
Ruhunuzu tatile çıkartın: Valizini değil ruhunu toparla
Tatil deyince gözümüzde hemen bir valiz, bir deniz manzarası, belki bir uçak bileti canlanıyor. Yeni yerler keşfetmek, farklı tatlar denemek, sabah alarmı olmadan uyanmak… Peki ya ruhunuz? O ne zaman tatile çıkıyor? Bedeni bir sahil kasabasına götürmek kolay, ama zihni oraya götürmek… İşte asıl mesele bu.
AYŞE VAN
@aysevs
Son zamanlarda fark ettim, insanların çoğu “dinlenmek” ile “bedensel eylemsizlik” arasındaki farkı karıştırıyor. Tatile gidiyorlar ama hala zihinsel ajandalarını konuşuyorlar. Masaj yaptırıyorlar ama orada bile “şunu da hallettim lazım” düşüncesiyle kaslarını geri geriyorlar. Ruh hala mesai yapıyor. Asıl ihtiyaç, doyduğumuz şey, ruhumuzu da bavula koyup götürebilmek. Asıl tatil, içeriden başlayan bir yolculuk aslında.
TATİL RUH HALİDİR
Hadi gelin, bir dakika için gözlerinizi kapatın. Bir kaç defa burnunuzdan derin bir nefes alın ve yavaşça verin. Sanki hayat biraz durdu değil mi? İşte tam olarak bu… Tatil aslında bu kadar yakın. Tatil, zihni yavaşlatmakla başlıyor. Bir kahveye ilk oturduğunuzda, sabahın serinliğinde balkonda otururken ya da yürürken düşen bir yaprağı izlediğinizde… Tatil, dışarıdan çok içeride olan bir şey. Huzur, gittiğiniz yerde değil; içine gittiğiniz halde saklı.
Ruhsal tatil, zihnin bağıran sesini biraz kısıp, kalbin fısıltısını duyabilme cesaretidir. Kendini dış dünyadan bir adım çekip, içeriye doğru yürümektir. Şöyle derin bir “oh” çekebilmektir. Koşmayı bırakıp, yürümeye gönüllü olmaktır. Ruhunuzun yorgunluğunu görmenizdir.
Yorgunluğu sadece bedeninizde değil, ruhunuzda da taşırız. Bu yorgunluk, çoğu zaman, sessizdir. Beyninizin uğultu içindeki sıkışmayı kimse görmez. Karnınız guruldar ama ruhunuzun neye aç olduğunu bilemezsiniz. Bu yüzden ruhsal dinlenme, fiziksel dinlenmeden bile daha önemlidir.
PEKİ NASIL ANLAYACAĞIZ RUHUMUZUN YORGUN OLDUĞUNU?
- Her şey üst üste geliyormuş gibi hissediyorsanız,
- Ne kadar uyusanız da sabahları yorgun uyanıyorsanız,
- Eskiden keyif aldığınız şeyler artık sıradan geliyorsa,
- Sessizliğe tahammülünüz azaldıysa…
Belki de artık ruhunuza bir tatil borçlusunuz.

RUHSAL TATİLİN 5 DURAĞI
1. SESSİZLİK
Gün boyu kulaklarımız onlarca sesle dolup taşar; bildirim sesleri, trafik uğultusu, insanların bağrışmaları ve en önemlisi hiç durmadan konuşan zihnimizin sesi… Çoğu zaman kendi düşüncelerimiz sandığımız zihnimizin sesi kalbimizin sesini duymamızı engelleyen en büyük güç olup, bitmek bilmeyen komutlarıyla bizim gün boyu kendimizi yorgun hissetmemizin en büyük sebebidir. Kulaklığını takmadan yürüyüşe çıkmayı hiç denedin mi? Fonda bir şey dinlemeden, sadece ayak seslerin, rüzgar, kuşlar… Bize sürekli “şimdi ve burada” olmayı fısıldar.
Gerçek sessizlik, sadece dışardaki seslerin susması değil, içsel uğultunun da durmasıdır. Bizi bizden ayıran sesleri kısarak içimizdeki özle tekrar buluşabiliriz. Her gün, gün içerisinde istediğiniz bir zaman diliminde sadece 10 dakika her şeyi elinizden bırakıp gözlerinizi kapatıp nefesinize odaklanmak başlangıç için çok etkili bir sessizlik ve içsel bir alan açar.
2. DOĞA İLE TEMAS
Ruhsal olarak ne zaman tıkansak, doğa hep oradadır. Ne yargılar, ne acele ettirir. O sadece vardır. Ağaçlar, deniz, rüzgar… Doğa ruhsal detoks için en güçlü araçlardan biridir.
Toprağa çıplak ayakla basmak, bir ağacın gövdesine yaslanmak, denizin tuzunu teninizde hissetmek yada sabah güneşine yüzünüzü çevirmek… Bunların hepsi ruhun tatil biletidir. Çünkü doğa, zihnin karmaşasını sadeleştirir. Orada olmak bile bir ritüeldir ve hücre hücre ruhu sakinleştirir.
3. YAVAŞLIK: KOŞTURMAYI BIRAKMAK, HAYATA YETİŞMEYİ DEĞİL, KENDİNE YETİŞMEYİ SEÇMEK.
Çok sevdiğim bir hikaye var: “Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli şaman rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarıyorlar. Aynı hızla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve öylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyulduktan sonra tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.
Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere sordu:
“Hiç anlayamadım niye yolun ortasında oturup saatlerce yok yere bekledik?”
Yaşlı rehber cevap verdi:
“Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik.”
Her şeyi hızlı yapmaya alışırız. Hızlı yemek, hızlı konuşmak, hızlı düşünmek… Oysa ruh, yavaşlıkta kendine gelir… Bir sabah kahvaltını hızlıca geçiştirmek yerine sofrayı özenle kur mesela… Her lokmanın kokusunu, tadını farkederek yavaşça çiğneyerek yemeyi dene, böylelikle ruhun da bedenle beraber o sofraya oturup doyar.
4. YALNIZLIK: KENDİNLE KALABİLMENİN HAFİFLİĞİ
Bazen birileriyle birlikteyken bile kendimizi yalnız hissederiz. Oysa bilinçli bir yalnızlık, en şifalı alanlardan biridir. Kendinle zaman geçirmek, kimseyi memnun etmeye çalışmadan, sadece “olmak”... Ruhumuzun en çok ihtiyaç duyduğu şey belki de budur.
Kendinle kalabilmek, iç sesini duymak ve kendinle yeniden tanışmak için en büyük fırsattır. Bunun için tek başına bir yerlere gitmek ve gittiğin yerde içsel bir boşluk oluştuğunda hemen telefona sarılmadan orada kal. Orası seninle gerçek anlamda buluşacağın yerdir. Hiçbir şey ile ilgilenmeden sadece varoluş hali ruhun için büyük bir dinlenmedir.
5. YARATICILIK: RUHUN NEFES BORUSU
Ruh bazen konuşmaz; yazar, çizer, oynar, dans eder… Ruhun tatili bazen bir üretim halidir. İçinizdekini dışarı akıtmak, kelimelere ya da renklere dökmek. Çünkü bastırdıklarımız, bizden bir şeyler götürür. Yaratıcılık, ruhun nefes borusudur. İçeridekileri dışarıya ifade etmek ruhsal tatilin en canlı halidir. Yaratıcılık, planlanmış bir başarı değil; spontane gelen bir ruhtur. İçindeki neşeyi yeniden uyandırmanın yolu buradan geçer.

Ruhun tatili bazen bir üretim halidir. İçinizdekini dışarı akıtmak, kelimelere ya da renklere dökmek. Çünkü bastırdıklarımız, bizden bir şeyler götürür. Yaratıcılık, ruhun nefes borusudur.
KISA KAÇAMAKLAR, BÜYÜK ETKİLER
Bir haftalık tatil beklemek yerine, her gün birkaç dakikalık ruh molaları yaratabilirsiniz. Sabah uyanınca telefona bakmadan önce bir teşekkür cümlesi fısıldamak. Öğle arasında 10 dakikalık bir yürüyüş yapmak. Akşam yemeğini sessizlikte yemek. Her biri ruhunuza küçük birer armağandır. Unutmayın, tatil bir lüks değil, bir ihtiyaçtır. Ama bu tatil sadece otellerde yapılmaz. Ruhunuzun tatile çıkması için uçak bileti gerekmez. Bazen bir kitabın sayfasında, bazen bir mum ışığında, bazen de bir gözyaşının ardından gelen rahatlıkta gerçekleşir. Ruh tatili bir hal, bir seçimdir. Şunu kendinize hatırlatmamız gerekiyor: Sürekli üretmek zorunda değiliz. Hep güçlü, hep aktif, hep ulaşılabilir olmamız gerekmiyor. Dinlenmek de üretmektir. Sessizlik de bir cevaptır. Durmak da bir eylemdir. Modern dünyada en radikal seçimlerden biri “yavaşlamak” olabilir. Ve belki de en büyük cesaret, ruhunun elinden tutup onu sahile götürmek, birlikte yürümek, birlikte susmaktır.
Kendine iyi bakmak bir tatildir. Bu yazıyı okurken belki bir plajda, belki bir ofiste, belki de evde kanepede uzanıyor olabilirsiniz. Nerede olursanız olun, ruhunuzu biraz dinlemeyi deneyin. O ne söylüyor size? Neye ihtiyacı var? Ruhunuzu tatile çıkartmak, ona “Ben seni fark ettim” demekle başlar. Ve belki de uzun zamandır ilk kez, gerçekten dinlendiğinizi hissedersiniz.
Haydi, valizinizi değil, kalbinizi toplayın bu kez. Ve çıkın yola… İçeride bir yerlerde sizi bekleyen o dingin, huzurlu, yumuşacık halinize doğru.












