Haber kapak görseli
Genel
18 dk okunma süresi
History Of War

Savaş kazandıran bir silahın öyküsü: Sherman Tankı

İçeriği Paylaş

İkinci Dünya Savaşı sırasında çok sayıda üretilen M4 Sherman orta tankı, Müttefiklerin en göze çarpan ancak büyük tartışma yaratan kara silahıydı.

Yazan: Michael E Haskew

M4 Sherman orta tankının, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik askerlerinin kullandığı ikonik silahlar arasında muhtemelen en sonuç alıcı ancak aynı zamanda en çok tartışmaya yaratan platform olduğuna şüphe yoktur. Bu tank belirgin bir şekilde Amerikan özellikleri taşıyordu ve o dönemin hâkim kara savaşı doktrini, günümüze kadar zırhlı araçların gelişiminde rol oynayan ateş gücü, hareketlilik ve zırh koruması gibi zorunlu faktörlerle birlikte, bu silahın gelişimini şekillendirdi. Amerikan askerî teşkilatı, ABD İkinci Dünya Savaşı’na girmeden önce Almanların Yıldırım Harbi doktrininin Avrupa’da inanılmaz bir hız ve etkinlikle adeta bir fırtına gibi esmesini büyük bir ilgiyle, hatta açıkçası biraz da şaşkınlıkla izlemişti.

Almanların Yıldırım Harbi doktrinine karşılık, Amerikan zırhlı birlik doktrini, tankların düşman hatlarını yaran ve bu yarmadan istifade ederek ilerleme sağlayan silahlar olarak kullanılması kavramı çerçevesinde gelişmişti. Amerikan doktrininde tankın tankla muharebe etmesi kara savaşının sadece ikincil bir boyutu olarak görülüyordu. Yine Amerikan doktrinine göre, düşman tanklarıyla karşılaşıldığında bu tanklar döner kule kısımlarının (taret) üstü açık olan hızlı tank avcıları tarafından yok edilecekti. Tankın kendisi ise bir piyade destek silahı olacaktı.

İngiliz İmparatorluğu Nazilere karşı tek başına direnirken Başkan Franklin D. Roosevelt ABD’yi büyük “demokrasi cephaneliği” olarak ilan etti. Bunun üzerine Amerikan fabrikaları İngiliz silahlı kuvvetlerine Ödünç Verme ve Kiralama yoluyla muazzam miktarda savaş malzemesi sağladı. Söz konusu silahların arasında, montaj hatlarından yeni çıkan ve tehlikeli Atlantik geçişi için gemilere yüklenen ilk üretim tanklar da vardı. Bunlardan İngiliz kuvvetlerine önemli sayıda ulaşan en erken model M3 Grant/Lee tankıydı.

Tasarımı Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan tankları andıran M3, hantal bir araçtı. Ayrıca yüksek silueti nedeniyle düşman ateşine karşı savunmasızdı, tareti (döner kulesi) küçüktü ve sadece 37 mm çapında nispeten hafif bir topu taşıyabiliyordu. Ek ateş gücü ihtiyacını karşılamak için M3’ün gövdesine çıkıntı şeklinde bir ekleme yapılarak buraya 75 mm çapında bir top monte edildi.

Peki, M3’te neden eski bir tasarım kullanılmıştı? Bu sorunun cevabı basit ve şaşırtıcıydı. O dönemde Alman Ordusu’nun panzer tümenleri daha büyük kalibreli (50 mm ve 75 mm çaplı) topları üzerlerinde taşıyabilen döner kulelere sahip tanklar kullanıyordu. İngiliz tasarımı tanklar da bunu yapabiliyordu ancak ABD’de bu kabiliyete sahip ve üretime hazır bir döner kule yoktu. Bu nedenle M3 tankı, Alman zırhlı birliklerine karşı muharebe meydanlarında benzer bir ateş gücü sağlayabilecek geçici bir tasarımdı. Amerikalı mühendisler seri üretime geçebilecek ve nispeten kısa bir süre içinde kullanılabilecek bir döner kule ve şasi tasarlamak için acele ediyorlardı. İngiliz tankçılar ilk M4 tanklarına sahip olduklarında, ABD yapımı tanklara Amerikan İç Savaşı generallerinin isimlerini verme uygulamasını sürdürdüler. M4’e İç Savaş sırasında Birlik (Kuzey) tarafında savaşan General William Tecumseh Sherman’ın adını verdiler.

Tasarım ve Doktrin

Nisan 1922 gibi erken bir tarihte ABD Savaş Bakanlığı zırhlı birlik muharebelerine ilişkin bir uygulama genelgesi yayınlamıştı. Burada kısa ve öz şekilde açıklandığı gibi; tankın birincil görevi “taarruz sırasında piyadelerin kesintisiz olarak ilerlemesini kolaylaştırmaktı.” Bu doktrin iki dünya savaşı arasında geçen yıllarda ve sonrasında geçerliliğini korumuş olsa da bir nesil sonra acemice uygulanan bir yöntem haline geldi ve pratik değildi. İkinci Dünya Savaşı Avrupa’da patlak verdiği zaman, tankın tankla muharebesi kaçınılmaz olmuştu. Amerikalı generaller tankın modern savaş ortamındaki rolünü tartışırken, tasarım ve yeniliklerin uygulanmasına yönelik ilerlemeler çok yavaş kalmıştı.

1941 yılına gelindiğinde, eskiden beri kullanılan M2 modeli hafif ve orta tanklarının modası artık geçmişti. Dahası, M3 de eskinin izlerini taşıyan bir tank olarak kabul ediliyordu. Kuzey Afrika’nın çöllerinde yapılan muharebeler sırasında sonradan ilave edilen 75 mm çapındaki topun getirdiği ek ateş gücü İngilizler tarafından memnuniyetle karşılanmış olsa da, 1941 gibi erken bir tarihte Almanlar tarafından kullanılmakta olan PzKpfw III ve PzKpfw IV modellerinin sürekli gelişen yeni modelleriyle mücadele etmek için daha üstün bir tasarımın gerekli olduğu açıktı.

31 Ağustos 1940 tarihinde, yani Avrupa’da savaşın başlamasından tam bir yıl sonra, ABD Ordu Donatım Kurulu’na (US Army Ordnance Board) ilerde dünya çapında ünlü ya da bakış açısına göre kötü şöhretli olacak bir tank tasarımı sunuldu. 1941 yılının ilkbaharında T6 tankının prototipi, yarışmaya katılan beş tasarım arasından seçildi. T6 geliştirme aşamasındayken M3 tankı önemli sayıda üretiliyor ve yeni tank için aceleyle bir üretim modeli isteniyordu.

T6 tasarımını yapan mühendisler gelecekte M4 olarak adlandırılacak tankın olumlu ve olumsuz yönlerini mukayese ettiler. Başarılı bir tank tasarımını için belirleyici olan hız, ateş gücü ve zırh koruması unsurlarının dengelenmesi gerekiyordu. Zırh mürettebat için koruma anlamına gelse de, aynı zamanda ağırlık, maliyet ve üretim için daha fazla miktarda değerli çelik gerektiriyordu. Ayrıca, zırhın kalın olması halinde tankın hızı azalacak ve üretim süresi uzayacaktı. Tasarım aşamasında alınan önemli kararlar, ortaya çıkan M4 Sherman orta tankının muharebe sahası performansını belirledi. Yüksek hız sağlamak ve seri üretimi kolaylaştırmak için zırh koruması feda edilecekti. Bu durum, M4’ün muharebe performansını değerlendiren gaziler, tarihçiler ve diğer gözlemciler arasında 80 yılı aşkın süredir devam eden bir tartışmanın kaynağı haline geldi. Yine de M4 tasarımının o dönemde geçerli olan ABD zırhlı doktrinine uygun olduğu kabul edilmelidir.

Üretime geçiş

Savaşın getirdiği zorunluluklar M4 için hızlı bir yol izlenmesini gerektirdi. Bu nedenledir ki prototipin Maryland’deki Aberdeen Proving Ground (test ve onay alanı) adlı tesiste tamamlanmasından sadece bir ay sonra, yani Ekim 1941’de tankın üretimine başlandı. Hızlı seri üretim için kilit nokta, bir önceki M3 tankının mümkün olduğunca çok parça ve özelliğinin korunmasıydı. Üst gövde büyük ölçüde yeniden yapılandırılarak tank siluetinin kolayca tanınmasını sağlayan klasik zırh eğimi elde edilmişti. Diğer taraftan M4’ün dış tahrik sistemi dişli kutusuna bağlı bir ön tahrik dişli tekerleği, arkadan ayarlanabilen bir güç aktarma dişlisi, her biri bir çift büyük yol tekerleğine sahip üç set ağırlık taşıyıcı tekerlek ve üç dönüş makarasından oluşan mevcut bir sistemi içeriyordu. Palet konfigürasyonu 1930’ların ortalarından itibaren standarttı ve başlangıçta dikey sarmal yaylı süspansiyon sistemi kullanıldı.

M4 tankı başlangıçta piyade desteği için yeterli görülen kısa namlulu 75 mm çaplı M2 topuyla donatıldı. Bunun yanında tankın döner kulesine .30 kalibrelik (7,62 mm çapında) Browning M1919A4 makineli tüfek, gövdeye monte edilmiş başka bir makineli tüfek ve düşman uçaklarına veya piyadelerine karşı tankı savunmak üzere .50 kalibrelik (12,7 mm çapında) M2HB modeli makineli tüfek bulunuyordu. Tankın daha sonraki modellerinde kısa namlulu 75 mm çapında M3 L/40 topu ve yüksek atış hızına sahip uzun namlulu 76 mm çaplı M1 L/55 topu monte edildi. Bu daha ağır silahın geri tepmesini karşılamak için tankın döner kulesinde modifikasyon yapılması gerekli oldu. İngiliz mucitler M4 tankına daha gelişmiş bir silah olan Ordnance Qf 17-pounder topunu taktılar ve bu güçlü platforma “Ateşböceği” adını verdiler. M4’ün motorunda yapılan periyodik değişimlerin yanı sıra, kaynak ve döküm gövde kullanımı içeren üretim değişiklikleri ve diğer farklı özellikler 1941-45 yılları arasındaki üretim sürecinde gerçekleştirildi ve böylelikle tank yedi ana modelde üretilmiş oldu. İngilizlerin tasarımda yaptıkları ince değişiklikler, “Mark” serisi olarak adlandırılan çok sayıda modelin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. M4 yaklaşık 30 ton ağırlığındaydı ve tankta kullanılmak üzere modifiye edilen orijinal dokuz silindirli Continental R-975 benzinli radyal uçak motoru 48 km/saat azami hız sağlıyordu. Tankta beş kişilik mürettebat görev yapıyordu. Nişancı, doldurucu ve tank komutanı döner kulede, sürücü ve sürücü yardımcısı ise gövdenin ön tarafında bulunuyordu.

İlk modeli M4A1 olan bu tanktan İkinci Dünya Savaşı boyunca 49.000’den fazla üretildi. M4 bu sayıyla üretim sıralamasında Sovyetlerin ünlü T-34 orta tankının ardından ikinci oldu. Modeller arasında İngilizlerin geliştirdiği “Firefly”ın yanı sıra, General Motors tarafından üretilen 6046 dizel motorla çalışan M4A2 de vardı. Bunlara ilaveten, daha iyi bir denge ve daha yumuşak arazi sürüşü için 58 cm genişliğinde paletlere sahip olan ve “Easy Eight” adı verilen M4A3E8 ve1944’te Normandiya Çıkarması için kullanılan dubleks tahrikli (DuplexDrive-DD) amfibi Sherman da önemli modeller arasındaydı. Tankta yapılan en kritik iyileştirmelerden biri, felaketle sonuçlanan patlama olasılığını en aza indirmeye yardımcı olan ıslak mühimmat depolamasının getirilmesiydi. Ancak Sherman tankı hizmet ettiği süre boyunca “sorun çıkarma” konusunda kötü bir şöhrete sahip olacaktı.

M4 Sherman’ın açık ara en büyük üreticisi, savaş boyunca yaklaşık 18.000 adet tank imal eden eski Amerikan otomobil üreticisi olan Chrysler Corporation’dı. Chrysler yöneticileri, barış zamanında ABD’nin otomobil endüstrisinin kalbi olan Detroit şehir merkezine 27 km uzaklıktaki Michigan’a bağlı Warren Township’te 45 hektarlık bir alanda Detroit Arsenal Tank Fabrikasının inşasını gerçekleştirdiler. Aralarında General Motors Fisher Body Division, Lima Locomotive Works, Pressed Steel Car Company, Baldwin Locomotive Works, Pullman-Standard ve Ford Motor Company’nin de bulunduğu en az on şirket M4’ü üretti. Kanada yapımı Ram tankları Sherman konfigürasyonuna dayanıyordu. M4’ün çok amaçlı gövdesi kundağı motorlu toplardan kurtarma araçlarına, mayın temizleme araçlarından alev makinelerine ve kaideye monte edilmiş havan modellerine kadar çok çeşitli özel zırhlı araçlar için bir platform görevi yapıyordu.

Sherman Savaşa giriyor

Sherman’ın muharebe sahasına ilk konuşlandırılması çölde yaşanan bir felaketinin hemen ardından gerçekleşti. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, Libya’nın Tobruk Limanı’nın Haziran 1942’de General Erwin Rommel komutasındaki Mihver kuvvetlerinin eline geçtiği haberini aldığında, Roosevelt ile görüşmek üzere Washington’daydı. ABD Başkanı Roosevelt, haberi duyunca gözle görülür bir şekilde sarsılan Churchill’e, Amerikalıların yapabileceği her türlü yardımı sağlamayı teklif etti. İngiliz Başbakan bir an düşündü ve ABD silahlı kuvvetlerinin İngiltere için ayırabileceği tüm tankları talep etti. Bu arada İngiliz Sekizinci Ordusu, o zamanlar çölde Mısır sınırındaki demiryolu üzerinde küçük bir durak olan El Alameyn’de bir hat meydana getirdi ki, burası, İskenderiye Limanı’na, başkent Kahire’ye ve Süveyş Kanalı’na kolayca etki edilebilecek bir uzaklıktaydı.

Sekizinci Ordu komutanı General Bernard Montgomery’nin ilave malzeme ve takviye birlikler aldığı sırada, yaklaşık 300 yeni M4 orta tankının muharebe sahasına gelişi çok sevindiriciydi. Sherman tankları Temmuz ayında birkaç yük gemisiyle sevk edildi. Bunlardan 250’den fazlası Ekim 1942’de yapılan ve büyük önem taşıyan El Alameyn Muharebesi sırasında Sekizinci Ordu’nun Valentine, Crusader, M3 Grant/Lee ve M3 Stuart hafif tanklarını kullanan bir düzine zırhlı birliğini takviye etmek üzere muharebe sahasına konuşlandırıldı.

İngilizler arasında “Bays” olarak bilinen 2. Dragoons Guards Alayı ve 10. Hussars Alayı 23 Ekim’de El Alamein’de yan yana muharebeye girdi. Gün ışımadan hemen önce, Almanlara ait bir tanksavar topu imha edilinceye kadar Bays’in üç Sherman tankı mayınlar tarafından saf dışı bırakıldı. Ardından iki tank daha mayınlar nedeniyle muharebe dışı kaldı. O sabahın ilerleyen saatlerinde, Bays’in B ve C taburları yanlarında piyadeler ve arkalarında 10. Hussars Alayı’nın A grubu olacak şekilde ilerledi. İngiliz Sherman tankları 20’den fazla Alman tankına hücuma geçerek, yaşanan çetin bir çatışmada bunların yarısını imha etti. Montgomery’nin taarruzunun geri kalanında Sherman tankları kilit bir rol oynadı.

Bu arada, Amerikan kuvvetlerinde yer alan ilk Sherman tankları 8 Kasım 1942’de Torch Operasyonu sırasında Kuzey Afrika’ya çıktı. Deneyimsiz ABD askerleri burada ağır kayıplar verdi. 14 Şubat 1943’te yaşanan kanlı bir çatışmada 1. Zırhlı Alay’a bağlı 3. Tabur, 51 Sherman tankından 44’ünü kaybetti. Sidi Salem köyünde bir Sherman iki düşman tankını imha etti. Köyün batısında bir Sherman müfrezesi dört PzKpfw IV tankını pusuya düşürerek bunlardan ikisini saf dışı bıraktı.

Eleştirilsel bir değerlendirme

Sherman tanklarının muharebe sahasında sergilediği bu ilk performans örnekleri farklı çıkarımlarla değerlendirildi. 75 mm çapındaki tank topu o zamanlar muharebe sahasında olan düşman tanklarını alt edebilecek kadar güçlü olsa da, tankın başka bir tankla muharebe etme ihtimalinin çok düşük olacağı şeklindeki yanlış görüş yıkıldı. Bu süreçte, beka kabiliyeti üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu açıkça görülen ince zırh koruması, Sherman’ın hızı, bakım kolaylığı ve ABD’nin endüstriyel üretimi arttıkça muharebe sahasında çoğalan mevcudiyetiyle dengelendi. Müttefik tankçıları arasında ciddi kayıplar yaşandı ve Sherman’ın ince zırhı eleştirilerden en büyük payı aldı.

İkinci Dünya Savaşı ilerledikçe, PzKpfw V Panter ve PzKpfw VI Tiger gibi Alman tanklarının, 75 mm ve 88 mm gibi daha büyük çaplı ve mermi hızı yüksek ana silahlar ve daha kalın zırhla ortaya çıkması Sherman’ı hem zırh koruması ve hem de topunun delici gücü açısından dezavantajlı bir duruma düşürdü. Sherman’ın 75 mm’lik mermisi hedefe isabet ettiğinde, Alman tankının kalın zırhını delmek yerine sadece düşmanı uyaracak kadar bir etki meydana getiriyordu. Bu nedenle Sherman tankının döner kulesine daha güçlü ana silahların yerleştirilmesi bir zorunluluk haline geldi. Almanlar M4’e saygı duyuyorlardı, ancak onlar bile Amerikan tankının alev alma eğilimini fark ettiler. Bunun üzerine Sherman’a İngiliz askerleri için kullanılan argo terim olan Tommy’e atfen “Tommy Fırını” lakabını taktılar. Amerikalı tankçılar ise dönemin popüler çakmak reklamlarına atıfta bulunarak Sherman’ı, “Ronson” adıyla anmaya başladılar. Ronson çakmağının reklamında kullanılan “İlk çakışta ve her çakışta yanar!” sloganı, mürettebatın tanka tırmanışları sırasında acımasız bir mizaha işaret ediyordu. Sherman’ı kullanan Polonyalı tankçılar ona “beş kişilik ölü yakma cihazı”, Sovyet askerleri ise “yanan mezar” diyordu.

Kuzey Afrika ve Batı Avrupa’da gerçekleşen muharebelere ilişkin olarak, son tahlilde, Almanlar karşı karşıya kaldıkları Sherman tankları karşısında sayısal olarak azınlıkta kaldılar. Almanların kullandığı Panter ve Tiger tankları ağırdı, bunlar fazla hassas bir mühendislikle tasarlanmışlardı ve ağırlıklarına göre yetersiz kalan motorları nedeniyle mekanik arızalara eğilimliydi. Hassas silahlardı ve bunlar asla muharebe sahasının uzun vadeli kontrolünü ele geçirmeye yetecek miktarda üretilemedi. Buna karşılık Sherman tankı güvenilir ve hızlıydı, ayrıca seri üretim sayesinde 1943-44 yıllarında çok sayıda sahaya sürüldüler.

Savaşın devamında

Dublex-Drive (DD), yani amfibi özelliği olan Sherman tanklarıyla donatılmış on tabur 6 Haziran 1944 günü Normandiya’da gerçekleştirilen çıkarmaya tahsis edildi. Bu tanklar Gold, Juno, Sword, Omaha ve Utah çıkarma plajlarında Müttefiklerin kıyı başı tesis etmelerinde önemli bir rol oynadılar. Bununla birlikte, Manş Denizi’nde hava sertti ve DD özellikli tankların çoğunun istila edilecek plajların yaklaşık 3 km açığında çıkarma gemilerini terk ettikten sonra kendi güçleriyle karaya çıkmaları gerekiyordu.

Sonuçta Gold plajına tahsis edilen DD özellikli sekiz tank dalgalı denizde battı ve kıyıya ulaşamadı. Ancak 7. Royal Dragoon Guards ve Sherwood Rangers Yeomanry alaylarının tankları Alman koruganlarını ve makineli tüfek yuvalarını havaya uçurarak Müttefiklerin iç bölgelere yönelik hareketini kolaylaştırdı. Juno plajında Kanada 1. Hussars Alayı’na ait 28 DD Sherman’dan 21’i hayati önem taşıyan ateş desteği sağlamak üzere hızla sahilden içerlere daldı. Yirmi yedi DD Sherman ise Utah plajına çıkarak 4. Piyade Tümeni’nin ilerlemesine yardımcı oldu, ancak Omaha plajı açıklarındaki DD tankları büyük zarar gördü. 741. ve 743. Tank Taburlarına toplamda 64 Sherman tahsis edilmişti. 741’inci tank taburunun 29 tankından 27’si gemiden Manş Denizi’ne indirildikten kısa bir süre sonra battı. 743. Tank Taburu Omaha plajında ilk dalga için tahsis edilen 32 tanktan 29’unu kaybetti. Bu taburun DD Sherman tanklarının geri kalanı ise daha sonra doğrudan sahile indirildi.

Normandiya’daki harekâtın sonraki günlerinde, Müttefik zırhlı birlikleri bünyesinde bulunan Sherman tankları, Alman Ordusu ve SS panzer tümenlerindeki daha ağır Panter ve Tiger tanklarıyla karşılaştı. Tanklar arasındaki bu muharebeler Almanların çok sayıda tanksavar silahının ve gizlenmiş zırhlı araçlarının her çiftliği bir atış poligonu haline getirdiği, yerel dilde “bocage” denilen sayısız yüksek çitle kesilmiş zorlu bir arazide yapıldı.

Sherman tanklarının yüksek çitleri geçmekte zorlanmaları, muharebe sahasında bunun üstesinden gelmek için bir modifikasyon arayışı başlatılmasına neden oldu. ABD 102. Süvari Keşif Taburu personelinden Çavuş Curtis Cullin, Sherman gövdesinin ön tarafına çelik bıçakların kaynaklanmasını önerdi. Böylece tanklar çitlerin içine girip onları yıkıp geçebilecekti. Bunun üzerine yüzlerce tank bu şekilde modifiye edildi.

General Montgomery komutasındaki İngiliz piyade ve tank birlikleri, Fransız kavşak noktaları ve aslında ilk gün hedefi olan ulaştırma merkezi Caen için altı hafta boyunca yapılan muharebelerde Alman tanklarıyla çarpıştı. Bu muharebeler sırasında Müttefikler çok sayıda kayıp vermelerine rağmen sonunda kasabayı ele geçirdiler. Bu arada, İngilizler Alman zırhlı birliklerinin büyük kısmıyla muharebe ederken, Amerikalılar cepheyi yarıp Saint-Lo civarında Normandiya’dan çıktılar ve Fransa’nın iç bölgelerini ele geçirmeyi amaçlayan Kobra Operasyonu’nu gerçekleştirdiler.

General George S. Patton Jr. komutasındaki ABD Üçüncü Ordusu, tankların kullanılması için ideal arazi şartlarına sahip olan Bretonya’nın açık ovalarına çıkınca Sherman en iyi performansını gösterdi. Üçüncü Ordu Fransa’yı boydan boya geçerken tankların hız ve hareket yeteneği meyvelerini verdi. Yine de ağır kayıplar yaşandı ama muharebede tahrip edilen tankların yerine yenileri getirilebiliyordu. Ancak kayıplar zaman zaman korkunç boyutlara ulaştı ve birçok Müttefik askeri Sherman tanklarında hayatını kaybetti.

1944 sonbaharında, İngiliz XXX. Kolordusu’nun Sherman öncü birlikleri Market Garden Operasyonu sırasında Hollanda’daki hava indirme birlikleriyle bağlantı kurmaya çalıştı, ancak tek bir yol boyunca yapılan intikalde ilerleme yavaştı. Alman tanksavar silahlarının İngiliz XXX. Kolordusu’na ait çok sayıda Sherman tankını imha etmesiyle ortaya çıkan zayiat korkunçtu. Müttefiklerin Almanya’nın endüstriyel kalbi olan Ruhr’a doğru ilerlemeye yönelik bu hamlesi başarısızlıkla sonuçlandı.

Eylül ayında Fransa’nın kuzeydoğusunda gerçekleşen Arracourt Muharebesi’nde Amerikan Sherman tankları fabrikadan yeni çıkmış olan Alman Panter tanklarıyla çarpışıyordu. Panter tankları, başka bir tankla girecekleri muharebelerde bazı avantajlara sahipti ama Alman mürettebat iyi eğitilmemişti. Ayrıca muharebe öncesi keşifleri yetersiz olduğu için dezavantajları artmıştı. Alman tankları ABD’nin 4. Zırhlı Tümeni’ne bağlı A Muharebe Komutanlığı’nın hatlarına girince, Amerikalılar buna bir yandan çevirme manevrasıyla karşılık verdi. Amerikalıların bu hamlesi toplamda 11 Panter ve PzKpfw IV tankının imha edilmesine neden oldu.

Kötü hava koşulları ortadan kalkınca, ABD XIX. Taktik Hava Komutanlığı’nın av-bombardıman uçakları açıkta kalan tüm Alman tanklarını havaya uçurdu. Arracourt Muharebesi sona erdiğinde Almanlar yaklaşık 90 tank kaybetmiş, düzinelercesi de hasar görmüştü. 4. Zırhlı Tümen ise bu muharebede 41 Sherman tankını kaybetti.

Almanlar, Aralık 1944’te Wacht am Rhein Operasyonu’nu başlattı ve bu operasyon Bulge Muharebesi ile sonuçlandı. Belçika’nın Antwerp limanına yönelen Nazi tehditleri köreltilirken, Sherman tankları Alman panzerlerinin Ardenler Ormanından Amerikan hatlarına yaptığı girişleri azaltmada kilit bir rol oynadı. Üçüncü ABD Ordusu, Belçika’nın Bastogne kasabasında kuşatılan kavşak noktasını kurtarmak için kuzeye doğru yöneldiğinde, Sherman tanklarıyla ilerleyen 4. Zırhlı Tümen birlikleri, Bastogne’u büyük zorluklara rağmen elinde tutan 10. Zırhlı Tümen’e bağlı 101. Hava İndirme ve B Muharebe Komutanlığı ile temas sağladı.

Pasifik’te yapılan muharebelerde Sherman tankları genellikle daha küçük çaplı ana silahlar kullanan Japon tanklarına karşı üstünlük sağladı. Sherman açık alanda da iyi performans gösterdi, ancak bu tür araziler orman ve adalarda yapılan muharebelerde sınırlıydı. Bununla birlikte, tankın 75 mm çapındaki topu operasyonlar sırasında Japon sığınaklarının ve makineli tüfek yuvalarının yok edilmesinde etkili oldu. Bu etki, özellikle 1943’te Tarawa’da; 1944-45’te ise Mariana Takımadaları, Filipinler, Iwo Jima ve Okinawa’daki muharebelerde görüldü.

Muhabere sahasının külfeti

M4 Sherman 1945 baharında Almanya’ya doğru ilerleyen birliklere destek sağlarken, Avrupa’daki Müttefik Kuvvetlerin Başkomutanı General Dwight D. Eisenhower tankın göze batan eksikliklerinin farkına varmıştı. Ast komutanlara bir emir yazarak tankın performansının değerlendirilmesini istedi. Emrin bir kısmı şöyleydi: “Askerlerimiz genel olarak Sherman tankının bir Panter tankıyla kafa kafaya çarpışmaya dayanamayacağının farkındadır. Mevcut Sherman tankı ne silah gücü ne de zırh bakımından böyle bir çarpışmaya girmeye uygun değildir. Öte yandan, çoğu askerimiz tankları denizaşırı ülkelere göndermek gibi bir işimiz olduğunun, bu nedenle hantal canavarlar istemediğimizin, tankımızın güvenilirliğinin ve iyi bir hareket kabiliyetine sahip olduğunun ve ayrıca topunun büyük ölçüde geliştirildiğinin de farkındadır.”

3’üncü Zırhlı Tümen Komutanı Tümgeneral Maurice Rose Eisenhower’a verdiği yanıtta “Mevcut M4 ve M4A3 tanklarının Alman Mark V’ten daha düşük olduğuna şahsen inanıyorum. Bu gerçek Aralık ve Ocak aylarında Belçika’da savaşırken verdiğimiz aşırı kayıplarla kanıtlanmıştır.” şeklinde cümleler yazdı.

33’üncü Zırhlı Alay’da cephede tankçı olarak görev yapan Üstçavuş Harry Wiggins şunları yazdı: “Bir Panter tankına 150 metreden ateş ettim ve hiç nüfuz etmedi. Merminin isabet ettiği yer tabii ki 75 mm çapında topu olan bir Panter tankının ön tarafındaydı. Alman tanklarının etkili menziline girmeyi başarıyoruz çünkü bunlar genellikle saklanıyorlar ya da kamufle oluyorlar ve biz de onlarla birkaç yüz metre içinde çatışmaya girmeye çalışıyoruz.”

Zaman içinde Amerikan ve İngiliz tankçıları, ana silahlarda yapılan değişiklikler tamamlandıkça iyileştirilmiş ateş gücünden yararlandılar ve sayıca fazla tanka sahip olmanın avantajlarına uygun taktikler geliştirdiler. Sonunda Sherman tankları bir yıpratma savaşına evrilen mücadelede üstünlüğü ele geçirdi. Almanların tarafından bakılınca, sahada çok fazla Sherman vardı.

Yine de Sherman tanklarıyla birlikte çok sayıda insanın hayatı da feda edildi. Üçüncü Zırhlı Tümen’de görev yapan ve savaştan sağ çıkan Belton Y. Cooper, daha sonra “Ölüm Tuzakları: İkinci Dünya Savaşı’nda Bir Amerikan Zırhlı Tümeninin Hayatta Kalması” başlıklı çok tartışılan bir kitap kaleme aldı. Cooper iddialarını şöyle ortaya koydu: “648 orta tank kaybettik. 700 tanesini daha tamir edildikten sonra tekrar hizmete aldık. Bunu Normandiya’ya çıktığımızda sahip olduğumuz 232 tankla karşılaştırırsanız, bu kadar büyük kayıp veren başka bir tümen ya da bu kadar büyük kayıp verilen başka bir savaş bilmiyorum.” Cooper, 3. Zırhlı Tümen’in tank kayıp oranının yüzde 580 olduğunu tahmin etmişti.

Sherman tankının İkinci Dünya Savaşı’nın galibi olup olmadığı sorusuna verilecek yanıt, kişinin bakış açısına göre değişir. Müttefikler galip geldi ve Sherman bu zafere katkıda bulundu ancak önemli bir bedel ödendi.

M4 tankına dair son söz

M4 Sherman tankının İkinci Dünya Savaşı’ndaki performansı hararetli tartışmalara konu olmaya devam ederken, tank dikkate değer bir şekilde yarım asırdan uzun bir süre hizmet verdi. 1940’ların sonlarına gelindiğinde, ihtiyaç fazlası Sherman tankları yeni kurulan İsrail’in birliklerinde görev yapıyordu ve İsrailli mühendisler tankı topluca “Süper Sherman” olarak adlandırılan konfigürasyonlara yükseltmek için çalışmalarını sürdürdüler. Bu geliştirilmiş modeller 1970’lere kadar İsrail Ordusu tarafından aktif olarak kullanıldı.

M4 tankının farklı modelleri Kore Savaşı sırasında BM kuvvetlerinde daha yeni tanklarla birlikte aktif olarak kullanıldı. M4 Kore’deki savaşta piyade desteği sağlama konusunda iyi bir performans göstermiş olmasına rağmen, Kuzey Korelilerin elinde bulunan Sovyet T-34’lere karşı tahmin edilebileceği gibi zayıf kaldı. 1959’da Kübalı devrimci Fidel Castro Havana’ya bir Sherman tankının üzerinde girdi. Hindistan ve Pakistan 1960’lar ve 1970’lerdeki savaşları sırasında bu tankı kullandılar.

Sherman, 50 yılı aşkın hizmet süresi boyunca onlarca ülkenin silahlı kuvvetleri tarafından kullanıldı. Bir tanesinin hâlâ bir yerlerde çalışır durumda olma ihtimali varsa da çatışmada kullanıldığı bilinen son Sherman tankı 1978-79 Sandinista Devrimi sırasında Nikaragua Ulusal Muhafızları’na ait bir M4A3’tü. Hem övgü hem de yergi konusu olan M4 Sherman orta tankı, İkinci Dünya Savaşı’nın belirleyici silahlarından biridir ve 20. yüzyılın zırhlı savaş araçları arasında bir ikon olmaya devam etmektedir.

Görseller: © Getty

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo