razıydı Hitler’i öldürmeye yönelik komplolara birçok kişi dolaylı olarak dahil olsa da Tümgeneral Rudolf von Gersdorff bu işe kendini tümüyle adamıştı. Führer’i dünyadan gönderme arzusunu paylaşan bir başka komplocu Tümgeneral Henning von Tresckow ile güçlü bir dostluk kurduktan sonra Gersdorff, Nazi karşıtı duruşunun sağlamlığını, gerekirse kendi hayatını feda etmeye hazır olduğunu belirterek gösterdi.

Tresckow’un “konyak bombasıyla” Hitler’i öldürme girişiminin başarısızlığa uğramasından sadece birkaç gün sonra Gersdorff, Führer’in Berlin’deki eski silah deposunda, Sovyet Kızıl Ordusu’ndan ele geçirilen silah ve teçhizatın sergilendiği bir sergiyi ziyaret edeceğini öğrendi. Daha sonra şöyle yazacaktı: “Bu noktada, başarılı bir saldırının ancak patlayıcıyı üzerimde taşıyıp kendimi Hitler’e mümkün olduğunca yakın bir yerde havaya uçurmamla mümkün olacağını anladım.”

21 Mart 1943’te, Gersdorff’un görevi Hitler’e sergiyi gezdirmekti. Hazırlık olarak, ceketinin ceplerine patlayıcılar yerleştirdi ve on dakikalık gecikmeyle ateşlenen iki fitili tutuşturdu. Führer’in yakınında kalarak ilerliyordu, ancak Hitler’in sergiyi hızla geçip yan kapıdan beklenmedik bir şekilde binadan çıkmasına şaşırdı.

Sinirlenen Gersdorff, bir bahane uydurup izin istedi ve koşarak bir banyoya gitti. Fitilleri patlamadan hemen önce söndürmeyi zorlukla başardı. Girişimi fark edilmedi ve Gersdorff Doğu Cephesi’ndeki görevine geri döndü.

İntikam zamanı

20 Temmuz 1944 suikast planının ardından Hitler, intikam almaktan adeta zevk almıştı

Şaşırtıcı biçimde Adolf Hitler, 20 Temmuz 1944’teki o yıkıcı patlamadan yalnızca küçük yanıklar, sıyrıklar, tutulmuş bir kol ve patlayan bir kulak zarıyla kurtuldu. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, müttefiki Benito Mussolini’yi karşılamak üzere yakındaki tren istasyonuna gitti. Führer’in paramparça olmuş pantolonu, onun neredeyse mucizevi görünen hayatta kalışının nişanesi olarak sergileniyordu.

Temmuz planının akıbeti, Hitler’in “kader tarafından seçilmiş” olduğuna dair hezeyanlarını daha da güçlendirdi. 21 Temmuz sabahı 01.00’deki bir radyo konuşmasında Alman halkına tam da bunu söylüyordu: “Alman ulusal yoldaşlarım! Hayatıma kasteden sayısız girişimlerden biri daha planlanıp uygulandı… Bunu, yazgının görevime devam etmemi istediğinin bir teyidi olarak görüyorum.”

Hitler, despotik yönetiminin son aylarında zihinsel olarak daha da dengesizleşti. Bombalı saldırıya karıştığını düşündüğü kişilere yönelik intikamında, Nazi’nin göstermelik mahkemelerinde suçlu bulunanların dayanılmaz acılarla dolu ölümlerini gösteren filmleri izlemekten haz duyuyordu. Kurbanlar et kancalarına piyano telleriyle asılıyor ve yavaş yavaş boğularak can veriyordu.

İntikam dalgası sona ermeden önce yaklaşık 7.000 kişi tutuklandı, 5.000 kişi idam edildi. Bu tasfiyenin en öne çıkan kurbanlarından biri, ulusal bir kahraman olan Mareşal Erwin Rommel’di. Rommel, göstermelik bir yargılama tarafından aşağılanmayı, infaz edilmeyi ve ailesine yönelik muhtemel yaptırımları yaşamaktansa intiharı seçti.

Rommel, birkaç ay önce Normandiya’da yaralanmıştı. Berlin’den gelen iki general, Ulm’daki evine giderek mareşale seçimini sundu. Rommel durumu karısına ve oğluna açıkladı. Birkaç dakika sonra aile, mareşalin ölümünü teyit eden bir telefon aldı. Alman devlet propagandası halka, kahramanlarının Normandiya’da aldığı yaralar nedeniyle öldüğünü açıkladı ve Hitler ulusal yas ilan etti.

Tüm görseller: © Getty Images

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo