Haber kapak görseli
Genel
13 dk okunma süresi
HELLO!

Sahne hayaliyle büyüyen, mimar ruhlu oyuncu Lizge Cömert: “En büyük hayalim hep sahnede olmaktı”

O, çocukluğundan beri sahneyi hayal eden; mimarlık eğitimini tamamlarken bir yandan da en büyük tutkusu olan oyunculuğa devam eden ve bugün bu dünyada emin adımlarla ilerleyen biri. Kardeşlerim dizisiyle tanınıp Çarpıntı dizisindeki Aslı Güneş karakteriyle kalplere dokunan genç oyuncu Lizge Cömert, HELLO! için Sagaza’nın güçlü ve zarif tasarımlarıyla objektifimizin karşısına geçti; hayallerini, setin görünmeyen yüzünü, aşkı ve zarafet tanımını anlattı.

Röportaj: Sinem Kın

Fotoğraf: Mehmet Erzincan

Styling: Tuğba Kır

Saç: Burhan Çılgın

Makyaj: Hazal Öçal

Video: Ahmet Taymi

Fotoğraf Asistanları: Ahzab Günel, Şeyma Ulusoy

Styling Asistanı: Tuğçe Oğuz

Saç Asistanı: Mehmetcan Yılmaz

Makyaj Asistanı: Ceyda Nur Yaz

Oyunculuğu, çocukluk yıllarından beri kalbinin tam orta yerine yerleştiren; bir yandan mimarlık eğitimi alırken diğer yandan setlere adım atan genç bir kadın düşünün... 4 Ekim 2001’de İstanbul’da doğan, kökleri Tunceli’ye uzanan ve enerjisiyle çoğu kişinin onu Egeli sandığı Lizge Cömert hem hayal gücü hem de disiplinli yapısıyla bugün ekranın yükselen isimlerinden biri. ‘Kardeşlerim’ dizisiyle kariyer yolculuğuna güçlü bir başlangıç yapan Cömert, son olarak Kerem Bürsin, Deniz Çakır ve Sibel Taşçıoğlu Kolçakköstendil ile başrolünü paylaştığı ‘Çarpıntı’da Aslı Güneş karakteriyle izleyicinin kalbine dokundu. Oyunculuğu, “Kendimi anlatmaktan çok, benden farklı birini anlamaya çalışmak” olarak tanımlayan Lizge, HELLO! çekimimizde Sagaza’nın hem zarif hem güçlü siluetlerini giyerken, zarafeti “Sakin kalarak da var olabilmek” cümlesiyle özetliyor. İçindeki merakı hiç kaybetmemeye yeminli, sahnede kalbi hâlâ hızla atan, hayalini bir gün bir müzikalde taçlandırmak isteyen genç oyuncu; kariyerini, özel hayatındaki denge arayışını ve aşk anlayışını samimiyetle paylaşıyor.

HELLO!: Öncelikle bize biraz anlatır mısın Lizge Cömert kimdir? İzmir’de doğmuşsun. İzmir yılların ve çocukluğun nasıl geçti? Nasıl bir çocuktu Lizge? Nasıl bir ailede büyüdü?

Lizge Cömert: 4 Ekim 2001’de İstanbul’da doğdum büyüdüm, ailem de aynı şekilde, köken olarak Tunceliliyim ama insanlar beni hep İzmirli zanneder; belki enerjim biraz oraya yakın olduğu içindir. Çocukluğumu düşündüğümde aklıma ilk gelen şey hep sahnede olmak istemem. Aile tatillerinde çocuk etkinliği varsa ilk ben sahneye atlar, dans eder, şarkı söylerdim. Yerimde duramazdım, sürekli oyun uydurur, başkalarını da içine katardım. Ailemle sıcak, samimi, mutlu, çok güzel bir ilişkimiz var ve aynı zamanda ayakları yere basan bir yapımız da var. Çocukluğumda da derslerim hep iyiydi, bir yandan oyunculukla ilgili hayalimi korurken, bir yandan da mimarlık okumaya yöneldim. Şimdi ikisi de hayatımda var ve aslında birbirini dengelediğini fark ediyorum. Biri hayal kurduruyor, diğeri plan yaptırıyor. Belki de bu ikili yapı benim hayatta kalma şeklim oldu.

HELLO!: Hayal gücün güçlü müydü, sahneye meraklı mıydın mesela?

L. Cömert: Hayal gücüm her çocukta olduğu kadar güçlüydü ama sahne merakım biraz daha baskındı sanırım. En büyük hayalim hep sahnede olmaktı; bazen şarkı söyleyerek, bazen dans ederek, bazen de oyun uydurarak kendimi ifade ederdim. Çok bilinçli değildim o yaşlarda tabii ama sahnede olduğum her an bana iyi gelirdi. Küçükken birkaç tiyatro oyununda yer aldım, ortaokulda ise bu iş biraz daha ciddiye bindi. Mert Yılmaz Hocam vardı; şimdi ağabeyim gibi oldu. Oyunculuğu meslek olarak düşünmemde en büyük pay onundur. Hem destek oldu hem de gerektiğinde beni zorladı. Belki de o dönem olmasaydı bugün bu yolu bu kadar net göremezdim.

HELLO!: Mimarlık okumuşsun. Mimar olup oyunculuğa geçmeye nasıl karar verdin? Seni bu mesleğe çeken şey neydi?

L. Cömert: Aslında mimarlıktan önce oyunculukla tanıştım. İlk paramı lisede bir tiyatro oyununda kazanmıştım, yani ‘meslek’ olarak ilk karşıma çıkan oyunculuk oldu. Mimarlığa, lisede sayısal bölümünde olduğum için yöneldim, gerçekten seviyorum da. Ama yukarıda da bahsettiğim gibi çocukluğumdan beri hayalim hep sahnede olmak, sanatsal alanda bir şeyler yapmaktı. Üniversitede ‘Kardeşlerim’ dizisine başladım. Hayallerimin peşinden gittiğim için, gidebildiğim için çok mutluyum ve kendimi çok şanslı hissediyorum.

HELLO!: Mimarlık yapmayı düşünür müsün hayatının bir döneminde?

L. Cömert: Evet, mimarlığı tamamen hayatımdan çıkarmadım. İlk başta “Mimarlık yapmam herhalde” diye düşünüyordum ama mimarlığın aslında ne olduğunu öğrendikçe bakış açım değişti. Mezuniyet projem birinci seçilip asıldığında da şöyle bir durup düşündüm. “Bir dakika, Lizge… Sen bu işi gerçekten iyi yapabiliyorsun galiba” dedim kendime. Şu an oyunculuk önceliğim ama mimarlığı da seviyorum ve ileride, hayatımın başka bir döneminde ona yer vermek beni şaşırtmaz. Tek bir mesleğe sığmak istemiyorum; mimarlık da oyunculuk da benim bir parçam.

HELLO!: Ailenden ya da çevrenden seni ilk destekleyen kişi kimdi mesleğinde?

L. Cömert: Mert Ağabey’di (Mert Yılmaz). Ailem de tabii ki gurur duydu ve hep destekledi.

HELLO!: İlk kez kamera karşısına geçtiğin anı hatırlıyor musun? Ne hissettin? Heyecan, korku, coşku?

L. Cömert: Açıkçası ilk set günüm düşündüğüm gibi geçmedi. Gergindim, biraz da korkmuştum. Hatta “Allah’ım, galiba burası bana göre değil” dediğimi hatırlıyorum. O gün sadece kamera karşısına ilk defa geçmiş olmadım, mesleğin dinamiklerini ve zorluklarını da ilk defa deneyimlemiş oldum ve o gün bir daha bırakmamaya karar verdim.

HELLO!: Oyunculuk senin için ne ifade ediyor?

L. Cömert: Oyunculuk benim için kendimi anlatmak değil; benden farklı birini anlamaya çalışmak. O karakter ben değilim ama bir şekilde ona yer açıyorum içimde. Onun nasıl düşündüğünü, neye kızdığını, neyi sevdiğini anlamaya çalışıyorum. O süreçte taklit etmiyorum, sadece onu tanımaya çalışıyorum. Ve tanıdıkça, ona kendi nefesimi veriyorum. Bana göre oyunculuk tam olarak bu: Bir karakteri doğru şekilde yaşatabilmek.

HELLO!: İyi bir oyuncu olmanın bütünde nelerden ibaret olduğunu düşünüyorsun?

L. Cömert: Sadece neler yapabildiğin değil; nasıl hissettiğin, nasıl baktığın ve nasıl dinlediğinle ilgili bence iyi bir oyuncu olmak. Teknik olarak elbette metin çözmek, nefes kontrolü, beden farkındalığı, disiplin gibi birçok şey gerekiyor ama işin özü bence şurada: Bir insanı gerçekten anlayabilmek. Çünkü oyunculuk, sadece ezberden ya da duygudan ibaret değil. Empati kurabilmek, gözlem yapabilmek, dinleyebilmek, gerektiğinde egonu geri çekebilmek gerekiyor. Ve en önemlisi, korkmadan kırılgan olabilmek… Kamera ya da sahne karşısına geçtiğinde ‘gerçek olmak’ çok değerli. Hem kendiyle hem karakterle dürüst bir bağ kurabilmek, disiplinle içgüdüyü, çalışmayla sezgiyi dengeleyebilmek önemli bence.

HELLO!: Son dönemde yaptığın işlerle de adını daha çok duyuyoruz. Popüler olmak hayatında neler değiştirdi?

L. Cömert: Bazı şeyleri değiştirdi ama hâlâ aynı hissediyorum. En güzeli ise insanların sadece beni değil, yaptığım işi merak edip oyunculuğumu övmeleri. Çünkü ilgiden çok emeğime değer verilmesi beni gerçekten mutlu ediyor. Ama açıkçası önceliğim popülerlik değil, asıl odağım daima iyi bir iş çıkarabilmek.

HELLO!: Sana ve karakter gelişimine neler katıyor üstüne giyip çıkardığın karakterleri oynamak?

L. Cömert: Üstüme giyip çıkardığım karakterler bende kalmıyor ama süreç yine de bakış açımı genişletiyor. Her karakter başka bir düşünme biçimi, başka bir duyguyla tanışma fırsatı gibi. O duygu benimle devam etmese de onu tanımış olmak bile karakter gelişimime katkı sağlıyor. Deneyim olarak bana esneklik ve gözlem alanı açıyor. Benim için oyunculuk biraz da bu; her rol yeni bir pencere açıyor.

HELLO!: Mesleğinin en güzel yanları neler?

L. Cömert: Yaptığım işin sonucunu görebilmek ve ekip olma duygusunu yaşamak. Birlikte çalışıp üretmek bana iyi geliyor; çünkü oyunculuk her ne kadar bireysel görünse de aslında tam bir ekip işi.

HELLO!: Peki ya en zor yönleri?

L. Cömert: Hem mental hem fiziksel olarak hep hazır olmak gerekiyor. Her karakter ayrı bir hazırlık ve yoğunluk istiyor. Bu da dinamik kalmamı sağlıyor.

HELLO!: Başrolünü Kerem Bürsin, Deniz Çakır ve Sibel Taşçıoğlu Kolçakköstendil ile paylaştığın ‘Çarpıntı’ dizisinde izledik seni. Bu projeye nasıl dahil oldun?

L. Cömert: Senaryo okurken genelde kafamda kurmaya ve oynamaya başlıyorum delicesine… ‘Çarpıntı’ da okurken kalbime dokundu; Aslı’yı anladım, sevdim, ağladım, güldüm. “Ne olursa olsun bu iş bana çok güzel şeyler katacak” dedim ve direkt yöneldim aslında.

HELLO!: Rolüne nasıl hazırlandın?

L. Cömert: Benim için hazırlık süreci senaryoyu okuduğum anda başladı. Ardından şirkete gittiğimde yönetmenimiz ve yapımcımızla oturduğumuzda, karakterimi oluşturmam için bana gerçekten alan tanıdılar. Hastalıkla ilgili birçok araştırma yaptım, bununla mücadele eden insanların röportajlarını izledim; onların gözünden bakmaya çalıştım. Diğer oyuncularla yapılan okumalar da karakterin gelişiminde çok etkili oldu; çünkü bu, sadece bireysel bir çalışma değil, ekip işi. Karakterin annesiyle, kardeşleriyle ve ekiple kurduğum iletişim Aslı’ya başka katmanlar ekledi. O bir iki ay boyunca her gün Aslı’ya yoğunlaştım. Bir sürü not tuttum, araştırma yaptım… Benim için gerçekten verimli ve öğretici bir süreçti.

HELLO!: Aslı Güneş karakteri senin gözünde nasıl biriydi? Hangi iç çatışmaları, zaafları vardı?

L. Cömert: Aslı bana göre hayata tutunmak için çok çaba sarf etmiş ama çabasını sesli söyleyemeyen biri. İçinde güçlü bir taraf var ama o gücü hep saklamış. Hastalığı onu çaresiz bıraksa da aslında Aslı’nın en büyük çatışması fiziksel değil. Sevilmek istiyor ama yük olmak istemiyor, yaşamak istiyor ama ne zaman düşeceğini bilmiyor. En büyük zaafı da bu aslında: İnsanlara yük olmamak için duygularını bastırması. Sessiz mücadele eden biri.

HELLO!: Aslı’nın kalp nakli süreci ve yapay kalp cihazıyla yaşaması karakterini etkiledi mi, onunla empati kurmak zor oldu mu?

L. Cömert: Aslında cihazı sadece medikal bir detay olarak görmedim; Aslı’nın ‘hayatla bağlantısı’ gibi hissettim. Onu oynarken hastalığına değil, bu hastalıkla yaşama şekline odaklandım. Empati kurmak zor olmadı; çünkü Aslı’yı ‘hasta bir kız’ olarak değil, ‘hayatını devam ettirmeye çalışan bir kız’ olarak gördüm.

HELLO!: Kerem Bürsin ile partner olmak nasıl bir deneyimdi?

L. Cömert: Kerem’le çalışmak gerçekten çok rahatlatıcıydı; hem yetenekli hem de samimi bir oyuncu. Set içinde çok zaman geçirdik ve set dışında da görüştüğümüz için daha rahat bir konfor alanı oluştu. Sahne dışında bolca güldüğümüz, birçok şeyi paylaştığımız çok güzel bir iletişimimiz vardı. Bu da doğal ve güvenli bir ritim yakalamamızı sağladı bence.

HELLO!: Bu projede Deniz Çakır ve Sibel Taşçıoğlu gibi güçlü oyuncularla oynamak sana neler kattı?

L. Cömert: Gerçekten çok önemli ve şahane iki kadınla oynadım. Sette birlikte geçirdiğimiz zamanlarda enerjimiz harikaydı, bol bol gülüyorduk. Ama sahneye girdiğimiz anda, böyle muhteşem iki oyuncuyla oynamanın verdiği zevk bambaşka, hep oynamak istiyorsun; sahne hiç bitmesin diyorsun.

HELLO!: Gün boyu süren tempolu setlerde enerjini nasıl koruyorsun?

L. Cömert: Sevdiğim işi yaptığım için enerjim bitmiyor.

HELLO!: Oynadığın karakterden özel hayatına geçen bir şeyler oluyor mu bazen?

L. Cömert: Bazen senaryoda yazan bir şeyi daha yeni biriyle konuşmuş ya da yaşamış oluyorum. Aslı’da da bu çok oldu. Bu benzerlikler çok değişik geliyor.

HELLO!: Set dışında nasıl bir Lizge var?

L. Cömert: Daha sakin, daha gözlemci. Kalabalık yerine birkaç insanla derin sohbet etmeyi seviyorum. Sessizlik bana iyi geliyor.

HELLO!: Kendinle ilgili en sevdiğin yönün nedir?

L. Cömert: Çalışkan olmam.

HELLO!: Peki ya değiştirmek istediğin?

L. Cömert: Her şeyi çok kafama takıyorum. Kesinlikle değiştirmek istiyorum!

HELLO!: “Keşke şu yeteneğim olsa” dediğin bir şey var mı?

L. Cömert: Eskiden piyano çalıyordum, artık çalabiliyor muyum emin bile değilim. Tekrardan enstrüman çalabilmeyi isterdim.

HELLO!: Kendini en çok ne yaparken iyi ve özgür hissediyorsun?

L. Cömert: Çok saçma gelebilir ama şarkı dinleyip bisiklet kullanırken.

HELLO!: Bilmediğimiz hobilerin, ilgi alanların var mı?

L. Cömert: Dans ediyorum ve sanat tarihine çok meraklıyım, çoğunlukla kitaplarım sanat tarihi üzerine.

HELLO!: Günün stresini nasıl atarsın? Kitap, spor, müzik?

L. Cömert: Sadece sessizlikle.

HELLO!: Seni en çok motive eden şey nedir?

L. Cömert: Yaptığım işin geliştiğini görmek. Bir sahnenin önceki halinden daha iyi hale geldiğini hissetmek büyük motivasyon.

HELLO!: Güzellik ve bakım konusunda vazgeçemediğin rutinlerin var mı?

L. Cömert: Cildimi temizlemek. En yoğun günde bile ihmal etmem. Bir de bol su içmek.

HELLO!: Moda senin için ne ifade ediyor? Kıyafetlerle kendini ifade etmeyi sever misin?

L. Cömert: Moda işimin de bir parçası ve takip etmeyi seviyorum. Tarzımın beni yansıtmasına özen gösteriyorum; ne giyiyorsam onunla kendimi güçlü hissetmeliyim, buna önem veriyorum.

HELLO!: Günlük stilini üç kelimeyle anlat desek?

L. Cömert: Değişken, doğal, uyumlu.

HELLO!: Bu çekimde Sagaza tasarımları giydin. Koleksiyonu nasıl buldun?

L. Cömert: Bayıldım! Hem güçlü hem zarif.

HELLO!: Sagaza tasarımlarını giydiğinde kendini içlerinde nasıl hissettin?

L. Cömert: Kendim gibi ama bir tık daha cesur.

HELLO!: Senin için ‘zarafet’ kelimesinin anlamı nedir?

L. Cömert: Benim için zarafet; sakin kalarak da var olabilmek. Nazik olmak ama gücünü de kaybetmemek. Galiba zarafet biraz da dengede durabilmekle ilgili.

HELLO!: Peki ya stil sahibi bir kadın?

L. Cömert: Kendini kopyalamadan, kendinden vazgeçmeden giyinebilen… Bana göre stil esas olarak özgünlük.

HELLO!: Biraz da aşktan bahsedelim. Aşk senin hayatında nasıl bir yer tutuyor? Romantik misindir?

L. Cömert: Aşk benim hayatımda her şeye yön veren bir yerde değil ama olduğunda değer verdiğim bir duygu. Abartılı romantik değilim ama küçük detayları seviyorum. Samimiyet ve gerçeklik benim için romantizmden daha önemli.

HELLO!: ‘Kardeşlerim’ dizisinde tanıştığın Bilal Yiğit Koçak ile yaklaşık iki yıldır devam eden güzel bir ilişkin var. Tanışma hikayenizi kendi gözünden anlatır mısın?

L. Cömert: İlk başta sadece set arkadaşıydık; sohbet ettikçe iyi anlaşmaya başladık. Zamanla iletişimimiz daha derinleşti. Beklenmedik ama çok doğal gelişen bir bağ oldu. İletişimi açık tutunca her şey dengeleniyor. İşle özel hayatı karıştırmamaya özen gösteriyoruz. İkimiz de oyuncu olduğumuz için birbirimizi iyi anlıyoruz, bu da dengeyi kurmamızı kolaylaştırıyor.

HELLO!: Oyunculuk gibi yoğun ve değişken bir tempoda birbirinize nasıl destek oluyorsunuz?

L. Cömert: Birbirimize mutlaka alan açıyoruz ve yargılamadan dinliyoruz. Özellikle işimizin yoğun ve stresli olduğu dönemlerde daha anlayışlı bir yaklaşımda oluyoruz.

HELLO!: Birlikte vakit geçirirken en çok neler yapmaktan keyif alıyorsunuz?

L. Cömert: Beraber sakin zamanları seviyoruz. Yürüyüş yapmak, film izlemek, bazen de hiçbir plan yapmamak… Aslında en keyif aldığımız şey birbirimizi dinleyebilmek.

HELLO!: İlişkinizi en çok besleyen şey ne sence... Ortak zevkler mi, birbirinizi anlama biçiminiz mi?

L. Cömert: Sanırım birbirimizi anlama biçimimiz. Ortak zevklerimiz var ama esas bağ galiba birbirimizi dinleyebilmemizden geliyor. Aynı dili konuşmak iyi hissettiriyor.

HELLO!: Birlikte sessiz, sakin bir gün mü yoksa spontane, eğlenceli planlar mı size daha iyi gelir?

L. Cömert: Çok değişiyor.

HELLO!: Göz önünde bir ilişki yürütmek bazen dikkat çekici olabilir. Bu ilgiyi nasıl karşılıyor ve yönetiyorsunuz?

L. Cömert: Özel hayatımı mümkün olduğunca özel tutmaya çalışıyorum. Çok şanslıyım ki karşımdaki kişi ile aynı bakış açısına sahibiz.

HELLO!: Aşkta en çok hangi değere inanırsın? Güven, tutku, dostluk… Hangisi senin için bir ilişkinin temelidir?

L. Cömert: En temel şey bence güven. Tutku güzel, dostluk değerli ama güven olmadığında hiçbir şey yerini bulmuyor.

HELLO!: Geleceğe dair hayallerin neler? Oyunculukta, hayatta, belki özel yaşamında?

L. Cömert: Oyunculukta beni geliştirecek projelerde olmak istiyorum. Hayatta da huzurlu bir denge kurmak… Özel hayat içinse fazla plan yapmayı sevmiyorum, akışta kalmak iyi hissettiriyor.

HELLO!: Hayat motton nedir?

L. Cömert: Ne olursa olsun yeniden başlayabilirsin.

HELLO!: “Bir gün mutlaka yapmak istiyorum” dediğin bir şey var mı?

L. Cömert: Müzikal yapmayı istiyorum.

HELLO!: 10 yıl sonra Lizge Cömert’i nerede görüyorsun?

L. Cömert: Hayallerim gerçekleşmiş ve istediğim yerdeyim (bana kalsın)… Ama şunu söyleyebilirim; oyunculukta hâlâ heyecan duyan, sahneye çıktığında kalbi hızlı atan bir yerde olmak isterim. Belki başka ülkelerde de iş üretmiş, başka kültürlere dokunmuş olabilirim. Ama en önemlisi… Neyi seçersem seçeyim, içimdeki o merakı kaybetmemek. Çünkü merak bittiğinde oyunculuk da biter gibi geliyor. O yüzden 10 yıl sonra nerede olduğumdan çok, nasıl hissettiğim önemli olacak benim için.

KISA... KISA... KISA...

Sabahları ilk yaptığın şey? Dişimi fırçalamak.

Çantandan asla eksik olmayan üç şey? Dudak nemlendiricim, telefonum, kartım.

En sevdiğin yemek? Hamburger ve patates. Vazgeçilmezim.

Şu anda sürekli dinlediğin şarkı? ‘Durma Yürüsene’... Aslı’yı oynarken çok dinledim, onu o şarkıyla bağdaştırdım.

En sevdiğin film veya dizi repliği? “Hayat hep bu kadar zor mu, yoksa sadece çocukken mi böyle?” Leon.

Kendini bir mevsim olarak tanımlasan hangisi olurdun? İlkbahar.

Şans getirdiğine inandığın bir uğurun var mı? Kırmızı kalemim.

Sahne önünde mi, kamera arkasında mı daha rahatsın? Kamera önü benim işim olduğu için rahatlamak gibi bir lüksüm olmuyor. Sahne ne gerektiriyorsa o role giriyorum. O yüzden asıl rahatlama kamera arkasında geliyor.

Oyuncu olmasaydın ne olurdun? Mimar…

En büyük korkun? Yükseklik.

“Asla yapmam” deyip yaptığın bir şey? Yüksekten atlamak.

En son neye kahkahalarla güldün? Set ekibiyle yaptığımız esprilere.

Günün en huzurlu anı ne zaman? Gece tam sessizlik geldiği an.

Favori tatil rotan ya da hayal destinasyonun? İtalya. Benim kaçış yerim.

En çok kimden ilham alırsın? Gözlem yaptığım insanlardan.

Ruh halini bir kelimeyle tarif et desek şu an ne dersin? Odaklı.

Aşkı tek kelimeyle tanımlasan? Merak...

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo