Haber kapak görseli
Genel
14 dk okunma süresi
HELLO!

İspanyol süper model Eugenia Silva’nın 50. yaş özel röportajı

İçeriği Paylaş

İspanyol süper model Eugenia Silva, 50. yaşını İspanya’nın Extremadura bölgesindeki aile çiftliğinde karşılıyor. Köklere bağlılık, annelik, aşk, sağlık ve girişimcilik üzerine samimi açıklamalarda bulunan Silva; “Gerçek lüks zaman” diyerek hayatın bu yeni dönemini nasıl yaşadığını anlatıyor. Lancaster’ın uluslararası yüzü olan başarılı model, kariyerindeki dönüm noktalarından çocuklarına, ameliyat sürecinden yeni projelerine kadar pek çok konuda içten itiraflarda bulunuyor.

Röportaj: Silvia Castillo

Prodüksiyon: The Crew

Fotoğraf: Jesús Isnard

Fotoğraf Stüdyosu: Belén Imaz

Styling: Fonchi Nahum

İspanya’nın Extremadura Bölgesi’nde; Badajoz’un güney kırsalının kalbinde yer alan Puebla del Maestre’de Eugenia Silva’nın bir kır evi bulunuyor. Babaannesinden kalan, kuşaklar boyunca ailesine ait olan bu çiftlik, süper modelin köklerinin bir parçası. Bir meşe ağacının toprağa tutunduğu gibi, Eugenia da köklerine ve atalarına bağlı. Mülkün sorumluluğunu üstlendiğinde, büyük bir saygıyla yenileme kararı almış: “Radikal bir değişiklik yapmak ya da geçmişini silmek istemedim; özüne saygı göstermek ve bugünkü yaşam biçimimize uyarlamak istedim. Ev, hikayesini anlatmaya devam etmeliydi, zamanın ve yaşanmışlığın izleri hissedilmeliydi.”

Arazide dolaşırken şunu ekliyor: “Bu ev benim için her şey. En derin anılarımın ve ailemin tarihinin bir parçası. Burada çok mutlu anlar yaşandı ama en zor anlarımızdan bazıları da burada geçti. Babam burada hayatını kaybetti ve burada gömülü. Bu yüzden bağım çok derin.”

Hayat ve zaman… Bu iki kavram bizi Eugenia’nın bugünkü noktasına getiriyor. 50 yaşına yeni girdi ama kim der ki? Lancaster gibi prestijli markalarla çalışıyor ve markanın uluslararası yüzü. Bu yaş bazı kadınlarda belirsizlik yaratırken, o farklı hissediyor: “Rakam etkileyici, zamanın bu kadar hızlı geçtiğine inanmak zor. Ama her günü yoğun yaşadığımı düşünmek bana büyük bir huzur veriyor. Kendime ait neredeyse hayati bir mottoyla yaşamaya çalıştım: ‘Carpe diem’, yani her günü son günmüş gibi yaşamak. Buraya gelmek bu yüzden çok anlamlı. Ve hepsinden önemlisi, çok şey yaptım!”

Dünyanın en kozmopolit şehirlerinde yaşadı; podyumlarda yıllarını geçirdi ve sayısız kilometre kat etti. Moda, sanat ve yıldız sisteminin en önemli isimleriyle tanıştı; en seçkin davetlere katıldı, en göz alıcı kırmızı halılarda yürüdü, en iyi fotoğrafçılarla çalıştı, oyunculuk kariyerine adım attı ve pek çok farklı projeye imza attı… Bu listeyi sayfalarca uzatmak mümkün.

Eugenia tüm bunları gözden geçirirken, “Çaba oldu, fedakarlıklar oldu, öğrenme süreçleri yaşandı… Ama aynı zamanda çok büyük bir sevgi, benzersiz deneyimler ve dolu dolu yaşanmış bir hayat var. Harika anlar da oldu, çok hüzünlü olanlar da; unutmak istediklerim de var, hayatım boyunca hatırlayacaklarım da. Yine de benim için en önemlisi, hayatı dolu dolu yaşamış olmak ve her dönemin tadını sonuna kadar çıkarabilmiş olmak” diyor.

Ve kendini şanslı hissettiğini saklamıyor: “Etrafımı saran her şey, bugüne kadar inşa ettiklerim ve hâlâ inşa edeceklerim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Aklımda pek çok şey, önümde çok proje var ama her şeyden önemlisi, beni fiziksel olarak güçlü, zihinsel olarak genç tutan iki oğlum var.” Alfonso (11) ve Jerónimo (9), Alfonso de Borbón Yordi ile olan birlikteliğinden dünyaya gelen iki oğlu. Süper model ve girişimci Eugenia Silva için hem sürekli bir motivasyon kaynağı hem de en büyük gurur.

50 yıl, bir yolculuğu baştan sona gözden geçirmeyi fazlasıyla hak ediyor.

HELLO!: En başa dönecek olursak, siz aslında hukuk okumaya yönelmişsiniz ama aile geleneğini bozarak model olmak istemişsiniz. Bu durum evde nasıl karşılanmıştı?

Eugenia Silva: Başta şaşkınlık vardı. Çok yapılandırılmış bir aileden geliyordum ve hukuk mantıklı bir yol gibi görünüyordu. Ama kendi verdiğim kararla bir geleneği kırmış oldum ve kolay değildi. Ailem beni destekledi ama bir şart koydular: Üniversite eğitimimi bırakmayacaktım. O dönem zor geldi ama bugün minnettarım; çünkü o temel hep benimle oldu. Ailem de zorlandı; çok genç başladım ve moda dünyası onlar için koca bir bilinmeyendi. O zamanlar bugünkü gibi iletişim ve hız yoktu, mesafeler de farklı yaşanıyordu. Ama her zaman yanımda olduklarını hissettim.

HELLO!: Bu ilk adımlar nasıldı? Her şey güllük gülistanlık mıydı?

E. Silva: Güllük gülistanlık değildi elbette. Ama yaşıma göre beklenenden daha fazla özgüvenle bu zorluğun üstesinden geldim. Okumaya devam ediyordum ve gerekirse eve dönebileceğimi bilmek bana büyük bir güven veriyordu. Çok hızlı şekilde yeni bir dil öğrenmek zorunda kaldım; genç yaşta dünyayı tek başıma dolaşmayı, kazandığım parayı yönetmeyi, ajandamı organize etmeyi ve sorumlulukla karar almayı öğrendim. Arkadaşlarım hafta sonları dışarı çıkmayı ve ders çalışmayı düşünürken, ben çoktan yetişkin bir bilinç geliştirmiştim. Bu, beni daha erken olgunlaştırdı ve hâlâ bana eşlik eden beceriler kazandırdı.

HELLO!: Bu yolculuktaki en zor ve en güzel anlarınız neler oldu?

E. Silva: İlginçtir, zor anları karanlık olarak hatırlamıyorum. Belki de onlara iyi eşlik etmeyi bildiğim için. Çok okurdum, çok mektup yazardım ve ailemin mektuplarını büyük heyecanla beklerdim. Hâlâ sakladığım fakslar vardı; bu da onları yakın hissetmenin bir yoluydu. Elbette zorluklar oldu: Sonsuz havaalanı saatleri, aylarca neredeyse bavul içinde yaşamak, bir haftada dünyayı dolaşmak… Ama hepsini büyük bir heyecanla ve profesyonel olmaya çalışarak yaşadım. En güzel anlar ise işimin sonuç verdiğini hissettiğimde geldi: İlk büyük kapağım, önemli sözleşmeler, yaratıcı işler yapabilmek ve her zaman hayranlık duyduğum insanlarla tanışmak. Ve kariyerimden bağımsız her zaman hatırlayacağım birer mutlu gün varsa, çocuklarımın doğduğu günler. O anda her şey yeniden yerine oturdu ve gerçek anlamını buldu.

HELLO!: Kariyerinizdeki en büyük ustalar ya da mentörleriniz kimler oldu?

E. Silva: Ne mutlu ki büyük ustalardan öğrenme şansına sahip oldum. Giorgio Armani, çalışma biçiminin katılığı ve titizliği, kusursuz estetiği ve mutlak mükemmeliyetçiliğiyle beni derinden etkiledi. Oscar de la Renta’yı ise özellikle gülümsemesi, sonsuz nezaketi ve renge, Latin kültürüne duyduğu o içten sevgiyle hatırlıyorum. Carolina Herrera bana zarafetin, duruşun ve her jestte tutarlılığın önemini öğretti. John Galliano ise bitmeyen yaratıcılığı ve öylesine geniş bir görsel kültüre sahip ki, referanslarının zenginliği karşısında kendinizi küçük hissediyorsunuz. Steven Meisel’e her zaman büyük hayranlık duydum. Onunla çalışmaya başladığımda, her çekimden önce heyecan ve saygıdan gece uyuyamadığımı hatırlıyorum. Anna Wintour’la tanışmak da çok etkileyiciydi; o güçlü varlığı ve moda dünyasındaki mutlak etkisiyle. Marta Ortega’yı da anmadan geçemem; en iyi profesyonellerle çalışmayı biliyor ve markayı uluslararası modada referans noktası haline getiriyor. Franca ve Carla Sozzani kardeşler ise o kadar yaratıcı, o kadar Milanolu ve o kadar zarifler ki… Moda, sanat ve kültür etrafında kurdukları evren beni her zaman büyüledi.

HELLO!: Sana ilham kaynağı olmaya devam eden en önemli ders nedir?

E. Silva: Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı. Gerçek zarafetin başkalarına ve kendine nasıl davrandığında saklı olduğunu ğrendim. Yıllar geçtikçe her şeyin gelip geçtiğini anlıyorsun: İyi anlar, zor anlar, başarılar, güvensizlikler… Bunu bilmek seni daha alçakgönüllü ve daha bilinçli bir yere koyuyor. Her şeyin senin kontrolünde olmadığını ve değişimleri özünü kaybetmeden, sakinlikle kabul etmen gerektiğini öğrendim. Hayat sana göreceli bakmayı, daha çok dinlemeyi, daha az yargılamayı ve enerjini korumayı öğretiyor.

HELLO!: Hatalardan pişmanlık duyanlardan mısınız yoksa ders çıkaranlardan mı?

E. Silva: Hayır, pişmanlık duymam. Hatalar yolun bir parçası ve öğretmendir. O anda acıtır, dengeni bozar ve seni kendinle yüzleşmeye zorlar ama zamanla onsuz büyümenin mümkün olmadığını anlarsın. Her hata bana kendim, başkaları ve hayat hakkında bir şey öğretti. Bugün onlara minnetle bakıyorum; çünkü beni daha bilinçli, empatik ve güçlü bir kadın yaptı.

HELLO!: Geleceği mi daha çok düşünürsün yoksa anı mı yaşarsın?

E. Silva: Geleceği fazla düşünmemeye çalışıyorum; çünkü hayat plan yaparken geçip gidiyor. Anı yaşamayı, şimdinin tadını çıkarmayı ve yolda uyum sağlamayı tercih ediyorum. Hayatın bizden daha hayal gücü yüksek olduğunu öğrendim; sürprizlere açık olmayı seviyorum ve her şeyi fazla ciddiye almamayı öğreniyorum. Gençken sürekli bir beklenti kaygısı yaşardım, şimdi yaşla birlikte bunu sezgiye dönüştürdüm.

HELLO!: Kısa süre önce ciddi bir kalça ameliyatı geçirdiniz. Bu süreç size neler düşündürdü?

E. Silva: Kalça ameliyatı beklenmedik bir duraklama ve bir uyarı oldu. Böyle bir müdahale için genç sayılırım ve bununla yüzleşmek gerçekten kendimi dinlememi sağladı. İtiraf etmeliyim ki çok bağımsız bir karakterim ve iyileşme döneminde bile yardım istemek bana zor geldi. Belki de bu yüzden hızlı iyileştim ya da en azından öyle düşünmek hoşuma gidiyor. Ayrıca bana yazan, aynı şeyi yaşamış pek çok insanın olduğunu görmek beni çok etkiledi. Büyük bir empati ve destek hissettim. Bu tür deneyimleri paylaşmanın yalnız olmadığımızı hatırlatmak açısından önemli olduğunu anladım. O sevgi ve destek, insanı düşündüğünüzden daha fazla ayakta tutuyor.

HELLO!: Sağlık artık sizi eskisinden daha mı çok düşündürüyor?

E. Silva: Evet, artık sağlığın daha fazla farkındayım ama takıntılı değilim. Her zaman kendime iyi baktım; sonuçta sahip olduğumuz tek beden bu ve bir anlamda mabedimiz. Estetik kaygıdan çok uzun vadeyi düşünerek, benim için en faydalı olanı seçmeye çalışıyorum. Ne kadar kırılgan olduğumuzu ve bedenin tek başına işlemediğini fark ediyorsun; dinlemek, saygı duymak ve şefkat göstermek gerekiyor. Sağlık bir armağan ve tüm dikkatimizi hak ediyor.

HELLO!: En büyük korkunuz ne? Sizi zaman zaman düşündürüp uykusuz bırakan şeyler var mı?

E. Silva: Şu anda en büyük korkum çocuklarımla ilgili. Onlara nasıl bir eğitim verdiğimiz, her şeyden önce iyi insanlar olarak büyümeleri beni düşündürüyor. Evde gördüklerinin gerçek ve dürüst bir örnek olmasını, hayatlarına rehberlik etmesini istiyorum. Herkes gibi benim de uykumu kaçıran şey, onlara ya da sevdiklerime bir şey olması ihtimali. Korkular aslında çok basitleşiyor: Korumak, kollamak ve orada olmak.

HELLO!: Sabah aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?

E. Silva: Gördüğüm şeyi seviyorum. Kendime merakla ve şefkatle bakıyorum, yargısızca. Elbette cildin ve bedenin 20 ya da 30 yaşındaki gibi olmadığını kabul etmek gerekiyor ama bu, bana ağır gelmiyor. Tam tersine minnettar hissediyorum; geçen her yıl bir hediye. Aynada geçmişi olan, deneyimi olan bir kadın görüyorum ve bu çok güzel.

HELLO!: Her gün dünyayı keşfetmek istemenizin ardındaki itici güç nedir?

E. Silva: Heyecan ve merak. Bence merak bizi genç tutan en önemli şeylerden biri. Her yaştan insanla ilişki kurmak, herkesten bir şeyler öğrenmek, iletişim kurmak, ekip çalışması yapmak… Bunlar beni zenginleştiriyor. Daha iyi bir insan ve daha iyi bir girişimci olmaya itiyor; keşfetmeye, seyahat etmeye devam etmeye yönlendiriyor. Çocuklarıma da bunu aktarmak istiyorum: Meraklı olsunlar, sorgulasınlar ve hiçbir şeyi kolayca kabullenmesinler. Hayata karşı bu açık ve uyanık tutumun, onlara bırakabileceğimiz en büyük hediyelerden biri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca aldıklarımı geri vermek istiyorum; özellikle genç kuşaklara. Bu yüzden Ellas Hablan Código gibi projelere dahil oldum; küçük yaşlardan itibaren kız çocuklarında teknoloji alanında meslek bilinci oluşturmayı amaçlıyor.

HELLO!: Bir süre önce kendinizi girişimci ve yapımcı olarak yeniden tanımladınız. Bu, doğal bir adım mıydı? Bu yeni alanda zorluklar yaşadınız mı?

E. Silva: Çok doğal bir adımdı. Her zaman kamera arkasında neler olup bittiğini anlamaya ve yaratıcı süreçlere başka bir yerden katılmaya karşı büyük bir merak duymuşumdur. ¡HOLA!’da moda çekimleri üretmeye başlamak benim için büyük bir okul oldu. Orada ritimleri, ekipleri, anlatıyı ve en önemlisi her detayı, projeye dahil olan herkesi önemsemeyi öğrendim. ¡HOLA! ailesine bana verdikleri güven, yaratıcı özgürlük ve büyümem için açtıkları alan için her zaman minnettar olacağım. Bu süreç kendi işimi kurmaya giden doğal adımdı. Böylece The Crew doğdu. Bugün moda projeleri, dijital içerik, kampanyalar, pazarlama ve televizyon reklamları üretiyor, vizyonunu paylaştığımız markalarla çalışıyoruz. 2025’te bir adım daha attım ve kendi yetenek temsilcilik ajansım olan Limited’i kurdum. Kendi profesyonel evrimimden ilham alarak büyük sanatçıların ve hikayesi olan kişilerin kariyerlerini geliştiriyoruz; aynı zamanda makyaj sanatçıları ve saç artistlerinden oluşan güçlü bir yaratıcı moda topluluğunu da temsil ediyoruz.

HELLO!: Prestijli markalar size güvenmeye devam ediyor. Şimdi Lancaster’ın uluslararası elçisisin… Zirvede kalmanın sırrı nedir?

E. Silva: Bence işin anahtarı, tutarlılık ve merakı kaybetmemek. Sürekli olmak, saygıyla çalışmak ve değişime uyum sağlarken kendin kalmak. ‘Zirvede’ olma takıntısı değil; işini iyi yapma takıntısı. Kariyerimin bu aşamasında benim için markalarla ortak bir vizyon, net ilkeler ve değerler paylaşmak çok daha önemli. Birbirimize karşılıklı güzel şeyler kattığımızı, arkamızda bir ekip olduğunu ve bir hikayenin uzun vadeli olarak inşa edildiğini hissetmem gerekiyor. Lancaster’la bu bağ var. Tutarlılık ve saygı olduğunda iş çok daha doğal ve özgün bir şekilde akıyor.

HELLO!: Bu iş birliği kusursuz görünümünüzün sırlarından biri mi?

E. Silva: Öncelikle annemden miras aldığım genetiğime teşekkür etmeliyim. Ama her zaman sağlıklı bir yaşam sürdüm. Alkol kullanmıyorum, dengeli besleniyorum ama kendimi hiçbir şeyden mahrum bırakmadan. Gluten ve laktoz tüketemiyorum ama bu, yemekten keyif almama engel değil. Beden ne kadar sağlıklıysa zihin de o kadar sağlıklı oluyor. Sürekliliğe ve rutinlere inanıyorum. Yaptığım her şeyi estetik bir kaygıdan çok, kendimi daha iyi hissetmek için yapıyorum. Spor bana zihinsel olarak çok iyi geliyor; insanı daha mutlu yaptığı kanıtlanmış bir gerçek ve ayrıca çocuklarıma örnek olmayı da seviyorum. Yoga yapıyorum, spor salonunda çalışıyorum, uzun yürüyüşler yapıyorum. Güzellik tarafında da yeni teknolojileri denemeyi seviyorum ama agresif uygulamalardan hoşlanmıyorum. Tek seferlik, invaziv şeyler yerine düzenli ve saygılı bir yaklaşımı tercih ediyorum. The Beauty Concept’te Dr. Natividad Cano ve Paz Torralba gibi, vücudumun ve cildimin bakımını yapan harika uzmanlarım var. Sonuçta tüm bunlar, daha iyi hissetmemi sağlıyor ve bence bu da dışıma yansıyor.

HELLO!: Antrenmanlarınızı artırmak zorunda kalıp tartıya daha çok dikkat ettiğiniz oluyor mu?

E. Silva: Ameliyattan sonra doktorun önerilerine göre antrenmanımı uyarladım. Rehabilitasyona devam ediyorum; hâlâ koşamıyorum ve darbe içeren egzersizler yapamıyorum ama onun dışında tamamen normal bir hayat sürüyorum. Hiçbir zaman diyet yapmadım. Dengeli beslenmeye çalıştım ama her şeyden keyif alarak. Gluten intoleransım var ama bu, Extremadura’ya geldiğimde churros yememe engel değil, bayılıyorum. Şarküteri ürünlerini, bekçimiz Manoli’nin yaptığı salamı, ciğeri çok seviyorum. Basit ve iyi yapılmış geleneksel yemekleri seviyorum. Ama aynı zamanda çok iyi bir Japon ya da Tai restoranına gitmekten de büyük keyif alıyorum. Denge, iyi yemek, kendine bakmak ama zevki kaybetmemekten geçiyor.

HELLO!: Aşk size iyi davrandı mı? Hayatınız boyunca bu anlamda şanslı hissettiniz mi?

E. Silva: Evet, şüphesiz aşk bana inanılmaz iyi davrandı. Kendimi her zaman sevgiyle çevrili hissettim ve benim için bu çok temel bir şey. Çünkü ben çok şefkatli biriyim; başkalarıyla ilgilenmeyi ve aynı şekilde ilgi görmeyi seviyorum. İnsanlara bana davranılmasını istediğim şekilde, saygı ve sevgiyle davranmaya çalışırım. Sevginin her zaman ön planda olduğu bir ailede büyüdüm. Sadece anne ve babamdan ya da kardeşlerimden değil; büyükanne ve büyükbabalarım, amcalarım, kuzenlerim… Çok bağlı bir aileyiz; herkes, herkes için vardır ve bu seni hayat boyu şekillendirir. Çocuklarım doğduğundan beri onlar merkezim, çekirdeğim ve hayatımdaki en önemli şey oldular. Her şey onların etrafında dönüyor. Bazen insanlar hayatımın sadece seya hat ve işten ibaret olduğunu düşünüyor ama gerçekte bu tamamen ikinci planda. En önemlisi ailem. Sadece o kısmı sosyal medyada paylaşmıyorum; onu mahremiyet içinde yaşamayı seviyorum. Çocuklarımın kendi kişilikleri olan bireyler haline geldiklerini görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Çevremizden onların ne kadar iyi çocuklar olduklarını duyduğumda, işte o zaman her şeyin değdiğini hissediyorum.

HELLO!: Çocuklarınızın babası Alfonso ile ilişkiniz gibi ideal bir ilişkinin reçetesi nedir?

E. Silva: Bence ilişkinin anahtarı çok iyi bir ekip olmamız. Özellikle ebeveynlik konusunda birbirimizi çok tamamlıyoruz. Çocuklarımız için ne istediğimizi, onları nasıl yetiştirmek istediğimizi ve hangi değerleri aktarmak istediğimizi çok net biliyoruz. Elbette hiçbir ilişki her zaman tozpembe değil. Ama her zaman çocuklarımızı mutlak öncelik olarak görüyoruz ve bu, yolumuzu belirliyor. Babaları onların hayatında çok aktif; spor yapmayı öğretiyor, birlikte çok zaman geçiriyorlar ve çocuklar çok sportif. Ona bayılıyorlar ve bu beni çok mutlu ediyor. Sonuçta saygı, hayranlık ve aile gibi ortak bir proje olduğunda her şey daha doğal bir şekilde akıyor.

HELLO!: Şu anda en çok neye değer veriyorsunuz?

E. Silva: Zamanımı istediğim gibi kullanabilmeye. Onu istediğim şekilde, istediğim kişilerle organize edebilme özgürlüğüne. Belki biraz daha bencil oldum ama hayat, değmeyen insanlarla ya da durumlarla çevrili olmak için çok kısa. Artık “Hayır” demekte zorlanmıyorum; istemediğim planlara hayır, çocuklarımdan zaman çalan seyahatlere hayır, yüzde 100 inanmadığım projelere hayır ve beni mutlu etmeyen her şeye hayır.

HELLO!: Sizin için en büyük lüks nedir?

E. Silva: Bugün benim için en büyük lüks zaman. Daha fazla şey istemiyorum, daha fazla zaman istiyorum. Çocuklarım için, kendim için, acele etmeden ve suçluluk duymadan yaşamak için zaman. Gerçek lüksün seçme özgürlüğü olduğunu öğrendim. Eskiden başarıyı ajandanın dolu olması sanırdım; şimdi ise en büyük başarının sakinlik olduğunu biliyorum. İyi uyumak, sağlıklı olmak ve hayatıma değer katan insanlarla çevrili olmak bugün benim gerçek zenginliğim. Sonuçta artık eşya biriktirmek istemiyorum; anılar biriktirmek istiyorum. Ve bugün var olan en büyük lüks bu.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo