Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
İstanbul Life

Narmanlı’da Bir Entelektüelin Gizli Evreni: Can Alkor Kitaplığı

İçeriği Paylaş

İstanbul’un hafıza duraklarından Narmanlı Apartmanı, şimdi yepyeni ve çok özel bir kültürel sığınağa ev sahipliği yapıyor. 2024 yılında kaybettiğimiz şair, çevirmen ve akademisyen Can Alkor’un (1937-2024) 2.500 kitaptan oluşan kişisel koleksiyonu, Bilge Alkor Koleksiyon Evi ile aynı çatı altında, Can Alkor Kitaplığı olarak kapılarını araladı.

Yazı: Yasemin Savcı

Bu kitaplık, sadece bir arşiv değil. Alkor’un eşi Bilge Alkor ile bir ömür süren dostluğun ve karşılıklı ilhamın bir izi olarak, felsefe, şiir, edebiyat, matematik ve fizik gibi disiplinler arasında nefes alıp veren çok yönlü bir zihnin haritasını sunuyor. Münih’teki öğrencilik yıllarından Roma ve Almanya’daki akademik dönemine uzanan bir yolculuğun izlerini taşıyan bu koleksiyon, Alkor’un düşünceler arasında dallanıp budaklanan yeni diyaloglara alan açma arzusunu yaşatıyor. Can Alkor’un yeğeni ve projenin mimarı Duygu Barlas ile bu özel mekânın kuruluş hikâyesini ve misyonunu konuştuk.

Bu kitaplığı kurma ve Can Alkor’un vefatının ardından koleksiyonu herkese açma kararı nasıl alındı?

Narmanlı Sanat ve Bilge Alkor Koleksiyon Evi, aynı çatı altında hem eğitim ve atölyeler düzenlenen hem de koleksiyonun sergilendiği bir alan. Çok sevgili eniştem, Can Alkor’un vefatından sonra, bu ikili yapıya onu da dahil etmek istedim hem anısını canlı tutmak, hem de daha çok kişinin bu birikimden faydalanabilmesi için. Benim için “çok yönlülük” anahtar bir kelime. Bilge Alkor Koleksiyon Evi üzerinden şu soruyu sordum: Bu alanı nasıl daha fazla ilgiliyle paylaşabiliriz? Narmanlı Sanat da seneler önce bu sorunun cevabı olarak doğdu. Şimdiyse Can Alkor’un kitapları da bu ekosisteme dahil oldu. Uzun ve titiz bir tasnif sürecinin ardından, kitaplık hayata geçti. Böylelikle rezervasyon ile Pazar günlerini burada geçirmek isteyenler ile bu dünyayı paylaşabiliyoruz.

Kitaplığın misyonu nedir? Sadece bir anı yaşatmak mı, yoksa bir entelektüelin düşünsel evrenini gelecek kuşaklara aktarmak mı?

Hiçbir sanat yapıtı tek başına var olamaz; Can Alkor da kendi düşünsel evrenini, başka yazarların, filozofların ve insanlık hallerinin sesiyle kurardı. Bu yüzden üretimi hep bir diyalog hâlindeydi. Kemal Noyan’ın desenleri ile hayata geçirdiği son iki kitap da bunun çok güzel bir göstergesi: Canto CXVIII, Ezra Pound’un eksik dizelerini tamamlama cesaretiyle yazılmış; Yasa Önünde ise Kafka’nın “Babama Mektup” una olası bir yanıt gibi okunabilir. Bu eserlerdeki “karşılıklı konuşma” hâli aslında kitaplığın da özünü oluşturuyor. Biz burada, aynı biçimde, düşünceler arasında dallanıp budaklanan yeni diyaloglara alan açmak istedik. Okurun bir kitapla, bir fikirle ya da bir hisle kurduğu her temasın, kendi içsel yolculuğuna dönmesini diliyoruz. Bazı buluşmalar insanın benliğinin ayrılmaz bir parçası olur bu kitaplık da o türden buluşmalara tanıklık etsin istiyoruz. Dolayıyla bu sorunun cevabı, Can Alkor’un anısını yaşatırken gelecek kuşaklara bir diyalog alanı sağlamak.

Can Alkor’un kendi hayatında kitaplığın ve bu koleksiyonun özel bir yeri var mıydı? Kitaplarını geleceğe dair nasıl bir miras olarak görüyordu?

Her kitabın hikâyesi farklı: Münih’teki öğrencilik yıllarından Roma ve Almanya’daki akademik dönemine uzanan bir yolculuğun izleri var. Alkor için kitaplık, yalnızca bir birikim alanı değil, varoluşunun bir parçasıydı diyebilirim. Okuduğu ve biriktirdiği kitapların kamusallaşması, yani dışarıya açılması onun aklından geçmiş midir emin değilim. Ancak yazar kimliğiyle düşündüğümüzde, çevirdiği kitapların ve yazdığı dizelerin olabildiğince okurla buluşması, bizim üstümüze aldığımız bir miras oldu.

2.500 kitaplık koleksiyon felsefe, şiir, edebiyat, tarih, sanat, matematik, fizik gibi geniş bir yelpazeye sahip. Bu çeşitlilik, Can Alkor’un zihninin ve çok yönlü akademik/edebi kimliğinin yansıması mı?

Can Alkor bir şiir yazarken mantığın kurallarından, bir çeviri yaparken felsefeden, makale okurken bir ressamın sezgisinden beslenirdi. Onun zihni, disiplinler arasında nefes alıp veren bir evrendi. Her fikir bir diğerine dokunur, her kitap bir olasılığın kapısını aralardı. Bu koleksiyon, çok yönlü bir zihnin haritası; bir bakıma Alkor’un arayışlarının coğrafyası. Raflarda felsefe, şiir, edebiyat, tarih, sanat, matematik, dil bilimi ve fiziğin yanı sıra sinema, Türk-İslam sanatı, Avrupa tarihi, çağdaş sanat, müzik, psikoloji, İslam felsefesi, Rönesans ve Aydınlanma Çağı düşüncesi gibi alanlar birbiriyle konuşuyor. Dolayısıyla Alkor için kitaplar yalnızca bir bilgi arşivi değil, düşüncenin dolaştığı bir organizmaydı tıpkı onun “şiir kan nakli gibidir” dizelerinde olduğu gibi. Kitaplar, bir yaşam biçimi olarak bilginin dolaşımını sürdürüyordu. Kitaplığın tasarımını da bu düşünceden yola çıkarak kurguladık. Çok sevgili arkadaşım Jorela Karriqi tarafından tasarlanan yapıda her blok, birbirine sarmaşık gibi bağlanıyor; tıpkı Alkor’un şiir, dil bilimi, tiyatro ve felsefe arasında kurduğu düşünsel ilişkiler gibi. Bu bütünlük, onun dünyayı anlamanın tek bir disiplinle mümkün olmadığına dair inancını yansıtıyor.

Can Alkor’un çevirmenliğini yaptığı Nietzsche, Rilke, Rimbaud gibi isimlerin eserlerinin koleksiyondaki yeri ve önemi nedir? Özellikle vurguladığı, kendisini en çok etkileyen veya en çok okuduğu yazar/ eserler hangileriydi?

Bu isimler, onun için yalnızca çevrilecek yazarlar değil, zihinsel dostluklardı. Altı dil bildiğinden, her eseri kendi dilinde okumayı tercih ederdi. Nietzsche’yi okurken insanın kendi kendini aşma çabası, Rilke’de içsel sessizliği ve yalnızlığın derinliği, Rimbaud’da ise dilin sınırlarını zorlayan o genç öfke… Hepsi Alkor’un şiirinde yankı buldu. Tabii bu isimlere Kafka ve Ezra Pound’u da eklemeliyiz. Ama yalnızca metinlerle değil, müzikle ve görsel sanatlarda da beslenirdi. Bach, Mozart, Wagner’i severek dinlerdi. Aynı biçimde Tintoretto, Tiziano ve Paul Klee gibi sanatçılar da onun için dünyalar açan isimlerdi. Bir de Roma, Siena ve Lüneburg üniversitelerinde Matematiksel Mantık üzerine dersler verdiğinden bu konu da odağındaydı. Yapay zeka çalışmalarının başladığı o dönemde “Über Mathematische Intelligenz” (1987) üzerine araştırmalar gerçekleştirdi. Can Alkor’un yakında Everest Yayınları’ndan çıkacak “Can’dan Can’a” ve derlemekte olduğumuz taslakları “Gül ve Yıldız” adlı çalışmalarında da bu çok yönlülük açıkça görülüyor. Müzik, sanat, edebiyat ve matematik-mantık üzerine düşüncelerinin bir araya geldiği bu metinler, onun dünyaya bakışındaki o benzersiz bütünlüğü bir kez daha ortaya koyuyor.

Koleksiyonda Can Alkor’un şiirlerine, çevirilerine veya akademik çalışmalarına ilham vermiş, onun için manevi değeri yüksek olan özel bir eser var mı?

Can Alkor’un çocukluk yıllarında Zonguldak Kilimli Halkevinde, Sabahattin Ali ve Seniha Bedri Göknil’in çevirileriyle tanıştığı Alman edebiyatı, ileride hem şiirini hem düşünsel yönelimini derinden şekillendirecekti.

Kitaplığın fiziksel olarak konumlandığı mekân, Can Alkor’un hayatında özel bir anlam taşıyor muydu? Mekânın tasarımı ve atmosferi oluşturulurken nelere dikkat edildi?

Evet. Bu mekân, Can Alkor’un eşi Bilge Alkor’un eviyle aynı binada, Narmanlı Apartmanı’nda yer alıyor, İstanbul’un hafıza duraklarından biri. Dolayısıyla kitaplığın burada konumlanması yalnızca sembolik değil; aynı zamanda hafızayla mekânın bir kesişimi. Daha önce de bahsettiğim gibi, Bilge Alkor Koleksiyon Evi ile aynı çatı altındalar. Bu birliktelik, bir ömür süren dostluğun, beraberliğin ve karşılıklı ilhamın da bir izi aslında. Bilge Alkor’un fırçası, Can Alkor’un kalemi… Hepsinin içinde birbirlerinden birer parça var; ayrılmaları mümkün değil. Altmış beş yıllık dolu dolu bir birliktelik!

Kitaplık, “yalnızca bir arşiv değil; yaşayan bir bellek” olarak tanımlanıyor. Bu canlılığı korumak için etkinlikler veya programlar düzenlemeyi düşünüyor musunuz?

Narmanlı Sanat çatısı altında bu belleği canlı tutan etkinlikler düzenliyoruz. Can Özükan’la Müziği Okuyanlar Kulübü, Duygu Özdemir ile Edebiyat Üzerine Buluşmalar serimizi tasarladık. Amacımız, edebiyat ve müzik arasında köprüler kurarak düşünsel ve duygusal birliktelikler yaratmak.

Ziyaretlerin online rezervasyon sistemiyle ve sadece Pazar günleri yapılıyor olmasının özel bir nedeni var mı? Ziyaretçilerin buradaki deneyimi nasıl kurgulandı?

Narmanlı Sanat hafta içi eğitim ve etkinliklerle oldukça yoğun olduğu için kitaplık ziyaretlerini Pazar günleriyle sınırladık. Bu tercih, hem mekânın kendi sessizliğini koruyabilmek hem de gelenlerin burada gerçekten “durabilmesini” sağlamakla ilgiliydi. Ziyaretler küçük gruplarla, randevu sistemiyle gerçekleşiyor. Böylece herkes kitapların arasında vakit geçirirken kendini evinde hissedebiliyor. Kitaplığın atmosferini paylaşırken aynı zamanda kişisel bir alan bırakmayı önemsiyoruz. Eniştem satranç oynamayı çok severdi; onun anısına kitaplıkta küçük bir satranç köşesi ayırdık. Küçük bir anı defterimiz de var; ziyaretçilerin oraya bıraktığı notları okumak, mekân ile kurulan bağı görmek bizi mutlu ediyor.

Kitaplığın koleksiyonu genişletilecek mi, yoksa sadece Can Alkor’un kişisel koleksiyonu olarak mı kalacak?

Bu kitaplık, Can Alkor’un zihinsel evreni etrafında dönen bir merkez olarak kalacak. Onun düşünsel yolculuğunu bir bütün olarak korumak, bu yapının en önemli amacı. Ancak Bilge Alkor’un da sanat, edebiyat ve estetik kuram alanlarında oldukça zengin bir kitaplığı var. Zaman içinde, iki dünyanın birbirine temas ettiği noktaları görünür kılmak adına oradan da seçkiler ekliyoruz.

Genç okurlara, özellikle şiir, felsefe veya matematik gibi alanlarla ilgilenen gençlere bu kitaplık nasıl bir kapı aralayacak?

Kitaplık aslında oldukça niş ve butik bir yapıya sahip. Bunun en önemli nedeni çok dilli bir koleksiyon olması. Dolayısıyla buraya gelenlerin, genel bir okuma niyetinden çok, kendi çalışma alanları doğrultusunda ilgilerini çeken kitaplarla buluşmaları ve çalışma alanından faydalanmaları daha anlamlı olacaktır. Ziyaretçilerimizin burada bir yön bulmasından çok, kendi sorularını çoğaltmalarını diliyorum.

İstanbul’un kültürel hayatında, Can Alkor Kitaplığı’nın uzun vadede nasıl bir iz bırakmasını umuyorsunuz?

Farklı ve özenle, sevgiyle düşünülmüş mekânlar hemen kendini gösteriyor ve insan belleğinde kalıcı bir yer ediniyor. Can Alkor Kitaplığı’nın hayata dokunan, belki bir düşünce kıvılcımı uyandıran, bir soluk alanı açan bir mekân olması yeterli.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo