Haber kapak görseli
Yaşam
4 dk okunma süresi
Atlas

Kaçkarlar'dan Karçallar'a: Bulutlara yolculuk

Trabzon’dan başlayan, Erzurum’a uğradıktan sonra Rize ve Artvin’e uzanan, Kaçkarlar’dan Karçallar’a ilerleyen uzun bir yol macerası... Dağlar, vadiler, yaylalar, buzul gölleri sadece benzersiz bir doğa manzarası oluşturmuyor, geniş bir kültür haritası da çiziyor.

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: UMUT CAN KARAHASANOĞLU

Yoğun yağmur altında geçen gecenin ardından nihayet gün doğmaya başlıyor. Büyükdeniz Gölü kıyısındaki çadırımı topluyor ve Serdar Geçidi’ne doğru yürümeye koyuluyorum. Gökyüzü her adımda aydınlanırken, Kaçkar Dağı’nın keskin hatları da belirginleşiyor. Geçidin tepesine ulaştığımdaysa binlerce yıldır erimeyen buzullarıyla Doğu Karadeniz’in zirvesi resmin baş köşesine yerleşiyor: 3937 metrelik Büyük Kaçkar Dağı, bütün heybetiyle dünyayı yükseklerden izliyor.

Kaçkar silsilesinin her zirvesi eteklerinde başka bir dünya saklıyor, her patika yeni bir hikâyeye açılıyor. Doğu Karadeniz’in yeşil sırtlarında Trabzon’dan başlayan yürüyüşüm Erzurum sınırlarına da uğrayıp Rize ve Artvin’e ilerliyor, farklı mevsimlerde, farklı rotalarda 10 yıldır biriktirdiğim bir bellek oluşturuyor. Şimdi okuyacaklarınız da o yıllardan süzülen, Kaçkarlar’dan Karçallar’a uzanan dağ maceralarından anlar…

DAĞLARIN DEMİRKAPI’SI

Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Demirkapı, Kaçkarlar’ın yükseklerine gizlenmiş bir mahalle. Buraya her gelişimde coğrafya başka bir hal almış oluyor. Yazın patikalar keçi sürüleriyle doluyor. Trabzon’un en yüksek noktası Demirkapı’nın (3355 metre) yamaçlarında mor çiçekler açıyor. Balık Gölü çevresinde çadırlar kuruluyor, hayvanlar suya iniyor. Gökyüzü geniş, güneş cömert. Oysa aynı göle kışın gittiğimde sanki başka bir dünyaya geçmiştim. Yol, çoktan kapanmıştı. Ekip arkadaşlarımla aracımızı mahallede bırakıp dört saat sürecek bir yürüyüşe başlamıştık. Kar kalınlığı her adımda artıyor, hava ağırlaşıyordu. Nihayet kıyılarına vardığımızda Balık Gölü donmuş, etraf mutlak bir sessizliğe bürünmüştü. Yazın yaşamla dolup taşan kıyılara bembeyaz bir boşluk çökmüştü. Ne bir insan ne bir iz; yalnızca ayak seslerimiz, bir de rüzgârın uğultusu duyuluyordu. Üstelik hava birden değişmişti; kara bulutlar yaklaşan fırtınayı haber verirken bize de gerisin geriye 6 kilometrelik yolu yürümek kalmıştı…

OVİT’İN YALNIZ GÖLLERİ

Batıdan doğuya uzanan dağ yolculuğunun ikinci durağında, büyük bölümü Rize’nin İkizdere ilçesinde bulunan, uzantılarıysa Erzurum’a kadar yayılan Ovit Dağı’nın eteklerindeyim. Rize’den Erzurum sınırlarına; İspir ilçesine bağlı Moryayla mahallesine geçiyorum. Kaçkarlar’ın Doğu Anadolu’ya bakan yüzündeki Moryayla, Karadeniz’le coğrafi ve kültürel zıtlıklar taşıyor. Örneğin Karadeniz’in dağınık mimarisinin aksine burada evler birbirine yakın inşa edilmiş. Karadeniz tarafındaki yoğun orman dokusu ise burada yerini seyrek kavak kümelerine bırakıyor, göz alabildiğince çıplak yamaçlar uzanıyor.

Moryayla civarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelip burada mera kiralayan göçerler, Kürtçedeki adıyla “koçer”lerle karşılaşıyorum. Mustafa Yıldız taze peynir ikram ediyor, obadaki 15 hanenin süt, peynir ve tereyağı üretip Siirt’e götürdüğünü anlatıyor. Sürüyü dağa çıkaran genç çoban Serhat ise sabahları keçileri “best”e çıkardığını, akşamüstü “şiv”e indirdiğini anlatıyor. Bu Kürtçe kelimelerin anlamını gülerek açıklıyor: “Best sabah otlaması, şiv akşam dönüşü...”

Yükseklere doğru devam ettikçe yol bozuluyor, rakım arttıkça oksijen azalıyor. Yukarısı keskin rüzgârlar, hızla geçip giden bulutlar ve irili ufaklı göllerin hâkimiyetinde. Gözlerimi ayıramadığım büyüleyici bir manzara... Bu noktada çantayı sırtlayıp göllere doğru 2 kilometrelik yürüyüşe geçiyoruz. Ekip arkadaşlarımla ilk kampımızı buradaki göllerin en büyüğü olan Adalı’nın yamacına kurmayı planlıyoruz.

Yaklaşık bir saatlik inişin ardından kamp alanına ulaşıyoruz. Gece boyunca sadece doğanın sesi duyuluyor, göller sanki karanlığın içinde usulca nefes alıyor. Zifiri karanlığı bozan tek şey, çadırdaki lambanın cılız ışığı. Gökyüzünde tüm ihtişamıyla Samanyolu ve milyonlarca yıldız yanıp sönüyor. İnsanın evrende küçücük hissettiği, kendisini doğaya emanet ettiği, savunmasız anlar bunlar. Bu yüksek coğrafyada üç gün geceleri yıldızların altında, gündüzleri rüzgârla kol kola, göllerin çevresini dolaşmakla geçiyor. Böbrek Gölü’nü çok güzel bir şelale süslüyor. Ayı Gölü adını etrafındaki ayı mağaralarından alıyor. Bu yörede dağ horozu, ur kekliği, yaban keçisi de yaşıyor. Adalı Göl’den İkiz Göller’e doğru yürüyorum. Yaklaşık 5 kilometrenin sonunda ulaştığım bu turkuaz aynaların kıyısında çıt çıkmıyor, sadece rüzgârın taşlardan seken ıslığı. Dünya yavaşlıyor bu gölün kıyısında, insan zamanla yarışmıyor, onunla duruyor. Bu göl dünyasına veda ettikten sonra sıradağlar boyunca doğuya doğru yürümeye hazırım. Orada, gökyüzüne saplanan sivri bir gövde heybetle yükseliyor: 3711 metrelik Verçenik Dağı.

KONUNUN TAMAMI ATLAS’IN 2025 EYLÜL SAYISINDA.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo