
İstanbul’dan Londra’ya, setlerden kendi markasını kurmaya uzanan bir yolculuk: Aslı Sümen Bann
Röportaj: Sinem Kın
Fotoğraf: Sezer İsmail Şentürk
Prodüktör: Aşkın Tosun
Saç: Doğukan Punar
Makyaj: Serhat Şen
Styling: Tülin Avcı, Alp Çelebi
Video: Ziya Kino, Ahmet Taymi
Fotoğraf Asistanı: Mücteba Cihan, Batu Tatar
Princes’ Palace Resort’a teşekkür ederiz.
Hayatı bir yolculuk gibi yaşayanlardan Aslı Sümen Bann... ODTÜ’den dans pistlerine, oradan güzellik yarışmalarına ve setlere uzanan kariyerinde şimdi yepyeni bir sayfa açtı: Aslora. Moda tutkusu, estetik bakışı ve çocukluk anılarından doğan bu mayo markası, onun yaratıcı dünyasının yeni bir yansıması. Londra’da eşi Chris Bann ile kurduğu sakin hayat ile İstanbul’daki üretken temposu arasında gidip gelen Aslı Sümen Bann, “Her şeyin başladığı yer dans” diyor. Büyükada’da buluştuğumuz güneşli bir yaz gününde, kariyer dönüşümünü, evliliğini ve hayata bakışını anlatıyor...

HELLO!: Hayatın bu ara nasıl gidiyor? Şu anki dönemini nasıl tanımlarsın?
Aslı Sümen Bann: Aslında beş sene önceki Aslı’nın hayal ettiği ama şu ankinin hâlâ bir sonraki başarının peşinden koştuğu bir dönemdeyim. Çok yoğunum, hatta hayatımın en yoğun dönemi diyebilirim. Çok şükrediyorum.
HELLO!: Evlendin ve eşin sebebiyle sık sık İngiltere’ye gidiyorsun. Nasıl bir hayat kurdun orada kendine?
A. Sümen Bann: İkimizin de işleri sebebiyle hâlâ tek bir yerde yaşamıyoruz. Bu, hem çok güzel hem de çok zor bir şey. İstanbul’da işlerimi, projelerimi bitirip İngiltere’ye dönmek benim için sanki tatile gidiyormuşum gibi oluyor. Bir de biz orada, Londra’nın kuzeyinde, daha sakin bir bölgede yaşıyoruz. Çok huzurlu, tatlı bir yer. Kafa dinlemeye gitmiş gibi oluyorum resmen. Zor kısmı ise kısa süreler de olsa Chris’le ayrı kalmak ve sürekli yolculuk yapmak.
HELLO!: Nelerini sevdin, nelerini sevmedin Londra’nın?
A. Sümen Bann: Havasını hiç ama hiç sevmedim. İngiltere hep gri, hep yağmurlu, çok zorlanıyorum. Güneş enerjisi ile çalışan Mersinli biri olarak, kışın havanın 16:00’da kararması modumu çok düşürüyor. Sevdiğim kısmı ise tiyatroları. O kadar çok oyun var ki gidip izleyebileceğiniz ve hepsi inanılmaz prodüksiyonlar.

HELLO!: Yaz insanı olarak gri havalara nasıl direniyorsun?
A. Sümen Bann: Direnemiyorum. Chris’i de alıp hep sıcak ve güneşli olan bir yere taşınmak hayalim.
HELLO!: Miss Turkey’e katılma sürecin nasıl gelişti? O dönemdeki Aslı Sümen ne hayal ediyordu?
A. Sümen Bann: Oyuncu olmayı hayal ediyordum ve Miss Turkey’e ailem benim İstanbul’a taşınıp oyuncu olmamı kabul etsin diye başvurdum. Mersinli ailemi ikna etmek için stratejik bir karardı neredeyse. Nasılsa ilk 20’ye girerim diye düşünüyordum. Sonra kazandım.
HELLO!: ODTÜ’de işletme okuyan biri olarak kendini bir gün podyumda ya da kamera önünde hayal eder miydin? Nasıl karar verdin bu dünyaya girmeye?
A. Sümen Bann: ODTÜ’de okurken, birinci sınıfta ODTÜ Eşli Danslar Topluluğu’nda dans etmeye başladım. O noktadan sonra her şey değişti. Bütün sene ‘Uluslararası Latin’ kategorisindeki etap yarışmalarına katılıyorduk. Bu yarışmalar spot ışıkları altında, komple başka karakterlere bürünerek yaptığınız rengarenk şovlardı aslında. O yarışmaların beni ne kadar mutlu ettiğini görünce bu dünyaya girmeye karar verdim.
HELLO! O süreçte dışarıdan çok ışıltılı görünen ama aslında seni en çok zorlayan neydi?
A. Sümen Bann: Miss Turkey olduktan sonra önünüze kariyer anlamında fırsatlar çıkacağını zannediyorsunuz. Ama pek de öyle olmuyor. Seçildikten sonra İstanbul’da kalıp oyunculuk hayallerimin peşinden koşabilmek için küçücük, penceresiz bir odada yaşamam, baristalık yapmam, başka bir şirkette daha çalışmam gerekti...

HELLO!: Tüm bu yıllara dönüp baktığında; üniversite sıralarındaki Aslı’ya bugün ne söylemek isterdin?
A. Sümen Bann: “Muhasebe derslerini biraz daha iyi dinle Allah aşkına” derdim; çünkü markamı kurma sürecinde çok ihtiyacım oldu. Ama o, beni dinlemezdi ve muhasebe dersine girmek yerine dans antrenmanına giderdi.
HELLO!: Geçtiğimiz ay yepyeni bir heyecana adım attın ve markan Aslora’yı kurdun. Bir mayo - bikini markası kurma fikri nasıl ortaya çıktı?
A. Sümen Bann: Çocukluğumda her yazı babaannemin yazlığında geçirirdik. Orada geçirdiğim zamanı hep çok ‘mutlu’ olarak hatırlarım; çünkü babaannemi çok severdim. Beni her zaman sonsuz bir inanç ve merakla dinler ve hayallerimi desteklerdi. Aynı zamanda rengarenk elbiseler ve gömlekler giyen, çok pozitif bir kadındı. Yazlıktaki tüm bu güzel anılarıma bir bikini eşlik ediyordu. Bu yüzden, bir gün bir bikini markası kurup başkalarının da kendi renkli, mutlu yaz anılarını yaratmasına eşlik etmeyi hayal ettim. Aslora, benim için aynı zamanda babaannemin ruhunu hep yanımda tutmanın bir yolu.
HELLO!: Nasıl bir yaz koleksiyonu hazırladın?
A. Sümen Bann: Bence yaz aşkınızı bulacaksınız. ‘Forever Yours’ isimli, hep sizinle olmaya gelen bir koleksiyon ile başladık. Bu koleksiyonda dört rengarenk desen ve sezonun iki favori rengini kullandık: Butter yellow ve baby pink! Birbirleriyle giyilebilecek üç bikini üstü ve üç bikini altı var bu koleksiyonda. Onlara aynı desende bandana ve pareoları eşlik ediyor.

HELLO!: Tasarımlarını yaparken ilhamını nelerden alıyorsun? Hangi ülkeler, kültürler, şehirler, kadınlar…
A. Sümen Bann: İlk koleksiyonumuz için kendi çocukluk yazlarımı hatırlatan desenler seçtim. İlhamım babaannemin yazlığı, kendi çocukluğumdu. Ama seyahatlerimden biriktirdiğim çok fazla fikir var, hepsi hayata geçmeyi bekliyor.
HELLO!: Geçtiğimiz yıl Chris Bann ile Roma’da, bizim de bayıldığımız bir düğünle evlendin. Hikayenin başına dönecek olursak, nasıl tanıştınız? Bu aşk hikayesi nasıl başladı ve evliliğe dönüştü?
A. Sümen Bann: En sevdiğim sorular! Kuzenim Londra’da yaşıyor ve onu ziyaret etmeye gittiğimde tanıştık. Ama ilk buluşmamıza kadar online konuştuk, sonra buluşacağımız gün bana bir lokasyon attı, Primrose Hill Parkı’nın ortasında bir lokasyondu bu. Gittiğimde bir baktım ki bana piknik hazırlamıştı. O kadar sevmiştim ki hazırladığı pikniği. Bütün akşam orada oturduk ve sohbet ettik. Mükemmel bir ilk buluşma nasıl olmalı deseler, “Böyle” derdim.
HELLO!: Eşinle birlikte olmak seni nasıl dönüştürdü?
A. Sümen Bann: Türkiye’de doğan ve büyüyen bir kadın olmanın getirdiği; “Ben fazla mıyım, çok mu gülüyorum, çok mu güzel giyindim acaba?” gibi hep kendimi sorguladığım bir halim vardı. Bir kadın olarak parlamanın suç olmadığını öğretti bana Chris. Beraber olduğunuz insan sizin parlamanızdan rahatsız olmadığında, aksine gurur duyduğunda ayrıca ışıldıyorsunuz.

HELLO!: Özel olmayacaksa evlenme teklifini nasıl aldın?
A. Sümen Bann: Birinci yılımızı aynı ilk buluşmamızdaki gibi bir piknikle kutlarken evlenme teklif etti.
HELLO!: Sürpriz mi oldu, bekliyor muydun?
A. Sümen Bann: Evlenme teklif edeceğini biliyordum; çünkü evlenmek konuştuğumuz ve istediğimiz bir şeydi. Ama o piknikte edeceğini bilmiyordum. Çünkü o sırada benim dizi çekimlerim dolayısıyla İstanbul’daydık ve bana göre Chris asla Türkiye’de evlenme teklif etmeyecekti. (Çünkü Chris çok detaycı bir insan ve İngilizce konuşulan, her şeyi planlayabileceği ve kontrol edebileceği bir yerde yapmak isteyeceğini düşünmüştüm.) O da benim böyle düşüneceğimi tahmin edip “Türkiye’de teklif edersem sürpriz olur” diye düşünmüş.
HELLO!: Farklı kültürlerden gelen iki insan olarak ortak bir hayat kurmak size neler katıyor? Zorlukları ve iyi yönleri neler?
A. Sümen Bann: Çok garip ama biz bu kadar farklı kültürlerde doğup büyümemize rağmen çok benziyoruz. Alışkanlıklarımız, düşünme süreçlerimiz, titizliğimiz çok aynı. İngilizleri çok soğuk zannederiz, ki genelde öyleler ama Chris hiç öyle değil hatta bazı konularda Türk gibi. Çok samimi, aileye, yaşlılara, çocuklara karşı çok sevgi dolu. Zor kısmı şu olabiliyor. Biz Türkler bir şey söyleyip başka bir şey kastederiz genelde. O yüzden bazen Chris bir şey dediğinde başka bir şey demek istediğini sanıyorum. Halbuki o, düşündüğünü söyleyen ve onu kasteden bir insan. Buna alışmam biraz zaman aldı.

HELLO!: Roma’da çok romantik bir düğünle evlendiniz. Neden Roma’yı seçtiniz?
A. Sümen Bann: Aslında yasal bazı kolaylıklardan dolayı seçmiştik; çünkü bir İngiliz vatandaşı ile Türk vatandaşı turist vizesi ile İtalya’da evlenebiliyor. Ama iyi ki orayı seçmişiz; çünkü hayatımda gittiğim en güzel şehir; ben aşık oldum oraya. Evlenmek için daha iyi bir yer düşünemiyorum.
HELLO!: Düğününle ilgili aklında kalan en özel an hangisi?
A. Sümen Bann: Seremoni için yürümeye başlamadan önce, durup o anı kendimize ayırdık. O gün uçup gitmeden, ne yaşadığımızı idrak edip tadını çıkarttığımız bir andı.
HELLO!: Aşk senin için ne ifade eder?
A. Sümen Bann: Güven. O insanın yanında kendin olabilmek. Birbirinin hayallerini destekleyebilmek.
HELLO!: Peki ya dans?
A. Sümen Bann: Dans benim yaparken başka hiçbir şey düşünmediğim, nadir şeylerden biri. Kafamı gerçekten boşaltmak istiyorsam dansa gidiyorum.
HELLO!: Kendini en çok hangi dans türünde özgür hissediyorsun?
A. Sümen Bann: Şu ana kadar yaptığım türlerde en sevdiğim ve en özgür olabildiğim reggaeton. Müziğini çok sevdiğim için de olabilir.

HELLO!: Dans etmekle oyunculuk arasında nasıl bir bağ kuruyorsun?
A. Sümen Bann: Bence yıllarca dans etmemiş olsaydım, oyunculuk hayatına bu kadar hızlı adapte olamazdım. Özellikle üniversitede yaptığım dans türü sadece replikleri olmayan bir oyunculuktu. O yüzden ilk setimde yönetmenimin yönlendirmelerini uygulamak benim için zor olmamıştı; çünkü dans etmek gibi gelmişti.
HELLO!: Sahne, müzik ve ritim seni nasıl bir ruh haline sokuyor?
A. Sümen Bann: O kadar seviyorum ki... Hem sahnede olmayı hem sahneyi izlemeyi. Güzel bir yapım izlediğimde, eğer duygusal bir iş değilse bile ağlayasım gelir benim. Çünkü o işe ne kadar çok emek ve adanmışlık verildiğini hissedebiliyorum. Bir amaç uğruna çok çalışmak beni çok etkiliyor.
HELLO!: Biraz da moda ve stilden bahsedelim. Stilini nasıl tanımlarsın?
A. Sümen Bann: Eforsuz... Çok çaba gösterilmiş tarzları sevmiyorum. Benim için güzel bir ‘look’ kendini içinde rahat hissettiğin ve vücut tipine en uygun kesimleri seçmek demek. Ben genel olarak yoğun ve hareketli bir insan olduğum için rahatlık hep ön planda. Ama çok da salaş görünmeden. Başak burcuyum ben, o kadar da salaş olamam.
HELLO!: Kendine en yakın hissettiğin dönem modası hangisi? 70’ler, 90’lar…
A. Sümen Bann: 1990’lar diyebilirim. Bolca jean ve tatlı desenler var; ‘cool’ ama ‘casual’ olmak ön planda. Maskülen kesimler tercih ediliyor, ben de bu tarzı çok severim. Büyük bir ‘Friends’ hayranıyım. Dizi 1994- 2004 yılları arasında geçiyor. Orada Jennifer Aniston’ın Rachel karakteri için giydiği ve benim giymem dediğim tek bir ‘look’ yok. O kadar güzel ki... Jennifer Aniston bu konuda çok beğendiğim bir isim. Bence Rachel’ı oluştururken kendi moda algısının da çok büyük bir katkısı olmuş. Çok doğru kesimleri giymiş hep. Bu, basit bir tişört bile olsa. Moda anlamında çok ilham aldığım bir karakter.

HELLO!: Gardırobuna baksak en çok ne görürüz? Vazgeçilmez kombinin nedir?
A. Sümen Bann: Biraz sıkıcı olacak belki ama en çok jean ve beyaz üst görürsünüz. Bir çekmecede sadece farklı kol kesimlerinde, farklı bel açıklıklarında beyaz üst var ve şu an düşününce çok komik geldi. Ama sebebi şu: Pullu bir mini etek giydiğimde, üstüne beyaz bir crop güzel oluyor (Carrie Bradshaw gibi) veya boyfriend oversize bir jean giydiğimde beyaz üst tamamlıyor. Bunun dışında pembe çok görürsünüz dolabımda; en sevdiğim renk. Ama genel olarak giyinirken eğer bir parça çok öne çıkarsa; pullu, parlak, renkli gibi, diğerlerini çok basic seçmeyi seviyorum. Gardırobumdaki parçalar da buna göre genelde.
HELLO!: Moda senin için ifade biçimi mi, kaçış mı, oyun mu?
A. Sümen Bann: Moda her kadın için kendini iyi hissetmenin bir aracı bence. Giydiğiniz kıyafet duygularınızı değiştiriyor değil mi? Ya da o gün o kıyafeti giyecek ‘modda’ hissetmiyor oluyorsunuz. Ama her türlü hissinizi yansıtan veya sizi yukarı çekecek bir şey giyiyorsunuz. Kıyafetler günlük hayatta bazen üstüne fazla düşünmesek de aslında çok güçlü bir kendini ifade ediş biçimi.
HELLO!: Güzellik yarışmasına katılmış ve derece almış biri olarak, güzellik senin için ne ifade ediyor?
A. Sümen Bann: Bunu hep söylerim, dış görünüşü çok güzel olan bir insanla yarım saat geçirdikten sonra, o insan artık sizin için hiç güzel olmayabilir. Bir insanın aurası, kibarlığı, enerjisi bence güzellik tanımının içinde. Ve içten bir gülümsemenin sizi ‘en güzel’ yapacak şey olduğuna inanıyorum.

HELLO!: Sabah uyanınca ilk yaptığın bakım rutini ne?
A. Sümen Bann: Eskiden yüzümü, sabahları da yüz temizleyici jeller ile yıkardım ama zaman içinde bunun cildimi çok kuruttuğunu fark ettim. (Zaten kuru bir cildim var.) O yüzden sabah sadece su veya soda ile yüzümü yıkıyorum. Bir tavsiye üzerine denedim ve çok iyi geldiğini fark ettim. Sonra da bolca nemlendiriyorum ve güneş koruyucu sürüyorum; yaz-kış fark etmeksizin. Bunun dışında sabah ilk yaptığım şey, daha gözümü açmadan bolca su içmek.
HELLO!: Spor hayatının neresinde? Düzenli yapıyor musun?
A. Sümen Bann: Düzenli yapmaya çalışıyorum diyelim. İş ve bu kadar seyahat arasında aynı düzende gitmekte çok zorlanıyorum. Ama eğer bir süre İstanbul’daysam, o ara çok gidiyorum mesela... Sanki gitmediğim zamanı telafi edercesine. Üniversite döneminde çok yoğun dans antrenmanlarımız olurdu, o yüzden vücudum spor yapmaya çok alışık. Bir süre gidemediğimde ve görünüşümde bir şey değişmese de içten içe çok kötü hissediyorum. Bir kadın için kas kütlesi çok önemli; yaş aldıkça sağlıklı kalmamızı sağlayacak bir şey. O yüzden dans, pilates ya da fitness... Birinden birini yapmaya çalışıyorum hep.

HELLO!: Sağlıklı kalmak adına kendine koyduğun bir yaşam disiplini var mı?
A. Sümen Bann: Fazla şeker yememek. Aslora’nın ilk kampanya çekimi için iki ay şeker yemedim, o çekimde en iyi halimde olmak istediğim için. İlk iki haftasında çok zorlandım, yalan yok. Meğer ne kadar çok bal yiyormuşum! “Bal sağlıklı ama” gerekçesinin ardına saklanarak. Fakat sonuçta hepsi şeker! Bir aydan sonra çok alıştım ve hatta kendimi çok hafif ve sağlıklı hissetmeye başladım. Şimdi yine az da olsa yiyorum ama genel olarak şekeri en minimumda tutma kararı aldım o dönemden sonra.
Benzer Haberler

Sanatı süs değil, tasarımın özü olarak gören bir zihin: Fahrettin Aykut

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide









