Haber kapak görseli
Yaşam
6 dk okunma süresi
Atlas

Şah kartal: Görkemli uçuş

Geniş kanatları, iri yapısı ve etkileyici görünümüyle şah kartal gökyüzünün en görkemli kuşlarından. Dünya çapında nesli tehlike altında olan tür için Trakya hâlâ önemli bir sığınak. Şah kartal, insanda hayranlık ve saygı uyandıran bir tür, öte yandan madencilikten habitat kaybına yaşamsal tehditlerle karşı karşıya.

Edirne’deki yuva bölgesine vardığımda onları çok yükseklerde uçarken görüyorum. Kur yaptıkları bu uçuşlarda gökte zarif ama kararlı şekilde süzülüyorlar. Sağlıklı olduklarını görmek içimi rahatlatıyor. Yine de alçalmalarını bekliyorum çünkü her iki bireyi de detaylıca görmem gerekiyor. Böylece çiftin hâlâ birlikte olup olmadığını da anlayabiliyorum. Şah kartallar tek eşlidir ancak eşlerden biri öldüğünde yeni bir eş arayışına girerler. Bu yüzden eşlerden birinin davranışları ya da görünümü farklıysa -özellikle daha gençse- ne yazık ki diğerinin artık yaşamadığını düşünürüm. 10 yıla yakın süredir bu kuşların izini sürüyorum. Bu süreçte ne yazık ki bu tür sessiz vedalara birçok kez tanıklık ettim…

Geniş kanatları, iri yapısı ve etkileyici görünümüyle bilinen şah kartal (Aquila heliaca) hem ekolojik dengenin önemli bir parçası hem küresel ölçekte tehdit altında olduğu için doğa koruma çalışmalarının simge türlerinden biri. Dişiler erkeklerden genellikle daha büyük ve kanat açıklıkları 200-215 santimetre arasında değişiyor. Erkeklerdeyse kanat açıklığı 180-205 santimetre aralığında.

Açık arazilerde karşılaştığınız yırtıcı kuş, büyük ve özellikle de koyu renkliyse siz de artık şah kartalla tanışmış olabilirsiniz. Bu tür karşılaşmalar genellikle geride unutulmaz izler bırakır. Saha araştırmalarına yeni başladığım günlerde yolum Edirne’nin Enez ilçesine bağlı Küçükevren köyünde Enver Usta ile kesişmişti. Doğaya ve yaban hayata onun da gönül verdiğini fark edince sohbetimiz koyulaşmış, laf dönüp dolaşıp kartallara gelmiş, çocukken yaşadığı bir anısını benimle paylaşmıştı: “Babamla birlikte Hisarlı Dağı’nın eteklerinde geziyorduk. Dağın yamacında, biraz yukarıda iki adam durmuş bize bakıyordu. Üzerlerinde uzun, koyu renkli, kalın abalar vardı. Uzaktan bakan biri onları yolunu kaybetmiş iki garip gezgin sanırdı. Babam seslenerek kim olduklarını sordu. O an bir şey oldu… İkisi birden kanatlarını açıp yamaçtan havalanmaya başladı. Anladık ki bunlar çok büyük kartallarmış...”

Şah kartalların erişkin bireyleri çok koyu kahverengi tüy yapısına, omuz başlarında belirgin beyaz beneklere sahip. Başının üstü ve ensesi ekmek kabuğu renginde. Genel görünümü kırçıllı açık kahverengi olan genç bireyler, kısmi olarak gerçekleşen yıllık tüy değişimleriyle yaklaşık beş yaşında erişkin dona ulaşıyor. Şah kartal genel olarak diğer türlerle kıyaslandığında nispeten kalın ve uzun bir boyunla büyük bir kafa ve güçlü bir gagaya sahip. Uzunca ve tüylü bacakları, kıvrık ve güçlü pençesi sayesinde avını yakalayıp öldürebiliyor ve kolayca taşıyabiliyor.

EŞ SEÇİMİ

Trakya’da göç etmeyen erişkinleri üreme bölgeleri yakınında yıl boyu gözlemleyebiliyorum. Serbest gezen gençlerse çeşitli kışlama alanlarında toplanabiliyor. Bu bölgelerde izlediğim genç şah kartalların birlikte avlanıp birbirlerine tolerans gösterdiklerine tanık oluyorum. Bu genç bireylerin zamanla birbirlerinden ayrılmayarak potansiyel eşlere dönüştükleri ve bu süreçte eş seçiminin gerçekleştiği de düşünülüyor. Kış aylarında çift halinde uçan bireyler, bu varsayımı doğrular nitelikte. Ancak bunu sadece önümüzdeki dönemde takip cihazları kullanarak kesinleştirebileceğiz. Bu etkileyici tür, beslenme alışkanlıkları bakımından oldukça geniş bir av yelpazesine sahip. Şah kartal küçük ve orta büyüklükteki memeliler (tavşan, fare, kirpi), diğer kuşlar, sürüngenler ve leşlerle besleniyor. Bunun yanında fırsatçı davranışlar da sergileyerek diğer yırtıcıların avlarını da çalıyor. Kışlama alanlarını araştırdığım bir gözlem gününde ben de buna tanık olmuştum. Tekirdağ’da henüz çimlenmiş bir buğday tarlasında ağır adımlarla yürüyen bir tilki dikkatimi çekmişti. Uzak bir karşılaşma olduğu için benden ürkmemiş, yine de temkinli adımlarla temposunu hafif artırmıştı. Aradaki mesafeye rağmen fotoğraflamak istedim. Deklanşör çalışmaya başladığında kadrajda bir misafirimiz daha olduğunu farkettim.

Erişkin bir şah kartal hızlıca bir hamleyle tilkinin önüne konup kanatlarını sırayla kaldırıp kendini hem daha iri göstermeye hem tilkinin dikkatini dağıtmaya çalıştı. Amaç tilkiyi değil, tilkinin ağzındaki avını ele geçirmekti. Israrcı denemesine rağmen tilkide gerekli etkiyi sağlayamadı ve tekrar yolları ayrıldı. Bu görkemli yırtıcıyı arazi çalışmalarımda sıklıkla kaplumbağa avlarken de izliyorum. Zaten yavaşlığıyla ün salmış olan bu canlı, hele ki açık bir alandaysa, süzülen bir şah kartalın hedefi olmaktan kurtulamıyor. Ancak asıl şaşırtıcı olan, kartalın kaplumbağanın sert kabuğuyla baş etme yöntemi. Usta bir avcı olarak yükseliyor, hedefini kayalık bir alana taşıyor ve ardından gökyüzünden bırakıveriyor. İzlemesi sarsıcı ama doğa böyle işliyor: Acımasız değil, sadece kendi kurallarına sadık.

ÇOBANLARDAN GELEN BİLGİ

Şah kartalların üreme başarısı büyük ölçüde uygun habitat seçimi ve insan kaynaklı rahatsızlıkların azlığıyla ilişkili. Etkili habitat seçimi ve düşük düzeydeki rahatsızlık, çiftin yavru büyütme başarısını doğrudan olumlu yönde etkiliyor. Bu tür, üreme döneminde geniş görüş alanına sahip, açık ve yarı açık peyzajları tercih ediyor. Özellikle geniş düzlükler, antropojenik etkilerle şekillenmiş olsa da bozkır karakterini koruyan alanlar, tarım arazileri ve aktif hayvancılığın sürdüğü meralar hem yuva kurma hem besin temini açısından ideal koşullar sunuyor. Doğu Avrupa’da, insan kaynaklı rahatsızlık, habitat tahribatı ve çeşitli müdahaleler nedeniyle şah kartalların yüksek rakımlara ve dağlık habitatlara itildiği biliniyor. Oysa Trakya’da türün gerçek habitatı olan açık alanlara, bozkıra tamamen indiği ve hâkim olduğu görülüyor. Bu sebeple son yıllarda popülasyonda gözlenen artış, Trakya’nın şah kartal için hâlâ bir sığınak olabildiğini ve doğru koruma yaklaşımlarıyla bu dengenin sürdürülebileceğini ortaya koyuyor. Şah kartal Türkiye’nin tüm bölgelerinde görülebilirse de başlıca üreme bölgesi Trakya.

Anadolu’daki üreme durumu ayrıntılı çalışma yapılmadığı için fazla bilinmiyor ama Bolu’da, Ankara’nın kuzeyinde, Çankırı’da küçük popülasyonlar bulunuyor. Eskişehir ve Çanakkale’de de birkaç yuva olduğunu biliyoruz. Şah kartalın yavru beslemeye başladığı mayıs ayından yavru uçurduğu ağustos ayına kadar olan süreçte Trakya’da yoğun olarak tarımı yapılan ayçiçeği, buğday ve mısır bitkileri alanları kaplıyor. Avlarını daha kolay görüp avlayabildikleri için şah kartallar üreme sezonunda meralara yönelip yuva yeri seçimlerini de bu doğrultuda yapıyor. Dolayısıyla hayvancılıkla bu kadar ilintili olan bu türün geleceği, doğru hayvancılık politikaları ve sağlıklı meraların varlığıyla doğru orantılı.

Bu geniş düzlükler ve çayırlar yalnızca şah kartala ait değil, bozkır pek çok canlı türüne de ev sahipliği yapıyor. Koyun sürüleri de bu sessiz misafirlerden yalnızca biri. Bu sebeple arazi çalışmaları sırasında yerel bilgiye erişimde çobanlar kilit rol oynuyor. Ancak bu bilgiye ulaşmak da her zaman kolay değil, çobanlar başlangıçta temkinli davranıp yabancı biriyle iletişim kurma konusunda çekimser kalabiliyor. Bununla birlikte araştırmanın amacı ve zararsız niteliği açıklandığında, çoğu çoban gözlemlerini paylaşmaktan geri durmuyor.

ŞAH KARTALIN YUVASI

Şah kartalların olmazsa olmazı gökyüzüne uzanan ağaçlar. Çiftin birkaç yuvası olabiliyor ve genellikle aynı ağaçları kullanıyorlar. Yuva, büyüklüğü ve zamana karşı direnciyle birlikte bir kuşun yalnızca evi değil, aynı zamanda bir yaşam döngüsünün, doğayla kurulan bağın ve gücün de sembolü haline geliyor. Bu nedenle gördüğüm her kartal yuvası karşısında hem hayranlık hem bir tür saygı hissediyorum. Yuva ağacı şah kartal için son derece kritik bir unsur, kesilmesi, kuruması veya herhangi bir şekilde kaybedilmesi, tür açısından ciddi bir kriz haline gelebiliyor.

Yuva ağacına yüksek derecede bağlılık gösteren tür, benzer özelliklere sahip başka bir ağaç bulmaya çalışıyor. Ancak uygun nitelikte bir ağaç bulunamadığında, alternatif olarak elektrik direklerine yuva kurduğu da gözlemleniyor. Bu durum hem tür hem birey sağlığı açısından istenmeyen sonuçlar doğurabiliyor. Çünkü ağaçlar, dalları ve yaprakları sayesinde yuvayı rüzgâr, yağış ve aşırı sıcaklık gibi çevresel etmenlere karşı korurken, direkler bu korumayı sağlayamıyor. Ayrıca yuvalarda elektrik çarpması gibi ciddi riskler de söz konusu.

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: OSMAN ÖZMEN YELTEKİN

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo