
Satipatthana sutta farkındalığın 4 temel esası
SELEN KEÇELİ
Satipatthana yani farkındalık, kelime anlamı olarak dikkati içeride tutmayı ifade ediyor. Bu meditasyon disiplini sayesinde kişi dorsolateral prefrontal korteks’ini kontrol edebilmeyi öğrenir. Default mode network yani Budistlerin “monkey mind” dediği şeyi, zihnimizde sürekli bizi düşünceler üreterek oyalayan, geçmiş ya da gelecek kaygıları duymamıza, dolayısıyla anksiyete gibi zihinsel rahatsızlıklar yaşamamıza sebep olan beyin refleksini kontrol altına alabilmemize olanak sağlayan, tıpkı kas geliştirmeye benzer yegane egzersizdir. Farkındalık meditasyonunda hedef; kutsala varmak ya da zihni boşaltmak değil, sadece dikkat etmektir. Her bir nefese, zamanın içindeki zamana, ayaklarımızın altındaki toprağa, esen rüzgara, cildimizi ısıtan güneşe, her şeye dikkat ederek yaşamak...
Satipatthana; kelime anlamı sati, farkına varmak, ayırt etmek ve patthana yani temel ya da upatthana yani varoluş kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Farkındalığın temelleri ya da farkındalığın varoluşu anlamına geliyor. Bu konudaki Budist metin de “Satipatthana sutta” başlığını taşıyor ve dört temel konu üzerine meditasyon yapmaya yönelik talimatlar içeriyor. Bu meditasyon biçimi, hem Theraveda hem de Mahayana Budist okullarında çeşitlilik gösteren yorumlarla uygulanıyor.
Söz konusu meditasyonda farkındalığın çevrileceği dört ayrı temel var. Bunlar;
- Beden (nefes, duruş, hareketler),
- Duygular (olumlu ya da olumsuz, kayıtsız),
- Zihnin çalışması,
- Dharma yani yaşama ilişkin deneyimlerin ve gözlemlerin Budist öğretiler ışığında değerlendirilmesinden oluşuyor.
Bir seferinde Kutsanmış Olan, Kuru halkının Pazar yeri olan Kammasadamma kasabasında, Kurular arasında yaşıyordu. Orada, Kutsanmış Olan bhikkhu’lara şöyle hitap etti: “Keşişler!” Ve onlar da ona “Muhterem Efendimiz!” diye karşılık verdi. Kutsal Olan, şöyle konuştu: “Keşişler; varlıkların arınması için, kederin ve ağıdın üstesinden gelmek için, acıların ve elemin yok edilmesi için, doğru yola ulaşmak için, nirvanaya kavuşmak için tek yol budur yani farkındalığın dört temeli.”
Bu dört temel nelerdir?
- Beden üzerinde düşünmek,
- Duygu üzerinde düşünmek,
- Bilinç üzerinde düşünmek,
- Zihinsel nesneler üzerinde düşünmek.

1. esas: Beden üzerinde düşünmek
Bu sayıdan itibaren, dört temel esası yazı dizisi şeklinde anlatacağız. İlk esas olan beden üzerinde derin düşünmek de kendi içinde bölümlere ayrılıyor.
- Nefes Farkındalığı ve bir keşiş bedeni beden içinde düşünerek nasıl yaşar? Keşişler, burada, ormana, bir ağacın dibine ya da boş bir yere giden bir keşiş bacaklarını çaprazlayarak oturur, bedenini dik, farkındalığını uyanık tutar. Hep farkındalık içinde nefes alır ve farkındalık içinde nefes verir. Uzun bir nefes alırken bilerek “Uzun bir nefes alıyorum” der; uzun bir nefes verirken bilerek “Uzun bir nefes veriyorum” der; kısa bir nefes alırken bilerek “Kısa bir nefes alıyorum” der; kısa bir nefes verirken bilerek “Kısa bir nefes veriyorum” der.
“Tüm (nefes) bedeni deneyimleyerek nefes alacağım” diyerek kendini eğitir.
“Tüm (nefes) bedeni deneyimleyerek, nefes vereceğim” diyerek kendini eğitir.
“(Nefes-) bedenin hareketini sakinleştirerek, nefes alacağım”, diyerek kendini eğitir.
“(Nefes-) bedenin hareketini sakinleştirerek, nefes vereceğim”, diyerek kendini eğitir. Böylece, içte bedeni beden içinde düşünerek yaşar veya dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar ya da içte ve dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar. Bedendeki oluşturucu unsurları düşünerek yaşar veya bedendeki ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar ya da bedendeki oluşturucu ve ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar.
Veyahut keşişin farkındalığı şu düşünceyle oluşur: “Sadece bilgi ve farkındalık için gerekli olduğu kadarıyla ‘beden vardır’ ve bağlanmadan yaşar ve dünyada hiçbir şeye tutunmaz. Böylelikle keşişler, aynı şekilde, bir keşiş bedeni beden içinde düşünerek yaşar.”
- Bedenin duruşu ve dahası keşişler, bir keşiş gittiği zaman bilir, “Ben gidiyorum”; ayakta durduğu zaman bilir, “Ben ayakta duruyorum”; oturduğu zaman bilir, “Ben oturuyorum”; uzandığı zaman bilir, “Ben uzanıyorum” ya da bedeni nasıl duruyorsa onu aynı şekilde bilir. Böylece, içte bedeni beden içinde düşünerek yaşar veya dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar ya da içte ve dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar. Bedendeki oluşturucu unsurları düşünerek yaşar veya bedendeki ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar ya da bedendeki oluşturucu ve ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar.
Veyahut keşişin farkındalığı şu düşünceyle oluşur: Sadece bilgi ve farkındalık için gerekli olduğu kadarıyla “beden vardır” ve bağlanmadan yaşar ve dünyada hiçbir şeye tutunmaz. Böylelikle keşişler, aynı şekilde, bir keşiş bedeni beden içinde düşünerek yaşar.
- Berrak kavrayışlı farkındalık ve dahası, keşişler, bir keşiş ileri-geri gidip gelirken berrak bir kavrayış içindedir; karşısına bakarken ve uzağa bakarken berrak bir kavrayış içindedir; eğilirken ve gerinirken açık bir kavrayış içindedir; giysi giyerken ve kase taşırken berrak bir kavrayış içindedir; yerken, içerken, çiğnerken ve tadına bakarken berrak bir kavrayış içindedir; yürürken, ayakta dururken, otururken, uykuya dalarken, uyanırken, konuşurken ve sessizliği korurken berrak bir kavrayış içindedir. Böylece bedeni, beden içinde düşünerek yaşar.
- Bedenin iticiliği üzerine tefekkür ve dahası, keşişler, bir keşiş ayak tabanlarından yukarıya, başın tepesindeki saçlardan aşağıya kadar deriyle sarılmış ve çeşit çeşit kirlerle dolu olan bu beden üzerine derin düşünceye dalar ve şöyle düşünür: “Bu bedende saçlar, kıllar, tırnaklar, dişler, deri, et, kaslar, kemikler, ilik, böbrekler, kalp, karaciğer, diyafram, dalak, akciğerler, bağırsaklar, bağırsak askısı, boğaz, dışkı, safra, balgam, irin, kan, ter, et yağı, gözyaşı, cilt yağı, tükürük, sümük, eklem sıvısı, idrar var.” Böylece bedeni beden içinde düşünerek yaşar...
- Dokuz mezarlık üzerine derin düşünme (1) ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki bir, iki veya üç günlük ölü, şişmiş, morarmış ve çürümeye başlamış, açık hava mezarlığına atılmış bir bedene bakar gibidir. Sonra bu algıyı kendi bedenine şöyle uygular: “Gerçekte, benim vücudumun doğası da aynıdır; o da bu hale gelecek ve bundan kaçamayacaktır. Böylece, içte bedeni beden içinde düşünerek yaşar veya dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar ya da içte ve dışta bedeni beden içinde düşünerek yaşar. Bedendeki oluşturucu unsurları düşünerek yaşar veya bedendeki ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar ya da bedendeki oluşturucu ve ayrıştırıcı unsurları düşünerek yaşar.

Veya keşişin farkındalığı şu düşünceyle oluşur: Sadece bilgi ve farkındalık için gerekli olduğu kadarıyla “beden vardır” ve bağlanmadan yaşar ve dünyada hiçbir şeye tutunmaz. Böylelikle keşişler, bedeni beden içinde düşünerek yaşar.
(2) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, kargalar, doğanlar, akbabalar, köpekler, çakallar veya çeşitli türlerdeki kurtçuklar tarafından yenmiş bir bedene bakar gibidir. Sonra bu algıyı kendi bedenine şöyle uygular: “Gerçekte, benim vücudumun doğası da aynıdır; o da bu hale gelecek ve bundan kaçamayacaktır.” Böylece bedeni beden içinde düşünerek yaşar... (3) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, üzerinde biraz et ve kandan başka bir şey kalmamış, tendonlarla tutturulmuş iskelet haline gelmiş bir bedene bakar gibidir. (4) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, üzerinde biraz kan lekesi olan, hiç et kalmamış, tendonlarla tutturulmuş iskelet haline gelmiş bir bedene bakar gibidir. (5) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, üzerinde hiç kan ve et kalmamış, tendonlarla tutturulmuş iskelet haline gelmiş bir bedene bakar gibidir. (6) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, birbirinden kopuk ve her tarafa dağılmış kemikler haline gelen bedene bakar gibidir -burada bir el kemiği, şurada bir ayak kemiği, bir kaval kemiği, bir uyluk kemiği, bir leğen kemiği, omurga ve kafatası... (7) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, sedef deniz kabuğu renginde, beyazlaşmış kemiklere dönüşen bedene bakar gibidir... (8) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, bir yıldan eski, yığın halinde kemiklere dönüşen bedene bakar gibidir... (9) Ve dahası, keşişler, bir keşiş sanki açık hava mezarlığına atılmış, kemik haline gelen, çürüyüp toz haline gelmiş bir bedene bakar gibidir. Sonra bu algıyı kendi bedenine şöyle uygular: “Gerçekte, benim vücudumun doğası da aynıdır; o da bu hale gelecek ve bundan kaçamayacaktır.”












