Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Mindfulness

Her şeye kabul: Kabullenmenin iyileştirici gücü

Acı ya da ağrının bir hastalık belirtisi olduğunu kabullenir, çare aramayı kabullenir özde insan. Ama neden ona karşı savaş açar? Şikayetin ortaya çıkışı karşısında anlaşılmaz olan kısmı, belki de burada gizli. Şikayetin ortadan kalkmasının hastalığın iyileşmesi anlamına geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Ancak şikayetin önünün kesilmesinin, dengesizliğin ilerlemesi için bir savaş suçu sayılacağını yadsımayı neden seçer insan?

DR. LEVENT BUDA

Derinden ve yavaşça geçip giderken yaşamın içinden geriye bakınca insan...

Hani bize lazım olan, insan...

Hani bizde olup, bize bizi gösteren insan...

Ya da dışarıdan ayna tutan insan...

Yüreği geniş, herkesi sığdırabilen insan...

Ama en zor kendini sığdırabilen insan...

Kendi kendini ayakta tutabilen insan...

Başkasına da kendine de şefkat duyabilen insan...

Ahlaklı olabilmeyi, kayırmamayı muhakeme edebilen insan..

Birkaç satırda neler anlatıyor size bu insan...

İşin özü kabul edebilmekte! Neyi mi? Cevap, elbette her şeyi gibi duruyor. Evet, teorikte öyle. Ama pratikte gel gönüle söyle. Akıl kabul et diyor, duygular yallah çekiyor. İşte size tipik insan! Gelgitleri ile yaşamda var olan, en başta varoluşu kabullenen yine insan...

İlk önce doğumu kabullenir insan. Sadece fiziksel doğumu değil, her travma sonrası yeniden küllerinden var olmayı yaşamın bir parçası sayar, yeniden başlangıçları “doğum sancıları” olarak hayata entegre eder. Yeni başlangıçların inişli-çıkışlı yaşam çizgisinin bir parçası olarak kabulü öylece sindirir insan.

Öyle ise başka neleri kabul eder insan? Yaşamı ve dahilinde yaşamayı kabul eder de ölüme isyan mı eder? Yo, valla paşa paşa ölümü de sineye çeker. Sonrasını bilmez ama bir yer varmış gibi düşler, öbür dünyayı kabul eder. Öylece kendini cennette düşler. Günahın da sevabın da vebalini alır yani kabullenir. Dogmaları alır, hiç sorgulamadan kabullenir ki vicdan muhakemesini üst bilinçlere bırakmayı öylece kabul eder insan.

Zoru kabul eder. Böylece zorlukla mücadeleyi kabul eder. Engelleri aşmayı, yolda yaşadığı tecrübelerin ışığını hayatın içinde birleştirmeyi, öğreniminin parçası olmayı kabul eder. Sonra hayat boyu öğrenmeyi bir güzel düstur edinir. Öğrendikçe gelen şevkle karışık, kırılmayı da kabul eder insan...

Yaşamın içindeki kırılmaları kabul eder. Kırılmaların kendini güçlü kılacağını sadece Nietzsche’den duyduğu için değil, aynı zamanda tecrübeleri ile sabit olduğunu kabul eder. Her bir travmanın yaşama olan bağı kuvvetlendirdiğini kabul eder insan...

İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, doğru ile yanlışı, yer ile göğü, gündüz ile geceyi, siyah ile beyazı, karanlık ile aydınlığı kabul eder. Her şeyi anlamanın analiz etmekten geçtiğini, analiz ile parçalara ayırmayı kabul eder. Sonra bütünü görme aşkına, tekrar birleştirmenin bir sanat olduğunu kabul ederek, çevresinde olup bitenleri de kabul eder insan.

Sağlığı da hastalığı da kendi sağlık durumundaki dengenin bir parçası olarak kabul eder insan. Bilinçte olan dengenin bedene sağlık olarak yansıyacağını bilir. Bu dengenin fizik bedende bütün fizyolojik fonksiyonların (hormonlar, enzimler, anabolizma-katabolizma, metabolizma) ve bütün sistemlerin düzgün işlemesine neden olacağını bilir. Bu dengenin şikayetsizlik durumunun temeli olduğunu ve bunun “sağlık” olarak adlandırılacağını da bilir. Sağlıklı olmayı kendine hedef edinir de günümüz çevre ve yaşam koşullarında tam sağlıklı olmanın zor olduğunu öylece kabullenir insan.

Bilinçteki dengesizliğin, fizik bedende şikayetlere sebep olacağını bilir; hastalığın dengesizliğe karşı bir başkaldırı olduğunu görmezden gelmeyi yeğler insan. Bu anlamda şikayetlerin aslında hastalığın temelini görmek için birer işaret olduğunu kabullenmez de onlara karşı savaşmayı seçer. Oysa ki her bir şikayetin bizlere gerçek hastalığımızı keşfedip, bilinçteki dengesizliğimizi düzeltmek için gelen birer yol arkadaşı olduğunu kabullenmenin ve onun yolundan giderek, gerçek sağlığı yeniden bina etmenin bir aracısı olduğunu bilmeli insan.

Acı ya da ağrının bir hastalık belirtisi olduğunu kabullenir, çare aramayı kabullenir özde insan. Ama neden ona karşı savaş açar? Şikayetin ortaya çıkışı karşısında anlaşılmaz olan kısmı, belki de burada gizli. Şikayetin ortadan kalkmasının hastalığın iyileşmesi anlamına geldiği yadsınamaz bir gerçektir. Ancak şikayetin önünün kesilmesinin, dengesizliğin ilerlemesi için bir savaş suçu sayılacağını yadsımayı neden seçer insan?

Evet, evet acı ya da ağrı aslında dayanılamaz ve ondan kurtulmak gerek. Ama gerçekte acı ya da ağrı bilince ve oradaki dengesizliğe giden yolda bir eşlikçi. Bunu kabullenmek, aslında insana katlanılması güç bir dürüstlük sergileyen dostu keşfetmenin haklı gururunu yaşatırken, iyileşmeye giden yolun açılmasını sağlar. İşte bu yolda eşlikçiler ile birlikte ilerlemenin gerekliliği, iyileşmenin kabullenilmesi gereken en önemli kuralıdır. Öyle ise iyileşmeyi bütün bu kurallar içerisinde kabul etmelidir insan.

Yaşamı içine sindirirken, iletişim ve ilişkileri de kabul eder insan. Kendi hücreleri arasındaki iletişimin sırası ile dokuları, organları, sistemleri yani bütünün arasındaki iletişimin temeli olduğunu bilir. Buradaki ahengin, iletişimde olduğu toplumun ve ardından evrenin ahengi için bir yapı taşı olduğunu kabullenmesi gerektiğini, kısaca yadsımayı seçebilir. Bu anlamda bencil, bireyselliğinin kurnaz girdaplarında ilerlemeyi tercih edebilir insan.

Bireyselliğini bütün dış tesirlerin ışığında yanlış anlamayı tercih eder insan. Bireysellik kendi içinde özel ve bir bütün olmayı gerektirirken, içinde olduğu toplum ve evrenin kurallarıyla da bir bütün olmayı gerektirdiğini kabullenmelidir. Sonuç olarak; evrenin bütünsel kurallarının, bireyin bütünü içinde de birebir işlediğini ve kuralların ister bireysel, ister toplumsal olsun yaşamı şekillendirdiğini kabul etmelidir insan.

Kybalion’dan beri gelen bilgiler ışığında bütünde ne varsa zerrede de onun olduğunu, titreşimin gerçekte bütünün özü olduğunu fark etmediği bilincinde durduğunu bilir ama yadsır insan. Titreşimin aslında temel olarak iletişimin aslı olduğunu, zerreden başlayarak, bireyin kendi içerisindeki iletişiminin, ayrıca ait olduğu bütünün yani evrenin temel iletişim aracı olduğunu kabullenmelidir insan.

Derinden ve sindirerek okuyunca bu makaleyi insan...

Hani bize lazım olan insan...

Hani bizde olup, bize bizi gösteren insan...

Ya da dışarıdan ayna tutan insan...

Doğumu, yaşamı ve ölümü kabullenen insan...

Sevabı, günahı ve bütün zıtlıkları kabul eden insan...

Zoru, zorlukları ve başa çıkmayı kabullenen insan...

Sağlığı ve hastalığı ve iyileşmenin kurallarını fark eden insan...

İletişimin her şeyin temeli olduğunu bilen insan...

Kendi, toplum ve evrenle bütünleşen insan...

Titreşen, titreştikçe yücelen insan...

Bak neler anlattı size bu insan...

Anlamak ve kabullenmek size kaldı ey insan...

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo