
Türkiye'nin en içten kahkahalı kadını Saba Tümer: Kendim olmak dışında bir şey yapmayı bilmiyorum"
Röportaj: Büşra Nazlan Üregül
Fotoğrafçı: Nurdan Usta
Styling: Naz Paksoy, Tuğba Kır
Makyaj: Melis İlkkılıç
Saç: Kenan Şen
Video: Begüm Beste Bengü
Video Asistanı: Emirhan Topçu
Fotoğraf Asistanı: Hamza Kazım Esen
Makyaj Asistanı: Katibe Aydın
Saç Asistanı: Mustafa Uzun
JW Marriott Istanbul Bosphorus’a teşekkür ederiz.
Televizyona ara verdikten uzun bir süre sonra onu YouTube’da görmek bizi heyecanlandırmıştı. Şimdi ‘Saba Tümer’le’ programıyla CNBC-e ile televizyona geri dönen Saba Tümer, kahkahalar içinde, “Mekanın sahibi geri geldi” diyor. Samimi üslubu, her zaman dik duruşu, başarısı ve elbette kulaklarda çınlayan kahkahası ile televizyon dünyasının vazgeçilmez ismi ile hem keyifli hem de bol kahkahalı bir sohbete dalıyoruz. Televizyonculuktan aşk hayatına, başarılarından dönüm noktalarına kadar pek çok konuda konuştuğumuz Tümer’i tüm samimiyeti ile okumaya hazır mısınız?

HELLO!: Röportajlarınızı uzun süre YouTube’da sürdürdünüz, şimdi yeniden CNBC-e programınızla televizyona döndünüz; sanırım her gün yeni bir konuğunuz var. “Ben artık keyfe çalışmak istiyorum” demiştiniz; bu kararı nasıl aldınız? “Mekanın sahibi geri geldi” diyebilir miyiz?
Saba Tümer: İşimi yapmayı çok özlemiştim. Özlediğim için de YouTube’a başlamıştım işin esasında. Daha sonrasında CNBC-e’den teklif gelince, böyle bir teklifi reddetmek olmazdı. Sonuçta haftanın beş günü izleyicilerimle buluşmaya fırsatım oldu. Evet, diyebiliriz: “Mekanın sahibi geri döndü!” Şimdi hem YouTube hem de televizyon devam ediyor.
HELLO!: Program devam ederken bir de Nilgün Belgün ve Nükhet Duru ile yeni bir kabareye başlıyorsunuz…
S. Tümer: Evet, onun için de çok heyecanlıyım gerçekten. Çünkü ilk kez kabare yapacağım. Nükhet’in doğum günündeydim, orada beni sahneye davet etti. Ben sahneye çıkınca Nilgün’ü de davet etti. Zaten üçümüzün arası çok iyidir. O sırada biz böyle doğaçlama bir şeyler yaptık. Necati Akpınar da oradaydı. Biz sahneden indik, Necati Bey, Nilgün’le benim yanıma geldi. O sırada Nükhet hâlâ sahnedeydi. “Sizin üçünüze bir şey yapacağım” dedi. Biz, Hollywood’dan teklif almış gibi heyecanlandık. Bir mutluyuz, bir mutluyuz, anlatamam. Sonrasında yazın birkaç tane toplantı yaptık, bütün projeyi ortaya çıkarttık. Provalarımız başladı. İnşallah mart ayı itibarıyla sahnelerde göreceksiniz üçümüzü. Hem sohbet edeceğiz, hem şarkılar söyleyeceğiz.
HELLO!: Gezersiniz de tüm Türkiye’yi…
S. Tümer: Evet, gezeriz. Ama bir yandan da televizyon devam edecek. Çünkü bant yayın olduğu için hepsini dengelememe ve program yapmama yardımcı oluyor. Bir anda çok fazla şey yapmaya başladım. Geçen gün kuzenimle konuşurken, “Vallahi duş almaya bile zamanım yok” dedim. Neredeyse öyle bir yoğunluk içindeyim çok şükür ki. Ama iki proje de o kadar severek yaptığım işler ki, keyif alınca zaten o yorgunluk da fazla önemli olmuyor senin için.
HELLO!: Daha önce kabare yapmadığınız için de ayrıca bir heyecan vardır değil mi?
S. Tümer: Çok dolu bir heyecan o. Sahnede, düşünsene yanında Nilgün Belgün’le Nükhet Duru var. İki tane duayen… Onun için çok heyecanlıyım, seyirciyle iç içe olacağız. Bir de bizler insanları eğlendirmeyi seven kişileriz. Onun için insanları eğlendirmek, onları oradan mutlu çıkartmak, çok büyük haz verecektir, ona inanıyorum.
HELLO!: Saba Tümer markasını nasıl tanımlarsınız? Bileşenleri nedir?
S. Tümer: Ay onu ben nasıl tanımlayacağım, sen tanımla şekerim.
HELLO!: Ben bir izleyici olarak dışarıdan dik duruşlu, çok özgüvenli, ulaşılması zor fakat çok eğlenceli ve başarılı bir kadın görüyorum…
S. Tümer: Çok teşekkür ederim gerçekten. Evet, öyleyim. Fazla bir şey çaktırmayan… Ben bir şeyleri göstermeyi sevmiyorum. Tabii ki moralimin bozuk olduğu zamanlar oluyor ama mutsuzluğumla insanları sıkmak istemem. Onun için de kendi içimde çözerim. Kendi yakınlarıma bile fazla anlatmam. Ama bu, bilerek yaptığım bir şey değil.

HELLO!: Televizyon zaman içinde evrilirken, programcılık da değişiyor. Bunun için neler söylemek istersiniz? Bu zamanda seyirciyi yakalamanın sırrı ne?
S. Tümer: Evet, programcılık çok değişmiş. Şimdi tekrar başladığım için daha bir işin içinde, daha bir farkında oldum. Zaten fark ediyorsun kanalları seyretmeye başlayınca. Ama şöyle ki; Allah’tan kitlem beni çok özlemiş ve aynen kaldığımız yerden devam ettik. Onun için de ara vermem çok iyi olmuş. Çünkü sıkılabilirlerdi. Ben de kendimden sıkılmıştım. Onun için ara vermiştim. Ama şimdi kaldığın yerden devam ettiğini görmek inanılmaz bir haz. Gelen mesajlardan, DM’lerden, yazılanlardan, söylenenlerden belli… Onun için çok keyif alıyorum.
HELLO!: Televizyon programı ile karşılaştırdığımızda YouTube’da konuklarla daha rahat ve filtresiz bir konuşma ortamı var tabii. Ama siz eski fabrika ayarlarınıza dönüp hemen otokontrole adapte olmuşsunuzdur herhalde? Başka nasıl farklar var?
S. Tümer: YouTube tabii ki çok rahat. Her şeyi konuşabiliyorsun, her gelen konuk da daha rahat oluyor. Fakat televizyonda o da çok otomatik bir şey, bir anda televizyon kulaklığı falan takıyorsun ya... O kulağa girdiği anda televizyonda olduğunu anlayıp bir anda otokontrollü bir sunucu oluyorsun.
HELLO!: Ama bence o, izleyici olarak çok fark edilen bir şey değil. Siz zaten çok rahat ve samimisiniz. Dolayısıyla izleyenler için ütopik bir fark yok pek…
S. Tümer: Ama sorduğun soru veya konunun gittiği yer olarak öyle. Çünkü YouTube’da çok geniş bir alana gidebilirsin. Televizyonda konuşurken, YouTube’da konuşurkenki kadar rahat değilsin. Markalar ya da cinsellik üzerine özellikle... Bunun için soruyu daha farklı soruyorsun mecburen. Yani o, otomatikman gelen, herhalde yılların tecrübesi. Artık 30 yıl oldu neredeyse.
HELLO!: Röportajlarınızda sık sık duyduğumuz bir cümle var: “Sana çalışırken…” Röportaj yapacağınız kişiye ‘çalışmanın’ önemi ve değerini biz de çok iyi biliyoruz; siz nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Bu deneyimde bile buna önem vermeniz size nasıl bir avantaj sağlıyor?
S. Tümer: Çalışmak zorundayım; çünkü bir gazeteciyim ve konuğumu da benim evime gelmiş olan misafir diye görüyorum. Onu da en iyi şekilde ağırlamak zorundayım; bu, içgüdüsel bir şey sonuçta. Şimdi çalışmam gerekiyor ki daha önce anlattığı şeyleri anlatmasın. Herkes zaten anlatıyor her şeyi uzun bir zamandır. Onun için daha değişik bir konu çıkartmak, onun daha değişik bir yönünü ortaya çıkartıp daha değişik bir yönüyle tanınmasını sağlamak. Aslında bunu biraz kendim için de yapıyorum. İzleyiciye de daha tatlı bir keyif versin. Mesela bu adam da böyle yapıyormuş ya da bu kadın da böyle yapıyormuş gibi. Daha bir empati oluyor izleyicinin arasında…

HELLO!: Evet; çünkü izleyicide kendi yaşadığı benzer bir duyguyu canlandırıyor konuğun bir cevabı değil mi?
S. Tümer: Aynen! O zamanki ruh halin neyse o gün onu seyrederken, o kelimeyi cımbızlıyorsun. Birçok kişi için o an başka pencere açabilir, o konuğun verdiği cevaptan.
HELLO!: Röportaj yapacağınız isimleri nasıl seçiyorsunuz? Şu ana kadar sizi en çok etkileyen ya da şaşırtan kişi kim oldu diye sorsak?
S. Tümer: Her şekilde insan zaten etkileyen ve şaşırtan bir varlık. Onun için de muhakkak ki etkileyeceği veya şaşırtacağı bir şey çıkıyor.
HELLO!: Tüm konukları siz bizzat mı seçersiniz, yoksa editörün yardımı olur mu? Editörün hazırladığı listeden mi gidersiniz?
S. Tümer: Editörün de seçtikleri, önerdikleri oluyor ama hep ortak bir karar veriyoruz. Çünkü merak edilen insanlar aynı insanlar. Onun için ben sosyal medyada görüp merak ettiğim kişileri de davet etmek istiyorum ve davet ediyorum. Merak uyandıracak, izleyicinin de hoşuna gidecek kişileri seçmeye çalışıyorum.
HELLO!: Motivasyon konuşmacısısınız aynı zamanda. Motivasyon çok kişisel ve her döneme göre değişiklik gösteriyor. Siz hangi konu üzerinde duruyorsunuz bu olguyu anlatırken?
S. Tümer: Üniversitelerde yaptığım zaman programın adı ‘Kafayı Değiştir’ idi. Orada kendi kariyer yolculuğumu anlatıyorum. Kendim ve kariyer yolculuğumda yaşamış olduğum badireler, onlar, bunlar… Ayrıca çok tembel bir öğrenciydim ben. Sekiz senede gazetecilikten mezun oldum, düşün. Sekiz senede gazetecilikten mezun olup bir Saba Tümer markası yaratmak öğrencilerin de çok hoşuna gidiyor. Yani kopya çekerek geçmiş, onu da sekiz senede bitirmiş. Ama benden ne olacağını bilirdim, avukat olacağım veya doktor olacağım falan gibi hayallerim yoktu zaten. Benden olacak olan buydu, kendimi de biliyordum. Onun için de o çok cezbediyor gençleri.
HELLO!: Peki en çok seyredilen hangi röportajınız/konuğunuz oldu?
S. Tümer: Ay, şimdi onu hatırlamam mümkün değil… Ama YouTube’da Acun çok seyredildi, Esra Dermancıoğlu, Ayta Sözeri, Mabel Matiz…
HELLO!: Esra Dermancıoğlu şahane bir kadın değil mi? Çok vizyoner, çok dolu, çok komik…
S. Tümer: Çok bayılıyorum ona, çılgınım o benim.
HELLO!: En çok kimleri ağırlamak isterdiniz?
S. Tümer: Brad Pitt, Jeff Bezos ve Oprah Winfrey. Instagram’dan da yazdım. Umarım görürler ve gelirler. Herkes kendi için yürürken ben kariyerim için yürüyorum Instagram’dan.

HELLO!: Çekimler sırasında “Bunu asla unutamam” dediğiniz komik ya da trajik bir anı var mı?
S. Tümer: Çok vardır yaa, çok oluyor. Ama ben unuturum çoğu şeyi… Her şeyi hatırlamak da sıkıcı.
HELLO!: Çekimden önce hâlâ heyecanlanır mısınız? Bu konuda rutinleriniz var mıdır?
S. Tümer: Hiç yok, hiç heyecanlanmam.
HELLO!: İşiniz gereği pek çok oyuncu ve diziyi takip ettiğinizi görüyoruz. Bu sezon favori dizi ve karakterleriniz hangileri?
S. Tümer: ‘Leyla’yı bu sezon çok seviyorum, ‘Sandık Kokusu’nu da bu sezon seyretmeye başladım. ‘Kızılcık Şerbeti’ni seyrediyorum, ‘Bahar’ı seyrediyorum. ‘Siyah Kalp’, ‘Hudutsuz Sevda’, ‘İnci Taneleri’... Mesela perşembeleri üç diziyi aynı anda kaydedip sonraki günler seyrediyorum.
HELLO!: Peki dijital platformlarda takip ettiğiniz diziler var mı?
S. Tümer: Netflix’te bu aralar hiçbir şeyi beğenmiyorum. Güney Amerika dizileri var güzel ya da İspanyol dizileri var, bir tek onları severim. Bu ara orada bir şeyler bulamıyorum nedense. İspanyol ve Meksika dizileri güzel. Çok güzel kurguları var, hep onları seyrediyorum. Adam güzel olsun, kadın güzel olsun, hoş olsunlar. Öyle sefalet falan sevmiyorum. Çocuk ajitasyonu sevmem, açmam bile, gördüğüm anda kapatırım, zaplarım.
HELLO!: Gazetecilik mezunusunuz ve NTV’de başlamak için İzmir’den İstanbul’a geldiniz. Sohbetlerinizde medyadaki rekabet ortamına değinip mesleğinizle ilgili hep kendi yolunuza gittiğinizi söylüyorsunuz. Peki bu yolda ilerlerken ne gibi zorluklar yaşadınız? Nasıl başa çıktınız?
S. Tümer: Vallahi bu yolda ilerlerken yaşanabilecek her zorluğu yaşadım. Mobingler hâlâ var… Mobingler, ayak oyunları, Bizanslar, onlar, bunlar... Hepsini yapmaya çalıştılar fakat ben, o oyunu bilmiyorum. Bilmediğim için de tamamen kendi önüme bakıp kendi yolumdayım. Görmezden gelip ya da kendi kendime yastıkları döverek ağlayıp ondan sonra yoluma devam ettim.
HELLO!: Bu sektörde omurgalı durmak, kendi doğrularından şaşmamak çok kıymetli. Siz de tam olarak böyle ilerlediniz. Bunu tabiri caizse Amazon kadını olmaya benzetiyorum. Süreç içinde kendinizden ödün vermeden ilerlemenin bedelleri oldu mu?
S. Tümer: Muhakkak ki olmuştur. Ama sonuçta su yolunu buluyor. Olacak olan oluyor. Tek bildiğim, kafamı yastığa rahat bir şekilde koyduğuma göre demek ki doğru bir yol çizmişim.
HELLO!: Bir işiniz istediğiniz gibi gitmediğinde düşünce akışınız nasıl şekillenir? Daha iyisi gelecek inancı var mıdır?
S. Tümer: Vardır, olan da hayırlıdır, olmayan da... Onun için olmayan şeyi zorlamam, olmayan şeyin peşinden koşmayı da sevmem. Olmuyorsa, muhakkak ya daha iyisi gelecektir ya da onu yapmamın zamanı gelmemiştir diye inanırım.
HELLO!: Geriye dönüp baktığınızda meslek hayatınızın dönüm nok- tası olarak nitelendireceğiniz bir dönem, proje ya da karar var mı?
S. Tümer: Bende birkaç tane dönüm noktası oldu. Bir tanesi İzmir’den İstanbul’a gelmek. Daha sonra NTV... Sonra Show TV’ye geçmek bir dönüm noktasıydı. Okan Bayülgen’le çalışmaya başlamak bir dönüm noktası. Birkaç tane böyle herkesin çok şaşırdığı, köşe yazılarında yazdığı bir dönemden geçtim. Ama mesela sonuçta iyi ki yapmışım. Onlar beni programcılığa taşıdı ve işte zaten habercilikte önümü kesmeye çalışanlar mesela, onlar yüzünden yön değiştirmek zorunda kaldım. Ama ben ona şöyle bakıyorum; hayatın eli beni çevirmiş gibi oldu sonuçta bakınca. Çünkü gitmem gereken yol buymuş. Ondan sonra yönümü değiştirince kendimi buldum. Buymuşum ben, bunun için doğmuş olduğuma inanıyorum. İyi ki de olmuş.
HELLO!: Başarıyı yakalamak kolay ama aynı ivmede devam ettirmek zordur derler. Sizin için başarının tanımı nedir? Kendinize hedefler koyar mısınız?
S. Tümer: Özellikle yaptığım bir şey yok. Ben kendim olmak dışında bir şey yapmayı zaten bilmiyorum ve nasıl olurunu da bilmiyorum. Evet, belli bir yere gelince; “Tamam onu da yaptım, o da geldi, bunu da yaptım, şu da geldi, sıradaki”... Kendi kendine daha ne yapacağım yani? Onun için zaten bir ara vereyim, bir seyahate gideyim, biraz dünyadaki merak ettiğim yerleri göreyim, haftanın beş günü çalış nereye kadar diye düşünmüştüm ki çok da doğru yaptığıma inanıyorum şu anda.

HELLO!: Şimdiye dek iş hayatında edindiğiniz en önemli tecrübe nedir?
S. Tümer: Önüme bakmak! Hiç kimseye bakmadan, kim ne yaptı, kim ne etti, kim ne dedi, hiçbir şeyle ilgilenmeden, tamamen kendi yolumda, kendi önüme bakmak.
HELLO!: Daha önce yaptığımız sohbetten, pazar günlerini kendinize ayırdığınızı biliyorum. Kendinizle baş başa kalmaktan keyif alan birisiniz. Zihninizle baş başa kaldığınızda neler yapar, neler düşünürsünüz?
S. Tümer: İnsansın, hiçbir şey düşünmediğin bir süreç olamaz, olmuyor. Yani beyin devamlı çalışıyor, bir şeyler düşündürtüyor insana. Ama dinlenmeyi seviyorum. Pazar günleri geç uyanayım, kendimle vakit geçireyim, kendimle bir keyif yapmayı istiyorum. Cany Crush oynuyorum, dizi seyrediyorum, arkadaşlarımla telefonda konuşuyorum.
HELLO!: Yay burcusunuz ve burcunuzun çoğu özelliğini taşıdığınızı ekranda da görebiliyoruz. Çok eğlenceli, kendine güvenen, espri anlayışı kuvvetli, zeki bir kadınsınız. Sizi en çok ne üzer ve bu üzüntüyle ya da hayal kırıklığıyla nasıl baş edersiniz?
S. Tümer: Üzüntü veya hayal kırıklığı. Üzüntülü olduğum zaman çok fazla şey yapmayı sevmem, kendi içime kapanırım, kendi dünyam içerisinde onu halletmeye çalışırım. Çok fazla dışarıya yansıtmamaya çalışırım. O şekilde böyle birkaç günü geçirip ondan sonra da bir anda sosyalleşip unutmaya başlarım.
HELLO!: Yeni programınıza başladığınız tarihi astrolojik olarak danıştınız mı?
S. Tümer: Danışmadım, artık astrolojiden çok sıkıldım. Çünkü devamlı felaket haberleri var. Yok o geri geldi, öteki geri gitti, onu imzalama, bunu imzalama falan filan... Devamlı korkutan bir astroloji var.
HELLO!: Hayatta, gerektiği zaman esnemeyi ve farklı yönden bakmayı bilen birisiniz. Ama şuna asla tahammül edemem dediğiniz bir şey sorsak?
S. Tümer: Hayatı geldiği gibi yaşamama gibi bir şansın yok ki... Hayatla savaşamazsın; hayat her zaman kazanır. İçten pazarlıklı insanları da tabii ki sevmiyorum, herkes gibi. Aptal yerine konmaya tahammül edemiyorum; çünkü yeteri kadar zekiyim. Karşımdakinin kendini daha akıllı zannedip de öyle bir şeye girmesi bana biraz zavallılık geliyor, soğutuyor kendinden. Ne gerek var. Beni aptal yerine koymaya çalışıyor. Sen giderken ben yolu asfaltlayarak dönüyordum yani.
HELLO!: En İzmirli özelliğiniz?
S. Tümer: Keyfime düşkün olmam ve rahatlığım. Çok fazla sıkıntıya gelemem. Çok yürümüş, çok çalışmışsam mutlaka ara veririm.

HELLO!: Eskiden verdiğiniz bir röportajda, “Hepimiz bir oyunun içerisindeyiz ve her şey bu oyunu nasıl oynadığınıza bağlı” demişsiniz. Başrol olarak, elinizde sihirli bir değnek olsaydı, bu oyunda neler değiştirmek isterdiniz?
S. Tümer: Orada neyi kastettim acaba? Oyunu değiştirirdim baştan. Ne gerek var oyuna değil mi? Düz ol, kendin ol, rahat ol.
HELLO!: Gülüşünüz her zaman çok içten ve sizi diğerlerinden ayıran en önemli özellik. Bunu kasıtlı yaptığınız oluyor mu? Yoksa tamamen spontane gelişen bir durum mu?
S. Tümer: Bazen sinirden de gülüyorum. Ben ağlanacak yerde de mesela o enerjiyegirmemek için gülüyorum. Kafamı dağıtmak için, ağlamamak için de... Tabii ki ağlıyorum ama bazen öyle cevaplar ya da öyle durumlar oluyor ki ağlamamak için veya havamız değişsin diye de gülüyorum. Mesela Ayta ile yaptığımız programda öyle olmuştu.
HELLO!: O zaman hikayenin başına dönersek, zaten ana haber sunsaydınız bile bu gülme durumu sizi zorlardı gibi hissettim şimdi… İyi ki olmamış.
S. Tümer: Onlar başıma geldi NTV’de. Son 10 diyorlar ya, son 5’te gülmeyi kesip bir anda o haberi sunup tekrar kaldığım yerden bant girince güldüğüm oldu.
HELLO!: Gülmek bulaşıcı olduğu için insanın morali bozukken bile siz gülünce gülesi geliyor... Genel olarak hayata karşı hep pozitif misiniz?
S. Tümer: Pozitif olmak hiçbir şeyi takmıyorum demek değil. Pozitif olmayı seçiyorum; çünkü öteki türlü daha depresif olmaktansa pozitif olmayı seçip orada kalmaya çalışıyorum işin esasında. O dramayı sevmem. Aşağı çeken insana da katlanamam yani. Sürekli şikayetçi, sürekli mıy mıy... Enerjimi aşağı çeken insanlarla görüşmeyi sevmiyorum.
HELLO!: Sanırım bir insanın ne kadar arkadaşı olursa olsun, eğer kardeşi varsa onunla paylaşımı bambaşka oluyor. Özellikle birlikte büyüdüyse ilk paylaşımı, ilk sevgiyi, ilk kavgayı da onunla deneyimliyor. Kardeşiniz Eda Tümer, mesleğinden de ötürü aynı zamanda personel shopper’ınız. Aranız nasıldır? Ona styling dışında en çok neleri danışırsınız?
S. Tümer: Kardeşlik gerçekten önemli bir şey. Biz bir de genç yaşta anneyi de kaybettikten sonra daha bir yakın olduk. Hatta öyle bir şey oluyor ki; sen abla mısın, anne misin bir kavram karmaşası da maalesef oluyor. Onu ayrıştırmaya çalıştığım bir dönem de oldu işin esasında. Ama beni en sert ve en doğru eleştiren kişi kardeşim. Onun için de mesela o, bu, şu bir şey söylemiş hiç iplemem; ama Eda söylüyorsa belli ki doğru söylüyordur. Biz zaten aile olarak; teyzemler, kuzenler herkes birbiriyle yakındır.
HELLO!: En çok parayı hâlâ ayakkabı ve çantaya mı yatırıyorsunuz? Son dönemde favorileriniz var mı?
S. Tümer: Son dönemde “Artık ayakkabı almayacağım” dedim ama yine aldım. Çizme de aldım, stiletto artık giymiyorum, yürüyemiyorum zaten stiletto’larla, sevmiyorum. Daha kısa topuğu tercih ediyorum artık; çünkü zaten zamanında o kadar çok almışım ki ötekilerden, hepsi duruyor. Çanta olarak da bu sene Eda aldı bir tane bana. Onun dışında pek bir şey almıyorum, öyle çok fazla şey yapmıyorum artık. Bir tek yazın yapıyorum ben alışveriş, kışın o kadar almam.
HELLO!: Takılarda da hep ilginç kombinasyonlar yapıyorsunuz, meraklı mısınız?
S. Tümer: Onların hepsini Eda yapıyor, Eda buluyor yani. Kızımızın gözü iyi olduğu için benim bir şeyle uğraşmama gerek kalmıyor. Zaten bir yerde bir şey beğendiğim zaman ona atıyorum fotoğrafını “Eda bunu alayım mı” diye soruyorum. Boşu boşuna para harcamayayım. “Al” diyor, “Alma” diyor. “Şunu al” diyor mesela, “Yok bu çok pahalı” diyorum. “Al sen” diyor, alıyorum. Senelerce kullanıyorum o aldığım şeyi.
HELLO!: Seyahat etmeyi sevdiğinizi biliyoruz; ara verdiğiniz dönemlerde nerelere gittiniz, en çok etkilendiğiniz kültür hangisi?
S. Tümer: Maldivler’den tut Seyşeller’e, Bogota’dan tut Cartagena’ya, Saint Lucian’dan tut Barbados Adası’na kadar gittim. Anladığın gibi daha tropikal yerlere, öyle şehir şehir değil de deniz, güneş, “Burada kemiklerim ısınsın” falan diye yaz olan yerlere gittim; hepsi de harikaydı. Çok şükür ki gitmişim. Hele Cartagena’ya bayıldım, çok güzel bir yer. Hiç öyle bir yer beklemiyordum. Ne işimiz var Kolombiya’da falan diyordum arkadaşlarıma ama hiç öyle çıkmadı. Bahama Adaları da çok güzeldi. Hatta ben haritadan bakınca hepsi birbirine yakın gözüküyor ya ben salak gibi dedim ki: “Oradayken Acun’a falan giderim.” Ama bir gittim ki uçaklar değişiyor, en yakın adaya gitmek için bile, gidemedim tabii.

HELLO!: Çeşme sizin için herhalde gençliğinizden beri önemli bir yere sahip, neden vazgeçilmez?
S. Tümer: İzmirliyim, doğduğum günden beri yazları gittiğimiz yer Çeşme. Okullar kapanırdı, biz ertesi gün giderdik. Okulun kapandığı gün giderdik, açılmadan bir gün önce dönerdik. Çok arkadaşım var orada, orayı çok iyi biliyorum. Canım sıkılırsa teyzemlerle kağıt oynuyorum, sote yerleri biliyorum, paparazzilerin beni yakalayamayacağı yerleri. Yaz sonu kilo alıyorsun ya. Yaz başı gittiğim beach ile yaz sonu gittiğim beach arasında bir hayli kilometre var.
HELLO!: Reenkarnasyona inanır mısınız? Daha önceki yaşamlarda ne olduğunuza dair bir hissiniz var mı?
S. Tümer: İnanıyorum; bir kere haritama bakarken daha önce bir lider olduğumu biri söylemişti bana; ama öldürülmüşüm. “Bir lidermişsin ve öldürülmüşsün” dedi. “Şu anda da yine insanlara hitap ediyorsun ama daha güvenli alanda, kamera önünden hitap ediyorsun” diye bir şey söyledi. Ben evrende hiçbir şeyin yok olmadığına inanıyorum. Ama kimdim, neydim onu bilmiyorum. Ama inşallah tekamülümü tamamlamışımdır. Bir daha gelmek istemiyorum.
HELLO!: Belki de o güvenmeme hissi, acınızı paylaşamama hissiniz geçmiş yaşamdan geliyordur?
S. Tümer: Bilemiyorum ki, olabilir. Güvenmemek iyi bir şey değil zaten.
HELLO!: Programlarınızdan anlıyorum ki uzun bir zamandır yalnızsınız. Ama her zaman bunun sizi rahatsız etmediğini, hatta bu konuda kararsız kaldığınızı duyuyorum. Aşık Saba nasıldır? Aşk sizin için ne ifade eder?
S. Tümer: Aşkın gelişi, aklın gidişi. Aşk çok güzel bir şey. O kişiyi acayip bir şekilde görüyorsun, sonra aşkın bittiği zaman bir bakıyorsun adam aynı ama senin görüşün farklı. Bir sürü acayip acayip şeyler görüyorsun. O enerji alışverişiniz gayet güzel bir şekilde oluyor. O tamamlanınca da herkes herhalde kendi yoluna gidiyor diye düşünüyorum. Ama aşk güzel bir şey; şu anda özlemini çekiyorum. Aşık olmayı istiyorum artık.
HELLO!: Tüm kadınlar için ortak birkaç başlık olsa da sizin erkeklerde en tahammül edemediğiniz şey nedir?
S. Tümer: Özgüvensizlikleri. Özgüvenli adam pek görmedim. Muhakkak bir kompleks, bir özgüven eksikliği var; neden kaynaklandığını bilmediğim. En azından bir tık olursa özgüveni, çok iyi olacak. Az da olsa olsun yani.
HELLO!: Sizce bir ilişkiyi devam ettirmede sevgi dışında en önemli olan şey nedir?
S. Tümer: Saygı kesinlikle.
HELLO!: Hiç evlilik deneyimlemeyi düşünmediniz mi? Bugünkü aklınızla geriye dönseniz ilişkilerinizle ilgili yine aynı kararları mı alırdınız?
S. Tümer: Alırdım. Çünkü o tarz ilişkiler seçtim. Kadın hâlâ akıllanmadı. Evlilik, bilmiyorum, hayat öyle denk getirmedi. Ben de onun peşinden koşan bir tip değilim. Ama şu anda vermiş olduğum karardan çok memnunum. Deneyimlemek ister miyim? Neden olmasın?
HELLO!: Psikolojide Füg diye bir hastalık var. Kişi kendi karakterini, yaşadıklarını ve ailesini bir anda unutup bambaşka bir insan gibi davranabiliyor. Bir sabah uyandığında ülkeyi terk ederek bambaşka bir şekilde yaşayabiliyor. Fakat duygu durumu, olaylara karşı olan hisleri değişmiyor. Füg yaşasaydınız, nerede ve nasıl uyanmak isterdiniz?
S. Tümer: Karayipler’de, Bradley Cooper’la uyanmak isterdim herhalde.
HELLO!: Kendinizi programınıza konuk alsanız, en can alıcı olarak hangi soruyu sorardınız?
S. Tümer: “Göründüğün kadar güçlü müsün ve insanlara güvenmeyi nerede bıraktın” diye sorardım.
Benzer Haberler

Milano–Cortina 2026: Spor, moda ve kültürün buluştuğu küresel sahne

Melis Sezen’in yeni projesi belli oldu: Mert Ramazan Demir’le aynı dizide

Beymen Group CEO’su Elif Çapçı: “Lüksün geleceği daha fazla sahip olmak değil, değeri korumak”









