
Sıla Türkoğlu’nun kendini keşfetme hikâyesi
Röportaj: Melda Narmanlı Çimen
Fotoğraf: Sezer İsmail Şentürk
Styling: Naz Paksoy, Tuğba Kır
Saç: Mutlu Ahmet Sinan
Makyaj: Ece Birsen
Video: Hakan Sözmen
Prodüktör: Aşkın Tosun
Fotoğraf Asistanı: Mücteba Cihan
Erciyes DAS 3917’ye teşekkür ederiz.
Çok zamandır peşindeydik, nihayet boş bir zamanını yakaladık; alıp karlı dağlara çıkardık Sıla Türkoğlu’nu. Ne de olsa zirve ona çok tanıdık bir yer... Gerçekten de zirveden hiç inmeyen başarısıyla üç sezondur soluksuz izlediğimiz ‘Kızılcık Şerbeti’ dizisinin bu ivmesi onu da çok mutlu ediyor; çünkü en başından beri hikayesine çok inanmış ve içinde yer almak istemiş. Çok genç yaştan beri kendi isteğiyle farklı işler yapmış, oyunculukla birlikte kendisini daha iyi keşfetmiş ve hayattaki önceliklerini tanımlamış genç bir kadın var karşımızda. Ne istediğini biliyor ve çalışma tutkusuyla dolu. Onun bu duru ve güçlü duruşu, her güneş açtığında bir mücevher gibi parlayan bembeyaz kar kristallerine çok yakıştı.

HELLO!: İzmir Bornova’da doğmuşsun, ne harika bir şehir… Türkiye’nin en aydın kalelerinden biri. Ailen de İzmirli mi? Neler hatırlıyorsun çocukluğundan, gençliğinden?
Sıla Türkoğlu: Evet, 7 göbek İzmirliyiz. Büyükşehir yaşantısından uzak, lokal bir bölgede büyüdüm diyebilirim. İlişkilerin çok samimi yürüdüğü ve komşuluk kavramının olduğu güzel zamanlardı. Ben mahalledeki herkesin kızı, torunu, bir akrabası gibiydim. Aynı zamanda özgür bir alanda büyüyen, sokağın tadını çıkarabilen çocuklardandım. Ailenin son çocuğu olmanın tatlı şımarıklığı da vardı tabii. O yüzden çocukluğumdan ve gençliğimden hep güzel hatıralarım var.
HELLO!: Ailen oyuncu olmanı çok istememiş ama 19 yaşında çalışmaya başlamışsın. Nasıl ikna ettin onları?
S. Türkoğlu: Kendimin farkına varmaya başladığım yaşlardan itibaren hep bir çalışma isteğim oldu. Ailemin benden böyle bir beklentisi olmamasına rağmen ben kendi hayatımın sorumluluğunu almak istedim. 16-17 yaşlarında garsonluk yaptım, bir mağazada çalıştım. Fakat sonrasında içimdeki oyunculuk aşkı kendini göstermeye başladı. O zaman ailemin beklemedikleri bir fikirle karşısına çıktım ve şehir değiştirmek istediğimi söyledim. Tabii ki ailem koruma içgüdüsüyle önce bu düşünceme karşı çıktı. Fakat çocuklarının kararlı yapısını bildikleri için bana güvenmeyi ve her zaman destek olmayı tercih ettiler. Bu yolculuğumda bir şeyler başarmaya başlayınca da tamamen ikna oldular.
HELLO!: İstanbul’a gelme kararını nasıl verdin, zorlandın mı geldiğinde?
S. Türkoğlu: İzmir’de işimin çok zor olduğunu biliyordum. Kafama koyduğum şeyi başlatabilmek için bir risk aldım. Tabii ki zorlandım. Hep diyorum, İstanbul gibi bir şehir için yetiştirilmemişim. Çok küçük, güvenli alanın dışına çıkmamışım ve en önemlisi insan ilişkilerinde hiç rastlamadığım, alışık olmadığım şeylerin bir anda ortasına düşmüşüm. Çok zorlayıcıydı alışmak. Fakat hayallerim için alıştım, kendimi büyüttüm.
HELLO!: Hangi işinle artık sevildiğini ve ünlü olduğunu anladın?
S. Türkoğlu: Aslında ‘Emanet’ dizisiyle bir kitle oluşturmaya başlamıştım. Karşılığını sosyal medyada görüyordum fakat ‘Kızılcık Şerbeti’ ile birlikte bu artık daha somut bir yere taşındı. Sokakta da karşılık bulduğumda bunun farkına vardım.
HELLO!: Bugün gördüm, ‘Kızılcık Şerbeti’ son bölümüyle yine tüm reytinglerde zirvede. Sizinle aynı gün yayımlanan tüm dizilere havlu attırdığınız gibi, pek çok dizinin daha dört-beş bölümde yayından kalktığı bir dönemde üçüncü sezonunuzla gerçekten çok büyük bir başarı yakaladınız. Tek tek performansların başarılı olduğu tartışılmaz ama sizin başarınızın asıl sırrı ekip olarak çok iyi olmanız ve tıpkı bir orkestra gibi birlikte çok iyi ses vermeniz diye düşünüyorum. Ne dersin? Neye bağlıyorsun bu başarıyı?
S. Türkoğlu: Yol kolay bir yol değil biliyorsunuz ki. Birçok güzel iş bazen seyirciye tam anlamıyla dokunamıyor. Bizim ilk olarak şansımız, hikayemizin herkese bir noktada değmesiydi bence. Sonrasında da dediğiniz gibi egoların çatışmadığı, herkesin aynı amaçta olduğu ekibimizin şansıyla yolumuza aynı güzellikte devam edebiliyoruz.

HELLO!: Geçen mayıs ayında geniş bir ekip Cannes’a gittiniz. Orada ilgi nasıldı? Dizi yurtdışı seyircisini nasıl yakalıyor? Sonuçta çok bize dair bir hikaye, yabancılar neden seviyorlar sence?
S. Türkoğlu: Diziye birçok ülkeden büyük bir ilgi var. Yaptığımız iş farklı kültürlerde de karşılık buluyor, onların hayatlarına da bir noktada dokunuyor ki böylesi bir ilgi ile karşılaşıyoruz. Bence bu çok değerli.
HELLO!: Gelelim Doğa Korkmaz karakterine… Doğa’ya dışarıdan baktığında en sevilesi yanını ve en önemli hatasını/zayıflığını ne olarak görüyorsun?
S. Türkoğlu: Doğa’yla yola çıktığım ilk günü hatırlıyorum. Çok sevdiğim bir karakterdi ve onunla aramızda birçok ortak yön olduğunu fark ettim. Doğa, genç ve hayata karşı tecrübesiz olmasına rağmen çok cesaretliydi. Kendi doğruları vardı ve bu doğruların peşinden gitmekten korkmayan bir aşk kadınıydı. Doğayla ortak yönlerimiz kadar farklı yönlerimiz de vardı. Bu karşıtlık da pek tabii onu oynamayı keyifli kılıyor. Ben Doğa’nın bu cesaretli halini farklı bir şekilde de görmek isterdim. Ama belki de bu, onu fazla kusursuz kılar ve gerçeklikten uzaklaştırabilirdi; bilemiyorum.
HELLO!: Doğa, Fatih ile yeniden bir araya geldi. Doğa’nın yerinde Sıla olsa Fatih’e yeniden inanır mıydı?
S. Türkoğlu: Hayatta her şey mümkün. İnsan âşık olunca bazı şeyleri görmüyor veya görmek istemiyor olabilir. Prensipleri konusunda sınırlarını genişletebilir. Fakat ben Sıla olarak bazı konularda net olunması gerektiğini düşünüyorum. Şiddetin olduğu yerde aşkın önemsiz kaldığını düşünüyorum. Şiddetin herhangi bir çeşidine maruz kalındığında; bu, hastalıklı bir ilişkiye dönüyor. O yüzden benim bu konudaki bakış açım ve duruşum çok net.
HELLO!: Peki, yeniden bir araya gelmenize seyircinin ya da sokakta yanına gelen insanların yorumu ne oldu? Çünkü sonuçta hâlâ bir “Allah belanı versin Fatih” durumu var hafızamızda...
S. Türkoğlu: Seyircilerimiz ikiye ayrılmış durumdalar. Bazıları çekişmeli ve toksik bir aşk izlemeyi keyifli bulduğu için bir araya gelmelerini istiyor. Bazıları ise Fatih ve Doğa’nın bir araya gelmelerinin doğru olmadığını düşünüyor.
HELLO!: Doğa’nın yaptıklarını anlamadığın ya da hak vermediğin durumlarda oyunculuk adına nasıl bir yöntemle empati kuruyorsun?
S. Türkoğlu: Zaten empati yönü güçlü biriyim. İnsanları kolay kolay yargılamayıp yaptıklarına “Vardır bir sebebi” diye bakabilirim. Doğa’yı da oynarken bazen kızsam da her yaptığını anlayıp oynayabilirim.

HELLO!: Doğa’yı anlarken ve keşfederken Sıla’da neler keşfettin?
S. Türkoğlu: Aslında az önce dediğim gibi sanırım yargılamamayı Doğa’yla öğrendim. Empati yapabilme duygumu da artırdı.
HELLO!: Seni büyük kitlelere sevdiren bir karakter oldu Doğa. Senaryonun klavyesi sende olsa onun hikayesinin devamını nasıl yazardın?
S. Türkoğlu: Öncelikle bahsettiğimiz senaryo bir dizi senaryosu. Her yeni bölümde verilmek istenen mesajlar kendini güncelliyor. Benim yarattığım dünyada, aldatılan ve psikolojik şiddete maruz kalan kimsenin tüm bunları sineye çekerek hayatına devam etmesini istemem. Güçlü ve yaşadığı tüm olumsuzluklara karşı dik duran, mücadele eden kadınlar görmek beni mutlu eder.
HELLO!: Çok oturmuş bir kadronuz vardı ama bu sezon setinize pek çok yeni oyuncu geldi. Aralarında özellikle anlaşıp sevdiğin biri oldu mu?
S. Türkoğlu: Ah tabii, bütün oyuncu arkadaşlarımı çok sevdim, çok iyi iletişimler kurduk bence. Sadece Şebnem Bozoklu’yla diziye girmeden önce bir minik, tatlı tanışıklığımız vardı. Kendisine ve oyunculuğuna hayrandım, tanıyınca daha da hayran oldum. Onun yeri bende çok ayrı.
HELLO!: Evrim Alasya, Aliye Uzunatağan, Sibel Taşçıoğlu gibi çok deneyimli, efsane isimlerle karşılıklı pek çok sahne oynadın. Neler öğrendin onlardan?
S. Türkoğlu: Ben sette onların küçük kızları, kardeşleri olmayı çok seviyorum. Onlar da sevgiyle beni kucaklıyorlar sağ olsunlar. Oyunculuğun yanı sıra perdenin arkasında da onlardan çok şey öğreniyorum diyebilirim.
HELLO!: Dizinin odaklandığı önyargılar ve kutuplaşmalar hakkındaki fikirlerin neler? Zıt kutupların, farklı yaşam tarzlarının aynı aile içinde buluşması sence mümkün mü?
S. Türkoğlu: Farklı yaşam tarzlarına sahip insanlardan birinin kendi doğrularını dayatmaya çalışması ya da fanatik bir tutum sergilemesi, iletişimi zorlaştırabilir. Ancak fanatiklik olmadığı sürece karşılıklı saygıyla her şey mümkün.
HELLO!: Uzun yıllar tekrarları yayımlanacak bir fenomen iştesin. “Bir sonraki işim ya başarılı olmazsa” gibi bir endişe taşıyor musun içinde?
S. Türkoğlu: Bu işi yaparken bu kadar ses getirebileceğini bilmiyordum. Fakat projenin içinde olmak istedim, Başarısız da olsaydı üzülmeyecektim. Genel olarak kaygıları olan biri değilim. Başarı benim için öyle bir yerde değil, o yüzden endişelenmiyorum açıkçası.

HELLO!: Şöhret meselesiyle barışık mısın? Arada görünmez olmak istediğin oluyor mu?
S. Türkoğlu: Şöhretle pek bir derdim yok. Hayatımı ona göre yaşamıyorum ama olur ya, insan bazen sakin bir sahil yürüyüşünü de özlemiyor değil. Ya da özellikle ailemle vakit geçirirken “Bize kalsın, görünmeyelim” dediğim zamanlar da oluyor.
HELLO!: Medya Takip Merkezi, yılın en çok konuşulan kadın oyuncularını tespit etmiş ve ilk sırada sen varsın. Nasıl hissettiriyor?
S. Türkoğlu: Yaptığımız iş ne olursa olsun karşılığını alabilmenin gururunu yaşıyorum tabii. Tanınmadan bu denli aile olabilmek, sevilmek, önemsenmek çok hoş. Birilerine değebiliyorsam ne mutlu bana.
HELLO!: Exxen’de konuk oyuncu olduğun bir iş dışında dijital platformlarda bir projen olmamış. Buna karşılık 2018’den beri arka arkaya ana akımda çalışmışsın. Planında dijital projelerdeki süreci deneyimlemek var mı?
S. Türkoğlu: Vallahi işin her türlüsünü seve seve yaptığım için ayırmıyorum. Tabii içime sinen iş ana akımsa oradan devam ederim. Dijitale döndüğümüz bu dönemde de farklı hayatlara dokunabileceğim bir iş olursa çok çok isterim.
HELLO!: Proje seçerken “En önemlisi hikaye” diyor pek çok oyuncu. Senin için de böyle mi? Yoksa cast’a, yönetmene, kanala vs. bakar mısın?
S. Türkoğlu: Duygularımızla iş yaptığımız bir meslek olduğu için elbette önceliğim, hikayenin bende yarattığı etki. Reytinglerle pek derdim yok. İçime sinen, deneyimlemek istediğim bir hikayeyse seve seve içinde olmak isterim. Belki yönetmenin de önemi olabilir seçerken, şu an bilemiyorum. Ortak dili konuşmamız, bana alan tanıması etkileyici bir faktör olabilir. Paslaşacağım kişilerle ortak bir hikayede buluşmak büyük bir konfor alanı yaratır elbette bana.
HELLO!: Tüm işlerini düşündüğünde, “En zorlandığım sahne buydu” diyeceğin bir sahne var mı?
S. Türkoğlu: Mezara girdim!!! Bu, fiziksel olarak baktığınızda çok da zorlayıcı görünmese de psikolojik olarak zorlayıcıydı benim için. Üç güne yakın o topraktan arınamadım. Yarattığı etkiyi de anlatmam mümkün değil sanırım.
HELLO!: Sesinin çok güzel olduğunu biliyoruz, bir müzikal projesi düşünür müsün? Çok sevdiğin ve “Keşke uyarlansa da oynasam” dediğin bir müzikal var mı?
S. Türkoğlu: ‘O Ses Türkiye’ yılbaşı gecesi performansımdan sonra da aynı şeyi mi düşünüyorsunuz? (Gülüyor.) Açıkçası heyecanımın kurbanı olduğum ve konsept olarak eğlenme odaklı olduğum bir programda sesimi gösterme gayreti sergilemediğim için biraz kötü eleştiriler aldım. Doğal olarak haklılardı tabii. Ama dediğim gibi çok heyecanlandım. Müzikalde yer almak isterim. ‘Beauty and the Beast’ sevdiğim bir hikaye. Onu yapmışlar tabii ama o dünyanın içinde olmak isterdim.

HELLO!: Resim de yapıyormuşsun, hâlâ devam ediyor musun? En son ne çizdin?
S. Türkoğlu: Çok küçük yaşlarda başladığım bir hobim aslında. Şu an düzenli olarak devam ediyorum ve bu işte iyiyim diyemem. Ara ara tuvale yağlı boyalarla bir şeyler deniyorum. En son bir göze başladım ama bitiremedim.
HELLO!: 2025’in tablosunu çizecek olsan hangi renkleri kullanırdın, nasıl bir tablo çıkardı?
S. Türkoğlu: Ben turuncu rengini çok severim, bana iyi hissettirir. Tablomda 2025’in iyi hissettirmesini umut ederek kesinlikle turuncu kullanırdım. Beyazlarım, siyahlarım mutlaka olurdu, tıpkı hayatlarımız gibi. Ama bütün sıkıntıların ve hayat telaşının yanında çok huzur veren, geneli renkli bir tablo çıkarırdım.
HELLO!: “Adaletsizlik ve haksızlık karşısında susamam” demişsin bir röportajında. Dünyanın daha adaletli olması için ne gerekiyor sence?
S. Türkoğlu: Vicdanlı insanlar olarak kendimizi yetiştirmeli, empati duygumuzu geliştirmeliyiz. Herkes kendine böyle bir yerden temas edebilirse haksızlıkların önüne geçebiliriz bence.
HELLO!: Moda sektörü ve eğlence sektörü uzun zamandır çok iç içe. Modada pek çok iletişim oyuncular vasıtasıyla yapılıyor. Senin modaya ilgin ne durumda? Beğenip takip ettiğin tasarımcılar var mı? Stilini nasıl tanımlarsın?
S. Türkoğlu: Açıkçası çok çok yakından takip ettiğim bir alan olmasa da dediğiniz gibi sektörlerin birleşmesi sonucu ben de daha içindeyim işin. Deneyimleme alanımın olduğu bir meslekte olduğum için kamera önü dışında daha basic, rahat ve sadelikten yanayım. İnsanların ne giydiğimle ilgilenmesinden ziyade benliğimle ilgilenmesi beni daha tatlı bir yerden tatmin eder. Tasarımcı olarak belli bir isim veremem ama koleksiyonlarını beğendiğim YSL ve Miu Miu var. Ülkemizin de önemli tasarımcılarından Özgür Masur’la tanışma ve çalışma fırsatım oldu. Açıkçası değerlendirmek haddime değil fakat insan olarak yaklaşımını ve herkese benliğini yansıtan şeyler tercih ettiği için Özgür Masur’u söyleyebilirim.
HELLO!: Kendini iyi tanır mısın? Kişiliğinin en belirgin özellikleri nedir?
S. Türkoğlu: Ben kendimi tamamlama yolunda çok çaba harcayan, kafa patlatan bir insan olduğumu düşünüyorum. Kendimi de doğru yansıttığıma inanıyorum. Çizgileri olan, orayı sadece sevdikleri için esneten, insanların kalplerini harekete geçirme çabasında; hayatın çeşitlilikte ve kısa olduğunun farkında yaşamaya çalışan biriyim.
HELLO!: Aynaya baktığında gördüğün kadını seviyor musun, yoksa uğraşır mısın kendinle?
S. Türkoğlu: Sevmemem için uğraşılan, eleştiri alan, kusur bulunan her şeyimle beraber şu an aynada gördüğüm kadını çok seviyorum. Uğraşlarım da genelde daha iyisine ulaşabileceğimi bildiğim noktalarda sevdiğimden oluyordur, oluyorsa...

HELLO!: Koç burcusun. Koç burcu ani sinirlenir, çabuk söner; hızlı inisiyatif alır ve harekete geçer; gerisini yolda düşünür diye biliyorum. Ama senin verdiğin enerji daha dengeli ve sakin yansıyor bana. Ne dersin?
S. Türkoğlu: Evet, aslında bahsettiğiniz Koç burcu özellikleri bende de var. İçimden ne geliyorsa hislerim doğrultusunda anlık ilerlerim. Önünü, arkasını düşünmem. Çizgilerim aşıldığında anlık öfkelenirim, evet. Ama sanırım iş ortamımda belli bir noktaya kadar daha sakin ve dengeli biriyim.
HELLO!: Yeni tanıştığın insanlara karşı duvarların var mıdır?
S. Türkoğlu: Bazen evet, bazen hayır. Tamamen aldığım enerjiyle ilgili sanırım. Çok ayna bir insanım. O yüzden benimle ilgili ne düşünürseniz bence kendinize de sormanız gereken şeyler vardır.
HELLO!: Aklın ve duyguların arasında kaldığında kim kazanır?
S. Türkoğlu: Duygularım.
HELLO!: Kendinle baş başa kalmak istediğinde neler yaparsın?
S. Türkoğlu: Spesifik yaptığım bir şey yok aslında. Her şeyi yaparım kendimle! Kendimle vakit geçirmeyi seven biriyim.
HELLO!: Sevdiğin insanların, arkadaşlarının ortak noktaları var mı? Önem verdiğin değerler neler oluyor?
S. Türkoğlu: Etrafımdaki herkesin bir amacı ve duruşu var. Doğrusunu, yanlışını ben bilemem; fakat hayatta amacı ve duruşu olmayan her insandan uzaklaşabilirim.
HELLO!: Çok güzel giden bir ilişkin var. Âşık olmak Sıla’da nasıl bir etki yaratıyor?
S. Türkoğlu: Bütün bildiğim, alışık olduğum kalıpların çok dışında bir ilişkimiz var. “Zaten olması gereken buymuş” dedirten.
HELLO!: İlişkinizi nasıl tanımlarsın? Birlikte güzel seyahatlere çıkıyorsunuz, en çok etkilendiğin yer neresi oldu?
S. Türkoğlu: Birini kendisi olması için yüreklendirmek, onu sevdiğini söylemenin en güçlü yoluymuş. Bizim ilişkimizde bence bu, başı çekiyor. Birbirimizin her halini seviyor, sevgimizi hep büyütüyoruz. Avusturya’nın Hallstatt kasabası en merak ettiğimiz ve beğendiğimiz yer oldu.
HELLO!: Aşk için değişir misin? Birbirini değiştirmeye çalışmak konusunda düşüncelerin nedir?
S. Türkoğlu: Değiştirmem. Değişilmemesi gerektiğini de Ata’yla beraber öğrendim. Sadece birbirini geliştirmek, daha iyiye yönlendirmek adına bir değişimse ve tabii baskılamadan, pozitif anlamdaysa değişime açığım.
HELLO!: 2024’teki en mutlu anın?
S. Türkoğlu: Tek başıma herkesten uzaklaştığım, kendime yaklaştığım bir zamandı galiba. En mutlu anlarımdan biriydi, sonrasında bana daha büyük mutluluklar getirdi.
HELLO!: 2025’te seni nasıl bir yıl beklesin istersin?
S. Türkoğlu: Heyecanımı, neşemi kaybetmediğim; sevdiklerimle huzurumuzun bozulmadığı, sevgimizin paylaştıkça çoğaldığı bir yıl olsun.
HELLO!: Bu sene 26 yaşına gireceksin. Sizin jenerasyonda henüz yolunu bulamamış yaşıtlarına tavsiyen ne olur?
S. Türkoğlu: Önemli olan bir yerden bir yere varmak değil, o yolda yaşanılanlardır. Herkesin yolu bambaşka. Bunun farkına varıp kendi yolculuğunuzun tadına varın.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









