Haber kapak görseli
Genel
21 dk okunma süresi
HELLO!

Sekizinci aile: Basmacıgiller

Tekstil sektöründe mütevazı bir başlangıçla yola çıkan ve bugün dünyanın sayılı güçlerinden biri olan Basmacıgil Ailesi; petrol devlerinin, Wallstreet zenginlerinin ve teknoloji şirketlerinin arasına girebilmeyi başarmış bir aile. Basmacıgillerin her biri şahsına münhasır üyesinden ilham veren hikayelerini dinledik.

RÖPORTAJ: MELİS HASANOĞLU

FOTOĞRAF: DENİZ ÖZGÜN / ASİTANE STUDIO

STYLING: RUTKAY ÖZİŞ

SAÇ: ENGİN DEMİR

MAKYAJ: GÜLCAN BAYAR ÖGE

VİDEO: GİZEM GÜNKAL

Basmacıgillerin hikayesi, mütevazı bir başlangıçtan dünyanın en güçlü sekizinci ailesi olma yolculuğunun ve bu gücü koruma çabalarının bir hikayesi. Onları çok sık göremiyor ve ilk kez böylesine bir kapak çekimi için buluşuyoruz. HELLO! olarak yıllardır peşinde koştuğumuz ve alamet-i farikasını hep merak ettiğimiz bu aile ile sonunda bir araya gelebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Petrol devlerinin, Wallstreet zenginlerinin ve teknoloji şirketlerinin arasına sıkışmış tekstil fabrikalarıyla, dünyanın en güçlü masasında kendilerine yer bulan Basmacıgillere merak ettiklerimizi soruyor, ailenin perde arkasındaki renkli isimleriyle koyu bir sohbete dalıyoruz. Güç ve stratejinin ve yer yer kaosun da yaşandığı Basmacıgillerde herkesin bir görevi ve farklı özellikleri var.

Baba Erol Basmacıgil’in “Hepsi, aynı soyadının farklı disiplinleri” olarak tanımladığı çocukları Melike, Ömer, Orhan, Hasan, Eren ve Leon’un yanı sıra çekimimizde bize ailenin sır küpü şoförü Akif ile Erol Bey’in genç ve güzel sevgilisi Dilan da eşlik ediyor. Kendilerini daha yakından tanırken; aile içindeki dengelerin ve iş hayatındaki başarılarının ardındaki vizyonu keşfediyoruz.

BASMACIGİL AİLESİ ÜYELERİ KİMDİR?

Baba Erol Basmacıgil’in başında olduğu ailenin her biri farklı görevler üstlenen altı çocuğu bulunuyor: Melike, Ömer, Orhan, Hasan, Eren ve Leon Basmacıgil. Şoför Akif ve Erol Bey’in sevgilisi Dilan da artık ailenin birer parçası.

EROL BASMACIGİL

“İnsan tabiatı boşluğu efsaneyle doldurur; başarı, söylentinin en verimli toprağıdır”

HELLO!: Ailenizi birçok kişi tanıyor, biliyor ama sizleri tanımayanlar için Basmacıgil Ailesi’ni nasıl tanımlarsanız? Kimdir Basmacıgiller?

Erol Basmacıgil: Tezgahın cızırtısından doğup dünyanın büyük masalarında sandalye kazanmış bir aileyiz. Kökümüz el emeği, gövdemiz hesap ve disiplin, dallarımız sanayi, finans ve kültüre uzanır. Bizde soyadı bir arma değil, çalışma biçimidir. Söz verilir, teslim edilir; gürültü susar, sonuç konuşur. Kurduğumuz her işte sade bir prensip vardır: Büyüme gösteriyle değil, düzenle olur. Bu düzeni; erken kalkanın hakkı, doğru verinin gücü ve zamanlamanın terbiyesi diye özetlerim. Aile olmanın yüküyle kurum olmanın disiplini, bizde aynı çizgide yürür.

HELLO!: Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz; çünkü aslında hiç röportaj vermiyorsunuz. Neden?

E. Basmacıgil: Söz, gereğinden çok edildiğinde kıymet kaybeder; ben cümleyi tasarrufla, kararı vaktinde kullanırım. Şirketlerde de ailelerde de uzun konuşmaların kısa neticelere yenildiğini çok gördüm. Sessizliğin de dili vardır; doğru okuyan için en güvenilir beyan odur. Ancak sessizlik, bazen yanlış tercüme edilir; bugün burada olmam, nezaket borcunu ödemek ve bazı şeyleri tek seferde, açıkça söylemek içindir. Benim usulüm, alkışın değil, zamanın onayını beklemektir. Zira kalıcı olan, duyuru değil, istikrardır.

HELLO!: Basmacıgil Ailesi için dünyayı yöneten sekiz aileden biri deniyor. Bugüne kadar hiç yorum yapmadınız. Bu rivayet nereden geliyor?

E. Basmacıgil: İnsan tabiatı boşluğu efsaneyle doldurur; başarı, söylentinin en verimli toprağıdır. ‘Sekiz’ rakamı hoş bir yankı ama güç sayıyla ölçülmez, tesirle ölçülür; tesiri de ilan değil, istikrar yaratır. Biz kimseyi yönetmek için değil, kendi işimizi yönetmek için çalışırız. Tesadüfen etki alanı genişleyen her yapı gibi, gölgesi konuşulur. Masada kalem tutan insanlar kadar, atölyede iğne tutan ellerin de payını unutturmamak gerekir. Hülasa: Biz işimize bakarız, unvanı tarih koyar; tarihin de aceleye gelen bir takvimi yoktur.

HELLO!: Genç yaşta babanızın atölyelerini devraldınız ve çok hızlı bir büyüme yaşadınız. Sıfırdan bu noktalara gelene kadarki süreci nasıl değerlendirirsiniz? Bu yükseliş sizin ve ailenizin hayatına neler kattı? Nasıl değişiklikler getirdi?

E. Basmacıgil: Babamın bıraktığı iğnenin ucuna ben bir kıta bağladım. Alın terinin üstüne hesap, hesabın üstüne disiplin koydukça kumaş genişledi. Hızlı büyüme, dışarıdan bir atılım gibi görünür, içeriden bakınca bin küçük kararın toplamıdır: Doğru ortak, doğru zaman, yanlış gururdan uzak durmak. Yükseliş bize konfor değil, sorumluluk ve uykusuzluk getirdi; ikisi de doğru taşınırsa servetten kalıcıdır. Aile içinde ritmimiz değişti; sofralar kısaldı, toplantılar uzadı. Buna rağmen birbirimize ayırdığımız az vakti daha kıymetli kılmayı öğrendik. Benim için en büyük ders, gücün gösterilmek için değil, sakince idare edilmek için var olduğudur. Ve şunu bilirim: Başarı, her sabah tekrar kurulması gereken bir saat gibidir; kurmayı ihmal ederseniz, gecikme büyür.

HELLO!: Kalabalık bir aile olmak nasıl bir his?

E. Basmacıgil: Kalabalık, yönetilmezse gürültüdür; yönetildiğinde ise senfoni. Her bir evladım başka bir enstrüman çalar; maharet, kimin ne zaman solo yapacağını, kimin ne zaman susacağını bilmektir. Sofrada farklı dillerimiz, işte farklı hızlarımız var. Ortak dil, saygı ve netliktir. Ben babalığı, büyük cümlelerle değil, sınır ve imkan tanımlarıyla yaparım. Çocuklarımın hepsi aynı kapıdan geçmez ama her biri kendi kapısının anahtarını taşır.

HELLO!: Evlatlarınızın her birini birer cümleyle anlatmanızı istesem nasıl tanımlarsınız?

E. Basmacıgil: Melike aklımın uzanan eli; yükü tartar, kararın ağırlığını sever. Ömer ateştir; ısıtır ama mesafenizi bilirseniz. Orhan filtresiz hakikat; bazen can acıtır, yarayı temizler. Hasan iyi niyeti yüksek bir kuvvet; bilgiyi pişirdikçe kıymetlenir. Eren geceyi bilir; ritmi taşır, gürültüyü kapıda bırakmayı da öğrenecek. Leon görünmeyen omurga; ışık sönse de sistemi ayakta tutar. Çocuklarımın hepsi, aynı soyadın farklı disiplinleridir. Ben onlara bir tek şeyi hatırlatırım: İyi isim, en zor kazanılan ve en kolay kaybedilen sermayedir.

HELLO!: Basmacıgillerin önümüzdeki süreçte gündeminde neler olacak? Sizden biraz tüyolar alsak...

E. Basmacıgil: Ses çıkarmadan ağırlık koyacağımız işler var. Üretimi akılla büyütmek, birkaç markayı tek dokunuşla başka sınıfa taşımak, dijitali görünmez ama taşıyıcı bir omurga haline getirmek. Ayrıca insan yatırımı, makine yatırımı kadar mühimdir; iyi insanı bulup yetiştirmek, yeni bir hat kurmaktan zor ama getirisi daha uzundur. Kısacası, kısa sansasyon değil, uzun nefes peşindeyiz.

HELLO!: Özel hayatınız hakkında biraz konuşabilir miyiz?

E. Basmacıgil: Mahrem, sözcükle değil, mesafeyle korunur. Ben sahnede değil, kuliste yaşarım. Özel hayatım hakkında konuşmayı pek sevmesem de son derece önem verdiğim ve yakın zamanda hayat arkadaşım diyeceğim Dilan Hanım’ı zikretmek isterim. Bugün, zaten kendisiyle de bir söyleşi yapacaksınız. Detaylar bize kalsın.

MELİKE BASMACIGİL

“Kalabalık bir ailenin en güzel tarafı, herkesin farklı bir gücü masaya getirmesi”

HELLO!: Hayat ve gündem şu sıralar sizin için nasıl geçiyor?

Melike Basmacıgil: Yoğun ama güzel geçiyor; temposu yüksek bir dönemdeyiz. Programım çoğunlukla karar toplantıları, ekiplerle değerlendirmeler ve kısa aile aralarıyla dolu. Rutinim net olduğunda kendimi iyi hissediyorum. Günün sonunda, verimli bir günün yorgunluğu bile rahatlatıcıdır.

HELLO!: Yurt dışında eğitim aldınız. Nasıl geçti o süreç?

M. Basmacıgil: Benim için çok kıymetliydi; farklı disiplinlerle tanışıp bunları somut iş sonuçlarına dönüştürmeyi öğrendim. Sosyal tarafı hoş bir zenginlik kattı ama asıl kazancım yöntem bilgisi oldu. Bugün karar alırken o metodoloji hâlâ arkamda duran sessiz bir destek gibi çalışıyor.

HELLO!: Kardeşlerinizle aranız nasıl? En yakın hissettiğiniz kardeşiniz hangisi?

M. Basmacıgil: Kalabalık bir ailenin en güzel tarafı, herkesin farklı bir gücü masaya getirmesi. Hepimiz farklıyız; bu çeşitlilik doğru yönetildiğinde bize büyük avantaj sağlıyor. ‘En yakın’ demek yerine ‘en iyi çalıştığım’ diyebilirim; Ömer Ağabeyim ile beraber sıkça işler hakkında toplanırız. Fakat tüm kardeşlerimle birbirimizi tamamladığımız alanlarda bağımız daha kuvvetli hissediliyor.

HELLO!: Babanız Erol Bey ile nasıl bir ilişkiniz var?

M. Basmacıgil: Karşılıklı saygı ve netlik üzerine kurulu. Babam duyguların kıymetini bilir ama kararların masa başında alınması gerektiğini de çok erken öğretti. Bu ayrım, hem profesyonel hem aile içi dengeyi korumamıza yardımcı oluyor. Güven hissettiğinizde zor kararlar bile daha taşınabilir oluyor.

HELLO!: Babanızla beraber kararlar alanın siz olduğunuz söyleniyor, bu nasıl oldu?

M. Basmacıgil: Zamanla doğal bir akış içinde gelişti. Sorumluluk almayı seviyorum; veriyi hazırlayıp alternatifleri masaya koyduğunuzda süreç sizi merkezine çeker. Babamın tecrübesi ve benim metodum iyi bir denge oluşturdu; sonuç üretmek, söylentiden daha inandırıcıdır.

HELLO!: Böylesi önemli bir ailede tek kadın olmak size nasıl hissettiriyor?

M. Basmacıgil: Açıkçası ‘tek kadın’ olma halini bir etiket olarak taşımıyorum; önce yetkinliklerin konuşulmasını tercih ederim. Ama ilham verdiğini söyleyen kadınlardan mesaj aldığımda mutlu oluyorum. Bu rolün sorumluluğu var; görünür oldukça başkalarına alan açmanın önemini daha çok hissediyorum.

HELLO!: Çok güçlü bir yapınız ve liderlik vasfınız olduğunu biliyoruz. Peki sizin hiç zayıf taraflarınız yok mudur? Ne zaman ya da hangi durumlarda o güçlü kalkanınız düşer?

M. Basmacıgil: Hepimizin kırılgan tarafları var; ben onları planın içine, görünür ve yönetilebilir şekilde dahil etmeye çalışıyorum. Hazırlık, benim için en iyi kalkan. Bazen yorgunluk ya da üst üste gelen kararların ağırlığı duygusal bir alan açıyor. O anlarda kısa bir durup nefes almak ve ekibe güvenmek en iyi çözümdür.

HELLO!: Erkek egemen bir sektörde kadın yönetici olmak nasıl hissettiriyor?

M. Basmacıgil: Zorlukları var ama dönüşümü de bizzat görmek motive edici. Sonuçların dili güçlüdür; kapılar kapalıysa başka bir kapıdan girer, menteşeyi değiştirir ya da yeni bir masa kurarsınız. Benim odağım hep işin niteliği oldu; iyi örnekler çoğaldıkça dil de kültür de değişiyor.

HELLO!: Sizi örnek alan gençlere, kadınlara ne gibi öğütler verirsiniz?

M. Basmacıgil: Öncelikle kendi ölçümlerinizi yapın: Neyi biliyorsunuz, nerede gelişmeniz gerekiyor? Görünürlüğü bir tercih değil, sorumluluk olarak görün; yaptıklarınızı kaydedin, takibini yapın, çıktınızı netleştirin. Ve lütfen destek istemekten çekinmeyin. İyi bir mentörlük döngüsü hem sizi hem çevrenizi büyütür.

HELLO!: Çocukluğunuzda nasıl bir gelecek hayal etmiştiniz? Şimdilerde bu hayale ne kadar yakınsınız?

M. Basmacıgil: Küçük yaşta bile düzeni sevdiğimi hatırlıyorum. Kontrol edebildiğim, sonuç üretebildiğim bir masanın hayalini kurardım. Bugün o masayı kuruyor, topluyor ve gerektiğinde yeniden kuruyorum. Tamamen “Bitti” demek istemem; yolun kendisi de hedef kadar kıymetli.

HELLO!: Biraz da özel hayata girelim. Aşk sizin için ne ifade ediyor?

M. Basmacıgil: Aşk benim için sakinlik ve güven duygusuyla birlikte akabilmek, gürültünün ortasında size ait bir sessizlik… Çok konuşmayı sevmem; doğru kişi ve doğru zaman olduğunda doğallık kendiliğinden gelir. İş hayatının dışında alan tanımak önemli.

HELLO!: Babanızın sevgilisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Yaşıtınız olması sizin için sorun mu?

M. Basmacıgil: Aile içi tercihler hassas alanlar; saygı ve sınırlar korunduğu sürece dışarıdan yorum yapmayı doğru bulmam. Hepimiz birbirimizin hayatına saygı göstermeyi öğreniyoruz; işleyişi etkilemediği sürece bu konuları tartışmanın bize faydası yok. Özetle, herkes kendi alanında mutluysa denge korunur.

ÖMER BASMACIGİL

“Ben kendimi ‘işi sahada tutan’ kişi gibi görürüm. Hata yaparız, telafisini de yaparız”

HELLO!: Nasılsınız? Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

Ömer Basmacıgil: Şükür iyiyim, yoğun ama düzenli bir dönemdeyim. Sabah erken kalkıp çalışmayı seviyorum. Evden çıkmadan bir çay, iki sayfa not, sonra sahaya iniyorum. Doktor “Sakin” diyor, ben de nefes almayı öğreniyorum. Babamın temposuna yetişmek kolay değil ama ondan gördüğüm disiplin, beni ayakta tutuyor. Akif Ağabey ile (şoförümüzdür ama en yakın dosttan da ötedir) çoğu günü omuz omuza geçiriyoruz; koştururken insanın dili değil, niyeti anlaşılır oluyor.

HELLO!: Ailenizi tanımayanlara bu aileyi nasıl anlatırsınız?

Ö. Basmacıgil: Emekle başlamış, sözünü tutarak büyümüş bir aile. Bizim evde büyük laflar değil, küçük ve doğru adımlar makbuldür. Babamın kurduğu düzen, Melike’nin aklı, hepimizin farklı gücü var. Ben kendimi ‘işi sahada tutan’ kişi gibi görürüm. Hata yaparız, telafisini de yaparız. Masa başında nezaket, sahada dürüstlük, hepsinin üstünde de aile saygısı.

HELLO!: Müziğe olan tutkunuzdan biraz konuşmak isteriz. Bu tutku ne zaman başladı? Nasıl fark ettiniz yeteneğinizi ya da fark ettiler?

Ö. Basmacıgil: Çocukken meşk dinleyerek başladı. Evde radyonun ayarıyla oynaya oynaya makamları ezberledim. Koro kurmamın sebebi de buydu; sinirimi, acelemi, bazen taşan sesimi bir düzene sokmak. ‘Yetenek’ demek bana ağır geliyor, ben çok çalışınca sesim yerini buluyor. Babam “İşini ciddiye al, kendini fazla alma” derdi. Müzikte tam karşılığını bulurum bu sözün.

HELLO!: Açmış olduğunuz kültür merkezi nasıl gidiyor? Orası için ne gibi planlarınız var?

Ö. Basmacıgil: İyi gidiyor; genç seslere alan açıyoruz, ustalarla buluşturuyoruz, bir de arşiv oluşturuyoruz ki yarın biz olmasak da bilgi kalsın. Salon küçük ama sıcak; Akif Ağabey ile akşam kapanışında sandalyeleri birlikte dizeriz, o düzeni görmek bana iyi geliyor. Plan basit: Daha çok atölye, daha az tantana. Müzik çalışılsın, gerisi zaten gelir.

HELLO!: Bize biraz da klasik araba koleksiyonunuzu anlatır mısınız? Kaç yıldır var bu koleksiyon? Kaç arabanız var?

Ö. Basmacıgil: Rakam vermeyi sevmem. Koleksiyon dediğiniz şey gösteriş değil, sabır işidir. Yıllardır ufak ufak topluyorum; az ama karakteri olan parçalar peşindeyim. Motorun sesi, insanın sesine benzer; bakımsız kalırsa boğulur, iyi bakarsan şarkı söyler. Garajıma giren her araba önce sessizce dinlenir, sonra yola çıkar.

HELLO!: Sizi yakından tanıyanlar hızlı parladığınızı söylermiş. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Sizi en çok neler öfkelendirir?

Ö. Basmacıgil: Parlamak bana kalırsa bir anlık ısıdır; esas mesele ısınmayı sürdürebilmek. Öfkelendiğim şey bellidir: Haksızlık, verilen sözün tutulmaması ve saygısızlık. Özellikle ekipten birine yapılırsa, kusura bakmayın sesim yükselir. Misal Eren bazen lafa daldığında da yükseliyor olabilir ama kardeştir; yarım saat sonra sarılır geçeriz. Babamın emeğine, ailenin adına gölge düşmesin diye kendime kızdığım da olur; öfkeyi işe çevirmeyi öğreniyorum.

ORHAN BASMACIGİL

“Gösteriş gürültüdür, düşünceyi bozar. ‘Kaybedersek’ varsayımıyla yaşamak sahte tedbirdir”

HELLO!: Ailenin en büyük oğlusunuz. Bir gün tüm işlerin başına geçmeyi planlıyor musunuz?

Orhan Basmacıgil: Planlamıyorum. ‘En büyük’ olmak ‘en uygun’ olmak demek değil. Sağlık ve sabır eksiğim var, filtrem de zayıf. Yani yönetim için kötü kombinasyon. Fikrimi sorana söylerim, işi yapacak olana yol açarım; bunun nesi belirsiz? “Bir gün başa geçer misiniz?” sorusu umut tacirliği, o bende yok.

HELLO!: Bunca servet içinde mütevazı yaşamayı seven birisiniz. Bunun özel bir sebebi var mı? “Bir gün her şeyi kaybedersek...” diye mi korkuyorsunuz?

O. Basmacıgil: Soru yanlış; mütevazı yaşam korkudan değil tercihten. Az eşya, net zihin. Gösteriş gürültüdür, düşünceyi bozar. “Kaybedersek” varsayımıyla yaşamak sahte tedbirdir; israf etmeyince kaybetmenin etkisi de küçülür. O yüzden, hayır; korku değil, sade yaşamak daha doğru.

HELLO!: Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Babanızı ve kardeşlerinizi birer cümleyle tanımlamanızı istesek ne dersiniz onlar için?

O. Basmacıgil: Kendimi şöyle tanımlarım: Bilmiyorsam “Bilmiyorum” derim, uydurmam. Babam emekle kurulmuş bir saat; tıkırtısı disiplin öğretir. Melike aklın kısa yolu; kestirme yapmaz, hatasız işler. Ömer ateş; uzak ısıtır, yakın yakar. Hasan iyi niyetli ama acele hükümlü. Eren kalabalık bir gece; eğlenceli, dağınık. Leon görünmeyen kaynak; sustu mu sistem dağılır. Akif aile bağı; telaşı samimi, çoğu düğümü o çözer. Bu kadar net.

HELLO!: Biraz fazla dürüst olduğunuzu düşünüyor musunuz? Bir şeyleri tartmadan söylemek hayatın akışında sorun yaratmıyor mu?

O. Basmacıgil: “Fazla dürüst” ifadesi saçma; dürüstlük fazla olmaz, eksik olur. Evet, filtresiz konuşmak bazen sorun çıkarır; ama eğilip bükülmüş cümle daha büyük sorun çıkarır. Kırmamak için kelime seçerim, saklamak için değil. Kırıldıysa özür dilerim, doğruyu geri almam. Röportaj kolay olsun diye yumuşatmam; gerçeği yazın, yazınız daha iyi olur.

(Editörün notu: Orhan Bey burada biraz sinkaflı sözcükler ediyor, kendi ricasıyla çıkartıyoruz.)

HASAN BASMACIGİL

“Sporun öğrettiği disiplinin iş hayatına nasıl aktarıldığını anlatmayı önemsiyorum”

HELLO!: Yurt dışında eğitim süreciniz nasıl geçti? Yurt dışında okumanın size ne gibi faydası olduğunu düşünüyorsunuz?

Hasan Basmacıgil: Gayet verimli geçti; disiplinle çeşitliliğin aynı anda yaşandığı bir ortamda okudum. Sporu, işletmeyi ve performans bilimlerini birlikte deneyimledim. Orada anladım ki başarı yalnızca çok çalışmak değil, aynı zamanda ‘ritmik uyaran–adaptasyon döngüsü’ dediğimiz bir mekanizmanın doğru kurulması. Farklı kültürler bana esneklik kazandırdı; antrenman planlamasını da hayat planlaması gibi görmeyi orada öğrendim.

HELLO!: Kaç yaşınızdan bu yana spor hayatınızın içinde? Spora olan tutkunuzu nasıl tanımlarsınız?

H. Basmacıgil: Çocukluktan beri; önce koşu, sonra dövüş sporları. Lisede ilk programımı yazdım. Tutkum, sadece ring değil; sporu bilimle konuşmak hoşuma gidiyor. Vücudun ‘mikro-uyarı, makro-uyum’ prensibi var. Mesela iki dakika ip atlamak, sinir sistemini yüksek frekans moduna alır, sonra okuduğunuz kitap bile daha iyi akabilir. Spor, bence disiplinin görünür hali.

HELLO!: Boks kariyeriniz aktif şekilde devam ediyor mu?

H. Basmacıgil: Şu an daha çok antrenman ve koçluk tarafındayım. Arada ‘exhibition’ çalışmalar yapıyorum. Profesyonel takvim yerine formu koruma ve gençlere alan açma hedefindeyim. Kısacası ringden kopmadım ama ağırlığı bilgi paylaşımına verdim. Vücudun hatırlaması için bazen geri çekilip sistemi güncellemek gerekir.

HELLO!: Genç sporcular da yetiştiriyorsunuz. Salonunuzda kaç sporcu var? Gençlere ne gibi tavsiyeleriniz olur?

H. Basmacıgil: Değişiyor ama aktif programda 40–50 arası sporcumuz var, burslu programı büyütüyoruz. Tavsiyem: Net bir mikro hedef (ör. sekiz hafta dayanıklılık), şeffaf bir kayıt sistemi ve uyku hijyeni. Lütfen ‘yüklen–dinlen’ döngüsünü ciddiye alın, antrenmanın büyümesi dinlenmede olur. Bir de ölçebildiğiniz şeyi yönetirsiniz; nabzınızı, setlerinizi, hatta motivasyonunuzu bile not edin.

HELLO!: Aile işlerinde nasıl bir rol üstleniyorsunuz?

H. Basmacıgil: Sosyal sorumluluk ve spor inisiyatiflerini yürütüyorum. Gençlere erişen projeler, tesis planlamaları, etkinlikler. Ayrıca performans kültürünü kurumsal dile çevirmek gibi bir köprü rolüm var; sporun öğrettiği disiplinin iş hayatına nasıl aktarıldığını anlatmayı önemsiyorum. Özetle ‘sağlıklı tempoyu’ masaya getirmeye çalışıyorum.

HELLO!: Felsefeye ilginiz var mı? (Röportaj boyunca uzun uzun ve bağlamsız cevaplar verdiği için finalde böyle bir soru sorduk. Bu soruya da yine konudan uzaklaşarak alakasız bir cevap veriyor.)

H. Basmacıgil: Var tabii ama felsefeyi ben biyoloji üzerinden okurum; mesela evrim, bence pratik bir etik dersidir. Organizma çevresine uyum sağladıkça hayatta kalır. İnsanda da bu ‘alışkanlık evrimi’ şeklinde işler. Kas lifleri mikro yırtıkla güçlenir ya, zihinsel kas da öyle; küçük şoklar, düzenli uyaranlar, sonra adaptasyon. O yüzden spor salonunda terlemek, masa başında karar almaya da etki eder; çünkü sinir sistemi ‘tehdit–yanıt–sakinleşme’ döngüsünü kayıt altına alır. Felsefe dediğiniz de biraz budur bence: Dünyayı anlamlandırmanın metabolizması.

EREN BASMACIGİL

“Zeki kalmak için aptal alışkanlıklardan kaçınmaya çalışıyorum, bazen geç kalıyorum”

HELLO!: Öncelikle, iyi misiniz?

Eren Basmacıgil: İyiyim derken… İyi kavramı göreceli; bugün BPM 124, kulak çınlaması 4/10, kahve iki shot. İlk kick’te sistem resetleniyor, o yüzden ‘iyi’ benim için gece açılır bir ayar; sabah sorarsanız ‘kapanmış sekme’ gibi davranıyorum.

HELLO!: Biraz sıra dışı bir yaşam tercihiniz var. Kendinizi tanımlamanızı istesek, birkaç cümleyle nasıl özetlersiniz?

E. Basmacıgil: Sıra dışı değil, ritim odaklı; gündüzleri gürültüyü içeride tutup geceleri dışarı veriyorum. Soyadın ağırlığını sahnede hafifletmeye çalışan, aynı anda üç düşünceyi taşıyıp dördüncüyü düşüren biri. Zeki kalmak için aptal alışkanlıklardan kaçınmaya çalışıyorum, bazen geç kalıyorum.

HELLO!: Gece hayatına olan bu düşkünlüğünüzün altında sizce ne yatıyor?

E. Basmacıgil: Gece dürüst; kimse gereksiz sorular sormuyor, ışık yalan söyleyebilir ama ritim söylemez. Kalabalıkta yalnız kalmanın terapisi gibi; içerideki uğultuyu dışarı veriyorum, sabaha sükut kalıyor.

HELLO!: Böylesi önemli bir ailenin içinde onların adını lekeleyecek birçok şeye imza atıyorsunuz. Neden böylesiniz?

E. Basmacıgil: Leke değil, gölge ölçümü diyelim. Bazen taşırıyorum, kabul. Hatalarımı kısayım diye sesimi bir kademe geri alıyorum; aileye gelince önce ‘mute’, sonra telafi; kişisel kısmı ise… Yayın ilkeleriniz gereği burada kalsın; hatayı saklamam, ritmi toparlarım.

HELLO!: Ailede herhangi bir sorumluluğunuz var mıdır?

E. Basmacıgil: ‘Kültür & gece’ nabzı bende. Vakıf etkinliklerinde kalabalığı yumuşatırım, Leon’la dijital yankıyı ayarlarız, Akif’e kısa rota açarım. Küçük görünen işler günü kurtarır, bazen de… Bunu yazmayın, iç işleyiş!

HELLO!: Bugün bu çekimde olmak kendi tercihiniz miydi?

E. Basmacıgil: Tercih… Ben “Gelirim” dedim, takvim “Gel” dedi. Başka bir gece de “Gel” dedi. Ben de ‘gel-gel’ arasında en az yankı yapanı seçtim; burayı ‘after’a çevirmeyeceğim, söz. Ama ışığı bir tık kısmayı deneyebilir miyiz?

HELLO!: Her zaman giyiminizle de çok konuşuluyorsunuz. Moda sizin için ne anlama geliyor?

E. Basmacıgil: Moda sesin görünür hali; beyaz tüylü kaban bir ‘feedback’ gibi. Taşırır ama akılda kalır; mizah + zırh karışımı… Mümkünse ‘upcycle’, arada aileden kalan bir dikiş izi… “Neden böyle giyindiniz?” sorusuna cevabım: Çünkü kelimeler yetmeyince kumaş konuşur.

HELLO!: Bu verdiğiniz cevapların bir kısmına yazımızda yer veremeyeceğiz. Farkındasınız, değil mi?

E. Basmacıgil: Edit şart; DJ setinin de radyo versiyonu olur. Kısaltın ki parlasın. Manşet olursam haber verin, intro’yu ben yazarım: Sessizliğin sesi açıldı.

LEON BASMACIGİL

“Kendi sesimi kaybetmek, cümlelerimin nefesini de aldı. Bu ara yüzle konuşunca fikir kalıyor, tını eksiliyor”

HELLO!: Sizi ilk defa biz ağırlıyoruz. Kırmayıp geldiğiniz için teşekkür ederiz.

Leon Basmacıgil: Ben teşekkür ederim. Genelde ekranların arkasındayım; bazen görünmemek, işin yolunda olduğuna işarettir. Bugün görünmek de işin parçası. Kendi sesimle konuşamadığım için bu aracı kullanıyorum; kelimelerim bazen geç geliyor ama niyetim net.

HELLO!: Dışarıda sizi pek göremiyoruz, sık sık çıkıyor musunuz?

L. Basmacıgil: Pek değil. Enerjimi dikkatli harcamam gerekiyor; kalabalıklar ve uzun yolculuklar bana uygun değil. Dışarı çıkmak yerine dış dünyayı içeri alıyorum: Canlı bağlantılar, sensörler, kameralar… Bu sistemde, sesim değil verim dolaşıyor; eksik yanı şu, bir bakışın tonunu yazılı ara yüz tam taşıyamıyor.

HELLO!: Kaç yıldır bu hastalıkla mücadele ediyorsunuz? Teşhisin ilk konduğu zamanı hatırlıyor musunuz? Neler düşünmüş, neler hissetmiştiniz?

L. Basmacıgil: Yıllar uzun, gün gün bakınca yönetilebilir. İlk anda insan kontrolü kaybettiğini sanıyor; sonra ritmi değiştiriyorsunuz. Kendi sesimi kaybetmek, cümlelerimin nefesini de aldı. Bu ara yüzle konuşunca fikir kalıyor, tını eksiliyor. Küçük hedefler, net rutinler ve sabırlı insanlar, dayanağım bunlar.

HELLO!: Aile işlerinde nasıl bir rol oynuyorsunuz?

L. Basmacıgil: Dijital omurga: Veri akışları, güvenlik katmanları, erken uyarı panelleri, kriz izleme. Görünmez işler, yanlış gidince fark edilir. Bir sayı sapınca haberim olur, doğruysa sessiz kalırım. Sessizliğim çoğu zaman yeşil ışık demek; kendi sesim yok ama sistemin sesi var.

HELLO!: Kardeşlerinizle aranız nasıl?

L. Basmacıgil: Gerçekçi ve işlevsel. Herkesin temposu farklı; ben tempomu odama göre ayarlıyorum. Melike’yle akışları netleştiririz, Ömer’le kısa ama dürüst hat kurarız, Hasan’ın enerjisini yapılandırmaya çalışırım, Eren’in gürültüsünde sinyali bulurum, Akif’le pratik çözümler üretiriz. Metin-ses arası kayıpta duyguların tonu azalıyor ama yakınlık azalmak zorunda değil.

HELLO!: Erol Bey nasıl bir babadır?

L. Basmacıgil: Talebi yüksek, kriteri net; duygusunu imkan ve sorumlulukla gösterir. Sessizliğe saygısı var, benim ritmime de. Kendi sesimle konuşamadığım günlerde bile bakışıyla “Anlaşıldın” der. Bu, cümlelerin eksik kaldığı yerde tamamlıyor.

HELLO!: Sizi neler mutlu eder? Neler yapmaktan hoşlanırsınız?

L. Basmacıgil: Temiz veri, düşük gecikme, yeşil paneller, aile grubunda yerinde bir mesaj, iyi kulaklıkla kusursuz bir miks, gece 02.00 sularında biten bir satranç oyunu, Akif Ağabey’in “Hallettim” dediği küçük işler… Kendi sesim yok; ama doğru akış olduğunda içimdeki sessizlik anlaşılır, bu bana yetiyor.

ŞOFÖR AKİF

“Sır emanettir, emanet konuşulmaz. Yolda düşürmeyiz, masada da dökmeyiz”

HELLO!: Akif Bey, bu bizim için de bir ilk oluyor. Normalde alışık olduğumuz aile çekimlerinde şoför yer almaz ama Basmacıgil Ailesi sizin yer almanızı özellikle istedi. Bunun nedeni nedir sizce?

Akif: Vallahi gurur duydum! Çünkü biz yolda birlikteyiz; kapı aç, kapat, koş, koştur. Ben bazen köprü, bazen tampon! “Akif gelsin” dedilerse sebebi nettir: Hız, emniyet, çözüm! Hallediyoruz, hallediyoruz. Yol arkadaşlığı böyle bir şey!

HELLO!: Kaç yıldır bu aileyle çalışıyorsunuz?

Akif: Yıl hesabını şaşırdım ama kilometreyi bilirim, çok! İlk anahtarımı Erol Bey verdi, “Dikkat” dedi. Ben de o günden beri önce güvenlik, sonra gaz! Sabah gün doğmadan kalkarım, akşam son ışıkta bırakırım. Alıştım buna, seviyorum da!

HELLO!: Aile bireylerini birer cümleyle tanımlamanızı istesek neler söylersiniz?

Akif: Erol Bey direksiyon gibi: Titrer, sapmaz. “Düz!” der, düze gireriz! Melike Hanım rota çizgisi: Kayarsa toparlar ve her zaman çok şıktır! Ömer Bey gaz pedalı: Bastı mı basar ama freni de sever! Orhan Bey kısa yol: Laf uzamaz, hedefe direkt! Hasan Bey enerji içeceği gibi: “Sistem, sistem!” diye anlatır, ben “Tamam, sakin!” derim! Eren Bey gece modudur: Farlar açık, müzik biraz kısık, kısık kısık! Leon Bey görünmez navigasyon: Sesi az, etkisi çok! Dilan Hanım zarif duruş, ince manevra, ışığı iyi ayarlar!

HELLO!: Bunca yıldır bu aileyle beraber olup, sağ kolu olduğunuza göre tüm gizli işlerini de biliyorsunuzdur. Sizden kimsenin bilmediği bir bilgi vermenizi istesek...

Akif: Yok yok, o kapı kapalı! Sır emanettir, emanet konuşulmaz. Yolda düşürmeyiz, masada da dökmeyiz. Ben bilsem de susarım, bilmesem de susarım, doğrusu budur! Kusura bakmayın, burada fren!

HELLO!: Bu aile dışarıdan göründüğü gibi mi yoksa arka tarafta karanlık bir dünyaları var mı?

Akif: Dışarıda ışık başka, içeride disiplin! “Karanlık” diyen yol kenarına bakmıştır; biz farları ileri tutarız! Hata olur mu, insanız, olur. Telafisi de hemen; iki ileri bir geri, sonra yine ileri! Söz verildiyse tutulur. Ben de tuttururum!

HELLO!: Her şeyi iki kere söylemenizin özel bir sebebi var mı? Yoksa sıradan bir tik mi?

Akif: Yol alışkanlığı işte... Ayna ayna, kapı kapı, emniyet emniyet! İki kontrol, az hata; az hata, rahat rota! Dilim de öyle çalışıyor: “Tamam!” derim, sonra bir “Tamam!” daha. Sağlama alırım, sağlama!

DİLAN

“Bana göre aşk; güvenin nazikçe büyütülmesi, birbirinin hayallerine yer açmak demek”

HELLO!: Erol Bey ile birlikteliğiniz başlayalı ne kadar oldu?

Dilan: Takvimle değil kalp atışlarıyla sayıyorum. ‘Biz’ olalı aylar geçti ama sanki uzun zamandır aynı masada, aynı pencereden bakıyoruz. Zaman yan yana akınca daha yumuşak; günler değil, anılar birikiyor.

HELLO!: Nasıl biridir Erol Bey?

Dilan: Sessizce güven veren bir adam; yanında, odanın gürültüsü azalıyor. Elini masaya az ama doğru koyar; bazen bir bakışla, bazen omzunuza bıraktığı sakince ağırlıkla “Buradayım” der. Ben o cümlenin içinde ev sıcaklığı hissediyorum.

HELLO!: Sizinle yaklaşık aynı yaşlarda çocukları var Erol Bey’in. Bu, ailede sıkıntı yaşamanıza sebep oluyor mu? Çocuklarla aranız nasıldır?

Dilan: Her büyük aile gibi hassas dengeleri var; ben saygıyla yaklaşınca kapılar da nazikçe aralanıyor. Zamanla birbirimizi daha iyi anlıyoruz; ortak sofralarda paylaşılan sakin sohbetler, kalpten köprüler kuruyor. Dilerim gelecekte bu bağ daha da kuvvetlenir.

HELLO!: Aşkta sizin için yaş farkı önemli değil sanıyoruz ki... Peki ne önemlidir?

Dilan: Aynı yöne bakmak, aynı tempoda yürümek. Bana göre aşk; güvenin nazikçe büyütülmesi, birbirinin hayallerine yer açmak. Yaş sayıdır, ahenk ise emek.

HELLO!: Yaşıtlarınızda bulamayıp da Erol Bey’de bulduğunuz şey nedir?

Dilan: Sakin bir olgunluk ve koruyan bir sükunet. Erol’un yanında kalbim acele etmiyor, kararlarının ardındaki deneyim bana huzur veriyor. ‘Yarın’ kelimesi onunla birlikte daha anlamlı, planı olan bir yarın…

HELLO!: Biraz da sizi tanıyalım. Kimdir Dilan Hanım; nasıl bir geçmişi var, neler yapar?

Dilan: Çalışmayı, üretmeyi ve derli toplu hayatları seviyorum; iletişim ve kültür projelerinde yer alıyorum. Gösteriş yerine iyi hazırlanmış bir plan, söz yerine ‘tutulan söz’ ilgimi çeker. Kalbim için de aklım için de düzen önemli. İkisini aynı evde toplamak en büyük isteğim.

HELLO!: Geleceğe dair hayalleriniz, planlarınız neler?

Dilan: İşte fayda üretmek, kadınların eğitim ve istihdamına dokunan projeleri büyütmek… Ve özel hayatta, aynı sofrada çoğalan bir huzur. İtiraf edeyim: Bir gün ‘aile’ kelimesini sadece kurumsal değil, kalpten bir bağ olarak da taşımayı hayal ediyorum.

HELLO!: Basmacıgil Ailesi ve Erol Bey ile ilişkilerinizi konuştuk. Kendi ailenizden bahsetmediniz. Aranız nasıl, görüşmüyor musunuz?

Dilan: Güzel bir soru ama bugün buraya Basmacıgil Ailesi’ni konuşmaya geldik, değil mi? Kendi ailem kalbimde ve mahremimde. Onlar için cevabım kısa; iyi ve yerleri sabit. Asıl merak ettiğiniz sayfa bu sayfa; Erol’la kurduğumuz denge ve geleceğe dair nazik niyetim. İzin verirseniz sohbeti orada tutalım.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo