
Güçlü bir yaratıcı zihin Güneş Mutlu Mavituncalılar: “Hamam kültürü temelde bir arınma ritüeli”
Röportaj: Rana Korgül
Fotoğraflar: Pınar Gediközer
Mehry Mu’nun tasarım estetiği, Zeyrek Çinili Hamam’ın tarihi ve kültürel ilhamıyla buluştu. ‘Mehry Mu x Zeyrek Çinili Hamam’ koleksiyonu, iş birliği yapılmış hissi veren bir projeden ziyade, doğal olarak yan yana gelmiş iki dünyanın ortak dili gibi duruyor. Hamamın tarihsel ve ruhani katmanları; peştemal dokuları, çini renkleri ve yavaşlık fikri üzerinden Mehry Mu’nun zamansız, sade ama karakterli tasarım anlayışıyla incelikle birleşmiş. Gösterişli olmadan güçlü, nostaljiye düşmeden hafızalı. Zanaatı gerçek ustalıkla, çağdaş bir sadelik içinde görünür kılıyor. Mevsimsiz, kalıcı ve uzun vadeli bir estetik vaat ediyor. Az ama çok şey söyleyen, rafine ve içten bir iş. Üstelik sessiz, derinlikli ve çok doğru bir eşleşme olmuş. Zeyrek Çinili Hamam ise yeniden doğuşunu yalnızca mimari ve kültürel mirasıyla değil, aynı zamanda kurduğu yaratıcı iş birlikleriyle de tamamlayan bir yapı. Hamamın çok yönlü kimliğini besleyen bu yaklaşım, özgün tasarımcıları ve zanaat odaklı markaları bir araya getiren, sürdürülebilir bir üretim kültürünü sahiplenen Zeyrek Çinili Hamam Shop ile görünür oluyor. Yaratılan seçkiler, yapının tarihsel katmanlarına, çini mirasına ve hamam ritüelinin özüne referans veren çağdaş tasarım anlayışını destekliyor. Mehry Mu’nun hamamla kurduğu iş birliği de bu yaratıcı diyaloğun en güncel ve en heyecan verici örneklerinden biri. Mehry Mu çanta markasının yaratıcısı Güneş Mutlu Mavituncalılar ile Zeyrek Çinili Hamam’da bir araya geldik.

HELLO!: ‘Mehry Mu x Zeyrek Çinili Hamam’ iş birliğinin çıkış noktası neydi? Bu projenin sizi en çok heyecanlandıran tarafı ne oldu?
Güneş Mutlu Mavituncalılar: Zeyrek Çinili Hamam’ın restorasyon çalışmalarının sonuna yaklaşıldığı dönemde, kurucusu Koza Güreli Yazgan ile bu özgün proje üzerine uzun uzun sohbet etme fırsatım olmuştu. Ardından, hamam henüz açılmamışken ev sahipliği yaptığı ‘Kalıntıların Şifası / Healing Ruins’ sergisi sırasında Amerika’dan gelen bir misafirimle mekanı gezdim ve elbette büyüsüne kapıldım. Hamam deneyimini daha sonra iki kez yaşadım; müze kimliğiyle ritüelin yan yana akışı ve mekanın tarihsel özünden uzaklaşmayan atmosferi beni gerçekten heyecanlandırdı. Aslında birlikte bir şeyler yapma fikri uzun zamandır gündemimizdeydi ve bu düşüncenin somutlaşan ilk adımı çanta iş birliğimiz oldu.
HELLO!: Koleksiyonun ilhamını geleneksel hamam kültürü ve peştamallardan aldığını biliyoruz. Bu mirası modern bir tasarıma dönüştürürken nasıl bir yaratım süreci izlediniz?
G. M. Mavituncalılar: Hamam kültürü temelde bir arınma, yavaşlama ve kendine dönüş ritüeli. Koleksiyonda da bu ritüelin hissini taşıyan bir dünya kurmak istedik. Zeyrek Çinili Hamam’ın restorasyon sürecinde ortaya çıkan katmanlarını, mekanın dokusunu ve peştamalların yalın çizgiselliğini dikkatle inceledik. Bu referansları, Mehry Mu’nun karakteristik estetik diliyle bir araya getirerek yeni ve özgün bir yorum oluşturduk. Hamamın doğasına uygun olarak, malzemenin doğallığı ve dokunduğunuzda yarattığı o rahatlatıcı his bizim için belirleyiciydi. Bu nedenle, sadece anlatının örtüşmesi değil; duygunun, dokunun ve deneyimin aynı bütünlük içinde akması önceliğimiz oldu.
HELLO!: Kilis’teki ustalarla yürüttüğünüz üretim süreci nasıl gelişti? Yorganlama tekniği ile çalışmak tasarım açısından size ne gibi yeni kapılar açtı?
G. M. Mavituncalılar: Yorganların dünyasıyla ilk kez 2018’de Ayça Sarc’ın ‘Yorganlar Fora’ sergisi sayesinde tanıştım. Unutulmaya yüz tutmuş yorgan zanaatına dikkat çeken bu sergi beni derinden etkilemişti; sonrasında bu özel dokuyu Ayça Sarc ile birlikte çantalara taşıdığımız bir proje geliştirdik. O süreçte Kilis’teki ustamızla da tanışmış olduk. Zeyrek Çinili Hamam ile hazırlayacağımız koleksiyonda peştamallarla bu tekniği bir araya getirmenin, tasarıma hem yeni bir boyut kazandıracağını hem de parçaların karakterini güçlendireceğini düşündüm. Aynı zamanda bir zanaatkarı destekleyerek tarihimizde önemli bir yere sahip bu tekniği yaşatmak; Zeyrek Çinili Hamam’ın kültürel mirası koruma misyonuyla da doğal bir şekilde örtüşüyordu. Ekibin de bu yaklaşımı benimsemesiyle kumaşlar, yorgan tekniğiyle işlenmek üzere Kilis’e gönderildi; çantalar ise yeniden İstanbul’da formuna kavuştu. Ortaya çıkan sonuç beni gerçekten heyecanlandırıyor. Özellikle de bu çantaların zamansız ve mevsimsiz birer parça kimliği taşıması...
HELLO!: Mekanın mavi-beyaz çinilerinin koleksiyona nasıl yansıdığını biraz anlatır mısınız?
G. M. Mavituncalılar: Zeyrek Çinili Hamam’ın adını aldığı çiniler, 16. yüzyıldan bugüne taşıdıkları izlerle benim için koleksiyonun en şiirsel bileşeniydi. Restorasyon sırasında ortaya çıkan renk dengelerini ve zamandan bağımsız ruhunu dikkatle inceledik. Bu motifleri birebir kopyalamak yerine; onların taşıdığı dinginliği, peştamalın mavi–beyaz kanvasıyla buluşturan daha sezgisel bir yaklaşım benimsedik. Kırmızı–beyaz seçeneği ise çinilerdeki kırmızı–mavi–beyaz üçlemesine, daha sade, daha modern bir gönderme niteliğindeydi. Böylece renkler, tarihsel hafızaya saygı duyan ama çağdaş bir estetikle yeniden yorumlanan bir koleksiyonun temelini oluşturmuş oldu.
HELLO!: Mehry Mu’nun zamansız estetik dilini, hamam kültürünün tarihsel dokusuyla nasıl buluşturdunuz?
G. M. Mavituncalılar: Mehry Mu’nun tasarım dilinde geçmiş ile bugün arasında, bazen görünür bazen daha derinde hissedilen bir köprü kurmak her zaman önemli oldu. Markanın kuruluşundan beri taşıdığı temel değer de aslında bu: Zanaatın hafızasını bugünün estetik beklentileriyle buluşturmak. Zeyrek Çinili Hamam ise zaten kendi varlığıyla tam da bu köprüyü temsil eden bir yapı. Hem kadim bir hamam deneyimi sunuyor hem de çağdaş sanatla nefes alan bir müze kimliğine sahip. Hazırladığımız koleksiyon, bu iki dünyanın buluşmasını takip eden bir anlatı yarattı. Geleneksel peştemal dokularını, yorganlama tekniğini, çinilerin dinginliğini ve modern formları bir araya getirerek; mekanın tarihsel katmanlarına saygı duyan ama bugünün ruhuna ait bir ifade geliştirdik. Küçük ama anlamlı bir sürpriz dokunuş ise clutch’larda kullandığımız, pirinçten özel olarak döktürdüğümüz yıldız elcikler oldu. Böylece Mimar Sinan’ın nefes kesen yıldızlı kubbesine, farklı bir form üzerinden zarif bir gönderme yaptık.

HELLO!: Bu iş birliğinde zanaatkarlığın sade ve çağdaş yorumundan bahsediyorsunuz. Mehry Mu için zanaatkarlık bugün ne ifade ediyor?
G. M. Mavituncalılar: Mehry Mu için zanaatkarlık, geçmişin mirasını bugünün estetik diliyle yeniden yorumlamak demek. El emeğinin taşıdığı hafıza, markanın en güçlü ilham kaynaklarından biri. Geleneksel teknikleri sadeleştirip arındırarak, onların özündeki zekayı ve zarafeti çağdaş formlarda görünür kılmaya çalışıyoruz. Bizim için zanaat hem bir değer hem de bir sorumluluk: Ustaların bilgisini yaşatmak, bunu zamansız ama modern bir tasarım anlayışıyla geleceğe taşımak.
HELLO!: Koleksiyondaki favori parçanız hangisi ve neden?
G. M. Mavituncalılar: Koleksiyonda iki modelimiz var: Clutch ve tote. Her ikisi de tam anlamıyla içime sindi. Kırmızı tonlarına ayrı bir zaafım olsa da favorimi seçmem gerekirse muhtemelen mavi–beyaz modelleri söylemem gerekir. Onların taşıdığı sakinlik ve zamansızlık beni özellikle çekiyor.
HELLO!: Zeyrek Çinili Hamam gibi kültürel değeri yüksek bir mekanla çalışmak sizin için nasıl bir deneyimdi?
G. M. Mavituncalılar: Muazzam heyecan vericiydi ve hâlâ da öyle. Mehry Mu’nun 15 yıldır büyüyerek devam eden yolculuğunun ardında elbette pek çok etken var; bunlardan en vazgeçilmez olanı ise tılsımlı kişiler ve projelerle kurduğumuz iş birlikleri. Zeyrek Çinili Hamam’a daha restorasyon aşamasındayken duyduğum hayranlığın bugün böyle bir iş birliğine dönüşmüş olması ise benim için gerçekten çok özel. Hakikaten harika hissettiriyor.
HELLO!: Bu özel koleksiyonun kullanıcıya nasıl bir duygu veya hikaye aktarmasını hedeflediniz?
G. M. Mavituncalılar: Benim Zeyrek Çinili Hamam’a duyduğum hisler koleksiyona yansıyabildiyse ne mutlu bana. Tarihe gösterilen saygı, ustaların zengin ama bir o kadar yalın estetik anlayışına duyduğumuz ayranlık ve hamamın o arındırıcı, yenileyici hissi… Hepsi bu koleksiyonda bir araya geldi.
HELLO!: Bu iş birliğinin devamı veya benzer kültürel projeler açısından gelecekte neler görebiliriz?
G. M. Mavituncalılar: Devamının gelmesini ben de çok isterim. Eminim birlikte yeni fikirler üretmeye devam edeceğiz; Zeyrek Çinili Hamam yönetiminin bakış açısını ve ekiple çalışmayı gerçekten çok seviyorum. Bizim için sırada, nispeten yeni modelimiz Cosima’nın malzemesi olan tarihi parşömen derisinin doğduğu yer olan Bergama’ya odaklanan projeler var. Parşömen derisi, M.Ö. 200’de Helenistik dönemde Bergama Krallığı’nda ortaya çıkıyor. Rivayete göre İskenderiye Kütüphanesi ile Bergama arasında ciddi bir rekabet baş gösteriyor ve Mısır, Bergama’ya papirüs göndermeyi kesince parşömen yeni bir yazı malzemesi olarak geliştiriliyor. Bu malzemeyle çalışmayı çok sevdik; dokusu, hafızası ve kökeni bizi derinden etkiliyor. Şimdi hem Türkiye’de hem de dünyada parşömen derisinin bu tarihsel önemini daha güçlü anlatacak projeler üzerine çalışıyoruz.
HELLO!: Şu sıralar Mehry Mu olarak gündeminizde başka neler var?
G. M. Mavituncalılar: Yoğun yılbaşı döneminin hemen ardından, yine çok özel ve sürdürülebilir bir proje kapsamında, bir STK ile el ele ürettiğimiz ve vegan yaşam prensiplerine uygun yeni çantalarımızı lanse edeceğiz. Sonrasında ise markanın dünyasını farklı alanlara taşıyan yeni kategorilerde sürprizlerimiz olacak.
HELLO!: Sizce iyi bir tasarım nasıl olmalı?
G. M. Mavituncalılar: Kendi başına fark yarattığı kadar bir bütünün de parçası olabilmeli, sadeliğinin arkasında karmaşık ve akıllı bir mantık olmalı. İşlevselliği, şıklığın arkasında kamufle olmalı.
HELLO!: Genel olarak tasarım anlayışınızı nasıl açıklarsınız?
G. M. Mavituncalılar: Çarpıcı ve sade, ruhu olan tasarımları seviyorum.
HELLO!: Hayat felsefenizi öğrenmek isteriz. Hayatı nasıl yaşamayı seviyorsunuz?
G. M. Mavituncalılar: Hayatı akışında yaşamayı öğreniyorum. Sevilmek kadar sevmeyi ve hissetmeyi önemsiyorum. Kendime ve çevreme karşı nazik ve dikkatli olmayı, küçük anların içindeki güzelliği fark etmeyi değerli buluyorum. Yoğun bir hayatım olsa da zaman zaman yavaşlamanın, durup bakmanın ve yeniden başlamanın bana iyi geldiğini biliyorum. Üretirken de yaşarken de bu dengeyi korumaya çalışıyorum. Ve hâlâ da öğrenecek, kendime katacağım çok şey olduğunu, evrilecek, yürünecek çok yol olduğunu düşünüyorum.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









