Haber kapak görseli
Genel
12 dk okunma süresi
İstanbul Life

Ressamların renk kattığı binalar

İçeriği Paylaş

Bazısı koca bir ev, bazısı bir apartman dairesi… Kimi hem ev hem atölye olarak kullanmış; kimi bu binaları sergi açmak, kimi ise bir sanat grubu kurmak için yuva yapmış. İşte içinde ressamlarımızın yaşadığı, ürettiği bazı İstanbul yapıları…

Yazı: Nilay Örnek Fotoğraflar: www.herumutortakarar.com

Semiha Berksoy ve Pamir Apartmanı

Opera sanatçısı, tiyatrocu ve ressam; Semiha Berksoy… Her daim edebiyatın kıyısında. Cumhuriyet tarihinde pek çok ilki gerçekleştiren, Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmış ilk sanatçılarından biri. Ve sanatçının bu sürecini tam da şu günlerde, İstanbul Modern’deki “Tüm Renklerin Aryası” isimli sergide izlemeniz mümkün. Şimdi binaya gelelim…

Sanatçının İstanbul Gümüşsuyu, Ayaspaşa’da oturduğu evinde, eşyaları, kostüm, resim ve yazılarıyla, kendine bir “Bellek Odası” kurduğu biliniyor. Bir sanat eseri olarak nitelendirilen oda, Avrupa’da yeniden oluşturuldu, sergilendi.

Peki bu ev, hangi ev? Sanatçının uzun yıllar oturduğu binayı biliyorum ama o oda bu evde miydi, emin olamıyordum. Bu odayı, 1996’da oluşturmaya başladığını öğrendiğimden bu yana daha eminim. Çünkü ben sergiyi ilk Almanya’da gördüm ki, orada sanatçıya 1997 yılında yazılan mektuplar var ve adres burası: Ayaspaşa’daki Pamir Apartmanı.

Yetenekli Bay Kozanoğlu

www.herumutortakarar.com’da bu binada yaşayan tanınmış kişiler için şöyle bir liste tutmuşum: Abdullah Ziya Kozanoğlu, Ahmet Kozanoğlu, Semiha Berksoy, Zeliha Berksoy, Sinan Çetin, Hüsrev Tayla, Nevzat İlhan, Canan Yaka, Yasemin Kozanoğlu.

Abdullah Ziya Kozanoğlu, bu binanın mimarı. Belki de o binada pek çok ilginç insan olmasının nedeni. İlginç biri; Wikipedia’da hakkında yer alan bilgilerin bir kısmı bile bunu anlamamıza yetiyor: “Mimar, müteahhit, romancı, çizgi-roman yazarı, spor yöneticisi ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün 10’uncu başkanı. Manken ve oyuncu Yasemin Kozanoğlu’nun dedesi.

Kendisi Türk edebiyatının ilk tarihsel serüven romanı, 1927 tarihli Kızıl Tuğ’un yazarı. Tiyatroya her zaman ilgi duyan yazar; İstanbul Taksim’de bir apartmanın üst katını tiyatro salonuna dönüştürerek Arena Tiyatrosu’nun kurulmasını sağlamış.”

“Pamir” ismi nereden geliyor?

Abdullah Bey hakkında okudukça, milliyetçi bir yazar olduğunu anlıyorum. Binanın yapım yılını ve isminin kaynağını bilmiyorum. Ama Pamir, ‘Orta Asya’daki Türk devletlerinin bulunduğu bölgede yer alan sıra dağlar’ anlamına da geldiğinden, belki dağ gibi heybetli binanın ismi buradan gelmiştir diye düşündüm.

Apartmanın eski sakinleri

Arkitekt Dergisi’nin 1993 yılında çıkan bir sayısında şu bilgiler veriliyor: “Pamir Apartmanı’nda geçmişte de olduğu gibi pek çok ünlü oturuyor. Tiyatro sanatçıları Semiha ve Zeliha Berksoy, sinema yönetmeni Sinan Çetin, ünlü mimarlar Hüsrev Tayla ve Nevzat İlhan, ünlü avukat Ahmet Tekeli ve daha kimler kimler... Bir zamanların ünlü terzisi Mualla ve modacı Canan Yaka da bu binada oturmuş.

Her dairesi farklı planda gelişmiş olan bu ünlü binanın en üst katında ise Abdullah Ziya Bey’in ikiz kızlarından Prof. Ceyhan Kozanoğlu oturuyor. Seyhan Hanım ise Boğaziçi Üniversitesi’nde profesör, ama o bu binada oturmuyor. Diğer kardeş Ahmet Kozanoğlu, babası gibi girişimci.”

Tanışma binadan mı?

İş adamı olarak bilinen Ahmet Kozanoğlu, 1982’de Ömer Çavuşoğlu ile ortak, Güneş Gazetesi’ni de çıkaran kişi. Ahu Tuğbay ile evliliklerinden olan kızları Yasemin Kozanoğlu bir dönem çok gündemdeydi. Bir ilişkisi, bir reklam, ardından Sinan Çetin’in yönettiği Romantik adlı sinema filmi, sonra da televizyon için çekilen Çilekli Pasta… Yasemin Kozanoğlu Sinan Çetin ile bu apartmandan mı tanışıyorlardı, merak ediyor insan. Semiha Berksoy gibi çok katmanlı bir sanatçıya da böyle katman katman, bol sürprizli, çok renkli bir bina yakışırdı.

Eren - Bedri Rahmi Eyüboğlu Evi

Ressam Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu çiftinin İstanbul Kalamış’taki atölye evleri, ‘Mavi Kaplumbağa Sanat Evi’ olarak da anılıyor. Çiftin torunu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu’nun farklı girişimleriyle ev ara ara görülebiliyor. Bu müze ev, iki sanatçının biriktirdiği objeler, sanat eserleri -resim, mozaik, seramik, gravür- ve hayatlarından kesitlerle dolu. Binanın mimarı da kıymetli biri: Turgut Cansever. Eyüboğlu çiftinin, 1956 yılında Levanten bir aileden aldıkları arsaya, Cansever 1958’de bu binayı yapıyor. Mekân, atölye olarak tasarlansa da maddi nedenlerle (galiba 1962’de), atölyenin yanı sıra ev olarak da kullanılmaya başlanıyor. Bedri Bey, vefat ettiği 1975’e, Eren Hanım ise 1988 yılına kadar bu evde yaşıyor.

Aşık Veysel, Ruhi Su, Hümeyra

Burada zamanında sazlı-sözlü toplanmalar olurmuş. Ruhi Su, Aşık Veysel, Hümeyra bu evde çalıp söyleyenler arasında. Evin giriş katında yemek ve oturma odası var. Ahşap merdivenlerden yukarı çıktığınızda sizi, yüksek tavanlı bir atölye karşılıyor.

Atölyede Bedri Bey’in şiirleri, duvarlara yapıştırılmış kâğıtlarda arkadaşlarının telefon numaraları, tablolar, eskizler, aile fotoğrafları ve diplomasının yanı sıra Nazım Hikmet portresi dikkat çekiyor. Modernizm akımının bir örneği olan müze evde; banyo ve tuvaletler dışında hiçbir odada kapı yok. Geniş arka bahçeli bir ev burası. Burada da eserler bulunuyor.

2005’te yapılan imar planlarında, bahçe ve müştemilat kısmı yolda kalan binanın kurtarılması için kamuoyu oluşturulmuş; başvurular yapılmış. Bugün pek çok yüksek bina arasında kalan ev, 2009’da korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş.

D Grubu sanatçıları Büyük Yavuz Apartmanı’nda

Cihangir’in Kumrulu Yokuşu’nda ‘abi kardeş’ iki bina var; Küçük Yavuz ve Büyük Yavuz Apartmanı. Büyük Yavuz’un özelliği, bir zamanlar Cumhuriyet dönemi genç sanatçılar grubu olarak bilinen ve ‘D Grubu’ olarak tanınan sanatçıların buluşma mekânı da olması. 1933 yılında beş ressam, Abidin Dino, Nurullah Berk, Elif Naci, Zeki Faik İzer, Cemal Tollu ve heykeltıraş Zühtü Müridoğlu tarafından oluşturulan bir ekip bu. Türkiye’de kurulan dördüncü sanatçı birliği oldukları için, Nurullah Berk’in önerisiyle alfabenin dördüncü harfini kendilerine isim olarak seçiyorlar. İlk sergilerini de kuruldukları yıl, Narmanlı Yurdu’ndaki bir şapka dükkânında açıyorlar.

D Grubu sanatçılarının toplantı yeri ise ağırlıklı olarak Büyük Yavuz Apartmanı’nın beşinci katındaki Zeki Faik İzer’in dairesi. Sonraki yıllarda Turgut Zaim, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Eşref Üren, Sabri Berkel, Fahrünnissa Zeid gibi isimlerin de eklenmesiyle D Grubu sanatçılarının sayısı 17’ye kadar çıkmış.

Fahrünnisa Zeid’in üç dönemine üç bina

İstanbul Life’ta daha önce şahane bir “Şakirpaşa Ailesi’nin yaşadığı binalar” dosyası yapmış, orada da tabii ki, Fahrünnisa Zeid’in yaşadığı, resim yaptığı, hatta sergi açtığı binalardan da söz etmiştik. Ama madem konumuz ressamlar; burada da birkaçını kısaca analım.

İlk atölyesi, Çankaya Apartmanı

İstanbul Şişli’deki, adı daha çok Koç Ailesi ile özdeşleşen Çankaya Apartmanı, yazar Mehmet Rauf’tan; şair, roman ve tiyatro oyunları yazarı İzzet Melih Devrim’e pek çok kıymetli kişiye ev sahipliği yapmış bir bina. O zaman Fahrünnisa Hanım’ın soyadı, İzzet Melih Devrim ile evli olduğu için Zeid değil. Sonradan kendisi gibi ressam olacak oğlu Nejad’ın doğumunun ardından, bir kez daha aldatıldığını öğrenen -kocası, kardeşi Aliye Berger ile beraber- Fahrünnisa Hanım, zor günlerini resimle atlatmaya çalışıyor.

Kızı Şirin Devrim şöyle anlatıyor: “(...) yeni bebeğiyle avunmaya çalıştı. İzzet ona zamanın en güzel apartmanlarından biri olan Şişli’deki Sebuhyan Apartmanı’nda bir daire tutmuştu. (…) Nisa geniş odalardan birini atölye yaptı, oraya şövalesini kurdu. Sosyal ve aile sorumluluklarından fırsat buldukça resim yapmaya başladı. O sıralar kendi portresini yapmıştı. Günün modasına göre kesilmiş kısa saçları, beyaz teni ve koyu kırmızı dudaklarıyla bu portre yıllarca evlerimizin duvarlarını süsledi. Sonra nasıl oldu bilmiyorum, öteki birkaç resmi gibi bir süre sonra ortadan kayboldu. Daha sonra, kaybolan bu resimler, İstanbul, Londra ve Paris müzayedelerinde görüleceklerdi.”

Ressamlıkta ciddileşme, ’Hayırlı’ bir karşılaşma

1931 yılında yapılan, bazı dairelerinde ve özellikle girişindeki çinileriyle meşhur bu Art Nouveau yapının pek çok şöhretli yaşayanı olmuş. Yazar İzzet Melih Devrim ile ressam Fahrünnisa boşanmalarından hemen önce bu binaya taşınıyorlar. Irak Kralı I. Faysal’ın kardeşi Emir Zeid, sonradan eşi olacak Fahrünnisa’yı ilk orada, en üst kattaki dairenin balkonunda görüyor. Kendisi de yan binada bir balkonda…

Fahrünnisa Hanım’ın kızı Şirin Devrim, Şakirpaşa Ailesi’ni anlattığı aynı isimli kitabında (Doğan Kitap) şunları yazıyor: “Geniş bir apartmandı. Önde caddeyi gören balkonu arkada da camla kapanmış büyük bir terası vardı. Teras, mezarlığa bakıyordu ama, her gün yeni bir bina yapmak için kazılan mezarlık gittikçe yok oluyordu. (...) annem, o camlı terasa şövalesini kurdu. Artık ciddi olarak resim yapmayı düşünüyordu.” Daha sonra boşanmaya karar verilecek, İzzet Bey çok yakındaki, Gezi Parkı’na komşu Cumhuriyet Apartmanı’na taşınacak… Evi, Fahrünnisa Hanım’ın zevkine göre döşetmeye çalışsa da iş işten geçmiş olacak!

İlk kişisel sergi; Ralli Apartmanı

Burada yaşayan ve yaşamış olan, kamuoyunda tanınmış isimleri yazsam bile bir paragraf tutuyor; ancak Fahrünnisa Zeid ‘rengi’ diye bir şey var, baskın çıkıyor. 1940’larda apartmanın dördüncü katında oturan Fahrünnisa Zeid, ilk kişisel sergisini (1945 ya da 1946’da) -yazar Fikret Adil’in de teşviki ile- evinde açıyor. Sosyetik arkadaşlarının kınayacak olmasına aldırmadan “Profesyonelim ben” diyerek fiyatlarıyla birlikte evindeki duvarlara asıyor tablolarını. Ama ilk gün bir süre heyecanla ‘yatak odasında’ oturuyor. Sonuç; çok konuşulan, çok başarılı bir sergi. Bugün bile o serginin fotoğrafları yurt dışında müze arşivlerinde. Günümüzde ise o dördüncü katta yine sanat eserleri var; orası bugün bir ünlü koleksiyonerin, içi sanat eserleriyle dolu ofisi.

Güzin-Abidin Dino aşkının başladığı bina: Kamelya

Abdi İpekçi Sokak’taki Kamelya Apartmanı, pek çok ünlü ismi barındırmış bir bina. Hıfzı Topuz, hem Eski Dostlar hem Nişantaşı Anıları kitaplarında apartmanı, yaşayanları ve gelen gidenleri nedeniyle ‘kulüp gibiydi’ diyerek anlatıyor.

2001 yılında Nermin Sungur, Paris’te yaşayan Güzin Dino ile Cumhuriyet Gazetesi için röportaj yapmış. Oradan birkaç satır: “Abidin’le tanıştığımızda talebeliğimin son aylarıydı. Ablası Leyla Hanım bizim binada, dördüncü katta oturuyordu. Ara ara kardeşinden bahsederdi. (...) Sonra bir gün annem beni yukarıya bir şey almaya yolladı ve Abidin ile tanıştık. Sonra da bir daha kopamadık. Kopmadım.”

Yine bu apartman, Türkiye komünist hareketinin önde gelen isimlerinden Rasih Nuri İleri’nin 26 yaşındayken o dönem polis tarafından her yerde aranan Sabahattin Ali’yi sakladığı bina. Sabahattin Ali, Sırça Köşk’ü burada, beşinci kattaki evde yazıyor. 1947 yılında, yeşil mürekkeple yazdığı kitabının metinlerini Remzi Kitabevi’ne ulaştırması için Rasih Nuri İleri’ye teslim ediyor. Kısa bir süre sonra da polisler tarafından Kamelya Apartmanı önünden alınıyor.

Sabiha Rüştü Bozcalı Yalı da var apartmanlar da…

Sabiha Bozcalı, -belki de- Türkiye’nin ilk kadın ilüstratörü, ressam ve çalıştığı günlerde çok öyle adlandırılmasa da bir grafik sanatçısı. Çok bilinen özelliklerinden biri, Reşat Ekrem Koçu’nun ünlü İstanbul Ansiklopedisi’ni resimleyen kişilerden olması; 11 ciltte 901 çizimi var. Bozcalı köklü, zengin, iyi eğitimli, ilişkileri olan bir aileden geliyor. Dahiliye Nazırı Memduh Paşa’nın kızı Handan Hanım ile Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Paşa’nın oğlu Amiral Rüştü Paşa’nın ikinci çocuğu. İlk evi Kireçburnu’ndaki Memduh Paşa Yalısı. Abisi Alinur Bozcalı’nın ona gönderdiği mektuplar sayesinde de ben -neredeyse- hangi dönem nerede oturduğunu öğrenebiliyorum Sabiha Hanım’ın.

Üç dil, şahane hocalar

1903 ya da 1904 doğumlu Hatice Sabiha Rüştü Bozcalı, kendisi gibi sanatçı annesinin teşvikiyle, beş-altı yaşında resme başlamış ve 95-96 yıl süren yaşamının neredeyse yarısını eğitimle geçirmiş. 15 yaşında sanat eğitimi için yurt dışına gönderilmiş, Münih’ten Roma’ya, Paris’ten İstanbul’a farklı ülke ve şehirlerde Paul Signac, Giorgio de Chirico, Lovis Corinth, Moritz Heymann, Karl Caspar, Feyhaman Duran, Namık İsmail gibi hocaları olmuş. İtalyanca, Almanca ve Fransızca biliyormuş.

“İnşallah afiyetle otururuz”

Sabiha Rüştü Bozcalı, 1941 yılı ajandasında Ekim ayına “12’sinde Kireç’ten (Kireçburnu’ndan) -Beyoğlu- Mis Sokak Efi Apartmanı’na taşındık. İnşallah, afiyetle otururuz” yazmış. Efi Apartmanı bugün de taş gibi duruyor. Altındaki ocakbaşı bile onu bozmamış. Çizimlerden belli ki Sabiha Hanım üst katlardan birinde oturmuş, anlaşılan 3+1, 200 metrekare daireler. Yine (SALT Arşiv’deki) mektuplardan anlıyoruz ki, Sabiha Hanım 1966’da, Gümüşsuyu’ndaki Bosfor Apartmanı’nın zemin katında oturuyor. Bosfor Ayaspaşa’da, Alman Konsolosluğu karşısındaki sırada, Mimar Sami ve Mühendis Livas Beyler tarafından yapılmış, pek güzel bir bina. Sadece her gün girişini görmek için bile binaya taşınmak isteyebilir insan.

‘Desen’i sevmiş Sabiha Hanım

1967’den 1980’lerin ilk yıllarına kadar Teşvikiye Şakayık Sokak’taki -bugün yerinde olmayan- Desen Apartmanı’nda yaşıyor Sabiha Hanım. Mektuplardan anladığım, dairesini, apartmanın yerini, ismini -muhtemelen sanatıyla ilişkili bulduğu için- pek seviyor. Nişantaşı Muradiye Bayırı Sokak’taki Nine Apartmanı’na ise sanırım 1984’te taşınıyor. Sokağa ismini veren ‘bayır’ nedeniyle, 80’li yaşlarında zorluklar yaşamış. Nine Apartmanı’nı bulduğumda beni şaşırtan ise bugün onun dairesinde bir başka çok başarılı ilüstratörün oturduğunu fark etmemdi. Hayat ilginç!

‘Tavanarası Ressamları’nın mekânı Asmalı’daki S. Önay Apartmanı

İstiklâl Caddesi’nde yürürken Asmalımescit meyhanelerine doğru sağa dönün, işte orada solda, çok merkezi bir yerde yükseliyor S. Önay Apartmanı. Mimarları Victor Adamandidis ile Dimitrios Nikola Petsillas. Apartmanın, 1965 yılından bu yana görevlisi olan Fatma Hanım’dan aldığımız bilgiye göre S.’nin anlamı Semiha.

1942 yılında apartmanı, dönemin ünlü müzisyeni, udi Yorgo Bacanos’un en yakın arkadaşı (eminim başka vasıfları da vardır ama biz bunu biliyoruz) Harambos Tığlıoğlu satın alıyor. Yıllar sonra binayı ondan alan Mustafa Bey ise apartmana -nispeten- eşinin ismini veriyor: S. Önay Apartmanı. Bina, ressam merakımız açısından önemli; çünkü çatı katında ‘Tavanarası Ressamları’nı ağırlamış.

Kim bu ressamlar?

Nuri İyem, Ferruh Başağa ile Fethi Karakaş 1950 yılında, apartmanın çamaşırhane olarak kullanılan çatı katını atölye olarak kiralıyor. Çoğu, öğrenci olan gençlere, resim kursları verdikleri bu mekân, belki de Türkiye’nin ilk özel resim dershanesi oluyor. Nuri İyem’in bir araya getirdiği Tavanarası Ressamları arasında Ömer Uluç, Erdoğan Behnasavi (Behnasov), Baha Çalt, Atıfet Hançerlioğlu, Seta Hidiş, Haluk Muradoğlu, Ümit Mildon, Vildan Tatlıgil, Yılmaz Batıbeki (Atıf Yılmaz) var. Farklı alanlarda eğitim alan gençler, bu atölyede de resim öğreniyor.

Ercümend Kalmık Müze Evi

İstanbul Gümüşsuyu’nun en özel binalarından biri. Saray Arkası Sokak’taki o ilginç, ‘kırmızı bina’: Ercümend Kalmık Müzesi. Yıllardır kapalı olsa da, burası Türkiye’nin tek bir ressama ayrılmış ilk müzesi. 1997’de ressam Ercümend Kalmık (kapıdaki ismiyle yazıyorum ama Ercüment Kalmık diye de geçiyor metinlerde) anısına eşi Ayşe Hanım tarafından açılıyor. Bu binadan ayrı bir vesileyle bahsedeceğiz. Sonraki sayıda…

Hamit Görele, ‘Zümrüt’ün değerini artırmış

Ressam Hamit Görele… Resimlerine aşina olmayanlar bile ismini bilir diye düşünüyorum. Özetle... Giresun’da doğmuş, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi olmuş, 1928’de mezun olduktan sonra Avrupa Resim Yarışması’nı ikincilikle kazanmış ve devlet bursuyla Paris’e giderek André Lhote ve Fernand Léger’in atölyelerinde öğrenim görmüş. 1930 yılında, ‘Firavunun Eşi’ ve ‘Odalık’ adlı eserleri, ünlü Montparnasse Bulvarı’ndaki Grand Galerie Moderne’de açılan karma sergiye kabul edilerek Paul Cezanne, Pablo Picasso ve Henri Matisse gibi dönemin önemli ressamlarının yapıtlarıyla birlikte sergilenmiş. Türkiye’de de pek çok ödül almış bir sanatçı… Ve onun resimleri -orada oturanlar ne şanslılar ki- yıllar boyunca Kurtuluş’ta bir apartmanın, Zümrüt Palas’ın girişinde de yer almış. Bu arada Görele de, 1940-1955 yılları arasında Kurtuluş’ta yaşamış. Belki de bu apartmanda, bilemiyorum. Sorun şu ki, Şişli’de İskenderoğlu Sokak’taki binanın kentsel dönüşüm için bekliyor gibi bir hali var. Umarım öyle değildir.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo