
Konserden tiyatroya, sergiden gösteriye: Ritim, hikâye ve sanat
HAZIRLAYAN: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL

EMRE ALTUĞ ‘BİR POP MASALI’
Emre Altuğ, ‘Bir Pop Masalı’ projesinde, Türkçe sözlü hafif Batı müziğinin miladı kabul edilen ‘Bak Bir Varmış Bir Yokmuş’tan ‘Sesiz Gemi’ye, ‘Kim Ne Derse Desin’den ‘Senden Benden Bizden’e kadar Türk pop müziğinin 70 yıllık tarihini 120 dakikaya sığdırdığı bu özel gecede izleyenlerine benzersiz duygular yaşatacak. Emre Altuğ, Alpay’dan Athena’ya, Nilüfer’den Ajda Pekkan’a müziğin yıldız isimlerinin unutulmaz şarkılarını 20 kişilik ‘big band’ orkestrası, 40 kişilik kadın korosuyla Zorlu PSM’yi bir karnaval alanına dönüştürecek.

CHRIS HADFIELD
Albay Chris Hadfield –ünlü astronot, test pilotu, uzay gemisi komutanı ve çok satan yazar– ile gezegenimizin ötesine, evrene uzanan büyüleyici bir yolculuğa katılın. Üç uzay uçuşundan edindiği deneyimlerle Chris, hem büyük tehlikeler hem de tarifsiz sevinçlerle dolu kişisel hikayelerini, uzay teknolojilerindeki en son gelişmelere dair gözlemlerini ve insanlık tarihine dair kendine özgü bakış açısını paylaşacak. Chris Hadfield, 30 Kasım akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde olacak. Chris, üç uzay yolculuğundan edindiği deneyimlerle; hem eğlenceli hem de tehlikeli kişisel hikayelerini, son uzay teknolojilerine dair öngörülerini ve insanlığın evrendeki yeri üzerine benzersiz bakış açısını paylaşacak. Ayrıca uzay keşiflerinden elde ettiği, Dünya, Ay, Mars ve ötesine dair büyüleyici ve nadir görüntüleri de izleyicilere sunacak. Chris’e doğrudan sorularınızı sorma ve canlı müzik performansının tadını çıkarma şansına sahip olabilirsiniz.

TANRIÇALARIN MEVSİMİ
Maria Kılıçlıoğlu ‘Tanrıçaların Mevsimi’ adlı yeni heykel sergisi ile izleyicileri doğanın döngüsel ritmi ve kadim dişil gücün sembolleri ile buluşturuyor. Bronz, fiberglas üzeri krom boya gibi malzemelerden oluşan heykeller tanrıçalarla bir anlatı kurarak mevsimlerin dönüşümünü bizlere yeniden yorumluyor. Her mevsim bir tanrıçadır; çünkü doğa sessizce hep yaratmaya devam eder. Bu sergi mitlerle bugünün insanı arasında bir bağ kurmayı amaçlıyor. Maria Kılıçlıoğlu, mitolojiden aldığı ilhamı çağdaş plastik formlarla birleştirerek, hem tarihsel belleğe hem de güncel kadın temsiline dair yeni bir bakış sunuyor.

TAŞIN BELLEĞİ
Sanatçı Tansu Kırcı’nın ‘Taşın Belleği’ başlıklı ilk kişisel sergisi, mekan, bellek ve kimlik arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Mekan algısı ve taşa bakışı, çocuk yaşta tanık olduğu 17 Ağustos 1999 depremi tarafından belirleyici biçimde şekillenen sanatçının eserlerinde merdiven, kapı ve koridor gibi geçiş formları, bireyin kendini tanıma sürecinin ve varoluşun sürekli dönüşen doğasının metaforları olarak beliriyor. Kırcı, taşı yalnızca biçim verilen bir malzeme değil, coğrafyanın kolektif belleğini taşıyan bir tanık olarak ele alıyor. Taşın damarları, kırıkları ve direnç noktaları, eserin oluşum sürecine yön veriyor. Bu karşılaşma, insan iradesiyle doğanın sınırları, bugünün deneyimiyle tarihsel süreklilik arasında kurulan bir diyaloğa dönüşüyor. Sanatçının üretiminde, yaşadığı coğrafyanın kadim uygarlıklarından miras kalan kültürel birikimle bugünün kimliksizleşen kent yapısı arasındaki gerilim görünür hale geliyor. Haliç Sanat 1’de ziyarete açılan ‘Taşın Belleği’, izleyiciyi şu soruyla düşünmeye davet ediyor: “Bir toplum, unuttuğu taşların ağırlığını ne kadar taşıyabilir?”

BOŞ EV
Sanat pratiğinde, ev ve mekan kavramlarını yalnızca fiziksel karşılıklarıyla değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal katmanlarıyla birlikte ele alan Mine Kemertaş’ın ‘Boş Ev’ sergisi, ev, kimlik ve aidiyet kavramlarını bireysel ve toplumsal belleğin iç içe geçtiği bir düzlemde irdeliyor. Sanatçı için ev, yalnızca fiziksel bir mekan değil; aynı zamanda sığınılan, kaçılan ve yeniden inşa edilen psikolojik bir alan, yani insanın kendisiyle kurduğu en yakın ilişki biçimlerinden biri. Kemertaş’ın pratiği, yerleştirme, heykel, resim ve fotoğraf gibi farklı mecraları bir araya getiren disiplinlerarası bir üretim anlayışına dayanıyor. Sanatçı, kişisel belleğinde yer etmiş mekanları yeniden kurgularken bazen yalnızca kendi hatırasına ait bir odayı, bazen de başkalarının izlerini taşıyan ortak alanları görünür kılıyor. Aidiyet duygusuyla yabancılaşma halinin, içsel güvenlikle dışsal belirsizliğin arasında salınan bir varoluşu sorguluyan ‘Boş Ev’ sergisi, Haliç Sanat 3’te görülebilir.

EMİR ERSOY ‘CUBAN CLASSICS’
Popüler projelerinin yanı sıra Grammy ödüllü müzisyenlerle kurduğu Quartera grubu ile uluslararası birçok projede yer almış piyanist Emir Ersoy Cuban Classics projesini Volkan Öktem, Eylem Pelit, Aleiksi Contreras ve Sercan Kerpiççiler ile birlikte sahneleyecek. Küba ve Latin Amerika’nın eşsiz melodilerini kendi stilleriyle harmanlayıp izleyici ile buluşturacak olan ekip, bu özel proje için bilinen klasik salsa, cha cha ve rumba stilindeki parçaları repertuarlarına dahil ediyor. Zorlu PSM’de.

TEOMAN’IN KOYU ANTOLOJİ’Sİ
Teoman’ın Koyu Antoloji’si konseri, Teoman’ın diğer konserlerinden çok farklı. Birbiriyle tema olarak ilişkili şarkıların çok farklı düzenlemelerle çalınacak olduğu bu konserde sadece hit parçalar değil, 25 senelik kariyerin birbiriyle uyumlu şarkıları çalınıyor. Bu konsere bir yaylı grubu da ekleniyor. Genel konserlere alışık ve beklentisi o yönde olan izleyici, bu konserde nasıl bir işitsellikle karşılaşacağını anlamak için ‘Koyu Antoloji’ albümünü dinleyebilir.

DON QUIXOTE (DON KİŞOT)
Başrollerinde Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’un olduğu bu klasik müzikal, usta yönetmen Işıl Kasapoğlu rejisi ve Volkan Akkoç’un müzik direktörlüğünde, Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertainment ortak yapımı olarak tiyatroseverlerle buluşuyor. İlk kez 1965 yılında sahneyle buluşan Don Quixote müzikali, 1959’da Dale Wasserman tarafından kaleme alınan televizyon oyunundan uyarlandı. Broadway’de toplam 2.328 kez sahnelenen yapım, gösterildiği dönemde büyük ilgi görerek ‘En İyi Müzikal’ başta olmak üzere beş dalda Tony Ödülü kazandı. Edebiyatın ölümsüz karakteri Don Kişot’un hayal gücü ve cesaretiyle beslenen bu klasik yapım, tiyatro tarihinde iz bırakan başlıca eserler arasında yer alıyor. Hayal gücü ile gerçeğin sınırlarının kalktığı bu hikâye bu defa; 80 kişilik dev kadrosu, büyüleyici dekorları, etkileyici kostümleri ve çarpıcı müzikleriyle izleyiciyi bir şövalyenin düşler diyarına davet ediyor. Don Quixote, bize hayal etmenin gücünü, umudun direncini ve iyilikle değişen bir dünyayı hatırlatıyor.

JOAN AS POLICE WOMAN
Alternatif müziğin en zarif ve derinlikli seslerinden Joan As Police Woman, büyüleyici sahne enerjisi ve duygusal yoğunluğu yüksek şarkılarıyla 29 Kasım’da %100 Studio Sahnesi’nde. Soul, indie rock ve art pop’un kendine has birleşimini yaratan Joan As Police Woman, kariyerinde Jeff Buckley’den Lou Reed’e, Nick Cave’den Damon Albarn’a kadar birçok efsane isimle çalışarak müziğinde eşsiz bir anlatı dili oluşturdu. Kimi zaman derin bir melankoli, kimi zaman ışıldayan bir umut taşıyan besteleriyle Joan, dinleyicilerine unutulmaz bir performans sunmaya hazırlanıyor. Joan As Police Woman, kendine özgü vokali, yalın ama güçlü şarkı sözleri ve dokunaklı melodileriyle kucaklayacağı dinleyicileriyle buluşacak.

KAZILMIŞ GÖRÜLER: YER VE BELLEK KATMANLARI
Aralık ayında Anna Laudel İstanbul’da, Jochen Proehl’ün soyut ile figüratif arasındaki sınırda gezinen yeni büyük format resimleri yer alıyor. Proehl’ün çalışmaları, izleyiciyi yüzeyin altındaki derinliğe, toprağın ve belleğin katmanlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçı, arkeolojik keşiflerin yapısal yoğunluğunu topraksı tonlar ve mimari izlerle bir araya getirerek tuvali adeta bir bellek kazı alanına dönüştürüyor. Proehl’ün ilham kaynakları arasında İstanbul’daki inşaat sahaları ve arkeolojik alanlar öne çıkıyor. İnsan müdahalesinin toprakta bıraktığı izleri temel alan sanatçı, izleyicinin kendi imgeleriyle ilişki kurabileceği, gerçekliğin sınırından uzaklaşan mekanlar yaratıyor. Hem sakin hem hareketli geniş fırça darbeleriyle oluşan kompozisyonlar, içsel bir ritme sahip kendiliğinden bir oluş süreci sunuyor. Proehl’ün resimleri, mekan ve tarih algımızı şekillendiren görünmez katmanları görünür kılan güçlü bir görsel dile sahip olması ile akılda kalıyor.

PETER BENCE ‘PIANOSPHERE TOUR’
Dünyanın en hızlı piyanisti olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na adını yazdıran, klasik ve popüler müziği eşsiz bir ustalıkla harmanlayan Peter Bence, büyüleyici performansıyla 4 Aralık’ta Turkcell Sahnesi’nde! Müziğe getirdiği yenilikçi yaklaşımıyla milyonları kendine hayran bırakan Bence, ‘Pianosphere Tour’ kapsamında İstanbul’a unutulmaz bir gece vaat ediyor. Queen’den Michael Jackson’a, film müziklerinden klasik eserlere uzanan geniş repertuvarı ve virtüözitesiyle piyanoyu adeta bir orkestra gibi konuşturan sanatçı, bu özel konseriyle sınırları bir kez daha zorlayacak. Ritim, melodi ve heyecanın kusursuz uyumuna tanıklık etmek için yerinizi şimdiden ayırtın!

BASE
Türkiye’nin dört bir yanından yeni mezun sanatçıların yapıtlarını aynı çatı altında sanatseverlerle buluşturan BASE’in 9. edisyonu 26-30 Kasım 2025 tarihleri arasında The Ritz-Carlton Residences, Istanbul B Blok’ta gerçekleşecek. Kariyerlerinin başındaki genç yeteneklere bir sahne sunan BASE, bu yıl 36 şehirden ve 43 farklı üniversiteden 151 yeni mezun sanatçının eserini aynı çatı altında bir araya getirecek. Resim, fotoğraf, seramik, heykel, video ve yeni medya gibi birçok farklı disiplinde üretilmiş 200’den fazla eserin yer alacağı sergi, yeni nesil sanatçıların dünyaya ve sanata taze bakış açılarını gözler önüne serecek. Sanatsal üretimin her aşamasını destekleyerek sürdürülebilir bir sanat ekosistemine katkıda bulunmayı hedefleyen Bilgili Sanat, BASE’e olan desteğini bir sponsorluktan ziyade, Türkiye’nin sanatsal geleceğine ve gençlere olan inancının bir parçası olarak görüyor. Bu vizyonun bir yansıması olarak bu yıl 5. kez Bilgili Sanat’ın desteğiyle, The Ritz-Carlton Residences, Istanbul B Blok sanata adanmış kimliğiyle etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Yakın zamanda Artweeks Istanbul gibi sanat dünyasının önemli etkinliklerini de ağırlayan mekan, şimdi de Türkiye’nin en parlak genç yeteneklerini sanatseverlerle buluşturarak bu anlamlı iş birliğini daha da değerli kılıyor.

DÖNÜŞEN YERYÜZÜ
‘Dönüşen Yeryüzü’, Edward Burtynsky’nin Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun özel davetiyle gerçekleştirdiği, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ‘Erozyon’ konusuna odaklanan projesiyle açılıyor. 2019 yılında başlayan iş birliği kapsamında, sanatçı Türkiye’de toprak erozyonu üzerine yeni fotoğraf serisinin üretimi için, 2022 ilkbaharında İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerini kapsayan iki haftalık bir keşfe çıktı. Bu keşif sırasında, kara ve hava yoluyla 3.000 kilometreden fazla mesafe kat edildi. Sanatçı ve ekibi, 125 ila 500 metre arası yüksekliklerde drone ve helikopter kullanarak, sürekli hareket halindeki bu coğrafyanın detaylı hava fotoğraflarını çekti. ‘Erozyon’ serisi, titizlikle kurgulanmış toplam 36 fotoğraftan oluşuyor; bu fotoğraflar arasında, birleştirilerek geniş açılı ve yüksek çözünürlüklü panoramalar oluşturan çoklu çekimler de yer alıyor. Burtynsky, bu fotoğraflarla izleyiciyi Türkiye coğrafyasının farklı noktalarına götürüyor. Kayseri Yeşilhisar’da erozyon kontrolü amacıyla oluşturulmuş terasları bir tuval inceliğinde sunarken, Tuz Gölü’nün sıra dışı doğasını kendine özgü bakış açısıyla yorumluyor. Burdur’daki doğa harikası Yarışlı Gölü’nden Kırşehir’in renkli tarlalarına, Karaman’daki Göksu Nehri Vadisi’nden Ankara, Nallıhan’ın çorak topraklarına uzanan eserler, Anadolu’nun hem doğal güzelliklerini hem de çevresel dönüşümünü gözler önüne seriyor.

İNSANLAR MEKANLAR NESNELER
‘İnsanlar Mekanlar Nesneler’ cesaret üzerine bir oyun. “Biz sınırlara inanmayız. Biz öncülüğe inanırız. Biz vizyona inanırız. Herkese imkansız görünse de biz evet diyoruz. Yaşamak ne güzel şey. Denizde yüzmek, gökyüzüne bakmak, güneşi teninde hissetmek… Bir dağa tırmanmak ya da bir tanecik merdiven çıkmak. Sevmek ve sevilmek. Ne güzel şey… Şimdi benim! Şimdi sensin! Şimdi biziz! Bu ise sadece bir başlangıç.” ‘İnsanlar Mekanlar Nesneler’ geçmişin yüklerinden kurtulmaya çalışan bir insanın hikayesi. Nina’nın, Emma’nın, Sarah’ın veya şimdilik Sarah’ın hikayesi. Kim bilebilir? Korkularımızın üstüne gidebildiğimiz, gerçekle yüzleşebildiğimiz ve en önemlisi kendimizi sevebildiğimiz sürece varız. Eğer bir varoluş savaşıysa hayat ve eğer varoluş ailede başlıyorsa, bazen tüm bağımlılıklarından kurtulman gerekir. Annenden bile. “Çakal sadece aşağı baktığında düşer. Yani aslında havada koşabiliyor ama ne zamanki aşağı bakıyor ve düşmesi gerektiğini anlıyor işte o zaman yer çekimi devreye giriyor. Benim ruhsal aydınlanmam bu.” 24 Aralık’a kadar Zorlu PSM’de.

AFİFE
‘Afife’, Afife Tiyatro ve Zorlu PSM ortaklığıyla yeni sezon boyunca Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde. “Bu dünyada kadın olmanın gereği. Var olmak istiyorsan yanman gerek. Yanarken peşinden gelenlerin yolunu aydınlatman... Kendini feda etmen gerek. Kuşaklar boyunca tüm tiyatroculara ve cesur kadınlara ilham olmuş, bir deniz feneri gibi karanlık zamanlarda yol göstermiş bir ışık, bir simgedir Afife. Sahnede olmayı bütün mevcudiyetiyle arzulayan Afife’nin, kadının sahneye çıkmasına, göz önünde olmasına, yasak koyan düzene başkaldırısının çağdaş bir yorumudur. İşgal altında İstanbul’da cephesini perdesi bellemiş çokkültürlü bir tiyatro kumpanyasının sahne arkası…”
Benzer Haberler

Sanatı süs değil, tasarımın özü olarak gören bir zihin: Fahrettin Aykut

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide









