
NG Hotels Yönetim Kurulu Başkanı Hediye Güral Gür: “Herkesi evimize gelen misafirimiz gibi ağırlamak bizim ilkemiz”
Röportaj: Kemal Atılgan
Fotoğraflar: Bülent Kaya
Otelcilik sektöründe iz bırakan isimler arasında yer alan Hediye Güral Gür, aile şirketlerinde edindiği deneyimlerin ardından grubun turizm yatırımlarını başarılı bir şekilde yönetiyor. Turizmci bir iş insanı olarak gösterdiği başarı, yalnızca iş dünyasında değil, kişisel yaşamında da bir denge arayışını simgeliyor.
HELLO!: Ülkemizin gelişmesi ve turizmdeki gücünü artırması önem verdiğiniz kritik konular arasında. Bu anlamda geçmişten bugüne nasıl bir yol izlediniz ve Türk turizminin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Hediye Güral Gür: Türk turizminin geleceğini çok olumlu gördüğümü söyleyebilirim. Büyüme potansiyeli çok yüksek. Çünkü turizm açısından inanılmaz zengin bir ülkeyiz. Hem kültürel hem doğal güzellikler hem tarihi hem de inanç turizmi açısından. Dünya turizminde önemli bir pasta payına sahip olduğumuzu da söyleyebilirim. Fakat bu payı daha da artırmamız önem taşıyor. Ülke turizminin dünyadaki hak ettiği yere mutlaka geleceğini düşünüyorum.
HELLO!: Aile şirketlerinde başarıyı getiren unsurlar neler?
H. Güral Gür: Aile şirketlerinin hem zorlukları hem de kolaylıkları oluyor. En önemli başarı kriteri belki de aile içinde sinerjinin ve enerjinin doğru tutulmasını sağlayabilmek. Eğer her şey kurallara uygun olarak ilerler ve herkesin birbirine karşı sevgi, saygı ve güveni oluşursa; bu durum, yapılan işteki başarıyı getiriyor. Bizim ailemiz içindeki en önemli şey istişare etmektir. Aile şirketi olduğunuzda biraz daha çevik ve hızlı hareket etme şansınız var. Bunları iyi değerlendirebilirseniz, sonrasında zaten başarı da onun peşinden geliyor.
HELLO!: Sosyal sorumluluk alanında NG Şirketler Grubu olarak birçok projeye imza attınız. Gelecekte yeni sosyal sorumluluk projeleriniz var mı?
H. Güral Gür: Sosyal sorumluluk alanları, bizim sadece şirket olarak değil, aile olarak çok önem verdiğimiz bir konu. Rahmetli dedemden, babaannemden gelen; etrafımıza, yaşadığımız çevreye karşı duyduğumuz sorumluluklarımız var. Bu anlayışı aile bireyleri olarak hem kişisel hem de şirketlerimizde sürdürmeye devam ediyoruz. Çünkü bu topraklardan besleniyoruz, bu topraklarda yaşıyoruz. Dolayısıyla bu topraklara hepimizin borcu var. Bu bağlamda çevre, eğitim, kültür, sanat ve sporda yapılan çalışmalara destek olmaya devam ediyoruz. Sapanca ve Afyon’da uzun yıllardır yapılan maratonlara, klasik müzik festivaline destek veriyoruz. Afyon’da düzenlenen Uluslararası Motosiklet Yarışması’na destek veriyoruz. Annemin adına kurduğumuz Gülsüm Güral Müzesi’nde porselen, klasik otomobil, çini, Kütahya’da kullanılan eski saray kıyafetleri, mutfak eşyaları gibi ürünlerin sergilendiği bir ortamında geçmişten geleceğe köprü olmaya çalışıyoruz.

HELLO!: Otelcilik sektöründe kısa vadede başarıya ulaşmak ancak tecrübeli turizmciler için mümkün olabiliyor. Fakat başarıyı yakaladığınız zaman bunu her daim korumak gerekiyor. Bu anlamda siz nasıl önlemler alıyorsunuz?
H. Güral Gür: Turizm, bir hizmet sektörü olduğu için hem misafirler hem de çalışanlar açısından tamamen insana dayalı bir alan. Dolayısıyla mutlu insanlar da size sektörel anlamda başarıyı getiriyor. Eğer çalışanlar mutluysa, mutlu çalışan da mutlu misafir olarak geri dönüyor. Bu da başarıyı getiriyor demektir. Bizim kriterlerimizin en başında da mutlu misafir geliyor. Her bir misafirimizi tek konuğumuzmuş gibi özel ağırlamaya çalışıyoruz. Herkesi evimize gelen misafirimiz gibi ağırlamak bizim ilkemiz. Bu anlamda misafirlerimizden gelen geri bildirimlere çok önem veriyoruz. Dünya çapında aldığımız pek çok ödül, işimizde ne kadar başarılı olduğumuzun bir kanıtı ve bu da bizleri çok mutlu ediyor.
HELLO!: NG Şirketler Grubu olarak porselen, seramik, turizm ve makine sanayii alanlarında hizmet veriyorsunuz. Siz, aile şirketinin turizm yatırımlarını yönetiyorsunuz. Turizm dışında diğer sektörlerle de ilgili misiniz, neler yapıyorsunuz?
H. Güral Gür: Bizim ailemizde bir iş bölümü var. Herkesin sorumlu olduğu sektörler var. Ben turizmden sorumluyum. Ancak yönetim kurulu toplantılarında aile bireyleri tüm şirketlerle ilgili bilgilendirilir. Ve özellikle önemli konularda, stratejiyle ilgili konularda hepimizin söz hakkı vardır. Bu toplantılar, bu anlamda bizim için çok kıymetli. Her ay mutlaka Kütahya’da toplanıyoruz. Tüm sektörlerimizi ele alıyoruz.
HELLO!: Aile ile çalışmanın avantajları elbette vardır. Peki dezavantajları da oldu mu hiç?
H. Güral Gür: Dezavantaj belki başlangıçta oluyor. Özellikle bizdeki gibi uzun soluklu çalışma arkadaşları olduğunda. Çünkü sizin çocukluğunuzu biliyorlar. Ve büyüyüp şirkete geldiğinizde onların gözünde bir patron çocuğu oluyorsunuz. “Biz bunun çocukluğunu biliriz” yaklaşımı doğabiliyor. Kendinizi kanıtlamak için çok uğraşmanız gerekiyor. Ben, bugüne kadar bu anlamda pek bir dezavantaj yaşamadım. Aile ortamı olması da ilişkiler anlamında çok sorun yaşatmadı. İlk zamanlarda bir hata yaptığımda, özellikle babam tarafından eleştirildiğimde çok üzülür ve bunu kişisel algılardım. Yıllar içinde gelişip büyüdükçe bunların önemli olmadığını anlıyorsunuz. Sonuç olarak bence aile şirketi dezavantajdan daha çok avantaj barındırıyor.
HELLO!: Turizm yatırımı olarak Sapanca, Afyon ve Antalya’da otelleriniz var. Bodrum’da da yeni bir otel projesine başlıyorsunuz. Bodrum projesi ne durumda, ne zaman hayata geçecek? Konsept olarak nasıl bir otel olacak?
H. Güral Gür: Bodrum’daki otelimizin inşaatına başladık, devam ediyor ve kaba inşaatını bitirmek üzereyiz. İnşaat yasağının başlamasıyla yaz döneminde bir süre duracağız. Ama hazırlıklarımıza devam edeceğiz. 2026 yılında açmayı planlıyoruz. Bodrum’un yoğunluk yaşayan bölgesinin dışında bir konumdayız. Akıntısı da olduğundan çok temiz bir deniz ve konumu açısından çok güzel bir bölgede, Ortakent’teyiz. Rüzgar açısından da teknelere çok uygun bir konumda yer alıyoruz. Bodrum’daki otelimiz tamamen villa konseptiyle kurulu olacak ve yaklaşık olarak 43 villadan oluşacak.

HELLO!: Yurtdışında bir otel düşünceniz var mı?
H. Güral Gür: Aslında her zaman kafamızda bir yurtdışı otel yatırımı düşüncesi var. Bununla ilgili daha önce girdiğimiz fizibilite çalışmaları da oldu. Ama bunlar biraz da kısmet. Böyle değerlendirilebilir. Hem şehir otelciliği hem de resort anlamında hedefimizde olan destinasyonlar var. Ama şu anda başlıyoruz diyebileceğim bir yurtdışı projemiz yok.
HELLO!: NG Hotels olarak 2025 büyüme hedeflerinizi anlatabilir misiniz?
H. Güral Gür: Antalya’da, geçtiğimiz yıllarda hayata geçirdiğimiz NG Phaselis otelimizin hemen yanındaki arsayı da almıştık. Burada yeni bir otel projesine başlayacağız. Bunun dışında, Kapadokya bölgesinde bir projemiz var. Fakat henüz planlamaya almadık. Antalya’daki otelimizi bitirdikten sonra da Kapadokya’daki projemiz için çalışmalarımıza başlayacağız.
HELLO!: Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi tarafından verilen belgeleri alan oteller arasında yer aldınız. Bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
H. Güral Gür: Sürdürülebilirlik şimdi çok moda bir terim gibi ama aslında son derece önemli, hayatımızın mutlaka içinde olması gereken bir konu. Geçmişimize baktığımızda aslında bize atalarımızdan, büyüklerimizden geçmiş pek çok kodlama var. Örneğin hemen aklıma gelenler şunlar: “Elektrik lazım değilse kapat. Yiyemeyeceğin yemeği tabağına alma. İsraf yapma.” Aslında bunların her biri sürdürülebilirliğin temellerini oluşturan konular. Bizler de bu konuya çok inanıyoruz. Hem ekip arkadaşlarımız hem aile olarak bu işin peşindeyiz. Ve bununla ilgili yapılması gereken ne varsa yerine getirmeye çalışıyoruz. Enerjiyle ilgili tasarruf anlamında önemli çalışmalar yapıyoruz. Tüm binalarımıza güneş panelleri koyduk. Kendi enerjimizi üretmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda insan kaynağının sürdürülebilirliği de bizim için çok önemli; ekip arkadaşlarımızın gelişimini, motivasyonunu ve uzun vadeli mutluluğunu sağlamak da bu anlayışın bir parçası.
HELLO!: Aslında diplomat olma hayaliniz varmış. Babanız Nafi Güral Bey sizinle bir konuşma yapmış ve sonrasında fikrinizi değiştirip aile şirketinde çalışmaya karar vermişsiniz.
H. Güral Gür: Ben uluslararası ilişkiler okudum. Büyükelçilik, baktığınız zaman imajı çok yüksek bir meslek. Dolayısıyla ilgili bölümü de okuyunca arzu ediyorsunuz. Benim de böyle bir hayalim vardı. İstanbul’da Koç Üniversitesi’nde okudum. Babam, sanıyorum ikinci sınıftayken bir sohbeti sırasında büyükelçiliğin çok önemli bir meslek olduğundan ama bu yolda uzun bir süreç olduğundan bahsetti. O sürecin tamamlanması sırasında da evlenilirse eşin durumunun seyahatlere eşlik etmeye uygun olup olmayacağının önemli bir sorun olduğunu vurguladı. Çocuklar olduğunda ülke ülke gezmenin de sıkıntı olabileceğini ifade etti. Eşinin başka bir yerde olmasının getirebileceği yüklere işaret etti. Yani sonuç olarak babam, “Bu mesleği yapma” demedi ama sorunları görmemi sağladı. Ve son olarak bana, “Kaldı ki sen çok iyi yetiştin. Senin gibi bir çalışanım olmasını ben de çok isterim ve seninle beraber çalışmayı arzu ederim” dedi. Ben de zaten bu konuşmadan sonra özellikle seçmeli derslerimi iş dünyasına yönelik olacak şekilde alarak kendimi o dünyaya hazırladım. Pişman da değilim.
HELLO!: Otellerinizin müşteri profili daha çok kimlerden oluşuyor? Geçen yıl yabancı misafirlerinizde en çok hangi ülkeler öne çıktı?
H. Güral Gür: Otellerimizin müşteri profilini belki ikiye ayırmak lazım. Antalya otelimiz daha çok dış pazar ağırlıklı çalışıyor. Tabii ki yurtiçinden çok değerli misafirlerimiz var ancak yüzdeye vurduğumuz zaman ağırlık yabancı misafirlerimizden oluşuyor. BDT ülkelerinden çok misafirimiz oluyor. Avrupa, Almanya, özellikle İngiltere büyüyen bir pazarımız. Yine Doğu Avrupa büyüyen bir pazar. Sapanca ve Afyon’daki otellerimiz daha farklı gelişiyor. Tabii ki yabancı misafirlerimiz var ama büyük çoğunluk Türk misafirlerden oluşuyor. Diğer taraftan, özellikle Afyon için her gün Kore pazarından misafirlerimiz oluyor. Şimdi yeni yeni Çin ile ilgili grup talepleri gelmeye başladı. Uzakdoğulular da termali çok seviyorlar, o kültürü çok seviyorlar. Onların deniz ile çok işleri olmuyor.

HELLO!: Ülkemizin turizm başarısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl daha iyi olabiliriz? Bu konuda hayata geçirilebilecek ya da artık terk edilmesi gereken stratejiler var mı?
H. Güral Gür: Dünyada şu anda en çok ‘her şey dahil’ sistemi sorgulanıyor. Misafire sunmanız gereken hizmetleri iyi ayarlayabildiğiniz zaman aslında bu sistem o kadar da korkulması gereken bir sistem değil. Ama burada önemli olan dengeyi kurabilmek. Ve yine burada pazarı ayırmak lazım. “Her şey dahil, hangi bölgelerde, hangi tesislerde uygun?” gibi soruların cevaplarına bakmak lazım. Hemen bugün terk edilecek bir sistem olarak değil de yeni düzenlemelerle daha ileriye taşınabilecek bir sistem olarak görüyorum.
HELLO!: İş hayatınızda gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mı?
H. Güral Gür: Bunu beş sene önce sorsaydınız belki bugünlerimi söylerdim. İlk sektöre başladığım zaman, turizmde bilinen, fikri sorulan bir insan olmak istiyordum. Çok şükür yavaş yavaş oraya geldiğimi düşünüyorum. Ama bundan sonrası tabii hep var. Ben, bunu ülkemde başardım, neden yurtdışında da bu pozisyona gelmeyeyim? Bunu yapabilmek için çalışmaya devam ediyoruz. Umuyorum bir gün o hayalim de gerçek olur.
HELLO!: İş dışında neler yapıyorsunuz? Tutkunu olduğunuz hobileriniz var mı?
H. Güral Gür: Benim en büyük tutkum kitap okumak. Küçüklüğümden beri kitap okumayı çok severim. Yoğunluğum buna engel değil. Eskiden sosyal medya bu kadar hayatımıza girmemişken, her saniye telefon elimizde değilken daha rahat okurdum. Şu anda öyle bir düzenim kalmadı. Diğer taraftan, takip ettiğim yazarlar, konular ile ilgili kitapları bulduğum zaman 10 kitap birden alıp üç kitabı aynı anda okuduğum oluyor. Bir diğer hobim ise seyahat etmek. En çok etkilendiğim ülkeler arasında Finlandiya Lapland geliyor. Kuzey ışıklarını yaşamak beni çok mutlu etmişti. Çocuklar da küçüktü o zaman, hep beraber çok eğlenmiştik. Ve hafızalarımızda çok özel bir yer aldı. Hindistan ve Fas da beni etkileyen ülkeler arasındaydı. Yurtiçinde ise mesela Mardin beni çok etkileyen bir şehir. Kaç kere gittim, hiç bıkmadan yine giderim. Hatay ve Diyarbakır’ı da çok beğenirim.
HELLO!: Yemekle aranız nasıl, yemek yapmayı sever misiniz? Şef Claudia Chinali ile bir röportajınız vardı. Orada Türk mutfağından sonra en çok İtalyan mutfağını sevdiğinizi söylemiştiniz.
H. Güral Gür: Yemekle aram çok iyidir. Eskiden daha çok yemek yapardım. Ancak itiraf etmek gerekirse iş yoğunluğu arttıkça evde başka bir düzen kuruluyor. Evet, İtalyan mutfağını çok seviyorum. Diğer taraftan, her ne kadar biz burada orijinalini yiyemesek de Uzakdoğu mutfağını da çok severim. Japonya’ya ilk gittiğimizde arkadaşlar çok tedirgindi yemek konusunda. Ben burada Uzakdoğu lokantalarına gittiğim ve çok sevdiğim için istekliydim. Sonrasında oradaki yemekler ile buradakilerin aynı olmadığını anladım. Çok aç kaldık orada. Bize uyarlanmış Uzakdoğu yemeklerini seviyorum.
HELLO!: İş yaşamınızda detaylara çok dikkat eden bir insansınız, sosyal yaşantınızda da bu böyle mi?
H. Güral Gür: Annem ve babam, benim detaycılığımla ilgili olarak burcumun kurbanı olduğumu söylerler. Başak burcuyum ben. Takılıyorum bazı şeylere. Bu durum hayatımı kolaylaştırdığı gibi zorlaştırıyor da… Hem kendi hayatımda hem de çevremde. Hizmet sektöründe ise o detaycılığın pozitif geri dönüşleri oluyor.
HELLO!: Sosyal yaşamın içinde ne kadar vakit geçiriyorsunuz? Kendinize, çocuklarınıza ve dostlarınıza yeteri kadar vakit ayırdığınızı düşünüyor musunuz?
H. Güral Gür: Benim önceliğim çocuklarım diyebilirim. İlk evlendiğimizde, babamın bana ve kız kardeşlerime böyle bir telkini olmuştu. Önce çocuklarınız, eşiniz, eviniz, sonra işiniz diye… “Hiçbir zaman işiniz nedeniyle çocuklarınızı, eşinizi, evinizi ihmal etmeyeceksiniz” demişti babam. Baba patron olunca bizler de bu konuda çok rahattık. Özellikle çocuklarımızın küçüklüğünde. Dolayısıyla ben buna halen dikkat ederim. Çocuklar küçükken onlarla ilgili sosyal hayata biraz daha katılmak zorunda kalıyorsunuz. Ama büyüyünce, zaten kendi programlarını yapmaya başlıyorlar. Davet edildiğim her yere katılmam çok mümkün olmuyor. Özellikle seyahatlerime denk gelen davetlerde tabii ki katılmayı istiyorum ama mazeretimden dolayı katılamıyorum. Fakat buradaysam, bir günde üç kapı yaptığım, o gönülleri aldığım oluyor. İşte ben bunları hep dengeye oturtmaya çalışıyorum.
HELLO!: Sanatla aranız nasıl? Modern mi, yoksa klasik sanatla mı daha ilgilisiniz?
H. Güral Gür: Sanatı çok severim ancak sanat yapabilen birisi değilim. Eskiden klasik sanatı daha çok severdim. Ama şimdi yaş ilerledikçe çağdaş sanat daha çok ilgimi çekiyor. Her zaman tarihe çok meraklıyımdır. Müze gezmeyi, eserleri incelemeyi çok seviyorum. Çağdaş sanatı seviyorum fakat karşısına geçip dakikalarca ne olduğunun anlaşılmadığı şeyler beni çok çekmiyor. Ben, baktığım zaman bir şeyi hissetmeliyim, görmeliyim. O sanat benim için daha keyifli.
HELLO!: Çocuklarınızın da aile şirketinde mi çalışmasını istersiniz? Yoksa onların başka hayalleri var mı?
H. Güral Gür: Her anne baba, evlatlarıyla birlikte çalışmayı arzu eder. Evlatlarım büyüdükçe ben de babamın ne hissettiğini anlamaya başladım. Çocuklarımla birlikte çalışmayı çok arzu ederim. Ama bizimle birlikte çalışmak zorunda değiller. Jenerasyon değişiyor; iş ortamları, sektörler değişiyor, gelişiyor. Bizimle birlikte keşke çalışsalar, şirketlerimize başka sektörleri kazandırsalar çok mutlu oluruz. Bizimle çalışmak isterlerse onlarla çalışmaktan büyük mutluluk duyarız.
HELLO!: Modayı takip eder misiniz? Giyim tarzınızı belirleyen etkenler neler, yoksa içinizden geldiği gibi giyinmeyi mi seversiniz?
H. Güral Gür: Benim giyim tarzım her zaman biraz daha spor-klasik. Çok abartıyı sevmem. Sırf moda diye hiçbir şeyi dolabıma koymam. Bana yakışıyorsa, vücut tipime uygunsa ancak öyle… Ve zamansız şeyler almayı severim. Dolabımda 10-15 sene önce aldığım kıyafetlerim vardır. Dolayısıyla bu tür giyinmek beni daha doğru ifade ediyor diyebilirim.
HELLO!: Kariyer yolculuğunda iş hayatına yeni atılan genç insanlara neler tavsiye edersiniz?
H. Güral Gür: Yaşla birlikte insanın dünyaya, iş hayatına, gençlere bakışı değişiyor. Yazılı tabletlerde geçenlere göre bile gençliği beğenmiyorlarmış. Hiçbir dönem bir sonraki jenerasyonu beğenmiyor sanırım. Ben, kendi çocuklarıma, onların arkadaşlarına baktığım zaman bizden çok şanslı olduklarını görüyorum. Teknolojinin, müthiş bir bilgi ağının içine doğdular. Bizim çok çabalamamız gereken bir dönem varken, onlar bilgiye daha rahat erişiyorlar. Dolayısıyla bunu mutlaka iyi kullanmaları lazım. Sosyallik çok önemli. Özellikle öğrenciyken öğrenci kulüplerinde görev almaları, staj yapmaları, iş hayatına atıldıktan sonra yeniliklere açık olmaları… “Ben okudum, öğrendim, her şeyi biliyorum” kafasıyla gelen yeni mezunlar oluyor ama öyle değil hayat. Okulda öğrendiğiniz kadar iş hayatında da çok şey öğreniyorsunuz. Müdürünüzden öğrendiğiniz kadar beraber çalıştığınız arkadaşlardan da çok şey öğreniyorsunuz. Biz de şimdi gençlerden çok şey öğreniyoruz. Öğrenmek her zaman devam ediyor. Mutlaka öğrenmeye çok açık olmak lazım. Özellikle iş hayatına girdikten sonra sektör STK’larında görev almak çok önemli. Mutlaka girişimci olmak ve hayallerinin peşinden koşmak önemli. Hangi iş olursa olsun severek ve gönlünü vererek çalışınca orada başarı geliyor zaten. Eminim o gençler de o başarının peşinden koşacaklardır.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









