Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
HELLO!

Uluslararası küratör Robert Fleck: “İfade ve sanatın özgürlüğü tehlikede”

Avrupa çağdaş sanatının önde gelen düşünürlerinden, küratör ve sanat tarihçisi Robert Fleck, Sevil Dolmacı Gallery’de ‘European and American Art’ sergisine küratörlük yapmıştı. Modernizmin ardından şekillenen sanat dünyasını, küratöryel yaklaşımını ve çağdaş sanatın evrensel dilini kendine has bir bakışla anlatan Fleck, sohbetimizde geçmiş deneyimlerinden bugüne, sanatın dönüşen ruhunu samimi bir dille paylaşıyor.

RÖPORTAJ: BÜŞRA NAZLAN ÜREGÜL

Avrupa çağdaş sanat dünyasının en entelektüel ve etkili figürlerinden biri olan Robert Fleck, yalnızca bir küratör değil; aynı zamanda sanatı felsefi derinlikte kavrayan bir düşünür. Yıllar boyunca Hamburg’daki Deichtorhallen’den Paris Centre Pompidou’ya, akademiden küratörlüğe, yazarlıktan danışmanlığa uzanan çok yönlü kariyeri boyunca hep sanatı dönüştüren anların izini sürdü. Sanatın bir ‘görüntü’ olmaktan çıkıp düşünceye dönüşmesini savunan Fleck, Sevil Dolmacı Gallery’de küratörlüğünü üstlendiği ‘European and American Art’ sergisiyle İstanbul sanat dünyasına etkileyici bir pencere açtı. Robert Fleck’le gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide; çağdaş sanatın geçirdiği dönüşümleri, küratöryel sorumluluğun ruhunu, Gilles Deleuze ve Michel Foucault gibi düşünürlerin sanatla ilişkisini ve bir sanat eserini ‘zamansız’ kılan unsurları konuştuk. Aynı zamanda Fleck’in Sevil Dolmacı ile İstanbul’da yürüttüğü iş birliğinin, sanatın evrensel potansiyeline nasıl kapı araladığını dinledik.

HELLO!: Biraz geriye giderek başlayacağım. Sanat tarihi okumaya kaç yaşında ve nasıl karar vermiştiniz? Sanat yaklaşımınız ailenizden gelen bir kavram mıydı, yoksa eğitimle mi gelişti?

Robert Fleck: Sanat tarihi okumadım, sadece kendimi sanat dünyasının içinde buldum. Tıpkı Ekrem Yalçındağ’ın da bir anda kendini bu dünyada bulduğu gibi... Özgür bir dünya bu, özgürlüğün dünyası; ancak burada var olabilmek için her gün çalışmanız gerekiyor.

HELLO!: Kavramsal sanat 1960’ların başından günümüze nasıl değişti? Siz bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?

R. Fleck: Kavramsal sanat, yaklaşık 1966 yılında New York’ta ortaya çıkan temel bir fikirdir. Dünyada ve sanatta fikirler nadirdir. Ben 1970’lerin sonlarında bu anlayışla eğitildim; bu sergideki tüm sanatçılar, hatta Georg Baselitz de öyle. Sanat, temsilden ya da soyutlamadan ziyade düşünmeyle ilgili olmalıdır.

HELLO!: Avrupa ve Amerikan çağdaş sanatına uzun yıllardır tanıklık eden biri olarak, sizce günümüzde sanat dünyasının en büyük değişimi ne yönde oldu?

R. Fleck: Bugün, özgür bir devletin temel unsurların tehlikede olduğu bir politik durumla karşı karşıyayız. İfade özgürlüğü ve sanatın özgürlüğü tehlikede. Bu, kimsenin beklemediği bir durumdu.

HELLO!: Bir küratör olarak bir serginin duygusunu ve anlatısını inşa ederken, sanatçılarla kurduğunuz ilişki nasıl bir rol oynuyor?

R. Fleck: Bir küratör olarak rolüm her zaman bir asistan gibi, bir koruma gibi oldu. Hiçbir zaman para konuşulmadı; çünkü böyle sergilerde para kazanmak değil, başka değerler söz konusudur. Sanatçılar ve eserleri kırılgandır. Sevil Dolmacı gibi profesyoneller, tarihin bazı özel anlarında sanatçıların çalışmalarını bir adım öteye taşıyabilecekleri fırsatlar yaratır. Bu sergi de tam olarak böyle bir ‘an’ı temsil ediyor.

HELLO!: Döneminin en etki bırakan isimleri filozof Michel Foucault, Gilles Deleuze ve sosyolog Jean Baudrillard’ın düşüncelerinden etkilendiğiniz oldu mu? Sonuçta Sorbonne mezunusunuz.

R. Fleck: Ben Avusturyalıyım, 1980’de ülkemi terk ettim ve Paris’e belgelerim olmadan gittim. Ancak Paris bir sanat alanıdır. Hemen orada çalışmak istediğimi söyledim. Yasadışı bir yabancı olmak sorun olmadı, kültür bakanlığı ve Centre Pompidou benden metinler istedi, faturalarımda sahte kimlik numaraları yazdılar. İşte böyle zamanlarda, hoş karşılandığınızı anlarsınız. Benim kuşağımdaki sanatçıların atölyelerinde Deleuze, Guattari, Foucault gibi düşünürlerin metinlerini Almanca çevirilerinden okurduk. Bu sergide eseri bulunan Katharina Grosse’nin temsilcisi Rosemarie Schwarzwälder de bu çevredeydi. Sonra Deleuze ve Foucault’nun derslerine katıldım ve sonsuza dek orada kalmaya karar verdim. Derslerinin sonuna kadar oradaydım. Her şeyi onlarla öğrendim. Deleuze, 1987’de emekli olurken bana “Ne yapacaksın?” diye sordu. “Bilimde şansımı deneyeceğim” dedim. “Sen delisin, sanatçıları anlıyorsun. Sanatçılarla kal” dedi. Hayatı boyunca hep temas halinde kaldık.

HELLO!: 21. yüzyılda sanatçı olabilmek için iyi bir gözlemci olmak ve yaratıcılık dışında ne gereklidir?

R. Fleck: Her şey, her zaman, yalnızca kendi yolunda ilerlemek ve üretmekle ilgilidir. Sanat, insanların kendi yolunda bir şeyler yapmasıdır. 21. yüzyılda bu daha da zor bir hale geldi; çünkü endüstriyel görüntülerle dolu bir dünyada yaşıyoruz... Bir ürün almak, bir imaj ya da ne olursa olsun bir şey satın almak için yapılan görüntüler var. Bu sergi de sekiz çok bağımsız görsel yaratıcıyla ilgili; çünkü resim ve heykel, basit bir görüntü oluşturmanın dışında, bir alternatif haline geldi. Sanatçılar, dünyayı algılama şeklimizi değiştiriyorlar.

HELLO!: Sizce günümüzde bir sanat eserinin ‘zamansız’ olmasını sağlayan unsurlar nelerdir?

R. Fleck: Eser eğer sadece telefonlarımızdaki gibi bir ‘görüntü’ değilse... Ama sonsuza kadar sürecek çok garip ve sıra dışı bir şeyse; bu, eseri ‘zamansız’ kılar. Bunu fark etmek çok zordur. Bu yüzden çok az iyi sanatçı vardır.

HELLO!: Sanatın iyileştirici ve toplumları değiştiren bir gücü var. Toplumsal hareketlerde, başkaldırışlarda, sanatın yeri için neler söylemek istersiniz?

R. Fleck: Evet, sanat, demokrasi fikrinin inşasında önemli bir rol oynamış ve hâlâ oynamaktadır. Eugène Delacroix’ın 1830-31 tarihli ‘Halka Yol Gösteren Özgürlük’ tablosu hâlâ tüm zihinlerde yer etmektedir.

HELLO!: Belki seçim yapmak zordur ama şimdiye kadar en etkilendiğiniz sanatçı hangisiydi ve neden?

R. Fleck: Georg Baselitz, Katharina Fritsch ve Katharina Grosse’yi çok beğeniyorum. Onların öyle bir içsel güçleri var ki, hiçbir taviz vermezler.

HELLO!: Sanat, gündelik hayatınızı ve yaşam biçiminizi nasıl etkiliyor? Sadece bir iş değil, iliklerinize işleyen bir hayat felsefesi olmalı sizin için…

R. Fleck: Önemli sanatçılar günlük yaşamla ve yaşam tarzıyla ilgilenmez. Sanatın harika yanı tüm bunların, gündeliklerin ötesinde olmasıdır.

HELLO!: ‘European andAmerican Art’ sergisi, Avrupa ve Amerika çağdaş sanatının önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Bu serginin küratöryel vizyonunu oluştururken nasıl bir kavramsal çerçeve belirlediniz?

R. Fleck: Fikir, Sevil Dolmacı’nın sürekli eşliğinde, İstanbul’daki bu özel durum için birlikte çalışma ayrıcalığına sahip olduğum sanatçıları davet etmekti.

HELLO!: Sergide Georg Baselitz, Katharina Grosse, Erwin Wurm gibi dünya çapında önemli isimler var. Sanatçı seçimini yaparken hangi kriterler sizin için belirleyici oldu?

R. Fleck: Kriterimiz şuydu: “Evet, tamam, şu an orada olmak iyi bir fikir.” Birkaç sanatçı katılmak istedi ancak sanat piyasasının bu kadar yüksek bir seviyesinde elde mevcut eser yoktu. Bu düzeydeki sanatçılar, atölyelerinden çok az sayıda eserin çıkmasına izin verirler.

HELLO!: Modernizmin sona ermesinden bu yana sanat dünyasında belirgin bir akım olmadığını söylüyorsunuz. Bu da daha özgür ama daha karmaşık bir sanat dünyası mı doğurdu?

R. Fleck: Sorularınızı gerçekten beğendim, çok teşekkür ederim. Bir bakıma evet; ancak Avrupa’da ve Amerika’da da şu anda her şey çok karanlık.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo