
Kabul et! Mükemmel değilsin, insansın...
Selin Su Atay
Yakın zamanda aldığım nefes eğitimindeki katılımcılardan biri, nefes pratiği esnasında gözyaşlarına hakim olamadığını söyledi ve bunun nedenini sordu. Eğitimi veren psikiyatristin cevabı ise “Sağlıklı bir çocuk, tüm duyguları deneyimleyendir. Yetişkinler ise nedense sadece olumlu duyguları hissetmek istiyor” oldu.
İnsan olarak diğer canlılardan en büyük farkımız, anbean yaptığımız seçimlerle kendi hayatlarımızın gidişatını belirliyor oluşumuzdur. Anın içinde öyle gözükmese de farkında olalım ya da olmayalım, hayatlarımızda yaşanan her şeyin tohumları bizim tarafımızdan ekilir ve tekrar tekrar suladığımız için yeşerir. Bu şu demektir: “Hayatımızda şu an hoşumuza giden ya da gitmeyen her ne varsa, bunda bizim rolümüz vardır.”
Birbirinden çok farklı ailelere, kişisel hikayelere ve koşullanmalara sahip olmamıza rağmen hepimizin ortak deneyimi, bazen “istemediğimiz” duygular hissetmektir. İstediğimiz ve istemediğimiz şeyler bile aslında geçmişten getirdiğimiz kalıplar ile şekillenir. “İstemediğimiz” herhangi bir durum karşısında en temelde iki seçeneğimiz vardır: Kabul etmek ya da direnmek.
Psikolojik açıdan ele alındığında “kabul etmek”, anlık düşünce ve duygu deneyimine yargısız bir farkındalıkla izin vermektir. Yaygın olarak benimsenen görüşün aksine boş vermek, içinde bulunduğumuz durumdan hoşlanmak, bu durumda bulunmayı istemek, olan her ne ise onu desteklemek ya da görmezden gelmek değildir. Bu durumun sonsuza kadar böyle olacağını değil, gelecekte herhangi bir değişimi ve dönüşümü mümkün kılmak için anlık deneyimin böyle olduğunu kabul etmektir. Her ne oluyorsa buna direnmek ve enerjimizi faydası olmayan bir kısır döngüye harcayarak daha fazla acı ve ıstırap yaratmak yerine, dışsal olarak yaşananların içsel olarak bizde yarattığı duygu ve duyumlara alan açmaktır.
Herhangi bir durumla ilgili değiştirebileceğimiz (kendi tepkilerimiz) ve değiştiremeyeceğimiz (diğer her şey) unsurları görmek, kendi etki alanımızı fark etmemize olanak sağlar. Kabul etmek; bir seçim, farkındalıkla uygulanması gereken bir pratik ve pratik ettikçe gelişen bir beceridir. Herhangi bir şeyi kabul edebilmek için öncelikle bunun kabul ve inkar arasındaki geniş spektrumda yaşanacak bir süreç olduğunu hatırlamak gerekir. En temelde, kendimizi sadece mutlu ya da olumlu duygular yaşarken değil, belki de hiç kendimize yakıştıramadığımız öfke, suçluluk, üzüntü, kaygı, utanç, yetersizlik gibi hisler içindeyken de kabul etmektir.
Hayatta belki de en büyük yanılsamamız, her şeyi kontrol edebileceğimizi sanmaktır. Olumlu ya da olumsuz tüm duygular ve durumlar geçici olduğu gibi, bizi nelerin beklediğini kesin olarak öngörmemiz imkansızdır. Kendimiz ya da hayatımıza dair aklımızda şu an için hayalini kurabildiğimiz bir “mükemmel” varsa bile, o mükemmelin gerçekleşmesini istediğimiz gelecek, bizim hayal edebileceğimizin ötesinde bir mükemmelin olasılığını da barındırır. Bu olasılığa ulaşmanın tek yolu, kendimizden uzakta olduğunu düşündüğümüz mükemmeli aramaktan vazgeçip, halihazırda sahip olduğumuz bütünlüğün farkına varmaktır. Sadece “iyi” hissettiğimizde ve başımıza “iyi şeyler” geldiğinde değil, iyisiyle kötüsüyle kendimizi kucaklayabildiğimizde ve içimizde barındırdığımız tüm zıtlıklara alan açarak “kusursuzca kusurlu” (perfectly imperfect) olabildiğimizde mümkündür.
Ünlü psikiyatrist ve analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung’a göre, hepimiz farkında olduğumuz ve adına “ben” dediğimiz bir “persona”ya ve bilinç dışında farkındalığımızın ışığından uzakta ama tüm hayatımızı yöneten bir gölgeye sahibiz. Bu gölge, psikolojik içgörüler halinde, kişiliğimizin kabul ettiğimiz parçalarıyla bütünleşmeyi bekleyen saf altındır. Reddettiğimizin farkında bile olmadığımız parçalarımızı kabul etmeye başlamak için yapabileceğimiz ilk şey, kendimizi “istemediğimiz” durumlar içinde bulduğumuzda verdiğimiz tepkilerin ve tekrarlayan davranış kalıplarımızın farkına varmaktır. Bu kalıpları yargısız bir farkındalık (mindfulness) ile sorgulamaya başlamak (nereden geliyor, bunu nereden öğrenmiş olabilirim, bundan daha farklı ve faydalı olacak şekilde nasıl davranabilirim ve benzerleri); zorlandığımız duygu ve duyumların içinden geçerken kendimize “Şu anda bu durumda olan küçük bir çocuk olsaydı ona nasıl yaklaşırdım?” diye sorup, bu tavrı kendimize göstermeye çalışmak ve bu süreç kendiliğinden gerçekleşmeye başlayana kadar tekrar tekrar daha kabul edici bir tavır takınmak ise takip eden kabul etme pratikleridir.
Hümanist psikolojinin kurucularından Carl Rogers şöyle der: “İlginç paradoks şudur ki: Değişim, ancak kendimi olduğum halimle kabul ettiğimde mümkündür.”
Kendinize ya da hayatınıza dair değişmesini istediğiniz şeyler varsa ilk adımı kabul etme pratiklerini uygulamaya başlayarak atabilirsiniz.
Kaynakça
- Bruneau, Megan. “5 Things Everyone Should Know about Acceptance.” Mindbodygreen, Mindbodygreen, 21 Sept. 2022, https://www.mindbodygreen.com/articles/things-everyone-should-know-about-acceptance
- “The Power of Acceptance: Stop Resisting and Find the Lesson.” Tiny Buddha, 26 May 2021, https://tinybuddha.com/blog/the-power-of-acceptance-stop-resisting-and-find-the-lesson
- Sperber, Sarah. “Acceptance: Definition, Theory, & Tips.” The Berkeley Well-Being Institute, https://www.berkeleywellbeing.com/acceptance.html
- “Carl Jung - the Power of Knowing Your Dark Side (Written by Eternalised).” YouTube, YouTube, 13 Sept. 2022, https://www.youtube.com/watch?v=rgLQWutNxKc












