
Moda bir kaçış mı, kendini keşif mi? Alegra Torel ile stil, kimlik ve iyileşme
Röportaj: Gökçe Ateş Kantarcı
Fotoğraflar: April Brand
Onu tanımlamak zor; çünkü tek bir kalıba sığmıyor. Alegra Torel hem bir klinik psikoterapist hem bir yaratıcı zihin hem de stilin yalnızca estetikten ibaret olmadığını savunan güçlü bir anlatıcı. Türk ve İngiliz kökleriyle şekillenen kimliği, Los Angeles’ta kurduğu hayatı ve dünya çapında yaptığı konuşmalar, ona çok katmanlı bir bakış açısı kazandırmış. ‘Retail Therapy™’ adını verdiği yaklaşımıyla alışverişi yüzeysel bir tüketim biçiminden çıkarıp psikolojik bir ifade alanına dönüştüren Torel, modayı duyguların görünür hali olarak görüyor. İstanbul’a yaptığı son ziyarette kendini ‘daha parlak bir mavi’ gibi hissettiğini söyleyen bu ilham verici kadınla; kimlik, annelik, depresyon, özgünlük ve stilin iyileştirici gücü üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

HELLO!: Türk ve İngiliz kökenlisin; Los Angeles’ta yaşıyor ve dünya çapında çalışıyorsun. Bu farklı kültürel katmanlar, bugün kimlik ve kendini ifade etme konusundaki bakış açını nasıl şekillendiriyor?
Alegra Torel: Kesinlikle! Nasıl olmasın ki? Atalarımın tarihsel bağlamı epigenetik olarak bana aktarılmış. Hayallerim, renklerim, tepkilerim ve tüm bakış açım, kültürümüzü yansıtan yetiştirilme tarzımın bir uzantısı elbette.
HELLO!: Farklı kültürler arasında büyürken; dil, zihniyet veya duygu açısından kendini en çok nerede ‘evde’ hissediyorsun?
A. Torel: Biri bana nereli olduğumu sorduğunda, Türkiye diyorum çünkü en çok orada kendimi kendim gibi hissediyorum ve yaşlandıkça babama daha çok benziyorum. Ancak bu, içimde büyük bir kafa karışıklığı yaratıyor. Gençken Türkler tarafından Türk olarak kabul edilmedim. Ancak babam Türk olduğu için İngilizler tarafından da tam anlamıyla kabul görmedim. Dil becerilerim ya da beceriksizliğim tam bir karmaşa. Türkçem zayıf, Fransızcam sadece dinleme düzeyinde ve İngilizcem, ana dilim olmasına rağmen bence yine de zayıf. Sanırım gerçekten de büyüdüğüm ortamın eritme potası gibiyim. Bir yemek boyunca tek bir dil konuşulmuyor bizde. Küresel bir göçebe gibi büyümem, manevi zenginliğimi daha da pekiştirdi. Bunun için gerçekten minnettarım.
HELLO!: Çokkültürlü bir geçmişe sahip olmanın, insanları ve duyguları okumada daha sezgisel bakabilmeni sağladığını düşünüyor musun?
A. Torel: Bu açık görüşlülüğü seviyorum. Sanırım bu, başkalarıyla ilişki kurmam için daha fazla yol açtı. Daha geniş bir yelpazeyi anlamamı sağladı. Bir hastayı değerlendirirken, batının ‘kültürel bağlam’ dediği şeyi kesinlikle mümkün kılıyor.
HELLO!: Kısa bir süre önce İstanbul’daydın. Nasıldı? Bu sefer şehir veya kendin hakkında yeni bir şey keşfettin mi?
A. Torel: İstanbul’da kendimi gerçekten evimde hissediyorum. En sevdiğim şehir burası. Keşke daha sık gelebilsem! Ne kadar sık gelirsem, o kadar çabuk geri dönmek istiyorum. Bu sefer İstanbul’u daha önce hiç görmemiş bir arkadaşımı da yanımda getirdim. Bu, benim için büyük bir zevkti. Ayrıca Soho House Istabul’da ilk kez canlı bir konuşma yaptım. Bu benim için çok özeldi; çünkü sadece bir Türk’ün anlayabileceği pek çok referans noktası vardı.

HELLO!: Bugüne kadar model, girişimci, terapist, kreatif direktör gibi birçok farklı rol üstlendin... Şu anda en çok hangi rol sana uygun geliyor?
A. Torel: Konuşmalarım aracılığıyla yakaladığım destekleyici rolün beni en çok tatmin ettiğini düşünüyorum.
HELLO!: İnsanları ‘iyi anne’ veya ‘mükemmel eş’ gibi toplumsal rollerin ötesine geçmeye teşvik eden biri olarak, kendi hayatında bu beklentilerle nasıl başa çıkıyorsun?
A. Torel: Bazen aşırı tepki gösterip üzülüyorum ama sonra insan olduğumu hatırlıyorum! Artık kendime daha fazla hoşgörü göstermeye çalışıyorum. Kızıma affetmenin, kendine güvenmenin, her şeyi söylemenin ne demek olduğunu göstermeye çalışıyorum. Ailemin suçu olmadan bana öğretilmeyen şeyleri ona öğretmek istiyorum. O, bana kendimi yönlendirmemde yardımcı oluyor. Kızım, mümkün olan her şeyin yolu benim için.
HELLO!: Son birkaç yılda yaşadığın en büyük içsel dönüşüm ne oldu ve bu dönüşüm bugünkü tarzına nasıl yansıyor?
A. Torel: Depresyon! Bu bana, o gün ortaya çıkıp istediğim her şeyi yapabileceğime dair durdurulamaz bir güven verdi. Buna o anda istediğim her türlü stil de dahil. Yarın tamamen farklı görünebilir ama sorun değil.
HELLO!: Şu anki kişisel tarzını psikolojik bir ifadeyle tanımlayacak olsaydın, bu ifade ne olurdu?
A. Torel: Dıştan içe terapi! Metaya duyulan aşkla gel ama gerçeklerle kal.
HELLO!: Retail Therapy™ konseptin, alışverişi duygusal ve psikolojik bir araç olarak yeniden tanımlıyor. Dikkat dağıtıcı bir aktivite olarak alışveriş ile kendini keşfetme aracı olarak alışveriş arasında nasıl bir ayrım yapıyorsun?
A. Torel: Aslında bunun alışverişle ilgisi yok. Kıyafetle veya eşyayla da alakası yok. Kendine; kendi iç sesine, kendi gerçeğine, içindeki çocuğa kulak verme özgürlüğü vermekle ilgili. Danışanın küratörlüğünü yaptığım bir alışveriş deneyimiyle ‘oyalayıp’ sonra da yaptığı seçimlerin ardındaki psikolojiyi analiz ettiğimde, sürecin ne kadar hızlandığını gördüm. Aylar sürecek keşif ve dönüşüm, saatler içinde gerçekleşebiliyor. Çünkü dürüst olalım: Terapiye gitme sebebimiz aslında ‘gerçekte kim olduğunu’ anlamaya çalışmak. Hayatının kaçınılmaz, küçük ya da büyük travmalarının bizi nasıl şekillendirdiğini fark etmek… Sonra bu bastırdığın, gizlediğin etkilerle yaşamayı öğrenmek.
Retail Therapy™️ ile farkında olmadan o ‘güven veren battaniye’ni senden alıyorum. Sonuçta biz sadece alışveriş yapıyoruz, değil mi? Ama aslında seni sen yapan seçimlerine ayna tutuyorum. Bu seansta karşımda giyinmiş halde duran kişiyle, içinde olmak istediğin gerçek kişi arasında nasıl bir fark var? O dürüst, kendini saklamayan kadına nasıl ulaşabiliriz?

HELLO!: Stil, nasıl anlamlı bir duygusal iletişim biçimi haline gelebilir?
A. Torel: Kesinlikle bir iletişim biçimi. Çünkü çekicilik, iletişimin ardındaki en önemli itici güç. Bu çekicilik platonik, profesyonel, romantik vb. olabilir.
HELLO!: Bir kişinin satın aldığı ürünlerin (vintage, yüksek moda, minimalist veya cesur parçalar) kimliği hakkında farklı psikolojik anlatılar ortaya koyduğuna inanıyor musun?
A. Torel: Evet ama bu, söz konusu anlatıyı kimin algıladığına bağlı. Senin projeksiyonun benim algım değildir.
HELLO!: Annelik ve depresyonla ilgili deneyimlerin, moda, renk ve özgüvenle olan ilişkini nasıl yeniden şekillendirdi?
A. Torel: Bu, beni pişmanlık duymayan biri yaptı. Görülmek istiyorum! Sen, o ya da bambaşka biri tarafından değil, kendi tarafımdan. Yani bu, kimseyle ilgili değil, tamamen kendi benliğimle ilgili bir durum.
HELLO!: Kişisel yolculuğunda giysilerin estetik olmaktan öte; ifade, özgürlük ve hatta iyileştirici bir etkiye sahip olduğunu söylemiştin. Bunu fark ettiğiniz belirli bir an oldu mu?
A. Torel: Sanırım hep böyle hissetmişimdir. Burası her zaman benim için güvenli bir yerdi, ailemin kontrolünden uzak. Yani moda benim için göz önünde saklanabildiğim bir alandı. Soru yok, yorum yok, kimliğim bana aitti. Tek kelime etmeden her şeyi söyleyebiliyordum. Ancak çok sonra, depresyon geçirdikten sonra, bunun içsel nesne ilişkileriyle bağlantısını anladım. Kendim için giyinmeye, düşünmeye, kendi sesimi duymaya başladım. Renklerle, maksimalizmle... Modayla kendime kulak vererek küçük küçük attığım adımlar beni hayata döndürdü. Özgüvenimi buldum. Retail Therapy™️ konuşmalarım da tüm bunları açıklıyor.

HELLO!: Sosyal medya çağında, özgünlük hem daha görünür hem de daha karmaşık hale geldi. Çevrimiçi kimlik ile gerçek benlik arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsun?
A. Torel: Benim için ikisi de aynı şey. Yani, çevrimiçi ortamda kim olduğum, gerçek hayatta da kim olduğumdur. Herkesin hoşuna gitmeyebilirim, gitmek de istemem. Sesini duyurmayı hak eden kadınlar için buradayım ve onların destek sistemi olmak istiyorum. Senin için ya da onlar için, herkes için buradayım.
HELLO!: Takı ve moda seçimlerin ikonik ve etkileyici. Kişisel tarzını etkileyen veya ilham veren belirli motifler, renkler veya kültürel semboller var mı?
A. Torel: Teşekkürler, çok naziksiniz. Türk tarafımdaki halam ve büyükannem müthiş bir zevke sahiplerdi. Annem de öyle. Hepimiz kendi ritmimize göre dans ediyoruz ve bunu çok seviyorum.
HELLO!: İstanbul ziyaretin sırasında, kişisel olarak aklınızda kalan bir ayrıntı; bir renk, doku veya an oldu mu?
A. Torel: İstanbul, saf canlılık. Sesler, kokular, enerji, renk. Orada olduğumda kendimi çok daha iyi, parlak bir mavi gibi hissediyorum.
HELLO!: İstanbul sokaklarında size psikolojik olarak ilham veren belirli bir görünüm veya ruh hali var mıydı?
A. Torel: Tam olarak bir şey söylemem ama her köşe ayrı bir hikaye anlatıyor. Türk kahvem, tatlılar, ezan sesi… Kendimi orada bir bütün olarak buluyorum, enerji ve tutku içinde.
HELLO!: İstanbul’da geçirdiğin zaman, Türk kökenlerin hakkındaki anlayışını herhangi bir şekilde değiştirdi mi veya yeniledi mi?
A. Torel: Her seferinde, ne zaman İstanbul’a gelsem fazlasıyla beslenirim. Beni sakinleştiren bir yanı da var.
HELLO!: Mutluluk veya başarı hakkında, sizin kesinlikle katılmadığınız modern bir psikolojik varsayım nedir?
A. Torel: Mutluluğun tüm kavramı. Onu elde etmek için çabalamamız gerektiği, bence gerçekçi değil. Kilo vermek istemek gibi bir şey. Beş kilo vermek istiyorsan, kendine üç hafta süre ver. 100 kilo vermek istiyorsan, başka bir yol denemelisin.
HELLO!: Kendileriyle yeniden bağlantı kurmaya çalışan kadınlara tek bir tavsiye verecek olsaydınız, bu ne olurdu?
A. Torel: İçindeki ‘FU’ pozisyonunu ortaya çıkar. Ben, diğer kadınların da anlaşılmış hissetmesini istiyorum. O ses hepimizin içinde var. O kadın yalnız değil. O benim. Ben onu görüyorum. Onu desteklemek, yeniden kendi bedeniyle buluşmasını sağlamak için elimden geleni yapacağım.
Benzer Haberler

Sanatı süs değil, tasarımın özü olarak gören bir zihin: Fahrettin Aykut

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide









