
Narsisizmin gölgesinde: Linç kültürü
DR. HASAN KERIM GÜÇ
@kerimguc
Linç kelimesi sözlükte birden çok kimsenin, kendilerine göre suç olan bir davranıştan ötürü birini, hiçbir hukuk gözetmeksizin ve yargılamasız olarak öldürmesi olarak ifade ediliyor. Burada iki önemli nitelik göze çarpıyor. Bunlardan ilki yargılama yani muhakeme bile yapmamak, diğeri de öldürme eylemine baş vurmak. Sözlük açılımı böyle olan linç kavramı, günümüzde “kültür” kelimesi ile bir tamlama oluşturuyor. Aslına bakılırsa bu bile ne kadar tehlikeli sularda yüzdüğümüzü ifade edebiliyor.
İletişim, bilgi, teknoloji ve hatta yapay zeka çağında yaşadığımızı söylerken kitleleri linç kadar sağ bir kavramla neden birleştirmiş olabiliriz? Linç artık kitlesel iletişimin olduğu tüm mecralarda karşı karşıya kalınmaktan korkulan bir unsur haline gelmiş halde. Hayatın içinden örnekleri düşünelim. Mesela bir televizyon programındaki konuğun, konuşmasına “Şimdi bu söyleyeceklerim için beni linçleyecekler ama…” diye başladığına şahit olabiliyoruz. Bu durumda konuk ya risk alıp konuşmayı ya da rahatını bozmamak amacıyla susmayı tercih edecek. Belki de kendimizi çoğu zaman bu ayrım noktasında bulabiliyoruz. Bir örnek daha vermek istersek sosyal medyada yaşı daha genç bireyleri ele alabiliriz. Belki birkaç sene sonra tamamen değişecek düşüncelerini temel alarak, kendileri gibi düşünmeyenleri yargısız infaz edebiliyorlar.

Anonim sorumluluğun dağılması ve duyguların bulaşıcılığı gibi faktörler kalabalıklarda bireysel rasyonelliği zayıflatıyor.
BASİT SÖYLEMLER VE DEŞARJ MESELESİ
Bu insanlar bu duruma nasıl gelebiliyorlar? Halbuki hepimiz irade ve ifade özgürlüğünü savunmuyor muyduk? Görüyoruz ki temel olarak bir saygı problemi ile karşı karşıyayız. Zira “linçlemek” dediğimiz durumlara baktığımızda karşı tarafı aşağılayıcı konuşmalar, hakaretler ağırlık kazanıyor. Bunun sonucu olarak bireyler arasında iletişim ortamı ortadan kalkmış oluyor. Halbuki iletişim ortamı sürdürülse ve saygı kaybedilmese bütün düşünceler karşılıklı olarak değerlendirilebilirdi. Oysa saygı kaybedince üstünlük yarışına girerek karşıdakini ezmek normalleşebiliyor. Münazara ortamlarının, müsamahanın veya toleransın yerini öfkeli kalabalıkların kendilerini deşarj ettikleri “basit söylemler” alıyor. Bunun genel sebebine baktığımızda çağımızın hastalıklarından narsisizm başı çektiği görülüyor.
Narsisizm konusuna geçmeden önce kitle psikolojisi ve kitle kültürü kavramlarına değinebiliriz. Kitle psikolojisi literatürü, bir grubun veya kalabalığın bireyler üzerindeki etkisini inceliyor. Genel olarak insanlar, tek başlarınayken yapmayacakları davranışları kalabalık içinde bulunduklarında, ki sosyal medya bunun için biçilmiş kaftandır, grubun dinamiğinin etkisiyle yapabilir hale geliyorlar. Anonimlik, sorumluluğun dağılması ve duyguların bulaşıcılığı gibi faktörler kalabalıklarda bireysel rasyonelliği zayıflatıyor.
Böylece sosyal medyada da rumuz veya sahte hesap kullanan bireyler, üzerlerinde hiçbir sorumluluk hissetmediklerinden tüm negatifliklerini ortaya dökmekte sakınca görmüyorlar. Bu bağlamda, bir topluluğun bir kişi ya da gruba karşı topluca saldırganlaşması kitle psikolojisinin olumsuz bir ürünü olarak beliriyor. Sosyal medya ise kitlelerin bu şekilde hızlı örgütlenip tepki vermesini kolaylaştıran zemini sağlıyor.
İNSANLIK TARİHİ, ALGILAR VE GÜNÜMÜZ
Kitle kültürü de geniş kitlelerin beğeni ve davranışlarını şekillendiren, standartlaştıran kültür olarak tanımlanıyor. Bildiğimiz gibi dijital iletişim araçlarının etkisiyle, belirli güzellik, başarı veya davranış normları toplumun geneline kolayca yayılıyor. Bir normlar çoğu zaman yüzeysel, sığ yapıda seyrediyor ve bireyler üzerinde bir tür illüzyon yaratıyor: “Mükemmel yaşam”, “kusursuz güzellik” gibi kalıplarla idealleştirilen algı kalıpları ise sağlıklı temele oturulmadığında pek de iyiliğe hizmet edemiyor. Bu noktada artık narsisizmin toplumsal boyutu devreye girer: Toplum, bireyden sürekli bu idealleri gerçekleştirmesini beklerken, birey de kendi değerini bu kitlesel ölçütlere göre tanımlamaya başlıyor. Böylece karşılaştığımız kitlelsel narsisizm kavramı, bir grubun veya toplumun bütün halinde narsisistik özellikler sergilemesiyle beliriyor. Yaygın algılar değişse de aslına bakılırsa insanlık tarihi, çeşitli kolektif narsisizm örnekleriyle dolu; fanatik grup bağlılıklarının farklı dönemlerde buna bol bol örnek oluşturduğu görülüyor. Ancak günümüzde sosyal medya, kitlesel narsisizmi küresel ölçekte görünür kılıyor. Milyonlarca insanın birbirini takip edip onayladığı, “trend”’lere ortak olduğu bir kültürde, narsisistik eğilimler adeta normalleşmiştir. Birey sadece kendi aynasına değil, kitle kültürünün aynasına da bakarak kendini değerlendiriyor. Bu da narsisizmi bireysel bir meseleden çıkarıp toplumsal bir olgu haline getiriyor.
Sosyal medya kullanıcılarının sergilediği narsisist davranışlar, dijital platformlarda linç kültürünün oluşmasını ve beslenmesini kolaylaştırıyor. Bu narsisist davranışların başında, sürekli kendini beğendirme, kendini afişe etme, kendini veya görüşlerini kabul ettirme tutkusu geliyor. Nitekim bu konuda yapılan akademik bir araştırmada (Canay Aksöz, “Sosyal Medyada Narsisizm ve Linç Kültürü”), sosyal medya kullanıcılarının kusur ve hatalarını gizleyebildiği, kendilerini olduklarından çok daha iyi gösteren profiller oluşturduğu belirtiliyor. Böylece bireylerin benlik algısını beslenerek narsisizm duyguları daha da tetikleniyor. Öte yandan sosyal medya, bireylere sadece gösteri yapma imkanı değil, aynı zamanda başkalarını sürekli izleme ve onlarla kıyaslama fırsatını da sunuyor. Akabinde görülmek, beğenilmek ve takip edilmek narsisistik açıdan iyice önemli hale geliyor. Kullanıcılar adeta birer "tüketici" gibi hem içerik tüketiyor hem de kendi hayatlarını bir vitrin gibi sunarak ilgi toplamaya çalışıyor.

Milyonlarca insanın birbirini takip edip onayladığı, “trend”lere ortak olduğu bir kültürde, narsisistik eğilimler adeta normalleşmiştir. Birey sadece kendi aynasına değil, kitle kültürünün aynasına da bakarak kendini değerlendiriyor. Bu da narsisizmi bireysel bir meseleden çıkarıp toplumsal bir olgu haline getiriyor.
İNTERNETİN GETİRDİKLERİ
Bu narsisistik ortam, beraberinde empati eksikliği, ötekiyle özdeşleşmeme ve sorumluluk duygusu zayıflığı da getiriyor. Kişiler sosyal medyada düşüncesizce yorum yapmaktan kaçınmıyor çünkü yüz yüze iletişimin caydırıcı etkisi hissedilmiyor. İnternetin sağladığı görece anonimlik, kullanıcılara istedikleri kişiyi rahatça eleştirme, aşağılama veya dışlama cesareti veriyor. İşi dayatmacılığa vardırarak kendi değer yargılarını mutlak doğru kabul eden bireyler, başkalarının da buna uymasını bekliyorlar. Bu beklenti karşılanmadığında öfkeye kapılıp hakarete bulunmak, toplu tepkiler organize etmek gibi yollara başvuruyorlar.
Sonuçta bazı kullanıcılar, kendi gibi olmayan, kendilerinden farklı düşünen veya onlardan daha mutlu/başarılı gördükleri kişilere karşı acımasız yorumlarla saldırıyorlar. Bu saldırgan tutum, çoğu zaman kendi içlerindeki kıskançlık veya yetersizlik duygularını bastırmanın bir yolu olarak meydana çıkıyor. Yani linç eden kitle, aslında narsisistik incinmişliklerini veya rahatsızlıklarını, hedef seçtikleri kişi üzerinden topluca ifade etmiş oluyor. Konuya farklı bir pencereden bakmak isteyenler için “Yolda Bir Kuşa Rastladım” adlı kitabımdaki “Pelikanın Hikayesi” bölümü, narsisizm kavramının doğuşunu mitolojik kurgusuyla beraber anlatıyor.
Linç kelimesi sözlükte birden çok kimsenin, kendilerine göre suç olan bir davranıştan ötürü birini, hiçbir hukuk gözetmeksizin ve yargılamasız olarak öldürmesi olarak ifade ediliyor. Burada iki önemli nitelik göze çarpıyor. Bunlardan ilki yargılama yani muhakeme bile yapmamak, diğeri de öldürme eylemine baş vurmak. Sözlük açılımı böyle olan linç kavramı, günümüzde “kültür” kelimesi ile bir tamlama oluşturuyor. Aslına bakılırsa bu bile ne kadar tehlikeli sularda yüzdüğümüzü ifade edebiliyor.
İletişim, bilgi, teknoloji ve hatta yapay zeka çağında yaşadığımızı söylerken kitleleri linç kadar sağ bir kavramla neden birleştirmiş olabiliriz? Linç artık kitlesel iletişimin olduğu tüm mecralarda karşı karşıya kalınmaktan korkulan bir unsur haline gelmiş halde. Hayatın içinden örnekleri düşünelim. Mesela bir televizyon programındaki konuğun, konuşmasına “Şimdi bu söyleyeceklerim için beni linçleyecekler ama…” diye başladığına şahit olabiliyoruz. Bu durumda konuk ya risk alıp konuşmayı ya da rahatını bozmamak amacıyla susmayı tercih edecek. Belki de kendimizi çoğu zaman bu ayrım noktasında bulabiliyoruz. Bir örnek daha vermek istersek sosyal medyada yaşı daha genç bireyleri ele alabiliriz. Belki birkaç sene sonra tamamen değişecek düşüncelerini temel alarak, kendileri gibi düşünmeyenleri yargısız infaz edebiliyorlar.
BASİT SÖYLEMLER VE DEŞARJ MESELESİ
Bu insanlar bu duruma nasıl gelebiliyorlar? Halbuki hepimiz irade ve ifade özgürlüğünü savunmuyor muyduk? Görüyoruz ki temel olarak bir saygı problemi ile karşı karşıyayız. Zira “linçlemek” dediğimiz durumlara baktığımızda karşı tarafı aşağılayıcı konuşmalar, hakaretler ağırlık kazanıyor. Bunun sonucu olarak bireyler arasında iletişim ortamı ortadan kalkmış oluyor. Halbuki iletişim ortamı sürdürülse ve saygı kaybedilmese bütün düşünceler karşılıklı olarak değerlendirilebilirdi. Oysa saygı kaybedince üstünlük yarışına girerek karşıdakini ezmek normalleşebiliyor. Münazara ortamlarının, müsamahanın veya toleransın yerini öfkeli kalabalıkların kendilerini deşarj ettikleri “basit söylemler” alıyor. Bunun genel sebebine baktığımızda çağımızın hastalıklarından narsisizm başı çektiği görülüyor.
Narsisizm konusuna geçmeden önce kitle psikolojisi ve kitle kültürü kavramlarına değinebiliriz. Kitle psikolojisi literatürü, bir grubun veya kalabalığın bireyler üzerindeki etkisini inceliyor. Genel olarak insanlar, tek başlarınayken yapmayacakları davranışları kalabalık içinde bulunduklarında, ki sosyal medya bunun için biçilmiş kaftandır, grubun dinamiğinin etkisiyle yapabilir hale geliyorlar. Anonimlik, sorumluluğun dağılması ve duyguların bulaşıcılığı gibi faktörler kalabalıklarda bireysel rasyonelliği zayıflatıyor.
Böylece sosyal medyada da rumuz veya sahte hesap kullanan bireyler, üzerlerinde hiçbir sorumluluk hissetmediklerinden tüm negatifliklerini ortaya dökmekte sakınca görmüyorlar. Bu bağlamda, bir topluluğun bir kişi ya da gruba karşı topluca saldırganlaşması kitle psikolojisinin olumsuz bir ürünü olarak beliriyor. Sosyal medya ise kitlelerin bu şekilde hızlı örgütlenip tepki vermesini kolaylaştıran zemini sağlıyor.

“Münazara ortamlarının, müsamahanın veya toleransın yerini öfkeli kalabalıkların kendilerini deşarj ettikleri ‘basit söylemler’ alıyor. Bunun genel sebebine baktığımızda çağımızın hastalıklarından narsisizmin başı çektiği görülüyor.”
İNSANLIK TARİHİ, ALGILAR VE GÜNÜMÜZ
Kitle kültürü de geniş kitlelerin beğeni ve davranışlarını şekillendiren, standartlaştıran kültür olarak tanımlanıyor. Bildiğimiz gibi dijital iletişim araçlarının etkisiyle, belirli güzellik, başarı veya davranış normları toplumun geneline kolayca yayılıyor. Bir normlar çoğu zaman yüzeysel, sığ yapıda seyrediyor ve bireyler üzerinde bir tür illüzyon yaratıyor: “Mükemmel yaşam”, “kusursuz güzellik” gibi kalıplarla idealleştirilen algı kalıpları ise sağlıklı temele oturulmadığında pek de iyiliğe hizmet edemiyor. Bu noktada artık narsisizmin toplumsal boyutu devreye girer: Toplum, bireyden sürekli bu idealleri gerçekleştirmesini beklerken, birey de kendi değerini bu kitlesel ölçütlere göre tanımlamaya başlıyor. Böylece karşılaştığımız kitlelsel narsisizm kavramı, bir grubun veya toplumun bütün halinde narsisistik özellikler sergilemesiyle beliriyor. Yaygın algılar değişse de aslına bakılırsa insanlık tarihi, çeşitli kolektif narsisizm örnekleriyle dolu; fanatik grup bağlılıklarının farklı dönemlerde buna bol bol örnek oluşturduğu görülüyor. Ancak günümüzde sosyal medya, kitlesel narsisizmi küresel ölçekte görünür kılıyor. Milyonlarca insanın birbirini takip edip onayladığı, “trend”’lere ortak olduğu bir kültürde, narsisistik eğilimler adeta normalleşmiştir. Birey sadece kendi aynasına değil, kitle kültürünün aynasına da bakarak kendini değerlendiriyor. Bu da narsisizmi bireysel bir meseleden çıkarıp toplumsal bir olgu haline getiriyor.
Sosyal medya kullanıcılarının sergilediği narsisist davranışlar, dijital platformlarda linç kültürünün oluşmasını ve beslenmesini kolaylaştırıyor. Bu narsisist davranışların başında, sürekli kendini beğendirme, kendini afişe etme, kendini veya görüşlerini kabul ettirme tutkusu geliyor. Nitekim bu konuda yapılan akademik bir araştırmada (Canay Aksöz, “Sosyal Medyada Narsisizm ve Linç Kültürü”), sosyal medya kullanıcılarının kusur ve hatalarını gizleyebildiği, kendilerini olduklarından çok daha iyi gösteren profiller oluşturduğu belirtiliyor. Böylece bireylerin benlik algısını beslenerek narsisizm duyguları daha da tetikleniyor. Öte yandan sosyal medya, bireylere sadece gösteri yapma imkanı değil, aynı zamanda başkalarını sürekli izleme ve onlarla kıyaslama fırsatını da sunuyor. Akabinde görülmek, beğenilmek ve takip edilmek narsisistik açıdan iyice önemli hale geliyor. Kullanıcılar adeta birer "tüketici" gibi hem içerik tüketiyor hem de kendi hayatlarını bir vitrin gibi sunarak ilgi toplamaya çalışıyor.
İNTERNETİN GETİRDİKLERİ
Bu narsisistik ortam, beraberinde empati eksikliği, ötekiyle özdeşleşmeme ve sorumluluk duygusu zayıflığı da getiriyor. Kişiler sosyal medyada düşüncesizce yorum yapmaktan kaçınmıyor çünkü yüz yüze iletişimin caydırıcı etkisi hissedilmiyor. İnternetin sağladığı görece anonimlik, kullanıcılara istedikleri kişiyi rahatça eleştirme, aşağılama veya dışlama cesareti veriyor. İşi dayatmacılığa vardırarak kendi değer yargılarını mutlak doğru kabul eden bireyler, başkalarının da buna uymasını bekliyorlar. Bu beklenti karşılanmadığında öfkeye kapılıp hakarete bulunmak, toplu tepkiler organize etmek gibi yollara başvuruyorlar.
Sonuçta bazı kullanıcılar, kendi gibi olmayan, kendilerinden farklı düşünen veya onlardan daha mutlu/başarılı gördükleri kişilere karşı acımasız yorumlarla saldırıyorlar. Bu saldırgan tutum, çoğu zaman kendi içlerindeki kıskançlık veya yetersizlik duygularını bastırmanın bir yolu olarak meydana çıkıyor. Yani linç eden kitle, aslında narsisistik incinmişliklerini veya rahatsızlıklarını, hedef seçtikleri kişi üzerinden topluca ifade etmiş oluyor. Konuya farklı bir pencereden bakmak isteyenler için “Yolda Bir Kuşa Rastladım” adlı kitabımdaki “Pelikanın Hikayesi” bölümü, narsisizm kavramının doğuşunu mitolojik kurgusuyla beraber anlatıyor.












