
Teutoburg Ormanı Muharebesi: Arminius'un tuzağı Roma İmparatorluğu'nun kaderini nasıl değiştirdi?
Yazan: Edoardo Albert
Her şey bitmişti. XVII, XVIII ve XIX. lejyonların komutanı Publius Quinctilius Varus, etrafını saran katliama bakarken tüm umudunu yitirdiğini biliyordu. Almanlar çekilmekte olan Roma lejyonlarını taciz edip saldırırken, üç gün boyunca çamur ve yağmurun ortaya çıkardığı korkunç koşullar altında güvenli bir bölgeye çekilmeye çalışmışlardı. Süvarilerin komutanı Numonius Vala, güvenli bölgeye ulaşmak için, hayatta kalan atlılarla birlikte onları terk etmişti. Yerli barbarlar ise lejyonların hâlâ Varus’un komutası altında olan kalıntılarına son bir saldırı düzenlemek için toplanıyordu.
Publius Quinctilius Varus, Almanların savaşta esir aldıkları kişilere ne yaptıklarını biliyordu. Ama asıl utanç duyduğu şey daha kötüydü. Adı sonsuza dek lekelenmişti. Çığlıklar ve savaş naraları kendisine yaklaştıkça general kılıcını ucu yukarı bakacak şekilde çamurlu toprağa sapladı ve kendini bunun üzerine bıraktı.
Muharebe sona erince, Almanlar Varus’un kendi kılıcının sapladığı cesedini buldular. Üç Roma lejyonunun neredeyse tamamen yok edilmesini sağlayan planı tasarlayan Arminius Armen, Varus’un başının kesilerek savaşa katılmayan tek önemli Alman kabile federasyonunun liderine hediye olarak gönderilmesini emretti. Kesik baş, Arminius’un başarılarına atıf yapan bir mesaj ve müttefik olmaları halinde neler yapabileceklerini gösteren bir taahhüt niteliğindeydi. Ancak kesik başın reddedilmesi, Alman rakipleri arasında, Arminius’un kazandığı olağanüstü zaferin sınırlarını çiziyordu. Romalılar açısından ise, bu yenilgi zamana kadar sonsuza kadar genişleyeceğine inandıkları bir imparatorluğun sınırlarını belirleyecekti.

Aslında böyle olmaması gerekiyordu. Augustus yönetimindeki Roma devleti, bir yüzyıl süren iç savaşların ardından eşi benzeri görülmemiş bir iç barış döneminin tadını çıkarırken, sınırlarını da her yöne doğru genişletmişti. Augustus’un evlatlık oğlu Drusus, MÖ 12 ile 9 yılları arasında Germenlerin ülkesine girerek geniş topraklar fethetmiş ve Alman kabilelerini Roma yönetimine tabi kılmıştı. Roma’nın genişlemesi MS 9’da ölen ve Drusus’un kardeşi olan Tiberius döneminde de devam etti. Ancak Tiberius fethi tamamlayamadan Balkanlar’daki büyük bir isyanla başa çıkmak için güneye doğru yürümek zorunda kaldı. İsyan dört yıl sürdü ve bunu nihai olarak bastırmak için Tiberius’un yanına aldığı sekiz lejyonun tamamının çaba göstermesi gerekecekti.
Onun yokluğunda Augustus, yeni imparatorluk eyaleti olan Germanya’ya deneyimli hatta acımasız bir yönetici olan Publius Quinctilius Varus’u vali atadı. Varus, Ren Nehri’nin karşısındaki Alman kabilelerinin iç işleyişini anlamak için onları herkesten daha iyi tanıyan bir adama başvurdu. Bu kişi Arminius adında, seviye olarak senatör sınıfının hemen altındaki equites sosyal sınıfına mensup genç bir Roma vatandaşıydı. Ancak bu atamanın ölümcül bir hata olduğu ortaya çıkacaktı.
Çünkü Arminius bir Almandı ve Romalı kisvesinin altında, Romalıların Germanya’yı, yani Almanların ülkesini fethini engellemeye karar vermişti. Arminius onun Latince adıydı. Asıl Alman adı kaydedilmemişti çünkü genç Arminius akrabalarının davranışlarını garanti altına almak için Roma’ya rehine olarak getirildiği zaman Alman isminin kaydedilmesine ihtiyaç duyulmamıştı. Arminius Roma’da Latince öğrendi, Roma ordusunda hizmet ederek vatandaşlığa kabul edildi ve equites sosyal sınıfına yükseltildi. Roma’daki askerlik hizmeti Arminius’a Roma muharebe taktikleri ve düzenleri hakkında kapsamlı bilgiler kazandırdı. Bunu memleketi Germanya’ya döndüğü zaman yıkıcı bir şekilde kullanacaktı.
Sonradan sergilediği davranışları Arminius’un oldukça etkili bir komutan olduğunu göstermektedir. Arminius’a bir destek (Auxilia) birliğinin sorumluluğu verilmiş ve bu birlik Germanya’ya gönderildiğinde kendisi kısa sürede Varus’un en güvenilir danışmanlarından biri haline gelmişti.
Varus’a kendini sevdirirken, Arminius aynı zamanda Ren Nehri’nin karşısındaki Germen kabileleriyle de temas kurdu. Kendisi de bugünkü Hanover bölgesinde yaşayan Cherusci adlı kabilenin bir üyesiydi ve bu nedenle Varus onu sık sık düşman kabilelere elçi olarak gönderiyordu. Bu durum Arminius’a, Roma’nın niyetleri hakkında istihbarat toplarken Germen kabileleri arasında bir ittifak kurmak ve bu ittifakı güçlendirmek için mükemmel bir fırsat verdi.
Tiberius Balkanlar’daki Büyük İlirya İsyanı’nı bastırmaya yardım etmek için Alman sınırından sekiz lejyonu çektiği zaman, Arminius Romalılara saldırmak için mükemmel bir fırsat yakaladığını gördü. Varus, Suriye valisi olarak gaddarlığıyla ün kazanmış, 2.000 Yahudi isyancıyı çarmıha germişti. Varus’un Germanya’da da aynı sert yolu izlediğine şüphe yoktu. Bu davranış şekli de Arminius’un genellikle savaşan ve kuşkucu kabileleri kendi gizli liderliği altında birleştirmesini kolaylaştırdı.
Kabileleri kendi tarafına çekince, Arminius’un planının son aşaması Romalıları kendi seçtiği bir yerde muharebeye çekmek oldu. Birçok kez Romalılarla birlikte savaşmış olan Arminius, açık arazide disiplinli lejyonların Alman savaşçılarından oluşan hatları birbiri ardına askerî bir harman makinesi gibi biçeceğini çok iyi biliyordu. Bu nedenle, Romalıları, muharebe alanlarında aldıkları düzenleri uygulamalarını neredeyse imkânsız hale getiren türden bir arazide savaşmaya mecbur bırakmak zorundaydı. Bir zafer şansı elde etmesi için bu şarttı.
Arminius, Varus’a kuzeybatı Germanya’daki Bructeri kabilesinin isyan ettiği haberini verirken, aklında tam olarak Romalıları savaşa sokacağı yer vardı. Varus destek birlik komutanı olan Latinleşmiş Arminius’a o kadar güveniyordu ki Alman kökenli başka bir komutanı olan Segestes’in tuzağa sürüklendiklerine dair uyarısını görmezden geldi. Varus bu uyarıyı Segestes’in Arminius’u kötülemek için ortaya attığı bir iddia olarak değerlendirdi. Bunun üzerine Arminius’un önerdiği rotayı izleyerek Bructeri kabilesini bastırmak için Germanya’ya doğru yola çıktı.
Deneyimli bir vali olan Varus’un askerî komuta deneyimi daha azdı. Görevinin başarısını garantilemek için üç lejyonu da emri altına aldı. Bunlar XVII, XVIII ve XIX numaralı lejyonlardı. Toplam 20.000 lejyonere, destek birlikleri ve ordugâhın sivil çalışanları da eşlik ediyordu. Eylül ayının başlarıydı ama hava berbattı. Şiddetli yağmur intikal halindeki orduyu ıslatmış ve askerlerin yürüdükleri toprağı bataklığa çevirmişti. İlk günkü yürüyüşün sonunda Arminius, Varus’tan Alman müttefiklerini sefere katılmaya çağırmak için izin istedi. Arminius, Varus’a Alman kabilelerinin birçoğunun Romalıların yanında savaşmaya istekli olduğu inancını daha önce dikkatlice aşılamıştı. Arminius’un sadakatine olan inancı sarsılmayan Varus ona izin verdi ve bunun üzerine Arminius adamlarıyla birlikte yola çıktı. Varus o an için henüz bilmese de kendisinin ve sık Alman ormanının derinliklerine soktuğu askerlerinin kaderini çoktan çizmişti.
Roma kuvvetleri geceyi geçirmek için, her zaman yaptıkları gibi, tahkimli bir ordugâh kurdular. O sırada Arminius ve adamları ertesi gün Romalı askerlerin içine düşeceği tuzağı hazırlamakla meşguldü ve Romalıların bundan haberi yoktu.
Romalıların ertesi gün geçtikleri patika dardı. Yol bir tarafında yükselen bir tepe, diğer tarafında ise bir bataklık bulunan sık bir ormanın içinden geçiyordu. Yürüyüş kolundaki lejyonların patika boyunca yürümekten başka çareleri yoktu ve bu da yürüyüş kolunun derinliğini artırıyordu. Bu nedenle yürüyüş kolu ormanın içinde dağınık bir şekilde ilerliyor ve en az 15 km boyunca uzanıyordu. Arminius, Romalıların yürüdüğü tepe boyunca tahkimli mevziler inşa etmişti ve Varus bunu bilmiyordu. Arminius’un verdiği işaretle Almanlar taarruza geçti. Lejyonlar dağılmış halde olup, zemin ıslak ve çamurluydu. Arminius’un adamları gün boyunca yürüyüş kolunu değişik noktalardan yoklayan hücumlar yaparken, Varus kuvvetlerini herhangi bir savaş düzenine geçiremedi. Gün boyu yer yer çalışmalar sürdü. Bir grup lejyoner ne zaman karşı hücuma geçmeye teşebbüs etse, Almanlar tahkimatlarının gerisine geçtiler.
Ancak çöken akşam karanlığı Romalıların yaşadığı katliama son verebildi. Hayatta kalan lejyonerler gece olunca tahkimli bir ordugâh kurdular. Almanlar ise geri çekilip günün ilk ışıklarını bekledi. Tek kurtuluşlarının Roma topraklarına geri dönmek olduğunu bilen Varus ertesi sabah kaçış emri verdi. Hayatta kalan lejyonerler Alman ablukasını yarmayı başardılarsa da bunun karşılığında daha fazla kayıp verdiler. Romalılar çekilirken Almanlar tacizi sürdürdüler. Romalılar Arminius’un kurduğu tuzaktan kaçmak için bir gece yürüyüşü yapmayı bile denediler. Ancak kayıpları giderek artıyordu ve son gün Arminius’un kendileri için hazırladığı nihai ölüm bölgesine girdiler. Kalkriese Tepesi’nin hemen yanında, geçit vermeyen bir bataklığın kayalıklara kaçmayı engellediği bir yer vardı. İşte Romalılar buraya varınca, önlerini kesen bir hendek ve Almanların arkasından kendilerine ok ve mızrak atmakta oldukları bir toprak setle karşılaştılar. Romalılar bu toprak seti aşmak için umutsuzca saldırdılarsa da püskürtüldüler.
Süvari komutanı Numonius Vala sağ kalan süvarileriyle kaçmaya çalıştı fakat başarılı olamadı; takip edildi ve öldürüldü. İşte o zaman Publius Quinctilius Varus tüm umutların tükendiğini anladı. Esir düşme riskini göze almaktansa intihar etti. Diğer birçok subay da aynı şeyi yaptı. Komutanları tarafından terk edilen lejyonerlerden hayatta kalanlar savaşmaya devam etti ancak onları yönlendiren bir komutan olmadığı için etrafları sarıldı ve teker teker öldürüldüler. Varus’un ormana götürdüğü 20.000 askerden sadece çok azı kaçabildi. Geri kalanlar ya çarpışmalar sırasında öldürüldü ya da muharebeden sonra kabile tanrılarına kurban edildi.
Felaket haberi Roma’da bulunan İmparator Augustus’a ulaşınca, o kadar üzüldü ki başını duvara vurarak “Quintili Vare, legiones redde!” yani “Quintilius Varus, lejyonlarımı geri ver!” diye bağırdı. Almanlar çok önemli bir zafer kazanmışlardı ve sınırları olmayan imparatorluk nihayet bir sınıra ulaşmıştı. Ren Nehri Roma İmparatorluğu’nun varlığını devam ettireceği süre boyunca sınırını teşkil edecekti. Bu çarpıcı zaferin arkasındaki adamın akıbetine gelince: Arminius on yıl sonra siyasi rakipleri tarafından öldürülecekti.
Muharebenin tam yeri, 1987 yılına kadar yüzyıllar boyunca tartışmalı kalmıştı. O yıl Osnabrück’teki İngiliz Kraliyet Tank Alayı’nda görev yapan Binbaşı Tony Clunn, metal detektörüyle arama yapmaya karar verdi. Amatör bir arkeolog ve askerî eğitimi sayesinde muhtemel yürüyüş güzergâhlarını tespit etmekte uzman olan Clunn, Kalkriese Tepesi’nin altındaki bölgeyi araştırmaya koyuldu. Kısa süre sonra metal detektörü ötmeye başladı. Toprağın altını kazmaya başlayan Binbaşı Clunn, üzerinde İmparator Augustus’un portresi olan bir Roma gümüş sikkesi (denarius) buldu. Kısa bir süre içinde hepsi Augustus döneminden kalma başka sikkeler de bulundu. Binbaşı Clunn bulduğu sikkelerin tam yerlerini işaretledi. Bu kadar çok Augustus dönemi Roma sikkesinin Kalkriese Tepesi’nin yamaçlarına dağılmış olmasının tek bir olası nedeni vardı. Kısa bir süre sonra profesyonel arkeologlar, doğudan batıya uzanan 24 km uzunluğundaki bir koridor boyunca muharebe kalıntılarını ortaya çıkaran sistematik araştırmalar yaptılar.
Arkeolojik bulgular arasında Arminius’un Roma lejyonlarını belli bir alanda tutmak ve onları kanalize etmek için inşa ettiği duvarın izleri de vardı. Duvarın önünde muharebeden kalan çok sayıda malzeme kalıntı halinde bulunurken, duvarın arkasında neredeyse hiç kalıntı bulunamamıştır. Bu da bize Romalıların duvarı aşmaya çalıştıklarını ancak püskürtüldüklerini göstermektedir. Romalı askerlerin kullandıkları eşyalar amatör bir arkeoloğun dikkati, muharebeden kalan şeyleri gün yüzüne çıkarıncaya ve tarihin en önemli muharebelerinden birinin cereyan ettiği arazide bunların izinin sürülmesine olanak sağlayıncaya kadar iki bin yıl boyunca toprak altında kalmıştı.
Görseller: Alamy, Getty
Benzer Haberler

Washington nasıl yakıldı? 1812 Savaşı'nda Beyaz Saray'ın küllere döndüğü gün

Hitler'in komandoları: Otto Skorzeny gerçekten bir kahraman mıydı?

Afrika’da Birinci Dünya Savaşı: Sömürgecilik, açlık ve kayıplar









