
Görünmeyenin dili: ‘So What’ ile içsel bir manifesto – "Kalbimin durduğu anda hayat ve sanat yeniden başladı”
RÖPORTAJ: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL nuregul@bigmedia.com.tr
Kalbinin durduğu o keskin anda hayatı ikiye bölünen Jülide Zeynep Günce, bugün hem kendine hem de sanatına bambaşka bir yerden bakıyor. Ölümle yüz yüze geldiği o sınır anı, onun için yalnızca bir kırılma değil; aynı zamanda yeni bir ritmin, yeni bir ‘ben’in başlangıcı. Goba Art & Design’da açılan ‘So What’ sergisi de tam olarak bu dönüşümün sesi. Renkleri bağıran, siyahı susan, beyazı hatırlatan tuvalleri; yarı insan yarı hayvan figürleri ve maskelerle örülü hikayeleri, bu kez daha cesur, daha özgür ve daha dürüst bir yerden konuşuyor. Jülide için sanat, görünmeyeni görünür kılan bir araç olmaktan çıkmış; artık hayatta kalmanın, nefes almanın ve insana dair tüm kırılganlıkları kucaklamanın en doğal yolu.

HELLO!: Kalbinizin durduğu o anda, hayat yeniden başladığında sanat da yeniden mi başladı? ‘So What’ bu kırılmanın nasıl bir sesi oldu sizin için?
Jülide Zeynep Günce: Evet, aslında her şey o anda yeniden başladı. Kalbim sustu, sonra başka bir ritimle geri döndü. O kırılma bana şunu öğretti: Hiçbir şey o kadar önemli değil; ama her şey de çok gerçek. ‘So What’ tam olarak bu duygunun sesi: Kabulleniş, rahatlık, hafif bir isyan ve hayata geri dönüşün cesareti.
HELLO!: Bu süreçte ‘önemli olan’ kavramı nasıl değişti? Resim yaparken artık neyi önemsiyorsunuz, neyi bırakıyorsunuz?
J. Zeynep Günce: Bu süreç bana önceliklerimi sadeleştirmeyi öğretti. Artık resim yaparken kendimi fazla zorlamayı, her şeyi kontrol etmeye çalışmayı bırakıyorum. Daha çok hissetmeye, akışa güvenmeye odaklanıyorum. Mükemmel olması gerekmiyor; samimi ve gerçek olması benim için daha değerli. Yani bıraktığım şey baskı, tuttuğum şey ise özgür ifade.
HELLO!: Sanat, “Görünmeyeni görünür kılmanın yolu” diyorsunuz. Peki ölümle bu kadar yakından temas ettikten sonra görünmeyen sizin için neye dönüştü?
J. Zeynep Günce: Görünmeyen benim için artık bir korku değil. Daha çok arka plandaki sessizlik, bazen de bir rehber. Resimlerimdeki figürlerin yarı insan yarı hayvan oluşu biraz bu ‘görünmeyen alanın’ dili. İnsan formunun yetmediği yerlerde, içsel olan konuşmaya başlıyor.
HELLO!: Sizce ‘hayatta kalmak’ ve ‘yaratmak’ arasında nasıl bir bağ var?
J. Zeynep Günce: Benim için artık çok güçlü bir bağ var: Yaratmak, hayatta kalmanın kanıtı. “Yaşıyorum” demenin en temiz yolu. Her fırça darbesi bir nefes gibi, “Buradayım” diyorum.
HELLO!: Maskeler ve rollerin iç içe geçtiği karakterlerinizde, bugünün insanına dair nasıl bir aynalama var?
J. Zeynep Günce: Hepimiz biraz maskeliyiz, biraz kaygılı, biraz iyileşmeye çalışan… Benim karakterlerimdeki maske ve beden kırılmaları, bugünün insanının dağınıklığını, dağınıklığını, çoklu rollerini ama aynı zamanda dayanıklılığını yansıtıyor. Yani aslında hepimizin halini anlatıyorlar.
HELLO!: Renkleriniz bağırıyor, siyah susuyor, beyaz hatırlatıyor diyorsunuz. Bu renklerin psikolojisi sizin için bir duygu günlüğü mü, yoksa bilinçaltının sesi mi?
J. Zeynep Günce: Biraz ikisi de. Renkler benim için konuşamadığım kelimeler. Siyah bazen yas, bazen sakinlik. Beyaz nefes gibi. Kırmızı bazen kalbin durduğu an, bazen yeniden çalışması. Her tuval bir duygu günlüğü gibi: Ben anlatmadan renkler anlatıyor.
HELLO!: Bütün bu karmaşa, ironik biçimde bir özgürlük hissine dönüşüyor. Sizce ‘yanlışlık’ neden bu kadar özgürleştirici?
J. Zeynep Günce: Çünkü ‘yanlış’ dediğimiz şey aslında kendiliğinden olan. Kontrolsüz, filtresiz, dürüst. Bu seri beni özgürleştirdi; çünkü ilk kez, “Mükemmel olmasına gerek yok, so what?” diyebildim.
HELLO!: Son dönemde seramik ve kağıt hamuru gibi materyallere yöneldiniz. Bu materyaller sizin için neyi temsil ediyor; kırılganlık mı, dayanıklılık mı?
J. Zeynep Günce: Aslında bu materyaller benim yolculuğumun temeli. İlk içimdekileri yansıtmak için kağıt hamurunu kullandım; büyük ve güzel işler yaptım, hâlâ da yapıyorum. Pandemide içimdeki ses büyüdü ve resmin diline geçtim. Sonra seramik geldi; çamurla oynamayı çok sevdim. Farklı disiplinlerle çalışmak beni besliyor. Bu yüzden kağıt hamuru, seramik ve resim beni ben yapan diller. Hem kırılganlığı hem dayanıklılığı taşıdıkları için onlarla çalışmayı seviyorum. Kendi hikayeme çok benziyorlar: Hassas ama güçlü.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









