
Olivia Palermo: New York’un Kraliçesi
Röportaj: Laura Craik
Saç: Michael Silva
Makyaj: Akiko Owada
Olivia Palermo, New York’taki ışıltılı yüksek moda hayatını anlatıyor. Görünümünün ilk tanıştığımız zamankiyle tamamen aynı olması, genlerine ve titiz sağlık rutinine bir övgü.
Onu ilk kez 15 yıl önce, Paris Haute Couture Moda Haftası’nda düzenlenen bir Valentino yemeğinde tanımıştık. Parlak tenli, iri gözlü ve neşeli bir duruşu olan Olivia’nın çocuksu bir havası vardı. Gerçek hayatta ise rahat ve arkadaş canlısı; çekimimize büyük bir coşkuyla katılıyor. Çekim için dört şeritli bir caddenin ortasına kendinden emin adımlarla yürüyüp kareyi yakalarken, etrafında çalan korna seslerine bile aldırmıyor.
Olivia Palermo, “Model olmayı gerçekten seviyorum” diyor sohbet etmek için oturduğumuzda gülümseyerek ve ekliyor: “Sette olmayı, çekim yapmayı seviyorum. Kariyerimin temelinde bu var ve yeni fotoğrafçılarla, prodüksiyon ekipleriyle, kuaför ve makyaj sanatçılarıyla çalışmayı çok seviyorum. Hepsi birlikte bir hikaye anlatıyor.”

Kendi hikayesi, lüks bir yaşamdan daha lüks bir yaşama giden bir hikaye. İsterseniz peri masalı deyin; ama bu terim, Olivia’nın moda dünyasında bu kadar uzun süre kalmak için gösterdiği emeği tam olarak yansıtmaz.
İlk olarak 2008-2010 yılları arasında yayımlanan ‘The City’ adlı reality programıyla dikkat çekti. New York’ta geçen program, Olivia’nın stil anlayışını gözler önüne seriyordu ve bu tarz, şehre özgü moda karışımıyla öne çıkıyordu.
Program, ona stilist, model ve marka elçisi olarak kariyer yapma kapılarını açtı.
İlk iş birliği yaptığı markalar arasında Tommy Hilfiger, Rochas ve Piaget vardı.
Hızla uluslararası moda dünyasının ön sıralarında yerini aldı; Londra’da Erdem defilesinde Anna Wintour ve Alexa Chung’ın arasında ya da Paris’teki Valentino defilesinde Anna Dello Russo’yla sohbet ederken görülüyordu.
Herkes Olivia’dan bir parça istiyordu. Kelime henüz ortada yokken bile o bir ‘influencer’dı.
Tıpkı pek çok ‘orijinal’ influencer gibi Olivia da bu terimi pek sevmiyor.
“Bunu takdir ediyorum” diye gülümsüyor, kendini nasıl tanımlamayı tercih ettiğini sorduğumuzda ise şöyle devam ediyor: “Gülüyorum çünkü tüm kariyerime baktığınızda moda dünyasının ne kadar değiştiğini görebilirsiniz. Unvanlar değişti. Bana birçok farklı etiket yapıştırıldı. Dünya için bir şablon oluşturmak güzeldi; aldılar ve kullandılar. Ama artık o kadar farklı şapkalar takılıyor ki tek bir tanımlama yapmak zor. Ben modayım; her açıdan.”
Gerçekten de öyle; Topshop giydiğinde bile (hâlâ elinde tuttuğu eşsiz arşiv parçaları var) onu sevdiği Céline, Valentino, Moncler ve Giambattista Valli kadar lüks gösterebiliyor.

Deri tutkusu büyük. “Benim üniformam gibi” diyor ve ekliyor:“Hafif şekilde giyildiğinde yazın bile her yere gidebilirsin. Moda insanı olarak siyah ve beyazı seviyorum ama renkleri de çok seviyorum. Çocukken en sevdiğim elbise mint yeşiliydi ve bu hâlâ etkisini sürdürüyor. Herkese çok yakışır.”
“Peki asla giymeyeceğin şeyler neler?” diye sorduğumuzda Olivia Palermo, “Çirkin ayakkabı trendi bana göre değil. Ayrıca Spandex (likralı) kumaşların sadece spor salonunda giyilmesi gerektiğini düşünüyorum” diyor.
New York’ta doğan ve orada büyüyen (kendisi ve model eşi Johannes Huebl kısa süre önce Tribeca’daki yeni dairelerine taşındı) Olivia’nın stilinde Avrupai bir dokunuş da şüphesiz ki var.
Spandeks yorumu her şeyi özetliyor...
New York ve Los Angeles’lı çağdaşlarının sevdiği o ‘spordan çıkmış’ görünüm ona göre değil.
O, her zaman özenli giyinir: Şık düz elbiseler, dar kesimli pantolon takımlar, deri etekler ve nefes kesici kabanlar. Son zamanlarda edindiği favorisi mi? Mackage marka siyah deri trençkot. “Gerçekten favorim” diyor.
Peki bu sezon Olivia neye göz dikti?
Gözleri parlayarak, yakın arkadaşı Arianna Casadei’yi anıyor. Casadei, ailesinin köklü İtalyan ayakkabı markasının üçüncü kuşak temsilcisi.
“O, gerçekten markayı ileriye taşıdı. Kadınlar daha da güçleniyor. Ayakkabıları çok rahat ve muhteşem, çantaları da hafif ve çok şık” diyor Palermo ve şunları söylüyor: “Ayrıca Valextra, Delvaux ve Hermès’i de seviyorum. Benim için hepsi aynı zanaatkarlık ve kalite çatısı altında birleşiyor.”
Bugün üzerinde siyah bir Self-Portrait elbise var. “Birkaç hafta önce Londra’daydım ve anlık bir kararla aldım” diyor. Elbisenin altına ise favorisi olan beyaz Giambattista Valli tişörtünü giymiş ve “Her renginden bir tane var” diye gülüyor.

Etkili dostlar
O ve Valli uzun yıllardır arkadaş, bu yüzden geçen yıl eşinin memleketi Almanya’da 10’uncu evlilik yıldönümünü kutlarken Palermo’yu giydiren tek tasarımcı yine oydu. Üç elbisesi –ikisi beyaz, biri yeşil ve hepsi bol hacimli– Valli’nin 2024 Yaz Haute Couture koleksiyonundan seçildi.
Olivia eşiyle 2007’de tanıştı; 11 yıldır evliler (evlenme teklifini St. Barts’ta aldı) ve 18 yıldır birlikteler. “Çok tatlıdır” diyor gülümseyerek, çekim sırasında öğle arasında onu görmek için gelen eşini işaret ederek: “Benim küçük şefim. Her sabah kahvaltımı o hazırlar.”
“Mutlu bir evliliğin sırrı nedir?” diye sorduğumuzda Olivia, “İlgili, düşünceli ve anlayışlı olmak, gerçekten birbirinizin yanında olmak. Birbirinizin ihtiyaçlarını bilmek ve birbirinize zaman ayırmak. O, isteyebileceğim en iyi destek sistemi. Johannes, anne babaların kızlarına eş olarak hayal edeceği hatta uğruna böbrek bile bağışlayabileceği türden bir adam” diyor.
Peki ‘Bay Mükemmel’in hiç sinir bozucu huyu yok mu? “Dürüst olayım mı? Hayır. Gerçekten çok şanslıyım.”
Kıyafetleri hakkında fikrini söylüyor mu?
“Tabii ki söylüyor. Ben hayatına girmeden önce 12 yıl boyunca modeldi. Palermo-Huebl evinde kalite kontrol en üst seviyededir. Her zaman karşılıklı fikir veririz.”

Bakım rutini
“Tipik bir gün yok. Ama her zaman bir yapı vardır. New York’tayken ‘bakım’ dediğim rutine çok bağlıyım. Manikür-pedikürü çok seviyorum. Ve saç bakımı her şeydir. Yeni New York’lu kuaför David Mallett ile çalışmaya başladım. Estetisyenim Cynthia Rivas; onunla iki buçuk yıldır birlikteyim. Dermatoloğum Dr. Robert Anolik. Ayrıca haftada beş gün Tracy Anderson’a gidiyorum. Her sabah stüdyoda iki buçuk saat geçiriyorum. Yılda bir kez Lanserhof Clinic’e gidip detoks yapıyorum” diye anlatıyor. Cildine ne sürdüğüne çok dikkat ediyor.
“Yüzüm başkalarının ürünleri için bir oyun alanı değil. Sadece iS Clinical kullanıyorum, hepsi bu. Cildim çok hassas, bu yüzden kullandıklarım konusunda çok seçici olmalıyım.”
Makyajda da aynı derecede seçici.
“Charlotte Tilbury’den vazgeçemem” diye gülümsüyor: “Onunla gurur duyuyorum. Markasını kurarken onun küçük deneklerinden biriydim ve her zaman bir numaralı destekçisi olacağım.”
Favori ürünü hangisi?
“Elbette, onun benim adımı verdiği ruj: In Love with Olivia.”
New York ile bu kadar özdeşleşmiş biri başka bir yerde yaşamayı hayal edebilir mi?
“Milano’da rahatlıkla yaşarım. 18 yaşımdan beri hayatım yarı New York, yarı Avrupa’da geçti ve bu asla değişmeyecek.
Hayatımda Avrupa’nın yeri çok önemli. Şu an ayda bir ya da iki kere Avrupa’ya gidip geliyoruz.
Avrupa’daki yaşam kalitesi olağanüstü. Tüm arkadaşlarım Avrupa’da yaşıyor.
New York’ta sadece beş arkadaşım var. Hepsi bu.”
Favori kısa Avrupa tatilleri nereler?
Eşinin memleketi Hannover ya da St. Moritz. “Dünyada en sevdiğim yer. İlhamımı dağda bulurum” diyor.
Şubat ayında 40 yaşına girecek olması onu hiç rahatsız etmiyor.
“Dürüst olmak gerekirse, sadece bir sayı. Yaş konusunda saklanacak ne var ki? Kabullenin. Harika bir hayat yaşadım” diyor ve ekliyor:
“Kendimi iyi hissediyorum, iyi görünüyorum, harika bir ekibim var ve odağım sağlık ve uzun ömür üzerine. Johannes ve ben bu konuda birbirimize harika destek oluyoruz. Hayatı nasıl yaşamak gerektiği konusunda aynı görüşleri paylaşıyoruz.”
Yaşam mottosu
Yani özetle: Olivia’nın mottosu hayatın tadını çıkarmak. O, ayrıcalıklı ve kıskanılacak bir hayat yaşadığını biliyor; ama yoğun çalışmasına rağmen eğlenmeye de mutlaka vakit ayırıyor. Zamanımız dolmak üzereyken ona ‘lüks’ kelimesinin tanımını soruyoruz:
“Yüksek mücevherler, saatler, moda, bunlar lüks. Ama aynı zamanda güzel bir günü boş geçirmek, arkadaşlarına zaman ayırmak ve kendine gerçekten iyi bakmak da lüks.
Harika bir iş/yaşam dengesi kurmak: Benim için gerçek lüks bu.”
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









