
Ouchhh Studio’nun Kurucuları Ferdi Alıcı & Eylül Duranağaç Alıcı: “İçsel Ahlak, Yapay Zekânın Rotasını Belirleyecek”
Röportaj: Büşra Nazlan Üregül
Ouchhh Studio, kolektif vizyonu ve veriyi bir sanat malzemesi olarak kullanarak görünmeyeni görünür kılan dijital deneyimler yaratıyor. Ouchhh Studio, veri heykelleri, yapay zeka destekli görsel enstalasyonlar, interaktif projeksiyonlar, ışık gösterileri ve mekana özgü dijital deneyimlerle sanatı gelecekteki formuna taşıyor. Eserleri Louvre Abu Dhabi, Art Dubai, Zorlu PSM, Atatürk Kültür Merkezi, Teksas Austin, Tokyo, Londra, Paris gibi dünyanın dört bir yanında sergilenen Ouchhh Studio’nun yaratıcılarıyla bir araya geldik.

HELLO!: Biraz geriye dönerek başlamak istiyorum. Çocukken bilgisayar oyunlarıyla ve teknolojiyle ilgili miydin? Bu dünya sana ne zaman farklı ve ilgi çekici gelmeye başladı?
Ferdi Alıcı: Evet, biz 1980’ler ile 90’ların eşiğinde büyüyen nesiliz. Teknolojiyle ilk temasımız disket kutularının içindeki sürpriz oyunlarla, televizyonun arkasındaki kablolarla, kaset geri sarmayla başladı. Atari salonlarında saatler geçirdiğimiz, Amiga 500’lerin başında büyülendiğimiz zamanlardı. Bir bilgisayar sadece oyun değil, içinde başka dünyalar barındıran bir evrendi bizim için. Ama beni asıl çeken şey, oyunun ötesindeydi. Kodların nasıl görselleştiği, sesin nasıl ışığa dönüştüğü, bir algoritmanın nasıl bir davranışa neden olduğu gibi sorular zihnimi kurcalıyordu. Yani teknolojiye olan ilgim, sadece ‘kullanan’ değil, ‘anlamaya çalışan’ bir meraktan doğdu. Sanatla ilk çarpışma da bu dönemde gerçekleşti. Bilgisayar ekranındaki bir glitch’in ya da 8-bit müziğin bana hissettirdiklerini bir resimden daha fazla hatırlıyorum. Belki de o yüzden, bugün teknolojiyle sanat arasında bir köprü kurmaya çalışırken hâlâ o ilk şaşkın çocuk bakışı içimde yaşıyor.
HELLO!: Yapay zeka son dönemde inanılmaz hızlı ilerliyor. Bunun sonu gerçekten nereye varacak? Neler ön görüyorsun?
Eylül Duranağaç Alıcı: Yapay zeka, şu anda insanlık tarihinin en keskin dönüşlerinden birini temsil ediyor. Bence sonu bir ‘yer’e değil, bir bilinç aşamasına varacak. Yani AI’ın sadece verileri işlemesi değil, aynı zamanda sezgisel bağlamlar kurması, yaratıcılığı yeniden tanımlaması gibi bir boyuta evrileceğiz. Bu iyi mi, kötü mü, kesin konuşamayız. Ama şunu biliyorum ki bu süreçte insanın rolü dönüşecek. Önemli olan, insanın bu sistemin sadece tüketicisi değil, etik rehberi olmayı da üstlenmesi.
HELLO!: Yapay zeka ve teknoloji tıpkı ateş gibi. Yemek de pişebilir, silah da üretilebilir. Sence insanoğlu yapay zeka teknolojisini nereye doğru evriltecek?
F. Alıcı: Bana göre yapay zeka bir yansıma aynası. Onu neyle beslersen, sana onu büyüterek geri veriyor. Eğer hırsla, savaşla, kontrol arzusu ile yaklaşırsak, o da bize kaotik sonuçlar getirir. Ama eğer empatiyle, merakla, öğrenme arzusu ile yaklaşırsak, AI insanoğlunun hem zihinsel hem de ruhsal evriminde büyük bir rol oynayabilir. Yani insanın içsel ahlakı bu teknolojinin rotasını belirleyecek.
HELLO!: Mother Earth Dubai’den bahsedelim biraz. Fikir nasıl gelişti?
E. Duranağaç Alıcı: Mother Earth fikri, aslında gezegenin kendisini bir sanatçı gibi düşünmemizden doğdu. Biz ona bakmayı, dinlemeyi unuttuk. Oysa Dünya her an veri üretiyor; nefes alıyor, sarsılıyor, ısınıyor, serinliyor... Biz bu verileri sanatın diliyle yorumlamak istedik. Dubai özelinde ise fikir, çölün ortasında yükselen bir bilinç anıtı yaratmaktı. Veriyi görünür, görünür olanı duyumsanabilir kılmak istedik.
HELLO!: Bu aynı zamanda eşi benzeri olmayan bir deneyim. 20 NASA uydusundan gerçek zamanlı iklim verileri de alınıyor. Arkasında nasıl bir çalışma var?
F. Alıcı: Eserin teknik altyapısı çok katmanlı. NASA’nın 20 farklı dünya gözlem uydularından alınan verileri anlık olarak sistemimize aktaran bir API mimarisi kurduk. Bu veriler yapay zeka tarafından okunup anlamlandırılıyor, ardından fiziksel ve dijital heykel formuna dönüştürülüyor. Yani burada bilim insanlarıyla sanatçılar, kod yazarlarıyla felsefeciler birlikte çalışıyor. Gerçek bir disiplinler arası senfoni diyebilirim.
HELLO!: Küresel iklim değişikliğine de farklı bir diyalog kazandırıyorsun. Sence bu gibi işler, insanların daha çok farkındalık kazanması ve bu yönde yeni iyileştirici adımlar atmasına öncü olabilir mi?
E. Duranağaç Alıcı: Küresel iklim değişikliği çok uzun zamandır verilerle, istatistiklerle, grafiklerle anlatılıyor. Fakat insan, sadece bilgiyle değil, hisle harekete geçiyor. Bu yüzden biz sanatı bir tür duyusal çevirmen gibi kullanıyoruz. Görünmeyeni görünür, soyutu dokunulabilir hale getirmek, bence insan kalbine ulaşmanın en güçlü yollarından biri. Bu tür işler farkındalığın ötesinde bir çağrı da taşıyor. Çünkü mesele sadece “İklim değişiyor” demek değil; “Bu değişimin içinde senin de payın, etkilenme biçimin ve dönüştürme gücün var” diyebilmek. Sanat, bu bireysel sorumluluğu kolektif bir bilince dönüştürebilir. Eğer bir izleyici bu eserin karşısında bir şey hissediyorsa -bir rahatsızlık, bir hayranlık, bir merak- o zaman tohum atılmıştır. Sanat iyileştirici olabilir; çünkü önce duyguyu tetikler. Duygudan da eylem doğar. Bizim umudumuz da tam olarak bu.
HELLO!: NASA ile işbirliği içindesin. Bu süreç nasıl ilerliyor? Biraz bahseder misin?
F. Alıcı: Yaklaşık yedi yıldır NASA ile birçok farklı projede birlikte çalışıyoruz. Bu sadece veri alma ya da kullanma süreci değil; aynı zamanda bilim insanlarıyla birebir iş birliği ve yaratıcı üretim süreci. Projelerimizde NASA’da görev yapan bazı kıdemli bilim insanları ve direktörler mentor olarak yer aldı. Hatta bazıları, çalışmalarımızı kendi araştırma süreçlerinde ‘alternatif bir yorumlama biçimi’ olarak değerlendirdi. Bu iş birliklerinde bizim için en kıymetli anlardan biri şu oldu: Bilim insanları, yıllarca üzerinde çalıştıkları verileri ilk kez duygusal bir bağ kurarak izlediler. Özellikle bazı verilerin, ışık ve ses aracılığıyla mekana yansıyan bir form aldığında hissettirdikleri, onların da kendi çalışmalarına yeniden bağlanmasına neden oldu. Yani sadece biz sanatı bilimle buluşturmadık; bilim insanları da kendi disiplinlerine farklı bir gözle, daha şiirsel bir yerden bakma imkanı buldu. Bu süreç çok katmanlı ilerliyor: NASA’dan alınan atmosferik değişim, manyetik alan, okyanus seviyesi gibi çevresel verilerin yanı sıra zaman zaman exoplanet gözlemleri, süpernova patlamaları ya da atom altı parçacıkların çarpışma anlarına dair veriler de yapay zeka tarafından analiz edilip estetik bir dile dönüştürülüyor. Ortaya çıkan eserler ise sadece bir veri görselleştirmesi değil, verinin ruhuyla kurulan mekansal bir şiir haline geliyor.
HELLO!: Önemli olan doğru soruyu sormak sanırım. Senin kafanı en çok hangi soru kurcalar? Ve o yanıtı bulmak için nasıl bir yol izlersin?
F. Alıcı: Sanırım şu soru beni hiç bırakmadı: “Gerçeklik nedir ve biz onu hangi katmandan algılıyoruz?” Sanatla uğraşırken sürekli bu sorunun peşindeyim. Gördüğümüz şey mi gerçek, yoksa hissettiğimiz mi? Veri mi daha doğru, sezgi mi? Bu sorunun peşinden giderken yollarım kuantum fiziğiyle, yapay zekayla, mitolojiyle ve doğayla kesişiyor.
HELLO!: NFT, metaverse, interaktif deneyimler… Ouchhh gelecekte hangi alanlara yoğunlaşacak?
E. Duranağaç Alıcı: Ouchhh Studio olarak geleceğe yönelik odak alanlarımız yalnızca trend olan dijital platformlar değil; bu platformların arkasındaki veri yapıları, etkileşim biçimleri ve algoritmik bilinç halleri olacak. Geleceğin sanat alanı bizim için makine bilinci, izleyici farkındalığı ve kolektif veri belleğinin birlikte çalıştığı, yaşayan organizmalar gibi davranan enstalasyonlardan oluşacak.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









