
Sesler, titreşimler ve kendini bilmek
MERDOL CAN DİNÇER
@merdolcan
Müziğin, titreşimlerin armonik yansıması olması gibi diğer tüm titreşimler de beyin frekanslarımıza doğrudan etki eden birer araçtır. Canlı cansız tüm maddelerin ve varlıkların bir titreşimi vardır. Yani her birimiz bir radyo kanalı gibiyiz. Herkes kendine özel bir frekansa sahip ve oradan yayın yapıyor. Beden hem alıcı hem de verici olarak çalışıyor. Bedenimiz, bu frekansları hissetmekten öteye, şuura taşıyabilen, dünyanın en gelişmiş antenidir. Bu anteni kullanmayı öğrendiğimizde, birini tanımak için onun hayat hikayesini bilme ihtiyacımız ortadan kalkabilir.
Köşeyi döndüğünüzde karşınıza çıkan tanımadığınız birini, anın içinde yargıdan ve düşünceden özgür, yani bozulmamış şekilde gördüğünüzde, hissettikleriniz, karşılaştığınız kişiden duyduğunuz müziğin bir yansımasıdır.
Sicim teorisine göre yer çekimi, elektromanyetik güçler ve nükleer kuvvetler titreşimler ve müzik olarak tanımlanabiliyor.
Bir elektronun kalbine baktığınızda göreceğimiz şey titreşen bir bant olur. Bu, aslında görüntümüzün de bir titreşimin yansıması olduğunu ortaya koyuyor. Evrendeki galaksilerin ilk zamanlardan kalma ses dalgalarının üzerinde yoğunlaşması da varoluş ve madde ile ilgili çarpıcı açılar sunuyor.
Bedene dönecek olursak, bedenin enerji alanları ve enerji üreten trafoları var. Her bir enerji alanını bir mahalle olarak görürsek, bir mahallenin trafosunun bozulması hem diğer mahallelere giden enerjinin düzenini bozuyor hem de sorumlu olduğu mahallenin aydınlanmasını engelliyor. Tüm bu enerji dağınıklığı hayatımızın her alanında kendini gösteriyor. Aydınlanmayan bir mahalle ile ilgili bir konu yaşandığında, diğer mahalleler devreye girerek yaşanılan tecrübeyle ilgili kendilerince çözümler sunmaya çalışıyorlar. Ancak çözüm her zaman ilgili mahallenin kendisinde oluyor. Bu durumda bedenimizdeki enerji alanlarını dengelemek, hayatı anlamak ve su gibi akması için temel bir ihtiyaçtır diyebiliriz.

"Frekanslar; düşünsel, hareketsel ve duygusal merkezlerin dengeli çalışmasıyla özlerini bulur. Frekansların dağılması, bozulması ise bedensel hastalıklar olarak baş gösterebilir. Bu aslında bedenimizin frekansını dengeleme ihtiyacını bize anlatma şeklidir. Bir çeşit alarm sistemi gibi.”
BEDENİN ENERJİ ALANLARI NASIL DENGELENİR?
Burada kendini bilme çalışmaları, ses, nefes ve meditasyon pratikleri devreye giriyor. Bir soru: Kendini bilmek nedir? Örneğin, böbreklerimize kanı filtrelemesini söylemiyoruz. Kendi kendine bu işi yapıyor. Kalbin atmasını, ciğerlerin nefes almasını biz yapmıyoruz, koordineli bir biçimde beden kendi kendine yapıyor. Peki beyin denilen organın kendi kendine çalışıp çalışmadığı ile ilgili gözlemimizde hangi noktadayız? Beyin, yani zihnin merkezi, beş duyu ile topladığı dataları değerlendirerek kendini hayatta tutacağına inandığı fikirler ve düşünceler üretiyor ve bunu kendi kendine yapıyor dersek, bir anda nasıl hissederiz? Yani düşünceler gerçekten senin mi, yoksa bir organın refleksleri mi? Bu durumu nasıl ayrıştırırız? Kendini bilme çalışmaları ve pratiklerle zihni evcilleştirmek mümkün.
"Titreşimlerimizi akort etmek, kendini bilme çalışmaları ile başlar.”
NİYET VE KABUL
İlk aşaması ise niyet ve kabul. “Ben zaten kendimi biliyorum” illüzyonu ile yeni bilgiye ve pratiklere sırtımızı döndüğümüzde, beyin yine aktif bir şekilde kendi alışageldiği şekliyle bir elektromanyetik alan oluşturmaya devam ediyor. Bunu aynı kaslar gibi düşünebiliriz; 50 kg’lik bir ağırlığı hemen kaldıramayız, öyle değil mi? Pratik ve çaba gerektirir. Çalıştıkça kaslar güçlenir ve kaldıramadığınız bir ağırlık artık ağırlık olmaktan çıkmıştır. Beyni, alışılmışı daha iyi yapma üzerine kurulu bir sistem gibi düşünebiliriz. Düşünme tarzımız hep kendini tekrar eden bir kısır döngüye hapsolur. Bu nedenle farklı titreşimlerle beyni dengelemek, hayatımızın akışına dinginlik ve anlayış katar. Bedeni, zihni ve ruhu öğrendikçe titreşimler dengelenir ve manyetik alanımız da güçlenir. Tüm bunlar değişimi talep eder. Olduğumuz yerde, olduğumuz şekilde ve halde kalarak titreşimlerimizin değişmesini bekleyemeyiz. Bunun için hareket halinde olmak, akışın içinde, anda kalmak çok değerlidir.
Beden, atalarımızdan gelen ve içinde bulunduğumuz yaşantıda tecrübe ettiklerimizi hücre hafızasında depolar. Bunlara tetik noktaları da diyebiliriz. Titreşimler, bu tetikleyicilerden özgürleşmeyi sağlayan birer araçtır. Bedende hapsolmuş bir travmayı çözümlemek için her zaman ne olduğunu bilmeye ihtiyacımız olmayabilir. Yaşantımız içinde gözlemlediğimiz sıkışıklıkların farkında olmak ve ilgili enerji alanıyla titreşimsel çalışmalar yapmak da bu travmaları çözümleyebilir. Sadece travma olarak değil, aynı zamanda bedensel sağlık olarak da titreşimler kendini gösterir. Her organımızın kendine özgü bir frekansı vardır.

"Kendini bilme çalışmaları, titreşimlerin ve dolayısıyla hayatımızın ve sağlığımızın akordunu yapabilmek için ihtiyacımız olan ışıklı yoldur.”
BEDENİMİZİN FREKANSINI DENGELEME İHTİYACI
Bu frekanslar; düşünsel, hareketsel ve duygusal merkezlerin dengeli çalışmasıyla özlerini bulur. Frekansların dağılması, bozulması ise bedensel hastalıklar olarak baş gösterebilir. Bu aslında bedenimizin frekansını dengeleme ihtiyacını bize anlatma şeklidir. Bir çeşit alarm sistemi gibi. Zihin ise bedeni dinlemeye yönelik değil, kendi sistemini empoze etmeye yönelik çalışır. Bu nedenle örneğin vicdan mekanizması vasıtasıyla şuuru ortaya çıkarmak özümüzün ihtiyacıdır.
Yanlış olduğunu bile bile atılan her adımda, söylenen her sözde vicdan neyin yanlış olduğunu bilir. Tüm bunlar, edinilmiş vicdan yerine gömülü vicdanın açığa çıkma çığlığı ile zihnin hükmetme arzusu arasındaki yansımalardır. Titreşimlerimizi akort etmek, kendini bilme çalışmaları ile başlar. Kendini bilme çalışmaları yapılmıyorsa, diğer tüm araçların etkileri çoğunlukla kaybolup gider, kalıcılığı olamaz.
Tükettiğimiz gıdalar, kullandığımız kelimeler, dinlediğimiz müzik, izlediğimiz diziler, filmler, içinde bulunduğumuz ve beslendiğimiz tüm titreşimler geleceğimizi şekillendirmede rol oynar. Bedenimiz bu titreşimlerle uyumlanır. Dışsal etkenlerden gelen titreşimler, bedenimizdeki tetikleyicileri kullanarak bizi bir kukla gibi yönetebilir. Zihni ve bedeni tanıma ve buna göre adımlarımızı seçme konusunda irade sahibi olmak yine kendini bilmekten geçer. Kendini bilme çalışmaları, titreşimlerin ve dolayısıyla hayatımızın ve sağlığımızın akordunu yapabilmek için ihtiyacımız olan ışıklı yoldur. Titreşimlerin (sesin) buradaki yardımcı etkisinden basitçe bahsedelim. Üstü kurumuş çamur kaplı bir bardak düşünün ve bu bardağı titreştirdiğimizi farz edin; çamurlar dökülmeye başlayacaktır. Titreşimler bu anlamda kendini bilme çalışmalarıyla birlikte, özü hatırlamak ve ortaya çıkarmak için bizlere sunulmuş değerli araçlardan biridir. Bireyselliğin ötesinde, içinde yaşadığımız aile, toplum, dünya ve kozmos için de bu titreşimleri okumayı öğrenmek ve kendimizi bilme yolunda şuurumuzu yükseltmek, her birimizin en önemli sorumluluğudur.












