Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
Mindfulness

Kabul etmenin huzurlu hafifliği

Sınandığımız konuları kalbimizin kolaylıkla kabule geçebilmesi, belki de bize sunulan en büyük lütuftur. Ne de olsa bu dünyaya gelen her insan öyle ya da böyle, bir şekilde bu yolda sınanacaktır.

ZEKİYE OLGAÇAY

Deneyimlediğimiz dünyada bireysel ve kolektif kabul etmekte zorlandığımız ya da kabul edilmesi mümkün gibi görünmeyen birçok olay izliyor ya da deneyimliyoruz. Her şeye muktedir bir Tanrı’nın böyle şeylere izin veriyor olması hatta böyle bir dünya yaratmış olmasının şaşkınlığı ve cevapsızlığı bizi çaresizliğe sürüklerken, belki de bu konuda yapabileceğimiz başka bir şey olmadığı düşüncesi ile derinlere gömdüğümüz bir öfke ve acı ile yaşıyor olabiliriz. İnsanın en derin arzusu, yaşamın anlamını ve bu dünyanın neden böyle olduğunun içsel cevabını bulabilmektir. Bu bizim kişisel dönüşüm yolcuğumuzun en önemli süreçlerinden birisidir. Sorularımızın peşinden giderken yüzleşeceğimiz ve tekamül yolculuğumuzdaki en önemli evrelerden biri, kabul ve tevekküldür. İnsan kapasitemiz içinde mümkün olan her şeyi yaptıktan sonra ilahi gücün iradesine teslim olmak ve bunu gerçekten kalbin en derinlerinden gelen bir kabulle yapabilmek, insan deneyimindeki bizler için çok da kolay değildir. Arzularımız ile korkularımız, nefsimiz ile irademiz arasında gidip gelirken, olmasını istediklerimiz ile olamayanlar arasında yaşamı sürdürürken An’ın içinde nasıl var olmayı seçtiğimiz hayatımızı belirleyen en önemli unsurdur. Kabul bizi daha yüksek bir gerçekliğe taşıyacak olandır. Bu konuya kitabım “Ruhsal Rönesans”ta bir bölüm ayırmış ve birçok yönü ile değerlendirmiş, bu hayatta bize verilen rolü sevmemizin kabule giden en önemli yol olduğunu yazmıştım. Konumuz kabul olunca, buradan da sizlerle kitabımın bu bölümü paylaşmak istedim. Sınandığımız konuları kalbimizin kolaylıkla kabule geçebilmesi, belki de bize sunulan en büyük lütuftur. Ne de olsa bu dünyaya gelen her insan öyle ya da böyle, bir şekilde bu yolda sınanacaktır. Hem de bir değil, defalarca... Sınavı her geçtiğimizde ise yeni bir boyuttun kapıları açılacaktır.

Tevekkül-kabul-teslimiyet: Rolünü seveceksin, direndiğin güçlenir

Hayata gelmeden önce yaşam senaryomuzu ve oynayacağımız rolü nasıl dikkatle planladığımızı biliyoruz artık. Bu uzun metrajlı filmde rol alan başrol oyuncuları ile birlikte birçok figüran da yer alıyor. Yaşam da aynen böyle! Şu an nasıl bir hayat yaşıyor olursan ol, gerçek şu ki; bu hayat planını en ince detaylarına kadar sen ve rehberlerin beraber hazırladınız. Bu planda deneyimlemen gereken dersler senin tekâmülün için gerekli.

Yaşadığın hayatın hoşuna giden tarafları olduğu gibi gitmeyenleri de mutlaka vardır. Hayatında eksik olduğunu düşündüklerine odaklanarak kendine acımak ve başkaları ile kendini kıyaslamak yerine, özlemini duyduğun her ne varsa, olman gereken kişiye dönüşmen için bundan mahrum bırakıldığını anla. Bu özlemin yarattığı duyguyu dönüştürerek arzuladığın veya olman gereken kişi olacaksın. Oscar ödüllü bir oyuncu, belki daha önceki filmlerinde sadece figüranlık yapmıştı.

Bugün olduğu kişi olmak için birçok deneyimden geçmesi, bir anlamda pişmesi gerekiyordu. Aynı Mevlânâ’nın “Hamdım, piştim, yandım” diyerek ifade ettiği gibi. Yaşam boyunca hepimiz, üzerinde çalışmamız gereken konuları dönüştürmek üzere çabalar dururuz. Bazıları ilişkiden mahrum bırakılırken, çok ilişki yaşayan bir başkası bu ilişkilerinde derinleşerek sevgi deneyimleyemiyor olabilir. Kimi para, kimi dostluk, kimi aile ile ilgili deneyimlerden geçiyor.

Sağlık, fiziksel görüntü gibi konularda sınananlar da var. Burada para derken kişinin sadece fakirlik çekerek kendini dönüştürmesini kastetmiyorum. Çok varlıklı bir aileye doğan, aile işini devralmak zorunda olduğu için hayal ettiği ve aynı zamanda da yetenekli olduğu işi yapamayan kişi de para konusu üzerinde çalışacaktır. Para, rahat bir hayat sağlama unsuru olmakla birlikte, kişi üzerinde baskı kurmak ve güç amacıyla da kullanılabilir. Seni en çok zorlayan, isyan ettiren alanı kabul ettiğinde dönüşüm de kendiliğinden başlıyor aslında.

Bu konuda isyan etmek ya da kabullenmemek akıntıya karşı kürek çekmektir ve direnç yaratır, direnç de hayatı zorlaştırır. Filmde sana verilen rolü “Hayır, oynamak istemiyorum” diyerek kendini yerden yere atmaya benzer. Diyelim ki bir önceki filmde kral rolünü oynadın, bu filmde bekçisin. Bu rolün hakkını vereceğine, bir önceki rolüne takılıp kalmışsın. Oscar ödülü belki de sana bu rolden geliyor olabilir. Rolünü kabul etmek, dönüşüm için atman gereken en önemli adımlardan birisidir. Senin o rolü almış olmanın hem kendi deneyimin hem de bütün için bir anlamı vardır.

Örneğin; engelli doğup hayatlarında büyük başarılar elde etmiş kişiler, diğer insanlara ilham vermek için özel bir yaşam amacı ile gelmişlerdir. Hiç evlenmemiş bir kadın, hayatında erkek desteği olmadan başarılı olunabileceğini simgelemek üzere bu hayat planını seçmiş olabilir. Günümüzde böyle nice örnekler mevcut ve onların dönüşümü ile kolektif bilinç de dönüşüyor. Bu örneklerden biri, benim de büyük hayranlık duyduğum Oprah Winfrey’in deneyimidir. İşçi bir anne ile madenci bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelen ve fakirlik içinde siyahlara hiçbir gelecek tanınmayan bir ortamda yetişen, çocukluğunda tecavüze uğrayan Oprah Winfrey, ABD tarihinin en çok izlenen talk show programını gerçekleştirmiş ve Forbes milyarderler listesine giren ilk siyah kadın olmuştur. Onun bu kişi olması, olduğu kişi olarak dünyaya sağladığı fayda ve ilham için yaşadığı her deneyimi yaşamış olması gerekiyordu. Kendi hayat planına kızarak isyan edersen, olumsuz durumu daha da güçlendirirsin.

Bu yolculuk sırasında karşılaşacağın en zor şeylerden birisi, seni zorlayan konuya teslim olmak ve kabullenmektir. Dönüşümün anahtarı bu basit ama kritik noktada saklıdır. Teslimiyet ve güvenle kendini akışa bıraktığında, kabullenme de onu takip eder. Kabullenmek; yapman gerekeni bırakıp vazgeçmek veya küsmek anlamına gelmez. Kabul kalbine sevgi ve coşku getirecektir. Pasif değil, aktif bir enerji taşır. Bulunduğun “an”ı tüm kalbinle ve sevgiyle deneyimlemeyi sağlar. Kabullendikten sonra önünde bambaşka kapılar belirir ve potansiyeline doğru ilerlersin. Kabullenmek, Yaratan’ın iradesine teslim olmaktır ama asla vazgeçmek değildir.

Üzerine düşeni yaparak rolünü hakkıyla oynayacaksın. İslam’da tasavvufun özü de budur. Tevekkül kavramı tam olarak bu duruşu açıklar. Arapça bir kelime olan “tevekkül”, Allah’a veya onun planlarına güvenmeye dayalı teslimiyeti anlatan İslami bir terimdir. Bir başka anlatım ile bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah’a bağlanıp ona güvenmek, sonucu Allah’tan beklemek anlamına gelir. Çoğumuz, oynadığımız senaryoyu beğenmeyip başkalarının rollerine özenerek ve onları yargılayarak yaşıyoruz. Oysa başka birinde olan ama sende olmayan bir şeyin seninle alakası yoktur. Sende eksik olanı başkasında görünce rahatsız olma çünkü onda olması sende olmamasının sebebi değil.

Çevrende çok yetenekli biri varsa ve sen o kadar yetenekli değilsen ya da olmadığını zannediyorsan, bunun sebebi onun yetenekli olması değil. O yeteneğini kaybederse sen daha yetenekli olmayacaksın. Her nasıl yaratıldıysan bunun bir sebebi olduğuna güven. Senin yolun farklı, rolün farklı, sınavın ve hayat planın da sadece ve sadece seni ilgilendirir. Dış dünya ile kavga etmek ve didişmek hiçbir şeyi çözümlemez, tam tersine direnç yaratır ve olumsuz olanı daha da büyütür! Dünyada gördüğün ve sende öfkeyle kızgınlık yaratan her şey için de aynı durum geçerlidir.

Ne zaman ki rolünü ve olanı kabul edip teslim olursun, rolünün hakkını verirsin, işte o zaman huzuru ve ahengi yakalarsın. Orkestradaki her müzisyen kendi enstrümanını hakkıyla çaldığında ahenkli bir müzik ortaya çıkar. Diğer taraftan “O müzisyen neden yaylılarda da, ben üflemeli çalıyorum” diye düşünürsen, kendi elindeki enstrümanı hakkıyla çalabilir misin? O ahenk ortaya çıkabilir mi? Sen bu hayata çalmaya geldiğin enstrümanı çal, rolünü kabullen ve bu dünyaya olmak üzere geldiğin insan olma yolunda ilerle. Olmaya geldiğin kişi olman için gerekli tüm yeteneklere sahipsin, güven bana. Bu kişiye dönüştüğünde sana özel armağanlarını dünya ile paylaşabilir, ışığa hizmet edersin.

Meryl Streep’in oynadığı Florence Foster Jenkins gerçek bir hayat hikayesidir. Streep, içindeki müzik aşkına rağmen sesi çok kötü olan fakat inançla konserler vererek fenomen olan bir kadını canlandırmaktadır. Bu açıdan bakınca Jenkins’in zenginliği sayesinde müzik alanında bunu gerçekleştirmek üzere bir hayat planı vardır. Sahip olduğu büyük müzik aşkına rağmen, yeteneğinin olmaması, “tam da olması gerekendir” aslında. Her şeye rağmen kendi hayalini gerçekleştirmek ve herkese ilham kaynağı olabilmek için bu planda yer almış hatta ölümünden yıllar sonra yaşamı filme konu olmuştur. Yaşamla kavga ederek akışa direnmek, aynı boşa kürek çekmek gibidir ve büyük enerji kaybına yol açar. Daha ötesi, frekansını düşürür ve olumsuz olayları hayatına çekmene sebep olur. Kendi hazırladığın hayat planını tevekkülle kabul edip akışa teslim olduğunda, enerjinin, hayatına çektiğin deneyimlerin senin ve bütünün hayrına dönüşeceğinden emin olabilirsin!

Sorular ve cevaplar

Kağıt, kalem veya kitap boyu çalışabileceğin bir dönüşüm defteri alarak, rahatsız edilmeyeceğin bir yere otur. Aşağıdaki soruları okuyup cevaplarını yaz.

  • Bu hayatta en çok hangi alanlarda zorlandığını düşünüyorsun?
  • Bu alanlar seni ne şekilde zorluyor?
  • En çok neyi kabul edemiyorsun?
  • Neden kabul etmekle zorlanıyorsun? Aklına gelen her şeyi alakasız bulsan da yaz.
  • Etrafında kimlerle ve nasıl bir hayat düzeni ile kendini kıyaslıyorsun?
  • Bu kıyaslama sende nasıl duygular oluşturuyor?

Direndiğin konuları kabullensen nasıl biri olurdun ve nasıl davranırdın? Hayal etmeye çalış. Bu soruları yanıtlarken hislerine odaklan: Kızgınlık mı? Öfke mi? Acı mı? Tüm bu olumsuz duygularını ve bunu yaratan deneyimleri ve durumları hayalinde oluşturduğun pembe bir balonun içine koyup şu cümleyi yüksek sesle tekrarla:

“Hissettiğim öfke/acı/pişmanlık/değersizlik/utanç (tüm olumsuz duygu ve durumları sayabilirsin) duygularını şimdi, şu anda tüm zaman ve mekân boyutlarında, sonsuza dek serbest bırakıyorum, şifalanmasına ve dönüşmesine izin veriyorum ve kendimi açıyorum.”

Not: Çalışmadan sonra neler hissettiğine dikkat et, hafiflemiş hissedene kadar devam et. Ara ara bu egzersizi tekrar et. Unutma, her şey bir süreçtir. Bunları yaptığın içinde kendine teşekkür et.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo